<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164</id><updated>2011-04-21T11:49:26.470-07:00</updated><category term='Türk Dili'/><category term='Tarih'/><category term='Hukuk'/><category term='Edebiyat'/><category term='Biyografi'/><category term='Yazım Kılavuzu'/><category term='Öss-Tü'/><category term='Öss-Türkçe'/><category term='Yararlı Bilgi'/><category term='Türkçe-Akademik'/><category term='Gazeller'/><category term='Eğlence'/><category term='Roman Ozetleri'/><category term='Türkçe'/><category term='Makale'/><title type='text'>eğitim sitesi,ders notları,  edebiyat, tarih, türkçe, öss, oks, roman özetleri</title><subtitle type='html'>eğitim sitesi, ders notları, edebiyat, tarih, türkçe, öss, oks, roman özetleri</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>421</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6886911776677243047</id><published>2008-01-10T13:32:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:32:21.452-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>siir uzerine aforizmalar</title><content type='html'>Şiir bir çıkartmadır, uyuyan topraklara uyumayışlardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir ısrarlı bir telkindir, ama tekin olmayabilir bazı telkinler gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir yazılamaz olunca mı anlaşılır nasıl yazılacağı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir, kapatmalarla dolu bir haremi elegüne açmak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı iyi şairleri şiir ağası olmaktan korusun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazan bir şair, tek şiirle, bir başka şairin yüzlerce şiirini yok eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı kitapların yanında not: tükendi. Şiirler, şairler için de geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlıklardaki gibi, şiirlerdeki kalabalık da bir uyumsuzluktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava ve kara limanları gibi, yer yer şiir limanları da olmalı; şiir trafiğinde yersiz tıkanmaları önleyecek limanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair, kendi tarlasına da su isteyen kişidir. Bu istek çekişmelere, çatışmalara yol açar. Sonra bu su, bazen faydalı ürünler verir, bazan baldıran otları. Ne olursa olsun şiir, bir tarlayı koru^ma çabasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var mısın bir İzmir ya da Paris Çok bunaldılar mı gezilere çıkamayanlar, oturur şiir yazarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiğimiz insanlara bile ancak işimiz düşünce uğrarız da, şiirleri arayıp soran yok diye niçin yakınırız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirler, beraber söylenen solo şarkılardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarılı bir şiirin keyfi bir yenisine kadar sürer, duyulan o hüzün bir vefasızlık utancıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki tür şair sevilmez: Ya sızlanan ya da bitpazarında hurdacı dükkânı açmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir bir inattır: Ne yazarız onlar gibi ne de bizden başka sanat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahat düşkünlerine uzaktır, bazı algılar. Güçlü şiirler de çaba ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir, yananlar ve kendini yakanlarla dolu dönemlerde içten bir yanışı gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir, İnce ince soğan doğramak gibi. Çok eğilmişseniz üstüne, yaşarır gözleriniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurşuna dizilir ölürler, şiire dizilir dururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir, varlıklı-yoksul, ikisinin de uzağındadır,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir beraberliğin bitişinde her zaman biraz hüzün vardır, hele şiirler için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlük maddeleri, roman okur gibi ard arda okunur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sözlükte bir maddeye bakarız, bir süre sonra bir başka maddeye, ve kapatırız kitabı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir yenisine, ya da tekrar evvelce baktıklarımızdan birine. Şiir kitapları için de geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güçlü şiir ya bir hayır ya bir bedduadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir iki şey ister: hem seni, hem hünerini. Tek başına sen sıkıcı bir ağırlıksın, hüner ağırlığı hafifletir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri şiir yazar, biri o şiir üzerine kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Camın hemen yanına oturmak gibidir bazı şiirler; oysa gerilerde bir yerden uzaklar da görü^lür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kişiyle bile konuşulamaz şeylerle dolmuşsa bardak başlar şiir taşkını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solmuş sarı fotoğraf, duvarda, bir zaman çektiğimiz şiirin başka bir tanımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şiir yazılırken, daha önce yazılmış, aşağı yukarı aynı havada, aynı temada bir başkası, hayranlık ya da hasetle hatırlanıyorsa, bu yenisinde de iş vardır (bazan da yok).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir eldir güçlü şiir, el verse kıvıracağımızısanırız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnce, çelimsiz görünür, oynar bizimle ve çok sürmez elimiz yapışır masaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi klinikleri gibi, şiir klinikleri de olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiiri hareketli yapan, kimi sözcükler arasında gidiş gelişler, hemen görülemeyen alış verişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir ziyaret saatleri 24'ten sonra olmalı. Ne yazık ki 24'e kadar, gelenler de çok değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı şairlerin ölümüne yanarız, ancak onların şiirleridir ki, yıllar sonra soğuklarda gene ısıtır bizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı besinler insanı tok, bazı şiirler insanı genç tutar ve ikisi hemen hemen aynı kapıya çıkar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önlenir oburluklar, erken kocamalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizli şiir sayısı, gizli işsiz sayısından aşağı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok şiirler, varlıklarını duyuramaz, kendilerine bir elin uzanmayışına sessizce katlanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şairin yakındığımız yanı ya dilidir, ya dilsizliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir duvarı aşamayan seslenişler şiir. Duvarın arkasında millet maç seyrediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir kazalarında ölenlerin, sakat kalanların sayısı, trafik kazalarındakinden kat kat fazladır, hep aşırı hızdan, dikkatsizlikten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlham, evet, bir şey vurdu oltaya, ümide kapılırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama iğneye takılan, atılmalık bir fasarya da olabilir. Önemli olan sözcüklerin birbirini çekmesi, dizelerin dizi dizi ağda birikmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalçene şiircikler, bir kaşık suda gargara. Şiir bir durum, bir sorun üzerinde ölçülü konuşan, susunca da bizim düşünmemizi bekleyen bir olgunluktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz hangi dizede hangi sözcük, daha da yerinde, daha da güzel - sormadan değiştiriniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi şair, gereğince Karac'oğlan. O söyle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kim var imiş ben burada yoğ iken."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir bir çıkartmadır, uyuyan topraklara uyumayışlardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir ısrarlı bir telkindir, ama tekin olmayabilir bazı telkinler gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir yazılamaz olunca mı anlaşılır nasıl yazılacağı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir, kapatmalarla dolu bir haremi elegüne açmak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı iyi şairleri şiir ağası olmaktan korusun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazan bir şair, tek şiirle, bir başka şairin yüzlerce şiirini yok eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı kitapların yanında not: tükendi. Şiirler, şairler için de geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlıklardaki gibi, şiirlerdeki kalabalık da bir uyumsuzluktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava ve kara limanları gibi, yer yer şiir limanları da olmalı; şiir trafiğinde yersiz tıkanmaları önleyecek limanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair, kendi tarlasına da su isteyen kişidir. Bu istek çekişmelere, çatışmalara yol açar. Sonra bu su, bazen faydalı ürünler verir, bazan baldıran otları. Ne olursa olsun şiir, bir tarlayı koru^ma çabasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var mısın bir İzmir ya da Paris Çok bunaldılar mı gezilere çıkamayanlar, oturur şiir yazarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiğimiz insanlara bile ancak işimiz düşünce uğrarız da, şiirleri arayıp soran yok diye niçin yakınırız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirler, beraber söylenen solo şarkılardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarılı bir şiirin keyfi bir yenisine kadar sürer, duyulan o hüzün bir vefasızlık utancıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki tür şair sevilmez: Ya sızlanan ya da bitpazarında hurdacı dükkânı açmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir bir inattır: Ne yazarız onlar gibi ne de bizden başka sanat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahat düşkünlerine uzaktır, bazı algılar. Güçlü şiirler de çaba ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir, yananlar ve kendini yakanlarla dolu dönemlerde içten bir yanışı gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir, İnce ince soğan doğramak gibi. Çok eğilmişseniz üstüne, yaşarır gözleriniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurşuna dizilir ölürler, şiire dizilir dururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir, varlıklı-yoksul, ikisinin de uzağındadır,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir beraberliğin bitişinde her zaman biraz hüzün vardır, hele şiirler için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlük maddeleri, roman okur gibi ard arda okunur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sözlükte bir maddeye bakarız, bir süre sonra bir başka maddeye, ve kapatırız kitabı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir yenisine, ya da tekrar evvelce baktıklarımızdan birine. Şiir kitapları için de geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güçlü şiir ya bir hayır ya bir bedduadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir iki şey ister: hem seni, hem hünerini. Tek başına sen sıkıcı bir ağırlıksın, hüner ağırlığı hafifletir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri şiir yazar, biri o şiir üzerine kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Camın hemen yanına oturmak gibidir bazı şiirler; oysa gerilerde bir yerden uzaklar da görü^lür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kişiyle bile konuşulamaz şeylerle dolmuşsa bardak başlar şiir taşkını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solmuş sarı fotoğraf, duvarda, bir zaman çektiğimiz şiirin başka bir tanımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şiir yazılırken, daha önce yazılmış, aşağı yukarı aynı havada, aynı temada bir başkası, hayranlık ya da hasetle hatırlanıyorsa, bu yenisinde de iş vardır (bazan da yok).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir eldir güçlü şiir, el verse kıvıracağımızısanırız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnce, çelimsiz görünür, oynar bizimle ve çok sürmez elimiz yapışır masaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi klinikleri gibi, şiir klinikleri de olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiiri hareketli yapan, kimi sözcükler arasında gidiş gelişler, hemen görülemeyen alış verişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir ziyaret saatleri 24'ten sonra olmalı. Ne yazık ki 24'e kadar, gelenler de çok değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı şairlerin ölümüne yanarız, ancak onların şiirleridir ki, yıllar sonra soğuklarda gene ısıtır bizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı besinler insanı tok, bazı şiirler insanı genç tutar ve ikisi hemen hemen aynı kapıya çıkar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önlenir oburluklar, erken kocamalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizli şiir sayısı, gizli işsiz sayısından aşağı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok şiirler, varlıklarını duyuramaz, kendilerine bir elin uzanmayışına sessizce katlanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şairin yakındığımız yanı ya dilidir, ya dilsizliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir duvarı aşamayan seslenişler şiir. Duvarın arkasında millet maç seyrediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir kazalarında ölenlerin, sakat kalanların sayısı, trafik kazalarındakinden kat kat fazladır, hep aşırı hızdan, dikkatsizlikten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlham, evet, bir şey vurdu oltaya, ümide kapılırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama iğneye takılan, atılmalık bir fasarya da olabilir. Önemli olan sözcüklerin birbirini çekmesi, dizelerin dizi dizi ağda birikmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalçene şiircikler, bir kaşık suda gargara. Şiir bir durum, bir sorun üzerinde ölçülü konuşan, susunca da bizim düşünmemizi bekleyen bir olgunluktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz hangi dizede hangi sözcük, daha da yerinde, daha da güzel - sormadan değiştiriniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi şair, gereğince Karac'oğlan. O söyle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kim var imiş ben burada yoğ iken."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-6886911776677243047?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/6886911776677243047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=6886911776677243047' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6886911776677243047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6886911776677243047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/siir-uzerine-aforizmalar.html' title='siir uzerine aforizmalar'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-3489659109843277591</id><published>2008-01-10T13:30:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:30:33.276-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öss-Türkçe'/><title type='text'>dil bilgisi ile ilgili anlatim bozuklugu</title><content type='html'>Yüklem Yanlışları :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüklem Eksikliği : İki farklı yargının tek eylemsiye veya tek yükleme bağlanması, çoğu kez yargılardan birinin eylemsiyle ya da yüklemle uyumsuzluğuna neden olur ve bu durum anlatım bozukluğu yaratır. Bu durumda her farklı yargıyı ayrı bir yan cümleye ya da yükleme bağlamak anlatım bozukluğunu ortadan kaldırır. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok az veya hiç çalışmadan sınava girdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş konusunda ben onu, o da beni etkilemek istemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş konusunda ben onu etkilemek istemem, o da beni etkilemek istemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava açık; ama sıcak değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava açıktı; ama sıcak değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüklem Uyuşmazlığı : Sıralı cümlelerde yüklemlerin kip ve kişi ekleri yönünden uyumlu olmaları gerekir. Bu eklerin uyumsuzluğu anlatım bozukluğu yaratır. Örnek : Sabahları bana uğrar, okula birlikte giderdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                       Sabahları bana uğrardı, okula birlikte giderdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                       Badana boya bitmiş, evi yerleştirecektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Badana boya bitmişti, evi yerleştirecektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bu konuda seyircilerle biz eleştirmenler bir kez daha ters düştü sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bu konuda seyircilerle biz eleştirmenler bir kez daha ters düştük sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birleşik cümlelerde, yan cümlenin yüklem çatısıyla temel cümlenin yüklem çatısı, etkenlik ve edilgenlik yönünden uyumlu olmalıdır. Birinin çatısıyla temel cümlenin yüklem çatısı, etkenlik ve edilgenlik yönünden uyumlu olmalıdır. Birinin çatısı etkenken diğerinin edilgen olması, çatı uyumsuzluğuyla ilgili anlatım bozukluğu oluşturur. Sıralı cümlelerde yer alan yüklemlerin de çatılarının etkenlik edilgenlik yönünden uyumlu olması gerekir. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantıda hep aynı konu tartışılıyor, saatlerce aynı şeyler konuşuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantıda hep aynı konu tartışılıyor, saatlerce aynı şeyler konuşuluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Midesinden şikayeti olanlara fazla kızartma yememesini tavsiye ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Midesinden şikayeti olanlara fazla kızartma yememelerini tavsiye ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Nesne Yanlışları :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesne-Yüklem Uyuşmazlığı : Bu uyuşmazlık, bileşik cümlelerde nesnenin, ilk cümlenin yüklemine uymamasından kaynaklanır. Bu bozukluk ikinci cümleye dolaylı tümleç, edat tümleci veya nesne eklenerek giderilebilir. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman mektup yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman bana mektup yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, yerine oturttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, çocuğu yerine oturttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesnelerin Yapısal Uyuşmazlığı : Bir cümlede aynı eklerle türetilen birden çok eylemsi, nesne görevinde kullanılabilir. Bu nesnelerin ekleri farklı kullanılmışsa bunlar arasında yapısal uyumsuzluk oluşur ve bu uyumsuzluk anlatım bozukluğu yaratır. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni anladığımı ve onaylayışımı gözden kaçırmazdın sanmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni anladığımı ve onayladığımı gözden kaçırmazdın sanmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne gelişini ne de gittiğini gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne gelişini ne de gidişini gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özne Yanlışları : Sıralı ve bağlı bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan öznenin bütün yüklemlere uyması gerekir. Özne, bu eylemlerden birine uymazsa cümlede özne yüklem uyuşmazlığı ortaya çıkar. Bu tür anlatım bozuklukları, her farklı yargıya ayrı bir özne kullanılmasıyla giderilebilir. Ayrıca özneyle yüklem arasında, kişi yönünden ve tekillik çoğulluk yönünden bir uygunluk da olmalıdır. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve ikinci baskıya girecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve kitap ikinci baskıya girecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O resimlerinde pastel renkleri kullanmış, bu nedenle çok çabuk satılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O resimlerinde pastel renkleri kullanmış, bu nedenle resimleri çok çabuk satılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Tümleç Yanlışları :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zarf Tümleci-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde, zarf tümleci ortak olmadığı halde, bütün yüklemler için ortak öğe kabul edilirse, anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Bu anlatım bozukluğu, ikinci cümleye bir zarf tümleci ilavesiyle giderilebilir. Bu nedenle bu anlatım bozukluğunun diğer adı, zarf tümleci eksikliğidir. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman senin yanındayım, seni yalnız bırakmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman senin yanındayım, hiçbir zaman seni yalnız bırakmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir zaman kendini düşünmedi, ailesinin mutluluğu için çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir zaman kendini düşünmedi, her zaman ailesinin mutluluğu için çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edat Tümleci-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde, edat tümleci durumundaki öğe, ortak olmadığı halde ortak kabul edilirse anlatım bozukluğu meydana gelir. Bu uyuşmazlık ikinci cümleye uygun bir tümleç ya da nesne eklenerek giderilebilir. Aynı şekilde bir dolaylı tümleç, nesne ya da öznenin yüklemle uyum sağlamayış nedeni bir edat tümleci eksikliği olabilir. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce sohbet ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce onunla sohbet ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşımın babası geldi, bir süre sohbet ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşımın babası geldi, bir süre onunla sohbet ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaylı Tümleç-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan dolaylı tümlecin, ilk cümlenin yüklemine uyarken ikinci cümlenin yüklemine uymadığı görülebilir. Böylece tümleç-yüklem uyuşmazlığı ile ilgili anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Örnek :             Kadına her fırsatta bağırıyor, sürekli aşağılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                       Kadına her fırsatta bağırıyor, kadını sürekli aşağılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                       Sana her konuda güveniyor ve yardım bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana her konuda güveniyor ve senden yardım bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamlama Yanlışları :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                        Tamlaması Yanlışları : Bir ad tamlamasında;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;§         Tamlayan ya da tamlanan sözcüklerden birinin eksikliği,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;§         Tamlayan veya tamlanan eklerinden birinin kullanılmaması dolayısıyla tamlayan eksikliğinin anlam belirsizliği yaratması, ad tamlamasına ilişkin belli başlı yanlışlıklardır. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de zamanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de bunun zamanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıfat Tamlaması Yanlışları : Sıfat tamlamasına ilişkin yanlışlıklar şu şekilde oluşabilir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;§         “Bir” den büyük sayı sıfatlarıyla kurulan sıfat tamlamalarında adın çoğul eki alması yanlışlık yaratır. Bu tür sıfat tamlamalarında adın tekil kullanılması gerekir. Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacılar söz alacakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacı söz alacakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıda iki insanlar seni soruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıda iki insan seni soruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;§         “Birçok, biraz, herhangi, birkaç, hiçbir, her” gibi belgisiz sıfatların tamlayan olduğu sıfat tamlamalarında, adın tekil kullanılması gerekir. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir anne ve babaların buna itiraz edeceğini sanmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir anne ve babanın buna itiraz edeceğini sanmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;§         “Her” belgisiz sıfatının tamlayan olduğu sıfat tamlamalarında, yüklemin olumsuz olması anlatım bozukluğu yaratır. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mevsimde her çeşit kuş avlanmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mevsimde hiçbir çeşit kuş avlanmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarihlerde her grup sınavlarını aksatmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarihlerde hiçbir grup sınavlarını aksatmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noktalama Yanlışları : Noktalama işaretlerinin eksik ya da yanlış yerde kullanılması; cümleleri bir anlam belirsizliğine sürükleyebileceği gibi cümleden birden fazla anlam çıkmasına da yol açabilir. Bu nedenle noktalama işaretlerinin anlama etkileri ve kullanıldığı yerler iyi bilinmelidir. Yanlış kullanımlar ortaya çıkarsa amaçlanan anlama ulaşmak mümkün olmaz. Bu durumlar da cümlede bir anlatım bozukluğu yaratır Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı dükkandı eşyaları beğenmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı, dükkandı eşyaları beğenmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bebekler için, ağlamak, açlık ve korku gibi durumların en doğal ve tek anlatım biçimidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bebekler için ağlamak, açlık ve korku gibi durumların en doğal ve tek anlatım biçimidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kadın şoförü şöyle bir süzdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kadın, şoförü şöyle bir süzdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapıları Yanlış Olan Sözcükler : Kimi zaman yapım eklerinin sözcüklere, kurallara uygun olarak seçilmemesinden dolayı, kimi zaman da eklerin yanlış seçilmesi nedeniyle sözcüklerin yapıları bozuk olur. Yanlış yapılandırılmış sözcükler, dil bilgisi kurallarına uymaz ve anlatım bozukluğu yaratır. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğu iyi bir doktora bakıtmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğu iyi bir doktora baktırmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıkoyulan paketleri yarın postaya verelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıkonulan paketleri yarın postaya verelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eşyaları pahalılatmak müşteri kaybına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eşyaları pahalılaştırmak müşteri kaybına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış Ek Kullanımı : Bir sözcüğe, gelmesi gereken ekin dışında yanlış bir ekin getirilmesi de kimi zaman anlatım bozukluğuna yol açar. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olduğundan kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olmasından kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduklarını ezberlemek değil, tartışarak özümlemesine sağlamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduklarını ezberlemek değil, tartışarak özümlemesini sağlamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar şehir dışına taşınmışsak bile beklenen rahatlığa kavuşulmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar şehir dışına taşınmışsak bile beklenen rahatlığa kavuşamadık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-3489659109843277591?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/3489659109843277591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=3489659109843277591' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3489659109843277591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3489659109843277591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/dil-bilgisi-ile-ilgili-anlatim.html' title='dil bilgisi ile ilgili anlatim bozuklugu'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-3069929739836568053</id><published>2008-01-10T13:29:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T13:30:00.898-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öss-Türkçe'/><title type='text'>anlam bakimindan anlatim bozuklugu (sozcuk duzeyinde anlatim bozuklugu)</title><content type='html'>Gereksiz Sözcük ve Ek Kullanımı : Bir cümlede yeterli sayıda sözcük kullanılması gerekmektedir. Diğer bir deyişle gereksiz sözcükler olmamalıdır. Çünkü, gereksiz sözcük kullanımı cümlenin duruluğunu bozar ve anlatım bozukluğu meydana getirir.  Bu anlatım bozukluğu şu şekillerde olabilir :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Örnekler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Atatürk’ün yaptığı yenilikçi devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Atatürk’ün yaptığı devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Yatmadan önce dişlerini fırçalamayı unutma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Yatmadan dişlerini fırçalamayı unutma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranış biçimlerinde bir gariplik yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranışlarında bir gariplik yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yardımcı Eylemlerin Gereksiz Kullanılması : “Et, ol” yardımcı eylemlerinin yerini ad ve ad soylu sözcüklere gelen herhangi bir yapım eki tutuyorsa, ya da bunlar cümleden çıkarıldığında, bir anlam değişimi veya daralması olmuyorsa, yardımcı eylemlerin kullanılması gereksizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnekler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendine iyi bakmadığı için sık sık hasta oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendine iyi bakmadığı için sık sık hastalanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorun bütün hastalarını iyi ettiğini duydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorun bütün hastalarını iyileştirdiğini duydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin en kısa sürede biteceğini umut ediyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin en kısa sürede biteceğini umuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Gereksiz Ek Kullanımı : Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bu bestesi onun en tanınmış eseridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bu beste onun en tanınmış eseridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Babamın başı ağrıdığında aspirin içerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Babam başı ağrıdığında aspirin içerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış Anlamda Kullanılan Sözcükler : Kimi sözcükler aynı kökten türediği için yazılış ve okunuş olarak birbirine benzer; ancak bunların anlamları farklıdır. Bu sözcükler karıştırılıp birbirinin yerine kullanılırsa, anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Ayrıca kimi durumlarda cümlenin anlamıyla, o cümlenin içinde yer alan bir sözcük anlamaca uyuşmaz, çelişir. Sözcük yanlış anlamda kullanıldığı için de anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Güzelliğinin farkında olduğunu belirten davranışlar sergiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Güzelliğinin farkında olduğunu gösteren davranışlar sergiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bu kadar çekimser olmana gerek yok; aralarına katıl, girişken ol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bu kadar çekingen olmana gerek yok; aralarına katıl, girişken ol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış Yerde Kullanılan Sözcükler : Bir cümlede her sözcüğün yerli yerinde, başka bir deyişle her sözcüğün kullanılması gereken yerde olması gerekir. Cümle içindeki bir tek sözcüğün bile yerini değiştirmek farklı anlamlar, farklı yorumlar ve yargılar oluşturur. Kimi zaman da mantıksal tutarsızlıklara yol açar. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış ülkemizin belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Ülkemizin ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Ankara’da Kızılay’ın yapılan yeni binası görkemli olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kızılay’ın Ankara’da yapılan yeni binası görkemli olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Okulu bitirince doktor olarak doğduğu kasabada çalışmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Okulu bitirince doğduğu kasabada doktor olarak çalışmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamca Çelişen Sözcükler : Anlamca, cümlenin yargısıyla uyuşmayan, cümlede iletilen yargıyla çelişen ya da karşıtlık yaratan sözlerin bir arada kullanılması önemli bir anlatım kusurudur. Cümlenin anlamında çelişki, genellikle “kesinlik” ve “olabilirlik” anlamı taşıyan sözlerin bir arada kullanılmasından kaynaklanır. Örnek :   Kapının önünde tamı tamına üç beş nöbetçi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                           Kapının önünde üç beş nöbetçi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                               Eminim ki bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                               Bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                               Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda belki alacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                        Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda alacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deyim ve Atasözü Yanlışları : Deyim ve atasözleriyle ilgili iki tür yanlışlık yapılabilir :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;§         Deyimler ve atasözleri, kalıplaşmış söz gruplarıdır. Bu kalıpların bozulması ve bir sözün yerine eş anlamlısının getirilmesi anlatım bozukluğu yaratır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;§         Bir deyimin ilettiği anlamla, cümlenin taşıdığı anlam arasında bir uyumsuzluğun olması anlatım bozukluğuna neden olur. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir koyundan iki deri çıkmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir koyundan iki post çıkmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi bakalım seç pirincin taşını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi bakalım ayıkla pirincin taşını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm itirazlara göz yummuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm itirazlara kulak tıkamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mantısal Tutarsızlık : Bir cümlede, iletilmek istenen anlamın eksiksiz olabilmesi için düşünce ve mantık son derece önemlidir. İyi bir anlatımda sağlam bir düşünme ve mantık yürütme temel koşuldur. Mantıksal hataları ve tutarsızlıkları içeren cümleler, dil bilgisi kurallarına uygun olsalar bile anlamı ve yargıyı eksiksiz iletmezler. Bu tür yanlışlar genellikle dikkatsizlik sonucu ortaya çıkar. Örnek:    Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere hatırlatmaya çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere tanıtmaya çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Önlem alınmazsa bu hastalık ölüme, hatta kısmi felce neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Önlem alınmazsa bu hastalık kısmi felce, hatta ölüme neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Son turda atlet, arkasındaki yarışçıyı bir hamlede geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son turda atlet, önündeki yarışçıyı bir hamlede geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşılaştırma Yanlışları : Kimi durumlarda varlıklar, nesneler ve kavramlar arasındaki benzerlik ve farklılıkları göstermek için yapılan karşılaştırmalar ya ikili bir anlam, iki farklı yorum yaratır ya da mantığa uymaz. Böyle durumlarda cümlede anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Örnek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kardeşim annemi babamdan çok sever.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Sen futboldan benden daha çok hoşlanırsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Sırma gibi siyah saçlarını toplayıp topuz yaptı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-3069929739836568053?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/3069929739836568053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=3069929739836568053' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3069929739836568053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3069929739836568053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/anlam-bakimindan-anlatim-bozuklugu.html' title='anlam bakimindan anlatim bozuklugu (sozcuk duzeyinde anlatim bozuklugu)'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-4926011004341202594</id><published>2008-01-10T13:27:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T13:29:01.488-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>edebiyatcilarin lakaplari</title><content type='html'>#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  ADALET CİMCOZ: Fitne Fücur.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  ATTİLA İLHAN: Abbas Yolcu, Beteroğlu, Ali Kaptanoğlu, Nevin Yıldız.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  ÇETİN ALTAN: Hadi Borazan, Hüseyin Zurna.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  ERCÜMENT EKREM TALU: Çekirge, Karga, Torik Necmi, Kertenkere.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL: Akıllı Ozan, Çamdeviren, İğne ile Kuyu Kazan.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  HALİDE EDİP ADIVAR: Halide Salih.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  HALDUN TANER: Can Enişte, Haldun Hasırcıoğlu.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER: Toplu İğne.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  İSMAİL HAMİ DANİŞMEND: Rabia Hatun.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  KEMAL TAHİR: Bedri Eser, Nurettin Demir, Kemal Tahir Tipi, Kemal Tahir Benerci.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  MELİH CEVDET ANDAY: Gani Girgin, Zater.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  MURAT BELGE: Raif Özben.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  MUHSİN ERTUĞRUL: Ertuğrul May, Nabi Zeki, İp Çeken, Suflör, Servet Moray.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  NÂZIM HİKMET RAN: Ahmet Oğuz Saruhan, Ercüment Er, İbrahim Sabri, Kartal, M. İhsan, Nazım Hikmet Borjensky, Nurettin Eşfak.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  NURULLAH ATAÇ: Sabiha Yağızlar.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  AZİZ NESİN: Bahri Filefil, Berdi Birdirbir, Fettane Şatifil, Kerami Pestenkerani, Kerim Kihkih, Ord. Prof. Paf-Puf, Dr. Daim Değer, Oya Ateş, Vedia Nesin.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  ORHAN VELİ KANIK: Adil Hanlı, Mehmet Ali Sel.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  ORHAN KEMAL: Yıldız Okur, Hayrullah güçlü, Raşit Kemali.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  PEYAMİ SAFA: Server Bedi, Çömez.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  REŞAT NURİ GÜNTEKİN: Ateşböceği, Mizah Yazarı, Yıldızböceği.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  RIFAT ILGAZ: Mehmet Rıfat, Stepne, Remzi Işık.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  SEVGİ SOYSAL: Sevgi Nutku, Sevgi Sabuncu.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  TARIK DURSUN K.(Kakınç): M. Hasan Göksu, T. Kakınç.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  VALA NURETTİN: Veli Nuri, Va-Nu, Akşamcı, Hikayeci.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  VEDAT TÜRKALİ: Hüsamettin Gönenli.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  YUSUF ZİYA ORTAÇ: Akbaba, Çimdik, Kamber.&lt;br /&gt;#&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·  YAHYA KEMAL BEYATLI: Ahmet Agah, Süleyman Sadi, S.S.&lt;br /&gt;# ·  ZİYA GÖKALP: Bimar, Büyük Baba, Meclis-i İdare Vilayet Kitabesi’nden Ziya&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-4926011004341202594?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/4926011004341202594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=4926011004341202594' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4926011004341202594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4926011004341202594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/edebiyatcilarin-lakaplari.html' title='edebiyatcilarin lakaplari'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5515982411307493259</id><published>2008-01-10T13:26:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T13:26:48.873-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>turkcenin ilk yazili ornekleri</title><content type='html'>Türk dillerinin yazılı metne dayalı tarihleri 7.-9. yüzyıl Orhon Türkçesine kadar uzansa bile, Türkiye Türkçesi için, Anadolu'ya göç eden Oğuzların 11. yüzyıldan sonra kendi lehçeleri üzerine kurdukları yazı dilini başlangıç saymak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. yüzyıla kadar Eski Anadolu Türkçesi olarak adlandırdığımız bu dönemin en ünlü temsilcisi Yunus Emre'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu Selçuklularının önce Arapçayı, sonra da Farsçayı resmi dil olarak kabul etmeleri nedeniyle Türkçe Anadolu sahasında 13. yüzyıla kadar gelişememiştir. 13. ve 15, yüzyıllar arasında da gittikçe artan sayıda Arapça, Farsça sözcük içeren bir dil ortaya çıkmıştır. Ancak yine de sade sayılabilecek bir Türkçenin egemen olduğu bu dönemden sonra Osmanlıca adı verilen, yoğun Arapça, Farsça etkisi görülen bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar süren Osmanlıca dönemi kendi içinde Başlangıç Dönemi, Klasik Dönem ve Yenileşme Dönemi olarak üç bölümde incelenir. Bu dönemde yalnız Arapça, Farsça sözcükler değil gramer kuralları da Türkçeye girmiş, yalnız aydın kesimin okuyup yazabildiği bir saray dili ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilde özleşme çabaları 19. yüzyılın ikinci yansında Tanzimat dönemi ile başlamıştır. Aydınların Türkçe sözcük kullanma, Arap alfabesinde yenilikler yapma (örneğin tüm ünlüleri yazıda gösterme, normalde bitişik yazılan Arapça harfleri ayrı yazma gibi) çabalarıyla geçen bir hazırlık döneminden sonra Cumhuriyetle birlikte çağdaş Türkçenin temelleri atılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk'ün özel ilgi ve çabalarıyla Latin alfabesine geçilmiş, tarama, derleme ve türetme yoluyla dildeki Türkçe sözcük oranı kısa sürede büyük oranlara ulaşmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5515982411307493259?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5515982411307493259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5515982411307493259' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5515982411307493259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5515982411307493259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/turkcenin-ilk-yazili-ornekleri.html' title='turkcenin ilk yazili ornekleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-4951824713095864979</id><published>2008-01-10T13:26:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:26:25.020-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>turk dilinin genel ozellikleri nelerdir</title><content type='html'>Türkçe, diğer Türk dilleriyle birlikte Altay dil ailesinin bir kolunu oluşturur. Bu ailenin diğer üyeleri Moğolca, Mançu-Tunguzca ve Korecedir. Japoncanın Altay dil ailesinin bir üyesi olup olmadığı konusu tartışılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe, diğer Altay dilleri gibi eklemeli, yani sözcüklerin eklerle yapıldığı ve çekildiği, sondan eklemeli bir dildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe sözcüklerde, Arapça, Almanca vb. dillerde görülen erillik, dişillik (yani cinsiyet ayrımı) özelliği yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçede sayı sıfatlarından sonra gelen adlar çoğul eki almazlar. Yani üç ağaçlar değil üç ağaç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önlük-artlık (kalınlık-incelik) ve düzlük-yuvarlaklık uyumları vardır. İlk uyuma göre bir sözcükteki ünlüler ya hep art veya ön, ikinci uyuma göre de ya hep düz veya yuvarlak olurlar.Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;f, j ve h ünsüzleri Türkçe kökenli sözcüklerde bulunmazlar. (Bir kaç Türkçe sözcükte başka seslerden değişmiş olarak f görülebilir:&lt;br /&gt;öfke &lt; öpke, ufak &lt; ubak vb.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe sözcüklerde söz başında bulunabilen ünsüz sayısı sınırlıdır:&lt;br /&gt;b, ç, d, g, k, s, t, v, y.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c ünsüzü, söz başında başka ünsüzlerden değişmiş olarak bir kaç sözcükte bulunur: cibinlik &lt; çıpın vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;n ünsüzü Türkçe kökenli sözcükler içinde yalnız ne ve türevlerinde bulunur: ne, neden, niçin, nasıl vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;p ünsüzü de söz başında, bir kaç Türkçe sözcükte b'den değişmiş olarak bulunur: piş- &lt; biş-, parmak &lt; barmak vb.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-4951824713095864979?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/4951824713095864979/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=4951824713095864979' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4951824713095864979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4951824713095864979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/turk-dilinin-genel-ozellikleri-nelerdir.html' title='turk dilinin genel ozellikleri nelerdir'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-7864998862814387698</id><published>2008-01-10T13:25:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:25:59.333-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>turk dilinin ait oldugu dil ailesi ve ozellikleri</title><content type='html'>Türkçe, diğer Türk dilleriyle birlikte Altay dil ailesinin bir kolunu oluşturur. Bu ailenin diğer üyeleri Moğolca, Mançu-Tunguzca ve Korecedir. Japoncanın Altay dil ailesinin bir üyesi olup olmadığı konusu tartışılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe, diğer Altay dilleri gibi eklemeli, yani sözcüklerin eklerle yapıldığı ve çekildiği, sondan eklemeli bir dildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe sözcüklerde, Arapça, Almanca vb. dillerde görülen erillik, dişillik (yani cinsiyet ayrımı) özelliği yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçede sayı sıfatlarından sonra gelen adlar çoğul eki almazlar. Yani üç ağaçlar değil üç ağaç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önlük-artlık (kalınlık-incelik) ve düzlük-yuvarlaklık uyumları vardır. İlk uyuma göre bir sözcükteki ünlüler ya hep art veya ön, ikinci uyuma göre de ya hep düz veya yuvarlak olurlar.Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;f, j ve h ünsüzleri Türkçe kökenli sözcüklerde bulunmazlar. (Bir kaç Türkçe sözcükte başka seslerden değişmiş olarak f görülebilir:&lt;br /&gt;öfke &lt; öpke, ufak &lt; ubak vb.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe sözcüklerde söz başında bulunabilen ünsüz sayısı sınırlıdır:&lt;br /&gt;b, ç, d, g, k, s, t, v, y.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c ünsüzü, söz başında başka ünsüzlerden değişmiş olarak bir kaç sözcükte bulunur: cibinlik &lt; çıpın vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;n ünsüzü Türkçe kökenli sözcükler içinde yalnız ne ve türevlerinde bulunur: ne, neden, niçin, nasıl vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;p ünsüzü de söz başında, bir kaç Türkçe sözcükte b'den değişmiş olarak bulunur: piş- &lt; biş-, parmak &lt; barmak vb.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-7864998862814387698?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/7864998862814387698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=7864998862814387698' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7864998862814387698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7864998862814387698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/turk-dilinin-ait-oldugu-dil-ailesi-ve.html' title='turk dilinin ait oldugu dil ailesi ve ozellikleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-4781259721532896715</id><published>2008-01-10T13:23:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T13:24:15.115-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>turk dili terim sozlugu</title><content type='html'>AĞIZ: Lehçeler daha küçük konuşma farkları ile ağız adı verilen birimlere ayrılırlar. Ana dilin lehçeleri içinde ses ve söyleyiş yönünden görülen küçük ayrılıklara ağız adı verilir. Örneğin Anadolu lehçesinin Rumeli, Karaman, Erzurum, Aydın ağızlarına bölünmesi gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİRLEŞİK SÖZCÜK: İki ya da daha çok sözcükten oluşan ve tek kavramı karşılayan anlam birimleridir. Birleşik sözcükleri oluşturan sözcüklerin arasına çekim ve yapım ekleri ya da başka bir sözcük giremez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CÜMLE: Duygu ve düşüncelerimizi anlatan ve içinde yargı bulunan sözcük dizisine cümle edı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DARLIK-GENİŞLİK: Ünlüler çıkartılırken çene açılır ve daralır. Böylece ağız boşluğunda genişlemeler ve daralmalar oluşur. Çenenin ve ağız boşluğunun durumuna göre çıkarılan ünlülere geniş (a-e-o-ö) ve dar (ı-i-u-ü) ünlüler denilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİALEKT: Bkz. Lehçe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİL AİLELERİ: Yaşayan diller, birtakım eski ana dillerin farklılaşarak dallanmasından meydana gelmiştir. Buna göre aynı ana dilden gelen diller aralarında akraba olurlar. Böylece dil aileleri meydana gelir. Hint-Avrupa, hâmi, Sami, Fin-Ogur, Türk dil aileleri gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜZLÜK-YUVARLAKLIK: Ünlülerin çıkarılış sırasında dudaklar, düz, yayvan ve yuvarlak bir şekil alır. Bu nedenle ünlüler dudakların aldıkları şekillere göre düz (a-e-ı-i) ya da yuvarlak (o-ö-u-ü) ünlüler olarak adlandırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EK FİİL (EK EYLEM): Ad soylu sözcüklerin yüklem görevinde kullanılmalarını sağlayan yardımcı fiile ek fiil (ek eylem) denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FONETİK: Sesbilim. Dildeki seslerin özellikleri inceleyen bilime sesbilim adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖSTERGE: Sözcük ve kavram arasında ayna ile aynadaki görüntü kadar yakın bir anlam ilişkisi bulunmaktadır. Örneğin, at sözcüğünü duyduğumuz ve okuduğumuz zaman zihnimizde hemen bir at kavramı oluşur. Bu nedenle dilbilimde sözcüge gösterge adı verilir. Genellikle at kavramı bütün dillerde aynıdır. Ancak bu kavramı belirten göstergeler değişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İKİLEME: Anlatımı daha güzel ve etkili duruma getirmek için aralarında ses benzerliği bulunan yakın, aynı ya da zıt anlamlı sözlerin yan yana kullanılmasına ikileme denir. Örneğin: mırın kırın, tıklım tıklım, gürül gürül gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LEHÇE: Yaşayan diller dil ailelerinin ayrılmasından sonra daha ileri bir dallanmaya doğru yol alırlar. Çoğu oldukça farklı konuşma dillerine ayrılırlar. Ana dilden koparak farklılaşan, ses ve yapı yönünden önemli ayrılıklar gösteren ana dilin kollarına lehçe (dialekt) adı verilir. Örneğin Batı Türkçesi, Anadolu, Azeri, Türkmen vb. lehçelere ayrılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MORFOLOJİ: Biçimbilim. Dildeki sözcüklerin yapısını, köklerini, ekleri ve bunların bağlanış biçimlerini inceleyen dilbilgisi ve dilbilim kolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NESNE: Öznenin yaptığı işten doğrudan etkilenen ve geçişli eylemi tümleyen sözcüklere nesne adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOKTALAMA İŞARETLERİ: Yazılı metin ve diyalogların daha doğru ve iyi anlaşılabilmesi için kullanılan işaretler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZNE: Cümlede işi yapan, eylemi oluşturan kişi, hayvan, bitki ya da diğer şeylere özne adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEMANTİK: Anlambilim. Dildeki her türlü anlam konusunu inceleyen dilbilgisi ve dilbilim dalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SENTAKS: Sözdizimi. Dildeki sözcüklerin sıralanışını, özne, tümleç, yüklem arasındaki ilişkileri inceleyen dilbilgisi ve dilbilim dalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÖZCÜK: Anlamlı ses ya da ses birliğine sözcük adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞİVE: Dildeki söyleyiş özelliğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TELAFFUZ: Söyleyiş, söyleniş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜMLEÇ: Eylemin anlamını tümleyen ad durum ekleri ve ilgeç olan sözcüklere tümleç adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜNLÜ: Ağız boşluğunda ve ses yolunda hiçbir engele çarpmadan çıkan seslere ünlüler denir. Türkçede sekiz tane ünlü bulunmaktadır: a-e-ı-i-o-ö-u-ü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜNSÜZ: Ağız boşluğunda ve ses yolunda bazı engellere çarparak çıkan seslere ünsüzler denir. Türkçede 21 ünsüz bulunur: b-c-ç-d-f-g-ğ-h-j-k-l-m-n-p-r-s-ş-t-v-y-z.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-4781259721532896715?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/4781259721532896715/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=4781259721532896715' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4781259721532896715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4781259721532896715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/turk-dili-terim-sozlugu.html' title='turk dili terim sozlugu'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6759643910744550045</id><published>2008-01-10T13:22:00.002-08:00</published><updated>2008-01-10T13:23:13.778-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>dil devriminin gerceklestirilmesi</title><content type='html'>Dil devriminin Atatürk'ün görüşündeki yerini tespit edebilmek için, kendisinin bu konudaki düşüncelerini ele alacağız. Diyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...Millet dil, kültür ve ülke ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir toplumdur."&lt;br /&gt;Atatürk, dil bağını, ulus olabilmenin ilk şartları arasında görmüştür. Gerçekten de bu devrim, ulusal bir kültürün yaratılabilmesi için ulusal bir dilin yeniden canlandırılması amacına yöneliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü, ulusal birliğin ilk unsuru kültür birliğidir. Halkla aydını birbirine yaklaştıran en etkili araç hiç kuşkusuz, her iki zümrenin kolaylıkla anlaşabilecekleri sade bir dildir. Atatürk 1932 yılında:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz" (Söylev ve Demeçler, C. I, 5. 311)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demiş ve bu amaçla da 1932 yılında "Türk Dilini Tetkik Cemiyeti"ni kurmuştur. Bu cemiyet aynı yıl içinde "Türk Dil Kurumu" ismiyle çalışmalarını Atatürk'ün yakın gözetimi altında sürdürmüştür).Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil Kurumu, 1937 yılına kadar çok verimli bir çalışma göstermiş ve bilimsel terimlerin önemli kısmı özleştirme ve arındırma sonucu olarak temiz bir Türkçe'ye dönüştürülmüştür. Ancak, Atatürk'ün ölümünden sonra, Dil Kurumunun aynı doğrultuda çalıştığını kanıtlayacak tutamaklardan oldukça yoksun kalındığını söylemek, insafsızlık olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk, Dil ve Tarih Kurumlarının daha sonraki çalışma dönemleri için şu tarihi direktifi vermiş ve işi, bu iki kurumun inisiyatifine terk etmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türk Dil Kurumu çalışmalarına sonuna dek katılacak değilim. Tarih Kurumunun kuruluşunu izleyen yıllarda, tarih üzerine arkadaşları teşvik için beraber çalıştım; sonucunda bu kurum teşkilâtlandıktan ve çalışmalarına hız verdikten sonra, Tarih Kurumunun çalışmalarına karışmıyorum. Kurum üyeleri bildikleri gibi akademik çalışmalarına devam ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil Kurumu çalışmalarına da ilgim böyle olacaktır. Dil bilginlerinin uzmanların akademik çalışmalarına karışmayacağım. Sizin de -toplantıdaki Dil Kurumu Merkez Kurulu Üyelerine hitaben- çalışmalarınızı bilimin son verilerine uydurmanız gerekir." (1937)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk tarafından başlatılan dilcilik çalışmaları, O'nun gösterdiği yönde geliştikçe hiç kuşkusuz hedefine ulaşacak, aksi halde, yazı dili ile konuşma dili ve halkla aydın dili arasında gene kopukluklar olacaktır. Tarihten ders almak bu konudaki sorunun çözümü için en geçerli bir metottur.Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana dilin, asıl kaynaklarına dönüş zorunluluğunu Batı'da ilk kez ortaya atan Roma filozofu Çiçeron'dur. Doğuda da dil ve kültür emperyalizmine ilk kez karşı koyanlar, Türk dilini taş anıtlar üzerine işleyerek, düşmana karşı koruyan ve sonsuzlaştıranlar, Göktürk Hakanları; Kül Tegin, Bilge Kağan ve Tonyukuk olmuştur. Anadolu'da Türk dilini Farsça'ya karşı savunan ve koruyan Karamanoğlu Mehmet Bey (1277) Selçuk Türk'ünün ilk dil devrimcisidir Dil devrimi bir ulusun kendi kaynaklarını canıma, kendi asıl ana varlığına ve özüne sahip çıkma davasıdır. Atatürk de bunu istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk dil devriminin, Atatürk'ün gösterdiği hedefe daha etken ve daha erken ulaşabilmesi için, Türk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile yine Atatürk tarafından kurulan ve çalışma amacı ve dilcilik konusu yönünden aynı sorumluluğu taşıyan Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinin çok sıkı bir işbirliği halinde çalışmasında zorunluluk vardır. Bu gün için böyle bir işbirliğinin etkili biçimde sürdürüldüğüne ait elimizde doyurucu ve yeterli belgeler mevcut değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk dilinin istenilen amaç doğrultusunda gelişmesi, oluşması, benliğini bulup daha da zenginleşmesi için; tarih bilincine dayalı, yaşayan Türkçe ve lehçelerine saygılı bir sözcük üretimine Türk Dil Kurumunun ve konuyla ilgili üniversitelerimizin hep birlikte başarılı çalışmalar yaparak, az zamanda dil sorunumuzun, Atatürkçü düşünce içerisinde çözüme bağlanmasını beklemekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün dünya üzerinde çeşitli Türk lehçeleriyle konuşan 200 milyon Türk vardır. Bunun yaklaşık 70 milyonu anavatanda yaşamaktadır. Dilcilikle uğraşan kurum ve kuruluşların üzerinde durmalarında fayda görülen çok önemli bir sorun da, Türk dilinin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve arıtılması konusu üzerinde çalışmalarını sürdürürken, dünya Türklüğünün müşterek bir dil çizgisine yakınlaştırılmasını göz önünde tutmaları faydalıdır. Türkiye Radyolarının elektro manyetik dalgalarının uzandığı coğrafî alan içinde yaşayan milyonlarca Türk, Anadolu Türklüğü ile kültür birliğini ancak bu yolla devam ettirebilir, dış Türkler de ancak bu yol ile anavatan Türklüğünün düşünce potasında kalabilir.Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk Dil devrimini yaparken bu çalışmalarını Türk Tarih Devrimi diyebileceğimiz ve birbirinden ayrılması mümkün olmayan diğer önemli bir konuyla beraber yürütmüştür. Ayrıca, Türk dilini yabancı boyunduruğundan kurtarmak için, "Harf devrimini" dil devriminin ayrılmaz bir parçası olarak görmüştür. O halde, dil, tarih ve harf devrimleri, Türk ulusunun ulusal benliğe ve bilince ulaşmasının birer aracı olarak kültürel yaşantımızda; üzerindeki çalışmalarımızı ve bu konuda kazanılan değerlerimizi her gün daha da etkili bir biçimde devam ettirmek, Atatürkçü bir düşüncenin savunulması olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski yazının hasretini duyanlar, dil üzerindeki çalışmaları kasıtlı olarak baltalamaya çalışanların, aynı zamanda milliyetçi olmaları mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Em. Tümgeneral, Olcayto, Turhan; Dinimiz ve Emrediyor, Atatürk Ne Yaptı? "Devrimimiz İlkelerimiz", sf: 114-115, 8. Baskı, Ajans- Türk, Ankara, 1998.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-6759643910744550045?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/6759643910744550045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=6759643910744550045' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6759643910744550045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6759643910744550045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/dil-devriminin-gerceklestirilmesi.html' title='dil devriminin gerceklestirilmesi'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-3201641238666549091</id><published>2008-01-10T13:22:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:22:37.781-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>dil devriminin amaci</title><content type='html'>1.   Özleşme: (Gittikçe öz haline getirme),&lt;br /&gt;   2. Geliştirme ve arındırma (Dilimize yeni girecek sözlere Türkçe karşılık bulmak ve kullanılan yabancı kelimelerin yerine öztürkçelerini yerleştirmektir).&lt;br /&gt;   3. Sadeleştirme gibi genel amaçları vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk'ün yaptığı dil devriminin sonunda işte hepimiz birbirimizle rahatça konuşup anlaşabiliyoruz. Bir başbakanın sözünü bir köylü ve bir profesörün dersini genç bir çocuk anlayabiliyor. Türk Ulusu, Atatürk'den sonra böylece birbiriyle konuşur ve anlaşır hale gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde tarihimize, dilimize ve milliyetimize sahip çıkmak ve bunların üzerine titretmek, gelişmelerine yardıma olarak çalışmak, Atatürk ilkelerine sahip olmanın bir anlamını taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda dikkat edilecek husus; kültürel ilişkilerimizi devam ettirmek durumunda bulunduğumuz, siyasi sınırlarımız dışındaki büyük Türk kütleleriyle anlaşabileceğimiz bir dil yapısına kavuşmaktır. Aksi takdirde, TRT'nin Türkiye'nin Sesi Radyosundan dünyaya Türkçe seslenen spikerini kim anlayacaktır? Anlaşılabilir bir dil kullanılmadıkça bu kültürel bağ nasıl korunacaktır. Kanımca bu hususa özen göstermekte yarar ve zorunluluk vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil devrimi, ulusal bir kültürün gelişmesi için, ulusal bir dilin yeniden canlandırılması prensibine dayanır. Atatürk, Türk ulusunu ulusalcılığa ve ulusal bilince sahip kılarken, ulusalcılığa ve ulus olabilme faktörlerinden en önemlisini oluşturan "ulusal Türk dili" üzerinde bizzat çalışmalar yapmaya başlamıştı.Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı döneminde ve hatta İslâmiyet sonrası Türklük dünyasında Türk dili büyük sarsıntılar geçirmiştir. Oysa ki, Türk ulusunun yer küresi üzerinde yaşadığından bu yana bağımsız bir sözlü edebiyatı, dili ve Orhun Kitabelerinden örendiğimize göre de V. ve V. yüzyıldan itibaren de yazılı bir edebiyatı olmuştur. Bu gerçeğe rağmen, Atatürk dil devrimini yaptığı yıllara kadar Türk ulusu bir bütün olarak birbirleriyle konuşup anlaşabilme olanağını yitirmiş bulunuyordu- Okumuş-cahil ile, yönetici-halk arasında, dil birliği tamamen yok olmaya yüz tutmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil devrimi, gerçekte ulusçuluk ilkesinin tamamlayıcı bir unsuru olmuş ve halkın konuştuğu dili esas aldığından dolayı da Halkçılık ilkesine hizmet etmiştir. Atatürk diyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ulusal duygu ile dil arasındaki bağ, çok kuvvelidir. Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duyguların gelişmesinde başlıca etkendir. Ülkesini, bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini ve yabancı boyunduruğundan kurtarmalıdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ulusalcılığın çok belli niteliklerinden biri dildir. Türk ulusundanım diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz ..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türk milletinin milli dili ve milli benliği, bütün hayatına hakim ve esas kalacaktır..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Em. Tümgeneral, Olcayto, Turhan; Dinimiz ve Emrediyor, Atatürk Ne Yaptı? "Devrimimiz İlkelerimiz", sf: 112, 8. Baskı, Ajans- Türk, Ankara, 1998.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-3201641238666549091?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/3201641238666549091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=3201641238666549091' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3201641238666549091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3201641238666549091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/dil-devriminin-amaci.html' title='dil devriminin amaci'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6425700142324517461</id><published>2008-01-10T13:21:00.002-08:00</published><updated>2008-01-10T13:22:12.454-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>dil devrimi</title><content type='html'>DİL DEVRİMİ (Ulusallaşmanın Önemli Bir Aşaması)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk bizi, milliyetimize ve Türk ulusal bilincine sahip kılarken bir taraftan da "Türk Ulusal Dili" üzerinde çalışıyor ve dil devrimini gerçekleştiriyordu. Osmanlı devrinde cahil ile okumuş; devlet adamı ile halk, birbirleriyle konuşup anlaşma olanağını hemen hemen yitirmişlerdi. Arabî ve Farisî deyimler arasında Türkçe, neredeyse silinip gidiyordu. Bütün bu karmaşıklığa son veren Atatürk olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil devrimi, gerçekte milliyetçilik devriminin bir bakıma tamamlayıcısı olmuştur. Yeni harflerin kabulünden sonra ilk 10 yıl içinde dilimizdeki "özleşme" "arındırma" ve "gelişme" hızlanmıştır. Zira yeni yazı bizi Arapça ve Farsça sözlerden uzaklaştırıp, Türkçe konuşup yazmaya zorlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği gibi her ulusun bir dili vardır ve bu dilin de bir fonetiği, yani gırtlaktan çıkan ses yapısı mevcuttur. Konuşulan dil; o dile uygun bir fonetikle yazılamadığı takdirde o dil, dil olmaktan çıkar. Nitekim Türkçe'de gırtlaktan çıkan sesli ve sessiz harfler bellidir. Eski yazı dediğimiz Arap Alfabesi ise Türk insanının gırtlağından çıkan ses yapısına kesinlikle uymamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıklamadan da kolayca anlaşıldığı gibi Arap Alfabesindeki harflerle Türkçe bir sözü yazmak dilcilik tekniği bakımından mümkün değildir. Bu böyle olduğu gibi, İngiliz, Fransız ya da Rus alfabesindeki harflerle Türkçenin veya bir başka dilin yazılması da mümkün değildir.Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumu herkesten önce gören Atatürk, Türk dilinin yazılışına uygun olan sesli ve sessiz harfleri bilimsel metodla bir araya getirerek konuşma fonetiğimize uygun bir yazı (alfabe) fonetiğini de bize kazandırmış oldu. Böylece, dilimiz bacımsızlığa erişmiş; Arapça, Farsça kelimeler kendiliğinden ayıklanmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil devriminin içinde yalnızca harf sorununun çözümlenmesi ile yetinilmemiş, aynı zamanda terminoloji dediğimiz, bilim adamları tarafından konulmuş, insanlığın müşterek malı olan uygarlığın her bir uzmanlık ve bu uzmanlıkların belli bölümlerinin anlatımında kullanılan sözcükler ve deyimlerde de devrim yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; diplomatların, tabiplerin, teknisyenlerin, kimyacıların, matematikçilerin uzmanlık dallan ile ilgili ayrı ayrı terminolojileri vardır. Türkçe karşılıkları bulunamayan bu gibi deyimlerin, uluslararasında kullanılanları kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyete kadar, Arap kültürü etkisiyle, Arap dili ve grameri ile türetilmiş uzmanlık terminolojileri (ıstılâhları)'nı kullanıyorduk. Büyük Atatürk, batılılaşma yolunda, batı terminolojilerini millileştirmeyi de dikkate alarak dilimize kazandırmış, böylece batı bilimine kolaylıkla ayak uydurmak ve batı uygarlığına yetişmek için, ulusumuza büyük bir atılım hızı kazandırmıştır.Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terminoloji devrimi, dil devrimimizin bir bölümünü teşkil eder. Terminoloji denilen o uzmanlık deyimlerini bilenler, yabancı dille de konuştuklarında kendi meslektaşlarıyla kolayca anlaşırlar. Başka dillerle yazılmış mesleki eserleri kalayca anlarlar. Uluslararası terminolojilerin kullanılması ulusal dilimize zarar vermez. Ancak, bu konuda ölçülü davranmak da şarttır. Kendi dilimizde karşılığı bulunan ve kullanılan bir deyim varken, uluslararası bir terminolojidir diye gereksiz yere dilimize yabancı kelimeleri doldurmaktan da sakınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada şunu da belirtmeliyim ki, Ruslar, kendi "kril" alfabelerini bütün azınlıklarına özellikle Türk asıllı olan uyruklarına zorla kabul ettirerek tam bir asimilasyon (benzeşme) politikasını bu yoldan uygulamışlardır. Rus harfleri ile Türkçe bir kelimeyi tam aksanı (söylenişi ile yazmaya, konuşmaya olanak yoktur. Ruslar bu yolla orta Asya Türk dillerini bozmuşlardır. Çin alfabesi ile Türk kelimesini yazmak nasıl mümkün değilse, bir İngiliz ya da Alman fonetiği ve alfabesi ile Türkçe'yi ifade etmek de mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil devrimi harf devrimi ile bir arada görülmeli ve biri, diğerinin tamamlayıcısı olduğu bilinmelidir. Ulusal dil bu şekilde yaratılır. Atatürk'ün, bu devrimi ile ne kadar büyük bir iş yapmış olduğunu giderek daha iyi anlayabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Em. Tümgeneral, Olcayto, Turhan; Dinimiz ve Emrediyor, Atatürk Ne Yaptı? "Devrimimiz İlkelerimiz", sf: 110-111, 8. Baskı, Ajans- Türk, Ankara, 1998.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-6425700142324517461?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/6425700142324517461/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=6425700142324517461' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6425700142324517461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6425700142324517461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/dil-devrimi.html' title='dil devrimi'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-2775451048116874751</id><published>2008-01-10T13:21:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:21:25.254-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>harf devrimi</title><content type='html'>1 Kasım 1928'de Latin esasından alınan harfler, (Türk dilinin özelliklerini belirten işaretlere de yer vererek) "Türk harfleri" adıyla 1353 Sayılı Kanunla kabul edilmiştir. Yazı dilinde kullanılan Arap harflerinin yerine Türk harflerinin alınmasını ifade eden Harf Devrimi yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap harflerinin Türkler tarafından kullanılması, İslamiyet'in kabulünden sonra başlamış ancak bu harfler, Türk diline hiç bir zaman uyamamıştır. Türkçe, Arap harfleri ile kolay yazılıp okunamıyordu. Harf İnkîlabının hedefi, okuyup yazmayı kolaylaştırmak ve yaymak, modern öğretim ve eğitimin gerçekleşmesini sağlamaktı. Harf İnkılabının ilk adımı, 20 Mayıs 1928'de 1288 sayılı kanunla, Arap rakamlarının kullanılmasına son verilerek, uluslararası rakamların kabulü ile başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk, 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul'da Sarayburnu Parkı'nda düzenlenmiş bir şenlik sırasında, Harf Devrimini halka duyurmuştur; "Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Arkadaşlar, bizim güzel ahenkli, zengin lisanımız (dilimiz) yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak mecburiyetindeyiz. Lisanımızı muhakkak anlamak istiyoruz. Bu yeni harflerle behemehal pek çabuk bir zamanda mükemmel bir surette anlaşacağız ki, Milletimizin yazısıyla kafasıyla bütün medeniyet aleminin yanında olduğunu gösterecektir. Vatandaşlar, yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz. Bütün millete, kadına, erkeğe, köylüye, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz" demiştir. Harf Devrimi, büyük bir tarihi olaydır. Çünkü, sosyal, kültürel ve siyasi alanda geniş yankıları olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Kasım 1928'de Latin alfabesine dayalı yeni Türk Alfabesinin kabulünden sonra, 24 Kasım 1928'de yayımlanan Millet Mektepleri Talimatnamesi gereğince, yurdun her köşesinde Millet Mektepleri açılmış, halka yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir. Atatürk bu çalışmalara "Millet Mektepleri Başöğretmeni" sıfatıyla katılmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-2775451048116874751?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/2775451048116874751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=2775451048116874751' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2775451048116874751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2775451048116874751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/harf-devrimi.html' title='harf devrimi'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6042624059366710235</id><published>2008-01-10T13:20:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:20:39.482-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>turkcenin tarihsel gelisimi</title><content type='html'>TARİHSEL GELİŞİMİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk dillerinin yazılı metne dayalı tarihleri 7.-9. yüzyıl Orhon Türkçesine kadar uzansa bile, Türkiye Türkçesi için, Anadolu'ya göç eden Oğuzların 11. yüzyıldan sonra kendi lehçeleri üzerine kurdukları yazı dilini başlangıç saymak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. yüzyıla kadar Eski Anadolu Türkçesi olarak adlandırdığımız bu dönemin en ünlü temsilcisi Yunus Emre'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu Selçuklularının önce Arapçayı, sonra da Farsçayı resmi dil olarak kabul etmeleri nedeniyle Türkçe Anadolu sahasında 13. yüzyıla kadar gelişememiştir. 13. ve 15, yüzyıllar arasında da gittikçe artan sayıda Arapça, Farsça sözcük içeren bir dil ortaya çıkmıştır. Ancak yine de sade sayılabilecek bir Türkçenin egemen olduğu bu dönemden sonra Osmanlıca adı verilen, yoğun Arapça, Farsça etkisi görülen bir dönem başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar süren Osmanlıca dönemi kendi içinde Başlangıç Dönemi, Klasik Dönem ve Yenileşme Dönemi olarak üç bölümde incelenir. Bu dönemde yalnız Arapça, Farsça sözcükler değil gramer kuralları da Türkçeye girmiş, yalnız aydın kesimin okuyup yazabildiği bir saray dili ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilde özleşme çabaları 19. yüzyılın ikinci yansında Tanzimat dönemi ile başlamıştır. Aydınların Türkçe sözcük kullanma, Arap alfabesinde yenilikler yapma (örneğin tüm ünlüleri yazıda gösterme, normalde bitişik yazılan Arapça harfleri ayrı yazma gibi) çabalarıyla geçen bir hazırlık döneminden sonra Cumhuriyetle birlikte çağdaş Türkçenin temelleri atılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk'ün özel ilgi ve çabalarıyla Latin alfabesine geçilmiş, tarama, derleme ve türetme yoluyla dildeki Türkçe sözcük oranı kısa sürede büyük oranlara ulaşmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-6042624059366710235?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/6042624059366710235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=6042624059366710235' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6042624059366710235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6042624059366710235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/turkcenin-tarihsel-gelisimi.html' title='turkcenin tarihsel gelisimi'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-552584690768967368</id><published>2008-01-10T13:19:00.002-08:00</published><updated>2008-01-10T13:20:16.822-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>turkcenin ozellikleri</title><content type='html'>TÜRK DİLİNİN AİT OLDUĞU DİL AİLESİ, GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe, diğer Türk dilleriyle birlikte Altay dil ailesinin bir kolunu oluşturur. Bu ailenin diğer üyeleri Moğolca, Mançu-Tunguzca ve Korecedir. Japoncanın Altay dil ailesinin bir üyesi olup olmadığı konusu tartışılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe, diğer Altay dilleri gibi eklemeli, yani sözcüklerin eklerle yapıldığı ve çekildiği, sondan eklemeli bir dildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe sözcüklerde, Arapça, Almanca vb. dillerde görülen erillik, dişillik (yani cinsiyet ayrımı) özelliği yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçede sayı sıfatlarından sonra gelen adlar çoğul eki almazlar. Yani üç ağaçlar değil üç ağaç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önlük-artlık (kalınlık-incelik) ve düzlük-yuvarlaklık uyumları vardır. İlk uyuma göre bir sözcükteki ünlüler ya hep art veya ön, ikinci uyuma göre de ya hep düz veya yuvarlak olurlar.Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;f, j ve h ünsüzleri Türkçe kökenli sözcüklerde bulunmazlar. (Bir kaç Türkçe sözcükte başka seslerden değişmiş olarak f görülebilir:&lt;br /&gt;öfke &lt; öpke, ufak &lt; ubak vb.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe sözcüklerde söz başında bulunabilen ünsüz sayısı sınırlıdır:&lt;br /&gt;b, ç, d, g, k, s, t, v, y.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c ünsüzü, söz başında başka ünsüzlerden değişmiş olarak bir kaç sözcükte bulunur: cibinlik &lt; çıpın vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;n ünsüzü Türkçe kökenli sözcükler içinde yalnız ne ve türevlerinde bulunur: ne, neden, niçin, nasıl vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;p ünsüzü de söz başında, bir kaç Türkçe sözcükte b'den değişmiş olarak bulunur: piş- &lt; biş-, parmak &lt; barmak vb.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-552584690768967368?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/552584690768967368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=552584690768967368' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/552584690768967368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/552584690768967368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/turkcenin-ozellikleri.html' title='turkcenin ozellikleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5920724152242272055</id><published>2008-01-10T13:19:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:19:33.146-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>metafor (egretileme, istiare, deyim aktarmasi)</title><content type='html'>Bir kavramın, durumun ya da nesnenin doğruda kendisiyle değil, bir başka kavram, durum ya da nesne kullanılarak dolaylı yoldan anlatılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Metaforu açıklayan örnek metin:&lt;br /&gt;    Antonio Skarmeta, Ateşli Sabır (Çeviren: Tülin Şenruh), İstanbul, Afa Yayınları, 1987: 19-23.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;    O ne tilkidir o!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;    "Karadutum, çatalkaram, çingenem&lt;br /&gt;    Nar tanem, nur tanem, bir tanem" Bedri Rahmi EYUBOĞLU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Bütün sözcükler sevgiliyi dolaylı yoldan ve etkili biçimde anlatmak için kullanılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;    "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!"&lt;br /&gt;    "Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal" Mehmet Akif ERSOY&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    "Al sancak" ve "hilal" sözcükleri, Türk bayrağını anlatmak için kullanılmış.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5920724152242272055?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5920724152242272055/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5920724152242272055' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5920724152242272055'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5920724152242272055'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/metafor-egretileme-istiare-deyim.html' title='metafor (egretileme, istiare, deyim aktarmasi)'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-749640388748675533</id><published>2008-01-10T13:18:00.004-08:00</published><updated>2008-01-10T13:19:06.041-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>benzetme</title><content type='html'>Bir nesne, kavram ya da durumu daha iyi, daha güçlü ve etkili anlatabilmek için başka bir nesne, kavram ya da durumdan yararlanmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Benzetmede amaç, somutlaştırma, gözde canlandırma sayesinde, anlatılmak istenenin daha etkileyici olmasını sağlamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;    Tilki gibi kurnaz.&lt;br /&gt;    Taş bebek gibi kız&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;    Bir arpa boyu yol gitmek!&lt;br /&gt;    (Bir sorunu) Tereyağından kıl çeker gibi çözmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;    "Dedim inci nedir, dedi dişimdir&lt;br /&gt;    Dedim kalem nedir, dedi kaşımdır" Erzurumlu Emrah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;    "Evlerinin önü çardak&lt;br /&gt;    Elif'in elinde bardak&lt;br /&gt;    Sanki yeşil başlı ördek&lt;br /&gt;    Yüzer Elif Elif diye" Karacaoğlan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;    "Yar yar!&lt;br /&gt;    Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar" Bedri Rahmi EYUBOĞLU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;    "Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür&lt;br /&gt;    Ve bir orman gibi kardeşçesine" Nazım Hikmet&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-749640388748675533?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/749640388748675533/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=749640388748675533' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/749640388748675533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/749640388748675533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/benzetme.html' title='benzetme'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5546615707005653730</id><published>2008-01-10T13:18:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T13:18:44.878-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>bagdastirma</title><content type='html'>“Tamlama, deyim gibi söz varlığı içindeki öğeleri ve tümce ya da sözceleri anlamlı, kabul edilebilir birimler halinde biraraya getirme”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Doğan AKSAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        (Doğan AKSAN, Anlambilim, Ankara, Engin Yayınevi, 1999: 83)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    körpe salatalık&lt;br /&gt;    çıkmaz sokak&lt;br /&gt;    ilk gözağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Alışılmamış bağdaştırma:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    “Anlam belirleyicileri, anlam ayırıcıları arasında uyum bulunmayan birleştirmeler”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Doğan AKSAN&lt;br /&gt;    (Doğan AKSAN, Anlambilim, Ankara, Engin Yayınevi, 1999: 84)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    körpe merdiven&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Deyimleşmiş alışılmamış bağdaştırmalar:&lt;br /&gt;    ömür törpüsü&lt;br /&gt;    şeytan çekici&lt;br /&gt;    laf ebesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    “Biliyorsun, ben hangi şehirdeysem&lt;br /&gt;    Yalnızlığın başkenti orasıdır” Cemal Süreya “Vakit Var daha”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    “Kırmızı bir kuştur soluğum&lt;br /&gt;    Kumral göklerinde saçlarının” Cemal Süreya “San”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    “Yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu” Attila İLHAN “Cinayet Saati”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    “Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü” Attila İLHAN “Cinayet Saati”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    “Demirciler bir nehri dövmektedir” Hilmi YAVUZ “Yapı İşçileri Anlatıyor”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    “Bir ağaç işliyor yanımda tıkır tıkır” Edip CANSEVER “Yerçekimli Karanfil”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5546615707005653730?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5546615707005653730/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5546615707005653730' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5546615707005653730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5546615707005653730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/bagdastirma.html' title='bagdastirma'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-8714089518149518130</id><published>2008-01-10T13:18:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:18:20.239-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>baglam (context)</title><content type='html'>Bir sözcük ancak diğer göstergelerle birlikte belirli bir kavramı yansıtır; böylece oluşan bütüne “bağlam” denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğu askere yolladık.//Ne yakışıklı çocuk. ------&gt; Çocuk= Genç erkek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Çoluk çocuk nasıl? ------&gt; Çocuk= Ev halkı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        evlat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğu emzirdin mi? ------&gt; Çocuk=Bebek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bıraktım. ------&gt; Bırakmak: Alışkanlığı terketmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annemi eve bıraktım. ------&gt; Bırakmak: Götürmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşi bıraktım. ------&gt; Bırakmak: İstifa etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali’yi bıraktım, onu sevmiyorum artık. ------&gt; Bırakmak: Terketmek,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrılmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutukluları bıraktılar. ------&gt; Bırakmak: Salıvermek, tahliye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlam, konuşmanın ya da yazının bütününe(bağlamına) bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Babam iyice üşütmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Soğuk algınlığına, nezleye yakalanmayı kastetmek için kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Çıldırmaya yakın bir hali anlatmak için kullanılıyor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlamlardan hangisinin kastedildiği, konuşmanın öncesinden ve sonrasından anlaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek: Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Elinde ne var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Elinde bir şey saklayan kişiye elinde ne olduğunu sormak için kullanılıyor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. İskambil oynanıyorsa eldeki oyun kâğıtlarını anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Bir işten söz ediliyorsa, sahip olunan malzemeyi, parayı, kanıtları vs. kasdeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. İki kişi dertleşiyorsa “Elinden ne gelir?” anlamı içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlamlardan hangisinin kastedildiği, konuşmanın öncesinden ve sonrasından anlaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Boğaz konusuna gelince...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Tıp Fakültesi’nde bir ders sırasında, iki tıp doktoru arasındaki konuşma sırasında, doktorla hastası arasındaki bir konuşma sırasında kullanıldığında organ olan boğaz anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Beslenmeyle ilgili bir konuşma söz konusuysa gıda masrafları, yeme içme işleri anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Siyasetle, coğrafyayla ilgili bir konuşmada İstanbul ya da Çanakkale Boğazı kastediliyor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlamlardan hangisinin kastedildiği, konuşmanın öncesinden ve sonrasından, konuşmacıların kimliklerinden, konuşma mekânından anlaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kahve içer misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kahve uykumu kaçırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Herhangi bir nedenle sabahlaması gereken bir kişi tarafından verilen bir yanıtsa, “Evet, içerim” anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Yorgun, uykulu bir kişi tarafından verilen bir yanıtsa “Hayır, içmem” anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çay ister misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. “Evet, lütfen” anlamına gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. “Hayır, teşekkür ederim” anlamına gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlamlardan hangisinin kastedildiği, yanıt veren kişinin jest ve mimiklerinden, ses tonu ve vurgulamalarından anlaşılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-8714089518149518130?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/8714089518149518130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=8714089518149518130' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8714089518149518130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8714089518149518130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/baglam-context.html' title='baglam (context)'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-3614998666764428258</id><published>2008-01-10T13:17:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T13:17:56.955-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>terimler</title><content type='html'>Özel bir alanla ilgili kavramları karşılayan teknik sözcükler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Alegori: Bir duyguyu, düşünceyi ya da kavramı bir başka varlık yardımıyla sembolize ederek anlatma.&lt;br /&gt;        Aliterasyon: Aynı harf ya da hecelerin, bir ahenk yaratmak amacıyla cümle içinde sık sık tekrarlanması.&lt;br /&gt;        Mazmun: Bazı kavramları, durumları anlatmak için kalıplaşmış sözleri kullanmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek: İnci=diş&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-3614998666764428258?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/3614998666764428258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=3614998666764428258' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3614998666764428258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3614998666764428258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/terimler.html' title='terimler'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-7703899681984671938</id><published>2008-01-10T13:17:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:17:18.812-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>atasozleri</title><content type='html'>Toplumların yaşam deneyimlerinden kaynaklanan ve bilgeliğinin ürünü olan cümle kalıpları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Toplumun belleğinde yüzyıllarca varlıklarını sürdüren atasözleri, o toplumun yaşam biçimini, kültürünü yansıtırlar. Kalıplaşmışlardır; sözcükleri ve söz dizimleri değiştirilemez. Atasözleri, ulusların dil hazinesinin en zengin ve renkli ürünleridir. Basit kuruluşlu ama derin anlamlıdırlar. Ezgili ve ritmik bir yapıya sahiptirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Kuzguna yavrusu şahin görünür.&lt;br /&gt;        Emanet atın dişi arpa yerken kırılır.&lt;br /&gt;        El elin eşeğini türkü çağırarak arar.&lt;br /&gt;        Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla.&lt;br /&gt;        Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.&lt;br /&gt;        El el üstünde olur, ev ev üstünde olmaz.&lt;br /&gt;        Aç tavuk kendini buğday ambarında sanır.&lt;br /&gt;        İşin yoksa şahit ol, paran çoksa kefil ol.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-7703899681984671938?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/7703899681984671938/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=7703899681984671938' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7703899681984671938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7703899681984671938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/atasozleri.html' title='atasozleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-1477412868840737115</id><published>2008-01-10T13:16:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T13:16:59.831-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>deyimler</title><content type='html'>Sözcüklerin kendi anlamlarından ayrı bir anlam için biraraya gelerek, halk dilinde yüzyıllardır söylene söylene kalıplaşmış bir ifadeye dönüşmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deyimler, bir durum ya da kavramla ilgili ayrıntıları içerir; az sözle çok şey anlatılmasını sağlar. Bir dilin en zengin ve renkli malzemesidir; dilin gücünün göstergesidir. Toplumun geçmişinin, yaşam birikiminin, kültürel ve sosyal kimliğinin işaretlerini taşır. Kalıplaşmıştır; kalıbın içinde yer alan sözcükler eş anlamlı ya da yakın anlamlı başka sözcüklerle değiştirilemez.&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Göze gelmek: Göz değmesi.&lt;br /&gt;    Göze girmek: Dikkat çekerek ilgi ve değer kazanmak.&lt;br /&gt;    Gözden çıkarmak: Vazgeçmek, feda edebilmek.&lt;br /&gt;    Gözü yememek: Bir işi yapabilecek gücü ve güveni kendinde bulamamak.&lt;br /&gt;    Gözü kesmek: Bir şeyi yapabileceğine güvenmek.&lt;br /&gt;    Göze almak: Bir şeyi yapabilecek cesareti göstermek, o fedakârlıkta bulunabilmek.&lt;br /&gt;    Gözünü alamamak: Bakmaya doyamamak.&lt;br /&gt;    Gözü ısırmak: Tanıyacak gibi olmak.&lt;br /&gt;    Gözü tutmamak: Güvenmemek, beğenmemek.&lt;br /&gt;    Gözü ilişmek: İstemeden, birdenbire görüvermek&lt;br /&gt;    Gözleri yaşarmak: Duygulanmak, ağlayacak gibi olmak.&lt;br /&gt;    Gözlerinin içi gülmek: Çok sevindiği gözlerinden anlaşılmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Canı çıkmak: Çok yorulmak; ölmek; çok yıpranmak&lt;br /&gt;    Canı burnunda olmak: Çok yorgun ve kızgın olmak.&lt;br /&gt;    Can kulağı ile dinlemek: Çok dikkatli dinlemek&lt;br /&gt;    Canından bezmek: Ölecek kadar sıkıntı içinde olmak&lt;br /&gt;    Canına susamak: Bela aramak&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-1477412868840737115?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/1477412868840737115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=1477412868840737115' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/1477412868840737115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/1477412868840737115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/deyimler.html' title='deyimler'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-4892570861107970129</id><published>2008-01-10T13:16:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:16:40.969-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>anlam genislemesi</title><content type='html'>ANLAM BİLİM - Anlam Değişmeleri - Anlam Genişlemesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlam Aktarması:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kavramın doğrudan kendisinin değil, dolaylı olarak bir başka ifadeyle anlatılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt;Beyazperde= Sinema&lt;br /&gt;Yeşilçam= Türk sineması&lt;br /&gt;Sahne= Tiyatro&lt;br /&gt;Yeni Dünya=ABD&lt;br /&gt;Sandık başına gitmek= Seçim yapmak&lt;br /&gt;Yeditepe=İstanbul&lt;br /&gt;Dökülmek= Çok yorulmak&lt;br /&gt;Köpürmek= Çok öfkelenmek&lt;br /&gt;Okşamak= Dövmek&lt;br /&gt;Temizlemek= Öldürmek&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-4892570861107970129?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/4892570861107970129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=4892570861107970129' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4892570861107970129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4892570861107970129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/anlam-genislemesi.html' title='anlam genislemesi'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-2150468770584705463</id><published>2008-01-10T13:15:00.004-08:00</published><updated>2008-01-10T13:16:16.097-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>anlam daralmasi</title><content type='html'>Sözcüğün, zaman içinde geçmiştekinden daha dar bir anlamı, önceden ifade ettiği anlamın sadece bir bölümünü ifade eder hale gelmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Türkçede&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlan&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız ve Erkek Evlat&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek evlat, erkek çocuk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davar&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahip olunan mal, mülk, varlık&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahip olunan büyükbaş hayvan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savcı&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözcü, elçi, peygamber&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanıkları kovuşturan hukuk adamı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İl&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vilayet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanmak&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünmek, saymak&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zannetmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dirilmek&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşmak, öldükten sonra canlanmak&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öldükten sonra canlanmak&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-2150468770584705463?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/2150468770584705463/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=2150468770584705463' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2150468770584705463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2150468770584705463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/anlam-daralmasi.html' title='anlam daralmasi'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-9054493051928728647</id><published>2008-01-10T13:15:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T13:15:41.030-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>karsit anlamlilik</title><content type='html'>Birbirine taban tabana zıt durumları ve kavramları ifade eden sözcükler.&lt;br /&gt;Her kavramın karşıtı bulunmak zorunda değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt;İyi x Kötü&lt;br /&gt;Sevinç x Üzüntü&lt;br /&gt;Cesur x Korkak&lt;br /&gt;Doğru x Yanlış&lt;br /&gt;Ödül x Ceza&lt;br /&gt;Okumuş x Cahil&lt;br /&gt;Güzel x Çirkin&lt;br /&gt;Görkemli x Sade&lt;br /&gt;Sağlam x Çürük&lt;br /&gt;Buruşuk x Düz&lt;br /&gt;Gitmek x Gelmek&lt;br /&gt;Alt x Üst&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-9054493051928728647?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/9054493051928728647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=9054493051928728647' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/9054493051928728647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/9054493051928728647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/karsit-anlamlilik.html' title='karsit anlamlilik'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5007090611408933712</id><published>2008-01-10T13:15:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:15:19.699-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>esseslilik</title><content type='html'>Sesteş olmakla birlikte aynı anlamı, kavramı karşılamayan sözcükler.&lt;br /&gt;Eş adlılıkta, sözcüğün sesçe aynı olan iki biçimi arasında hiçbir anlam ilişkisi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bkz. Yazımları aynı anlamları farklı sözcüklerin telaffuzu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt;Dolu: Boş olmayan&lt;br /&gt;Dolu: Yağan buz parçaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil: Tat alma organı&lt;br /&gt;Dil: Gönül&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurt: Köpekgillerden yırtıcı hayvan&lt;br /&gt;Kurt: Omurgasız, bacaksız küçük hayvan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara: Siyah&lt;br /&gt;Kara: Toprak parçası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz: Surat&lt;br /&gt;Yüz: 100.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmek: Tükenmek&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5007090611408933712?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5007090611408933712/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5007090611408933712' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5007090611408933712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5007090611408933712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/esseslilik.html' title='esseslilik'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5355309446844771409</id><published>2008-01-10T13:14:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T13:14:57.596-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>cok anlamlilik</title><content type='html'>Bir sözcüğün birden çok durum ya da kavramı ifade etmesi.&lt;br /&gt;Çok anlamlılıkta, bir sözcüğün iki biçimi arasında anlam ilişkisi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt;Yüz: 1. Surat&lt;br /&gt;2. Yüzey(suyun yüzü)&lt;br /&gt;3. Bir şeyin ön cephesi(Evin yüzü)&lt;br /&gt;4. Bir şeyin görünen bölümünü kaplamakta kullanılan kumaş (Yorgan yüzü)&lt;br /&gt;5. Yan, taraf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı: 1. Tatlı olmayan&lt;br /&gt;2. Koyu (Acı yeşil)&lt;br /&gt;3. Istırap&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil: 1. Ağzın içindeki organ&lt;br /&gt;2. Kilit vb. araçlardaki yassı, hareketli bölüm&lt;br /&gt;3. Nefesli çalgılardaki ince, metal yaprak&lt;br /&gt;4. Denize uzanan kara parçası&lt;br /&gt;5. Konuşma yeteneği&lt;br /&gt;6. İnsanlar arasında iletişimi sağlayan dizge.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuyruk: 1. Hayvanlarda gövdenin alt uzantısı&lt;br /&gt;2. Uçurtma ve uçakların arkasındaki uzantı.&lt;br /&gt;3. Sıra beklemek için oluşan insan dizisi&lt;br /&gt;4. Başın arkasında toplanan saç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmek: 1. Arkada bırakmak&lt;br /&gt;2. Hastalığın bulaşması&lt;br /&gt;3. Sınıfını başarıyla bitirmek&lt;br /&gt;4. Birşeye gücü yetmemek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokunmak: 1. Değmek&lt;br /&gt;2. Sağlığın olumsuz etkilenmesi&lt;br /&gt;3. Duygulanmak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5355309446844771409?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5355309446844771409/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5355309446844771409' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5355309446844771409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5355309446844771409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/cok-anlamlilik.html' title='cok anlamlilik'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5901022731283805084</id><published>2008-01-10T13:14:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:14:34.021-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>yakin anlamlilik</title><content type='html'>Hemen hemen aynı anlamı karşılayan ancak aralarında küçük ayrımlar olan sözcüklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt;korkmak/ürkmek/çekinmek/sinmek&lt;br /&gt;bıkmak/bezmek/usanmak&lt;br /&gt;kötü/berbat/fena&lt;br /&gt;kır/boz/kırçıl/gri/kurşuni&lt;br /&gt;gücenmek/darılmak/küsmek/içerlemek&lt;br /&gt;semiz/şişman/tombul/tıknaz&lt;br /&gt;oturmak/ilişmek/çökmek&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5901022731283805084?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5901022731283805084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5901022731283805084' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5901022731283805084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5901022731283805084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/yakin-anlamlilik.html' title='yakin anlamlilik'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-1925067160425149744</id><published>2008-01-10T13:13:00.004-08:00</published><updated>2008-01-10T13:14:12.193-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>esanlamlilik (ayni anlam)</title><content type='html'>Aynı kavramı karşılayan, birbirinin yerine kullanılabilen, aralarında hiçbir fark olmayan sözcüklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle bir dile başka dillerden gelen sözcükler ile o dilin kendi söz varlığındaki sözcükler arasında eşanlamlık görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek:&lt;br /&gt;hane=ev=konut=mesken imtihan=sınav&lt;br /&gt;bellek=hafıza&lt;br /&gt;mektep=okul&lt;br /&gt;kılavuz=rehber=mihmandar&lt;br /&gt;hürriyet=özgürlük&lt;br /&gt;ajan=casus&lt;br /&gt;cevap=yanıt&lt;br /&gt;alaz=alev=yalım&lt;br /&gt;ödül=ikramiye=mükâfat&lt;br /&gt;demek=söylemek&lt;br /&gt;kaybetmek=yitirmek&lt;br /&gt;açıklamak=izah etmek&lt;br /&gt;amaç=gaye=hedef=maksat&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-1925067160425149744?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/1925067160425149744/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=1925067160425149744' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/1925067160425149744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/1925067160425149744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/esanlamlilik-ayni-anlam.html' title='esanlamlilik (ayni anlam)'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5004449033551483366</id><published>2008-01-10T13:13:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T13:13:42.684-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>gercek anlam ve mecaz anlam</title><content type='html'>Sözcüğün herkesçe bilinen anlamına "gerçek anlam", herkesçe bilinenin dışındaki anlamına "mecaz anlam" denir. Mecaz anlamda, sözcüğün belirli bir ilgiyle başka bir kavramın anlatılması için kullanılması söz konusudur; deyimlerde, şiirlerde olduğu gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5004449033551483366?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5004449033551483366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5004449033551483366' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5004449033551483366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5004449033551483366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/gercek-anlam-ve-mecaz-anlam.html' title='gercek anlam ve mecaz anlam'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5519771769103699902</id><published>2008-01-10T13:13:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:13:21.740-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>temel anlam ve yan anlam</title><content type='html'>Bir sözcüğün gösterdiği ilk ve temel göstergeye "temel anlam", temel anlamdan kaynaklanan ama temel anlama göre farklılıklar taşıyan, ikinci, üçüncü derece anlamlara "yan anlam" denir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5519771769103699902?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5519771769103699902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5519771769103699902' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5519771769103699902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5519771769103699902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/temel-anlam-ve-yan-anlam.html' title='temel anlam ve yan anlam'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-3766123352855013646</id><published>2008-01-10T13:12:00.002-08:00</published><updated>2008-01-10T13:13:00.821-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>somut ve soyut anlam</title><content type='html'>Nesnel varlığı olan, gözle görülen, elle tutulan nitelikteki varlıkları belirleyen, herkesçe aynı şekilde anlaşılan, aynı görüntüyü yaratan sözcüklere "somut anlamlı sözcük"; gözle görülmeyen, elle tutulmayan, herkeste aynı duygu ve düşünceleri, aynı görüntüyü yaratmayan durumları belirten sözcüklere "soyut anlamlı sözcük" denir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-3766123352855013646?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/3766123352855013646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=3766123352855013646' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3766123352855013646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3766123352855013646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/somut-ve-soyut-anlam.html' title='somut ve soyut anlam'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-4732074888313014144</id><published>2008-01-10T13:12:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:12:40.581-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>genel ve ozel anlam</title><content type='html'>Kavram, nesne, varlık ve durumları topluca belirleyen sözcüklere "genel anlamlı sözcükler", sınırlı bir anlam boyutunda belirleyen sözcüklere "özel anlamlı sözcükler" denir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-4732074888313014144?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/4732074888313014144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=4732074888313014144' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4732074888313014144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4732074888313014144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/genel-ve-ozel-anlam.html' title='genel ve ozel anlam'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-9176059382395356028</id><published>2008-01-10T13:10:00.002-08:00</published><updated>2008-01-10T13:12:20.566-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>sozcukte anlam</title><content type='html'>"Bir göstergenin öteki göstergelerle sıkı sıkıya ilişkili biçimde, belli bir bağlam içinde, belli bir duruma ve koşullara bağlı olarak yansıttığı kavram."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğan AKSAN&lt;br /&gt;(Doğan AKSAN, Dil, Anlam, Sözcük, Ankara, Ankara Üniversitesi Yayınları, 1991: 37)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kavram:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"1. Dünyadaki nesnelerin, biçimlerin, olgu, durum ve devinimlerin dilde anlatım buluşudur. 2. Dünyadaki nesnelerin ortak niteliklerine dayanan, dile özgü bir genelleme, bir soyutlamadır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğan AKSAN&lt;br /&gt;(Doğan AKSAN, Dil, Anlam, Sözcük, Ankara, Ankara Üniversitesi Yayınları, 1991: 54-55)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metin: "Türkçenin Söz Varlığının Anlam Açısından Özellikleri", Doğan Aksan, Türkçenin Gücü, Ankara, Bilgi Yayınevi, 1990: 37-40.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-9176059382395356028?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/9176059382395356028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=9176059382395356028' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/9176059382395356028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/9176059382395356028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/sozcukte-anlam_10.html' title='sozcukte anlam'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-754000539639844466</id><published>2008-01-10T13:10:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:10:49.583-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>anlambilim (semantik)</title><content type='html'>Dili anlam açısından inceleyen bilim dalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dilbilimsel anlambilim, göstergenin içerik ya da gösterilen yanını ele alır, gösteren(işitim imgesi) ile gösterilen arasındaki ilişkileri, gösterilendeki değişim ve oynamaları, dilsel yapıların anlamsal yönden ortaya koyduğu çeşitli olguları vb. inceler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berke VARDAR&lt;br /&gt;(Pierre GIRAUD, Anlambilim, Çeviren: Berke Vardar, Ankara, Kuzey Yayınları, 1984: VII)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-754000539639844466?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/754000539639844466/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=754000539639844466' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/754000539639844466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/754000539639844466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/anlambilim-semantik.html' title='anlambilim (semantik)'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-4751810435362747738</id><published>2008-01-10T13:09:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:09:48.030-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>koseli parantez ve koseli parantezin kullanim yerleri</title><content type='html'>NOKTALAMA - Köşeli Parantez ( [ ] )&lt;br /&gt;a.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parantez içine alınan bir anlatımda ayrıca parantez içine alınması gereken bir açıklama varsa, bu açıklama köşeli parantez ile gösterilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nurullah Ataç'a göre: "çocukluğu olmayanın gençliği de olmaz". (Günce [17 Nisan 1953] )&lt;br /&gt;b.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cümlede, anlam açısından büsbütün farklı sözü/ sözleri belirtmek için kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cahit Sıtkı, mektuplarından birisinde [27 Mart] sevdiği Fransız şairleri hakkında şöyle demektedir:&lt;br /&gt;c.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aktarıman metinlerde, yazarın yaptığı yanlışlığı düzeltmek amacıyla kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebubekir Hazım Tepeyran 1946 [1947] yılında öldü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-4751810435362747738?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/4751810435362747738/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=4751810435362747738' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4751810435362747738'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4751810435362747738'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/koseli-parantez-ve-koseli-parantezin.html' title='koseli parantez ve koseli parantezin kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-8013389654355825402</id><published>2008-01-10T13:08:00.004-08:00</published><updated>2008-01-10T13:09:19.159-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>tek parantez ve tek parantezin kullanim yerleri</title><content type='html'>OKTALAMA - Parantez İşareti ( ) )&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde başlarında, sıralamalarda ya da rakamlardan sonra kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namık Kemal şu türlerde eserler vermişlerdir:&lt;br /&gt;1) Şiir;&lt;br /&gt;2) Tiyatro;&lt;br /&gt;3) Roman;&lt;br /&gt;4) Tenkit;&lt;br /&gt;5) Tarih.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-8013389654355825402?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/8013389654355825402/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=8013389654355825402' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8013389654355825402'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8013389654355825402'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/tek-parantez-ve-tek-parantezin-kullanim.html' title='tek parantez ve tek parantezin kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-9085712092062147128</id><published>2008-01-10T13:08:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T13:08:46.391-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>parantez isareti ve parantez isaretinin kullanim yerleri</title><content type='html'>NOKTALAMA - Parantez İşareti ( ( ) )&lt;br /&gt;a.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sözcük ya da cümleden sonra yapılan açıklamalar parantez içine alınır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) en güzel eserlerini Bodrum'da yazmıştır.&lt;br /&gt;Şiir Tahlilleri (Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Kadar)'nde Tevfik Fikret'in şiirini bu bakış açısıyla incelemiştik.&lt;br /&gt;b.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eş anlamlı sözcükler, eş değerdeki tarihler ve rakamlar parantez içinde kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan ikrarından (sözünden), hayvan yularından tutulur. (Türk atasözü)&lt;br /&gt;En mükemmel anlatma (expression) vasıtamız dildir.&lt;br /&gt;Gerçekçilik akımı, Gustave Flaubert (Gustav Flober)'in yazdığı Madam Bovary'nin yayınlanmasıyla (1857) başlamıştır.&lt;br /&gt;c.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel çalışmalarda kaynaklar çoğunlukla dipnotta veya eserin sonunda "kaynaklar" başlığı altında gösterilir. Metin içinde kaynak gösterilmek istenirse parantez işareti kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanzimat döneminde Osmanlı aydınları Batı uygarlığını üç vâsıta ile (kitap, duyma ve gözlem) tanımışlardır (Okay, Batı Medeniyeti Karşısında Ahmet Mithat Efendi, 1975: 21).&lt;br /&gt;d.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiyatro eserlerinde sahnede yapılacak hareketler parantez içinde gösterilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştirmeci (odadan çıkar): Ne var, ne oldu? (Behçet Necatigil)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UYARI: Çoğu zaman tırnak işareti ile parantez işaretinin kullanıldığı yerler birbirine karıştırılır. Cümlede tırnak işareti içindeki sözcükler ve cümleler çıkartılırsa anlam bozulur. Parantez içindeki sözcükler ve cümleler çıkartılırsa anlam bozulmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kul kusursuz (hatasız) olmaz.&lt;br /&gt;Cahit Sıtkı Tarancı'nın "Otuz Beş Yaş" adlı şiirini henüz orta okulda iken okumuştum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-9085712092062147128?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/9085712092062147128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=9085712092062147128' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/9085712092062147128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/9085712092062147128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/parantez-isareti-ve-parantez-isaretinin.html' title='parantez isareti ve parantez isaretinin kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-600833748332187740</id><published>2008-01-10T13:08:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:08:22.343-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>tirnak isareti ve tirnak isaretinin kullanim yerleri</title><content type='html'>NOKTALAMA - Tırnak İşareti ( " " )&lt;br /&gt;a.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir metnin içerisinde başkasından aktarılan yazıların, sözlerin başına ve sonuna tırnak işareti konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tilkiye "tavuk kebabı yer misin?" demişler: "Adamın güleceğini getiriyorsunuz" demiş.&lt;br /&gt;b.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemi belirtilmek istenen sözcüklerin başında ve sonunda tırnak işareti kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ta derinden bir gün bana "gel!" desin. (Ahmet Kutsi Tecer)&lt;br /&gt;c.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşılıklı konuşmalarda çizgi yerine tırnak işareti de kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sınava iyi hazırlandın mı?".&lt;br /&gt;"Evet, ya sen?".&lt;br /&gt;d.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yazıda sözcükler ya da sayılar alt satırlarda tekrarlanıyorsa, bu sözcük ya da sayıları yazmamak için "den den" adı verilen tırnak işareti kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacettepe Üniversitesi'nde bulunan bazı fakülteler şunlardır:&lt;br /&gt;Edebiyat Fakültesi&lt;br /&gt;Fen              "&lt;br /&gt;Mühendislik  "&lt;br /&gt;Tıp               " .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-600833748332187740?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/600833748332187740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=600833748332187740' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/600833748332187740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/600833748332187740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/tirnak-isareti-ve-tirnak-isaretinin.html' title='tirnak isareti ve tirnak isaretinin kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-7709805206223461729</id><published>2008-01-10T13:07:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:07:51.881-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>egik cizgi ve egik cizginin kullanim yerleri</title><content type='html'>NOKTALAMA - Eğik Çizgi ( / )&lt;br /&gt;a.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirlerden yapılan alıntılanda, mısraların yan yana yazılması gereken durumlarda mısraları belirlemek için kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bir sevgilin vardı / Yedi sekiz sene önce / Dün yolda rastladım / Sevindi beni görünce./ (Behçet Necatigil)&lt;br /&gt;b.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adres yazarken apartman numarası ile daire numarası arasına ve semt ile şehir arasına eğik çizgi konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belendir sok. No: 16/2 A. Ayrancı/ Ankara&lt;br /&gt;c.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilbilgisinde eklerin farklı şekillerini göstermek için eğik çizgi kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- lar/ -ler -cı / ci&lt;br /&gt;d.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölme işareti olarak kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;70 / 2 = 35&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-7709805206223461729?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/7709805206223461729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=7709805206223461729' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7709805206223461729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7709805206223461729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/egik-cizgi-ve-egik-cizginin-kullanim.html' title='egik cizgi ve egik cizginin kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6802102339273490030</id><published>2008-01-10T13:06:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T13:07:02.173-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>kisa cizgi ve kisa cizginin kullanim yerleri</title><content type='html'>NOKTALAMA - Kısa Çizgi ( - )&lt;br /&gt;a.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satır sonuna sığmayan sözcükler kısa çizgi ile ayrılır ve sözcüğün satıra sığmayan bölümü bir alt satıra yazılır. Sözcük bölünürken hecelerin bölümlenmesine dikkat edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerimize dö-&lt;br /&gt;nerken bekçiler-&lt;br /&gt;le karşılaştık.&lt;br /&gt;b.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralarında türlü ilişkiler (eşitlik, yakınlık ...) bulunan iki sözcük veya iki tarih arasındaki ortaklığı ve başlangıçla sonu belirtmek için kısa çizgi kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe, Ural-Altay dil ailesindendir.&lt;br /&gt;Yarın saat 19.00 - 19.30 arasında, sizi, akşam yemeğine bekliyoruz.&lt;br /&gt;Yıllar önce onunla karşılaştığım zaman yirmi beş - otuz yaşlarındaydı.&lt;br /&gt;Atatürk (1881-1938), yılları arasında yaşamıştır.&lt;br /&gt;c.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cümlenin kuruluşuna girmeyen, ancak cümledeki düşünceyi açıklamaya yarayan ara söz veya ara cümleleri ayırmak için çizgi işareti konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1775'de İstanbul'a gelen Baron de Tott, karısının ziyaretine gittiği bir sultan sarayında - Ahmet III.'ün kızı - bütün bir Fransız dekorunu hazır bulduğunu söyler.&lt;br /&gt;Vural Bey, - cuma günleri dışında - toplantıya kendisi başkanlık eder.&lt;br /&gt;d.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arapça ve Farsça kurallara göre yapılmış tamlamalar ve birleşik kelimeler arasına kısa çizgi konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Divan-ı Lügati't-Türk&lt;br /&gt;Tercüman-ı Ahval&lt;br /&gt;Duyûn-ı Umûmiye (devlet borçları)&lt;br /&gt;e.  Dilbilgisinde kök ve ekleri göstermek için kısa çizgi kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz-lük-çü-ye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tut-ku&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sev-i-ş-mek&lt;br /&gt;f.  Dilbilgisinde fiil kök ve gövdelerini belirtmek için kısa çizgi kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sar-   vur-   yat-   okut-   görüş-&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-6802102339273490030?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/6802102339273490030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=6802102339273490030' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6802102339273490030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6802102339273490030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/kisa-cizgi-ve-kisa-cizginin-kullanim.html' title='kisa cizgi ve kisa cizginin kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-4611565138028235772</id><published>2008-01-10T13:05:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:05:32.218-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>uzun cizgi ve uzun cizginin kullanim yerleri</title><content type='html'>NOKTALAMA - Uzun Çizgi ( — )&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktalama işaretine konuşma çizgisi de denilmektedir. Yazıda, satır başlarına alınan konuşmaları göstermek için kullanılır. Eğer metinde konuşmalar tırnak içinde verilirse bu durmda konuşma çizgisi kullanılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frankfurt'a gelen herkesin sorduğu sorular şunlardır:&lt;br /&gt;— Eski şehri gezdin mi?&lt;br /&gt;— Goethe'nin evini gezdin mi? (Ahmet Haşim)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-4611565138028235772?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/4611565138028235772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=4611565138028235772' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4611565138028235772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4611565138028235772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/uzun-cizgi-ve-uzun-cizginin-kullanim.html' title='uzun cizgi ve uzun cizginin kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6297700316477012131</id><published>2008-01-10T13:04:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T13:04:57.937-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>unlem isareti ve unlem isaretinin kullanim yerleri</title><content type='html'>NOKTALAMA - Ünlem İşareti ( ! )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Ünlem işareti genellikle cümle sonu işaretidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyecan, şaşkınlık, korku, acıma, kızgınlık gibi duyguları anlatan sözcük ve cümlelerden sonra kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman Allah'ım, manzara ne güzel!&lt;br /&gt;A! Sen artık çok oluyorsun.&lt;br /&gt;b.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyecanlı seslenişlerden, emir ve hitaplardan sonra ünlem işareti konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Türk Gençliği!&lt;br /&gt;Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!&lt;br /&gt;Türk milleti!&lt;br /&gt;c.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir cümlede birden çok ünlem kullanılması gerektiği durumlarda, ünlem işaretleri yerine virgül konarak cümlenin sonunda tek bir ünlem kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman, off, öldüm, bittim, canım çok yandı!&lt;br /&gt;d.  Küçümseme, yerme, alay bildiren cümlelerden sonra ünlem işareti konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Beyin ne kadar akıllı (!) olduğunu herkes biliyor.&lt;br /&gt;Karnede getirdiğin notlardan ne kadar çok çalıştığın (!) belli oluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-6297700316477012131?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/6297700316477012131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=6297700316477012131' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6297700316477012131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6297700316477012131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/unlem-isareti-ve-unlem-isaretinin.html' title='unlem isareti ve unlem isaretinin kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5430241804384687898</id><published>2008-01-10T13:04:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:04:24.550-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>soru isareti ve soru isaretinin kullanim yerleri</title><content type='html'>NOKTALAMA - Soru İşareti ( ? )&lt;br /&gt;a.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru bildiren cümlelerden ve sözcüklerden sonra soru işareti konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? (Cahit Sıtkı)&lt;br /&gt;Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar? (Cahit Sıtkı)&lt;br /&gt;Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu adlı romanını okudunuz mu?&lt;br /&gt;Ya gelmeseydin?&lt;br /&gt;b.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verilen bilgilerin kesin olarak doğruluğundan emin olunmadığı durumlarda soru işareti kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoca Ahmet Yesevî (? - 1166), Türkistan bölgesinde yaşamıştır.&lt;br /&gt;Divan şairimiz Fuzûlî (1480?-1556), İstanbul'a hiç gelmemiştir.&lt;br /&gt;c.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşılıklı konuşmalarda şaşkınlık, şüphe, alaya alma, suskunluk gibi ruh hallerini belirtmek için kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evli misin?&lt;br /&gt;- Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ay on kitap okuduğunu (?) söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UYARI: Gerçek soru bildirmeyen soru eki ve kelimelerinden sonra, soru işareti kullanılmaz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek gördün mü ye, dayak gördün mü kaç.&lt;br /&gt;Yüzüme baka baka yalan söylemez mi!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5430241804384687898?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5430241804384687898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5430241804384687898' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5430241804384687898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5430241804384687898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/soru-isareti-ve-soru-isaretinin.html' title='soru isareti ve soru isaretinin kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-7358778058046510192</id><published>2008-01-10T13:03:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:03:46.542-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>noktali virgul ve noktali virgulun kullanim yerleri</title><content type='html'>NOKTALAMA - Noktalı virgül (;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       1. Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımlarla birbirinden ayırmak için konur:&lt;br /&gt;          Erkek çocuklara Doğan, Tuğrul, Aslan, Orhan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca adları verilir.&lt;br /&gt;       2. Öğeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur:&lt;br /&gt;          Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum. Sabahtan beri bekliyorum; ne gelen var, ne giden. İş işten geçti;artık gelse de olur, gelmese de.&lt;br /&gt;       3. Virgülle ayrılmış örnekleri farklı örneklerden ayırmak için konur:&lt;br /&gt;          Türkiye, İngiltere, Azerbaycan; İstanbul, Londra, Bakû.&lt;br /&gt;       4. Kendilerinden evvelki cümleyle ilgi kuran ancak, yalnız, fakat, lâkin, çünkü, yoksa, bundan dolayı, binaenaleyh, sonuç olarak, bununla birlikte, öyleyse vb. cümle başı bağlaçlarından önce konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Halis bir şiir fena okunabilir; lâkin sahte bir şiir iyi okunamaz.&lt;br /&gt;          (Yahya Kemal Beyatlı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bir millet ordusunu kaybedebilir, bağımsızlığını da kaybedebilir; fakat dilini sakladıkça o millet yaşıyor demektir.&lt;br /&gt;        (Nihal Atsız, Türk Ülküsü)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-7358778058046510192?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/7358778058046510192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=7358778058046510192' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7358778058046510192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7358778058046510192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/noktali-virgul-ve-noktali-virgulun.html' title='noktali virgul ve noktali virgulun kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-8030530070056091217</id><published>2008-01-10T13:02:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T13:02:54.640-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>virgul ve virgulun kullanim yerleri</title><content type='html'>a.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cümlede sıralanan isim, sıfat, zarf, zamir, fiil ve harfler arasında virgül kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun gibi, her şey, kin, nefret, muhalefet, bize hep insanlardan, hep toplumdan gelmiyor mu?&lt;br /&gt;b.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cümlede özne olan kelime, kendisinden sonra gelen sözlere karışabilecekse, özneden sonra virgül konulur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, tarihin seyrini değiştiren adamdı.&lt;br /&gt;Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır. (Halit Ziya)&lt;br /&gt;c.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşaret zamirlerinden sonra virgül kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konferansta o, bilgisayar teknolojisi hakkında bilgi verdi.&lt;br /&gt;d.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsim yerine geçen sıfatlardan sonra virgül kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, bisikletine bindi.&lt;br /&gt;e.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birleşik sıralı cümlelerde, arada bağlam olsun olmasın, iki cümle arasında virgül kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemaya gidecektik, fakat geç kaldık.&lt;br /&gt;f.  Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına virgül konulur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meyve tabağında elma, muz, armut ve ayva vardı.&lt;br /&gt;Evde, okulda, yollarda, her yerde yalnızca seni düşünüyorum.&lt;br /&gt;Kısa saçlı, ela gözlü, kahverengi mantolu, genç ve güzel bir kız gülümseyerek bana doğru yaklaştı.&lt;br /&gt;Küçücük arabaya benim bavullarımı, annemin kayak takımını, kardeşlerimin oyuncaklarını tıka basa yerleştirmeye çalıştık.&lt;br /&gt;g.  Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak amacıyla virgül kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir varmış, bir yokmuş.&lt;br /&gt;Umduk, bekledik, düşündük. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)&lt;br /&gt;h.  Cümlede özel olarak vurgulanması gereken öğelerden sonra virgül konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu hiç kimse bilhassa o, yapmadı.&lt;br /&gt;Soğuk, ellerimizi dondurdu.&lt;br /&gt;Bizim, minyatürden tuval resmine geçişimiz, Batılı resim sanatının Türk resim sanatını etkilemesiyle, XIX. yüzyılda başlamıştır.&lt;br /&gt;i.  Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan öğeleri belirtmek için virgül konur. Virgül işareti cümlenin öznelerini ayırır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi, koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selçuk Üniversitesi, yalnız eğitim ve kültür açısından değil, sosyal ve teknolojik açıdan da yöreyi etkiliyor.&lt;br /&gt;j.  Cümle içinde ara sözleri ve ara cümleleri ayırmak için virgül konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek olsun dile, örnek istemez ya, söylüyorum.&lt;br /&gt;Bütün erkekler, sakatlar ve yaşlılar hariç, silah altına alınmıştı.&lt;br /&gt;k.  Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına virgül konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam, yine akşam, yine akşam,&lt;br /&gt;Göllerde bu dem bir kamış olsam. (Ahmet Haşim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: İkilemeler arasına virgül konulmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş yavaş; bata çıka; koşa koşa vb.&lt;br /&gt;l.  Tırnak içinde olmayan alıntı cümlelerden sonra virgül konulur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben onu görünce titriyorum, diyor.&lt;br /&gt;Recaizâde Mahmut Ekrem, şiir sadece vezinli ve kafiyeli olmaz; nesir ile de yazılabilir, diyordu.&lt;br /&gt;m.  Kendisinden sonraki cümleye bağlı olarak red, kabul ve teşvik bildiren hayır, yok, yoo, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, başüstüne, öyle, haydi, elbette gibi kelimelerden sonra virgül kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi, geç kalıyoruz.&lt;br /&gt;Olur, ben de size katılırım.&lt;br /&gt;n.  Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime gruplarıyla yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek için virgül kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece, eğlenceleri içine sinmedi. (Reşat Nuri Güntekin)&lt;br /&gt;o.  Devrik cümlelerde virgül işaretinin yeri çoğu kez kurallara uymamaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoktan almıştım o kitabı, birkaç kez de açtım okumak için, yürümedi.&lt;br /&gt;Yola, öğle yemeğinden sonra çıktık.&lt;br /&gt;p.  Hitap için kullanılan kelimelerden sonra virgül konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Başkan,&lt;br /&gt;Değerli Arkadaşım,&lt;br /&gt;Çocuklar, sınıfta gürültü etmeyin!&lt;br /&gt;Efendiler, temin ettiğimiz vatanın harap ve fakir olduğunu hariçte ve dahilde bilmeyen yoktur.&lt;br /&gt;r.  Yazışmalarda başvurulan makamın adından sonra virgül konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Dil Kurumu Başkanlığı'na,&lt;br /&gt;Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü'ne,&lt;br /&gt;s.  Yazışmalarda yer adlarını tarihlerden ayırmak için virgül konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşadası, 4 Mart&lt;br /&gt;Ankara, 26 Ocak&lt;br /&gt;t.  Sayıların yazılışında, kesirleri ayırmak için virgül kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38 , 5 (otuz sekiz tam, onda beş)&lt;br /&gt;0 , 52 (sıfır tam, yüzde elli iki)&lt;br /&gt;u.  Bibliyografik künyelerde yazar, eser, basımevi vb. maddelerden sonra virgül konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERGİN, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Ankara, 1938.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UYARI: Metin içinde "ve", "veya", "yahut" gibi bağlaçlardan önce ve sonra virgül konulmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-8030530070056091217?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/8030530070056091217/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=8030530070056091217' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8030530070056091217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8030530070056091217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/virgul-ve-virgulun-kullanim-yerleri.html' title='virgul ve virgulun kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5731572609474391188</id><published>2008-01-10T13:02:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:02:25.043-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>uc nokta ve uc noktanin kullanim yerleri</title><content type='html'>NOKTALAMA - Üç Nokta ( ... )&lt;br /&gt;a.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük üzüntü, korku, sevinç gibi duygular nedeniyle tamamlanamayan cümlelerden sonra üç nokta konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Baban iyileşti mi?&lt;br /&gt;- Onu geçen hafta ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keriman hıçkırıklar arasında: - Yirmi yıl ... diye inledi, yirmi yıl sonra ... sana nasıl anlatabilirim ki ...&lt;br /&gt;b.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamamlanmamış cümlelerde anlamı pekiştirmek için üç nokta kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Desem ki ...&lt;br /&gt;İnan bana sevgilim inan ... (Cahit Sıtkı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin gözlerinden öyle acı&lt;br /&gt;Bir ışık geçer ki bazen ... (Cahit Külebi)&lt;br /&gt;c.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç nokta yazıda birbirine benzer varlıklar sıralanırken birkaçını yazdıktan sonra vesaire, bunun gibi anlamına gelen sözcüklerin yerine kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükken okuduğum kitaplardan hatırlayabildiklerim şunlar: Çalıkuşu, Yaban, Kiralık Konak, Sinekli Bakkal ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlarda her şey var: Atlar, arabalar, uşaklar ...&lt;br /&gt;d.  Söz arasında söylenmek istenmeyen ya da müstehcen sözcüklerin yerine kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün müdürü kendi yanında çalışan ... adlı genç kızla aynı yatakta yakalamışlar.&lt;br /&gt;"Sana haraç verecek adamın ..." diye bağırdı.&lt;br /&gt;e.  Bir metinde yapılan alıntılarda kimi zaman metnin bütünü, bazı bölümler yazılmaz ve kullanılmaz. Bu durumda alıntı yapılan metinde atlanan kısımları belirtmek için üç nokta kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" (...) Türk aydını (...) Bu viran ülke ve bu yoksul insan kitlesi için ne yaptın? (...) Anadolu halkının bir ruhu vardı; nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprağı vardı; işletemedin." (Yakup Kadri, Yaban, 1977: 148)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5731572609474391188?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5731572609474391188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5731572609474391188' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5731572609474391188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5731572609474391188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/uc-nokta-ve-uc-noktanin-kullanim.html' title='uc nokta ve uc noktanin kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-4577506955566789701</id><published>2008-01-10T13:01:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T13:01:57.334-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>iki nokta ve iki noktanin kullanim yerleri</title><content type='html'>NOKTALAMA - İki Nokta ( : )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Geçmiş dönemlerde iki noktadan sonra mutlaka büyük harf kullanılması gerekliliği belirtilirdi. Oysa günümüzde iki noktadan sonra gelen cümle tam ve bağımsız bir cümle ise yine büyük harfle yeni cümleye başlanıyor. Ancak iki noktadan sonra gelen cümle tam bir cümle değil, bir önceki cümlenin devamı niteliğinde ise bu durumda küçük harf kullanımı dikkati çekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a.  Açıklanması gereken konularda cümle ve sözcüklerden sonra iki nokta konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş'e uzaklıklarına göre gezegenler şöyle sıralanır: Merkür, Venüs, Dünya, Jüpiter, Satürn, Uranüs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sömürge siyaseti, türlü yollara başvurur: Askerî gücüne dayanarak kaba kuvvet kullanır; ekonomik kontrolle hegemonya kullanmaya kalkar; kültürel sömürgeciliğe açılır.&lt;br /&gt;b.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarından aktarılan yazı ve sözlerde tırnak işaretinden önce iki nokta konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı adam arkadaşına: "mermer iyi taştan, muhabbet iki baştan" diye nazik bir şekilde sitemini belirtti.&lt;br /&gt;Atatürk diyor ki: "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir".&lt;br /&gt;c.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıda karşılıklı konuşmaların başlayacağını belirten sözlerden sonra iki nokta konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülerek sordum:&lt;br /&gt;- Ne biliyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İri ela gözlerini kırptı. Delillerden emin olan insanlara mahsus saf bir kanaatle:&lt;br /&gt;- Ne bilmeyeceğim, dedi: sır olmasa buraya her gece nur iner mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ömer Seyfettin)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-4577506955566789701?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/4577506955566789701/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=4577506955566789701' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4577506955566789701'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4577506955566789701'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/iki-nokta-ve-iki-noktanin-kullanim.html' title='iki nokta ve iki noktanin kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-8111075774504275030</id><published>2008-01-10T13:00:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T13:01:22.403-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>nokta ve noktanin kullanim yerleri</title><content type='html'>a.   Cümle sonlarında kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk’üm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl yaşta değil baştadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UYARI: Cümle tırnak ya da parantez içine alınmış ifadelerle bitiyorsa bu durumda nokta tırnak ya da parantez işaretinden sonra konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilbilgisinin bölümlerinden biri de sentakstır (cümle bilgisi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal Tahir’in senaryolarından bazıları film haline de getirildi (Haremde Dört Kadın, Yarın Bizimdir, Namusum İçin).&lt;br /&gt;b.  Kısaltmaların sonuna nokta konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. (doktor); bkz. (bakınız); Alb. (Albay)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. (profesör); vb. (ve benzerleri); sf. (sıfat)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte çok tanınan isimlerin büyük harf kullanılarak yapılan kısaltmalarında, günümüzde, nokta kullanılmamaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        TC (Türkiye Cumhuriyeti)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        MEB (Milli Eğitim Bakanlığı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        PTT (Posta, Telgraf, Telefon)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c.  Sayılardan sonra sıra bildirmek amacıyla nokta kullanılır. Burada nokta sayı sıfatı anlamındadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        3. (üçüncü); II. Mehmet; IV. Cadde;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        XIX. yüzyıl; 72. Sokak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        II. Mahmut (1808-1839), Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; UYARI: Cadde, sokak ve ev numaralarından sonra nokta işareti mutlaka kullanılmalıdır. Nokta kullanılmadığı takdirde yukarıdaki örneklere bakılarak dört tane cadde, yetmiş iki tane sokak anlamı çıkabilir.&lt;br /&gt;d.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihlerin yazılışında saat, gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için nokta kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        28. 5. 1966&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        30. 3. 1967&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanlarıyla Türk tarihine yeni bir bakış açısı getiren Kemal Tahir, 21.4.1971 tarihinde öldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulumuzda birinci ders saat 9.10’da başlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UYARI: Tarihlerde ay adları yazı ile yazılabilir. Bu durumda ay adlarından önce veya sonra nokta kullanılmaz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        28 Mayıs 1966&lt;br /&gt;        30 Mart 1967&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e.  Bibliyografik künyelerin sonuna nokta konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LEVEND, Agâh Sırrı, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara 1960.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YALÇIN, Sıddıka Dilek, Haldun Taner’in Hikâyeleri ve Hikâyeciliği, Ankara, Bilgi Yayınevi, 1995.&lt;br /&gt;f.  Bir yazıda maddeleri gösteren rakam ve harflerden sonra nokta kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        I. 1. ; II. 2.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        A. a. ; B. b.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;g.  Üçlü gruplara ayrılarak yazılan büyük sayılarda gruplar arasına nokta konur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        778.964.795&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        54.257.374&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        1.257.803&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;h.  Matematikte çarpı işareti yerine kullanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        3 . 7 = 21&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        4 . 5 = 20&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-8111075774504275030?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/8111075774504275030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=8111075774504275030' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8111075774504275030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8111075774504275030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/nokta-ve-noktanin-kullanim-yerleri.html' title='nokta ve noktanin kullanim yerleri'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-7726911904642372114</id><published>2008-01-10T12:59:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T13:00:04.651-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>noktalama</title><content type='html'>İnsanlar duygu ve düşüncelerini ifade edebilmek, aktarabilmek ve okuduğunu karşısındakine anlatabilmek için işaret sistemlerinden oluşan harfleri ve bu harfleri düzenleyen kurallar bütününü bilmek zorundadırlar. Noktalama işaretleri, duygu ve düşüncelerimizi daha açık bir şekilde dile getirmeye, cümlenin yapısını ve duraklama notalarını belirlemeye, okuma ve anlamayı kolaylaştırmaya, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmeye yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noktalama işaretlerinin tarihi, Bizans dilbilgini Aristophanes ile başlar. Bununla birlikte düzenli olarak kullanımı, XVI. yüzyılda matbaanın icadı ile gerçekleşmiştir. XIX. yüzyılda ise, genelleşerek kesin kurallara bağlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim edebiyatımızda, noktalama işaretleri, ancak Avrupa'yı tanıdıktan sonra, XIX. yüzyıldan itibaren görülmeye başlamıştır. İlk olarak Şinasi, Şair Evlenmesi (1859) adlı tiyatro oyununun başında iki işaretten söz etmektedir: "Mu'tarıza ( ) içinde bulunan kelâm hâli târif içindir. Şöyle bir hatt-ı ufkî - söz başına delâlet eder. Nokta, sözün nihayetine alâmet olur".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şemsettin Sami de, Kamus-ı Türkî adlı sözlüğünde iki noktaya (:), noktateyn; virgüle (,), fasıla demektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceleri düzyazı metinlerinde kullanılan noktalama işaretlerinin, şiirde kullanılmadığını görüyoruz. Başlangıçta, hem şiir hem düzyazı yazan edebiyatçılarımız, noktalama işaretlerini, düzyazı metinlerinde kullanmışlar, bununla beraber şiir halinde yazdıkları metinlerde noktalama işaretlerini kullanmamışlardır. Sonraları şiirlerde de başarı ile noktalama işaretlerinin kullanıldığı görülmektedir. Örneğin Recaizâde Mahmut Ekrem, hem Araba Sevdası adlı romanında, hem de Zemzeme, Pejmürde gibi şiir kitaplarında bu işaretlere dikkat etmiş ve yerli yerinde kullanmıştır. Servet-i Fünûn döneminde, Tevfik Fikret'in şiirlerinde, noktalama işaretlerinin dikkatle kullanıldığını görmekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet döneminde, noktalama işaretleri daha çok önemsenmiş sayıları ve türleri arttırılmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-7726911904642372114?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/7726911904642372114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=7726911904642372114' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7726911904642372114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7726911904642372114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/noktalama.html' title='noktalama'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-7910233808148188697</id><published>2008-01-10T12:56:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T12:57:04.947-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>yapi bilgisi</title><content type='html'>Bu bölümde Türkçede sözcük yapımı değil, sözcük yapımı ile ilgili yanlışlar ve tartışmalı sözcükler ele alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bağımsızlık Bu ad, bağ adından -m eki ile türetilmiş. -m eki Türkçede eylemlerden ad yapan bir ektir. böl-ü-m, biç-i-m gibi. Bu nedenle sözcüğün yapısı yanlıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belleten Türkçeye bülten biçiminde girmiş olan Fransızca bulletin'e benzetilerek türetildiği öne sürülmüşse de yapısında Türkçeye aykırılık yoktur. belle- eyleminden -t- ve -en ekleriyle yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;boyut Türkçenin eski örneklerinde -t eylemden ad türeten bir ektir. Bu örnekte ise boy adına eklenmiştir. karşı-t, yaş-ı-t, eş-i-t gibi yeni türevlerde görülen bu durum, ekin yaygın işlevine aykırıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğal Bu türetme doğa adına eklenen -l ekiyle yapılmıştır. -l eki yaygın olarak eylemden ad yapan bir ekse de, eski örneklerde addan ad yaptığı da görülür. kum-u-l, yeş-i-l, kız-ı-l gibi. Bu nedenle türetme yanlış değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düşün "fikir" anlamında türetilmiş olan bu sözcüğün yapısı yanlıştır. düşün- bir eylem köküdür ve ad olarak kullanılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;egemen Türetme doğru. -man/-men eki addan eylem yanında, addan ad da türetiyor koca-man, Türk-men gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evren Yeni bir türetme sanılıyor ve eleştiriliyor. Bu sözcük daha 11. yüzyılda Türkçede biliniyordu. Büyük bir olasılıkla evir- eyleminden vurgusuz orta hece düşmesi ve -en eki ile türetilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ezgi Bu sözcük de yeni bir türev değil. Eski Türkçede egzig olarak bulunuyordu. Bugünkü biçimde ise -g kurallı olarak düşmüş ve söz içindeki g ve z sesleri yer değiştirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;genel Türkçede göv-el, göz-el (&gt;güzel) gibi örneklerde görülen, addan ad yapan bir -el eki vardır. genel sözcüğü de "geniş" anlamındaki gen köküne bu ekin getirilmesiyle türetilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gereksinmek Çok eleştirilen bu sözcüğün yapısı yanlış değildir. gerek adına -sin ekinin getirilmesiyle oluşmuştur. Eski Türkçede bu yapıda sözcüklere rastlanıyor: bay "zengin", bay-sın- "kendini zengin saymak", ulug "ulu", ulug-sın- "kendini büyük sanmak"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içerik Türetme tümüyle doğrudur. iç adına gelen -er ekiyle önce içermek eylemi yapılmış, sonra da -k ekiyle adlaştırılmıştır. kız-ar-ık ile aynı yapıdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilginç "eklemek" anlamındaki il- eyleminin -gi ekiyle adlaştırılmasında sorun yoktur. ancak -nç eki addan ad addan ad değil, eylemden ad yapar. sevi-nç, kork-u-nç gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;imge Çoğunlukla eylemden ad yapan -ge ekinin, bu örnekte im adına getirilmesi eleştirilmiştir. Ancak öz-ge, baş-ka gibi az sayıda eski örnekte bu ekin addan ad türettiği görülmektedir. Bu nedenle türetme yanlış sayılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapsamak Eski Türkçedeki suv-sa (&gt;su-sa-) eyleminin yapısıyla karşılaştırılabilecek olan bu türetme yanlış değildir: kap adından -sa ekiyle türetilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;koşul Yine çok eleştirilen sözcüklerden biri olmasına karşın yapısı yanlış değildir. -l ekinin eylemden ad türettiği örnekler Eski Türkçede de vardır: tüke- "bitmek", tüke-l "bütün" gibi. koşul adı da koş- "eklemek, katmak" eylemine-1 geçirilmesi ile türetilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-memezlik İki tane olumsuzluk ekinin üst üste kullanıldığı bu yapı yanlıştır. Yani görmemezlikten gelmek, bilmemezlikten gelmek değil, görmezlikten gelmek, bilmezlikten gelmek biçiminde kullanmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nesnel Daha önce tartışılmış olan genel sözcüğü gibi bu sözcük de nesne adından, hem adlara, hem de eylemlere gelebilen -I eki ile türetilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okul Yapısında Türkçeye aykırılık olmayan bu sözcük, dilimize Fransızcadan ginniş olan ekol sözcüğüne benzediği için eleştirilmiştir. oku eylemine gelen -l eki ile türetilmiştir. bkz. koşul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olanak Dil devriminden sonra üretilen sözcükler içinde en çok eleştirilenlerden biri de olanak olmuştur. Yapısı Türkçeye uygundur. Tıpkı gel-enek, sağ-anak, değ-enek (&gt;değnek) gibi ol- eyleminden -anak ekiyle türetilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olası Çok eleştirilen bu sözcüğün de yapısı Türkçeye uygundur. -ası/-esi eki bugün Türkçede az sayıda da olsa bazı beddualarda yaşamaktadır. eli kırılası gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onur Fransızca honneur'a olan benzerliği ödünçleme olduğunu düşündürüyor. Türkçe kökenli değil, ancak yeni bir sözcük de değil. 19. yüzyılda da kullanıldığı biliniyor. Ağızlarda anır biçiminin varlığı da sözcüğün eskiliğini gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önerge Sözcük ön adından -er ve -ge ekleriyle türetilmiştir ve yapılışı doğrudur. Adlara gelen ve eylem yapan bir -er ekimiz (mor-ar-, kız-argibi) ve eylemlere gelip ad yapan bir -ge ekimiz vardır. süpür-ge, kavurga gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örnek Türkçe olmadığı biliniyor ama kökeni açık değil. Ermenice orinak'tan geldiği, Türkçe ör- eyleminden -enek ekiyle türediği gibi pek çok öneride bulunulmuştur. Türkçe kökenli olmasa bile Türkçede yaygın ve yerleşik bir sözcük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özel Yukandaki nesnel ve genel sözcükleri gibi öz adından -I eki ile türetilmiştir ve Türkçeye uygundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özgür Nurullah Ataç'ın türettiği sözcüklerden biri olan özgür'ü öz adından -gür eki ile açıklayamayız. Addan ad türeten böyle bir ekimiz yok. Ancak öz ve gür gibi iki adın birleşmesiyle oluşturulduğu düşünülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saptamak Yapıca sorunlu değil. iste-, alda- örneklerinde olduğu gibi, sap adından -ta ekiyle türemiştir. Burada yadırganan durum, sap adından farklı anlamda bir eylem türetilmesi olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;simge Türkçede bu anlamda bir sim kökü olmadığı için -ge eki ortada kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;somut Yukarıdaki yaşıt, boyut gibi örneklerde görülen addan ad yapım eki -t ile türetilmiş olan bu sözcüğün ad kökü olan som eleştirilere neden olmuştur. Sözcüğün diğer Türk dillerinde som et, som ağaç gibi kullanımları vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorun Bu sözcük sor- eyleminden -n eki ile türetilmiştir ve bu ek Türkçede yaygın bir eylemden ad yapım ekidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soyut Bu sözcük de soy- eyleminden -t eki ile türetilmiştir. Bu ek Türkçede yaygın bir eylemden ad yapım ekidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sözcük Yapı açısından doğru olmakla birlikte anlam açısından eleştiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-cük'ün bir küçültme eki olduğu ve sözcük'ün söz'ün küçüğü olmadığı öne sürülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toplum Eylem topla- biçiminde olduğu için sözcüğün topla-m olarak türetilmesi gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzman Yukarıdaki egemen sözcüğü gibi uz "usta" adından -man eki ile türetilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yanıt Yapı ve anlamca sorunlu olmadığı gibi yeni türetilmiş bir sözcük de değildir. Eski Türkçede yanut biçiminde kullanılıyordu. yan- "dönmek, geri gelmek" eyleminden -t elti ile türemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yapıt Yapıca sorunlu olmayan bu sözcük anlamca eleştiriliyor ve eser sözcüğünü tam karşılamadığı öne sürülüyor. Türkçede geniş bir anlam yelpazesi olan yap- eyleminin bir türevi, zamanla eser sözcüğünü karşılayacak anlam zenginliğine kavuşmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeğlemek Eski Türkçeden beri bilinen yeğ "üstün" adından, yine Türkçenin yaygın addan eylem yapım eki olan -le eki ile türetilmiştir. Yapıca doğrudur ve yeni bir sözcük değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yinelemek Bir ilgeç olan yine üzerine -le eki getirilerek yapılmış olması eleştirilmiştir. Bu alışılmış bir yöntem olmamakla birlikte sözcük kolay benimsenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yönerge Yukarıda tartışılmış olan içerik sözcüğü gibi, yön adından -er ekiyle eylem ve yöner- eyleminden de eylemden ad yapan -ge ekiyle yönerge ortaya çıkmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-7910233808148188697?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/7910233808148188697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=7910233808148188697' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7910233808148188697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7910233808148188697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/yapi-bilgisi.html' title='yapi bilgisi'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5437017618230732383</id><published>2008-01-10T12:55:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T12:55:45.828-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>unsuzlerle ilgili ozellikler</title><content type='html'>Ünsüz Uyumu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda ünsüz fonemlerin ötümlülük ötümsüzlük açısından ikiye ayrıldığına değinilmişti. Ünsüz uyumu, ötümlülük-ötümsüzlük benzeşmesidir. Yani bir sözcük ötümsüz ünsüzle bitiyorsa ötümsüz ünsüzle başlayan bir ek alır; ötümlü ünsüzle bitiyorsa ötümlü ünsüzle başlayan bir ek alır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    iş &gt; iş-çi&lt;br /&gt;    kes- &gt; kes-ti&lt;br /&gt;    üç &gt; üç-te&lt;br /&gt;    kök &gt; kök-ten&lt;br /&gt;    nazar &gt; nazar-dan&lt;br /&gt;    dil &gt; dil-de vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçenin bu özelliğinin de zaman zaman dikkate alınmadığı, işci, kesdi, üçde vb yanlış söyleyiş ve yazılışların ortaya çıktığı görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötümlüleşme-Ötümsüzleşme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünsüzlerin yumuşaması-sertleşmesi olarak bilinen bu olay, Türkçede çok boyutlu ve zaman zaman kuraldışı gelişmelerle doludur. Burada bu ses olayının tüm boyutları değil, kullanıma en çok yansıyan, en çok hata yapılan yönleri incelenerek bir özetleme yapılacaktır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe Sözcüklerde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Eğer sözcük tek heceliyse ve p, ç, t, k ünsüzlerinden biri ile bitiyorsa, ünlü ile başlayan bir ekten önce iki ayrı gelişme ortaya çıkar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözcüğün ünlüsü Türkçenin eski dönemlerinde uzun ise, bu durumda p, ç, t, k ünsüzleri ötümlüleşerek sırasıyla b, c, d, ğ ünsüzlerine değişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    gök &gt; göğ-e&lt;br /&gt;    çok &gt; çoğ-u&lt;br /&gt;    but &gt; bud-u&lt;br /&gt;    kurt &gt; kurd-u&lt;br /&gt;    uç &gt; uc-u&lt;br /&gt;    güç &gt; güc-ü&lt;br /&gt;    kap &gt; kab-ı vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözcüğün ünlüsü Türkçenin eski dönemlerinde kısa ise, bu durumda p, ç, t, k ünsüzleri korunur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    at &gt; at-a&lt;br /&gt;    bat- &gt; bat-ı&lt;br /&gt;    saç &gt; saç-ı&lt;br /&gt;    ip &gt; ip-i&lt;br /&gt;    ok &gt; ok-u&lt;br /&gt;    yük &gt; yük-e vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bu durumun istisnaları da vardır. Örneğin eski yut- eyleminin eski bir türevi olan yud-um'da t ünsüzünün ötümlüleşmesine karşın bugün bir ünlüden önce bu sözcüğün t'si konmuyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    yut-ar&lt;br /&gt;    yut-acak vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*süt sözcüğü bugün yaygın söyleyiş ve imlada süt-ü, süt-e biçiminde eklenirken, eskiden uzun ünlülü olduğu için süd-ü biçimi de görülebiliyor. *Çok heceli Türkçe sözcükler için kural daha basittir. Bunların sonunda yer alan ç, t, k ünsüzleri, ünlü ile başlayan bir ekten önce ötümlüleşir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    ağaç &gt; ağac-ı&lt;br /&gt;    yamaç &gt; yamac-ı&lt;br /&gt;    ufak &gt; ufağ-ı&lt;br /&gt;    kulak &gt; kulağ-ı&lt;br /&gt;    kanat &gt; kanad-ı&lt;br /&gt;    geçit &gt; geçid-i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yeni türevlerde t sesi ile ilgili olarak Türkçenin bu eski ses yasasının çok iyi işlemediği görülüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    konut-u&lt;br /&gt;    taşıt-ı&lt;br /&gt;    yakıt-ı vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*yanıt sözcüğü çok eski olmakla birlikte, dil devriminden sonra canlandınldığı için yeni türevler gibi ötümlüleşme kuralının dışında kalmıştır: yanıt-ı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınma Sözcüklerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınma sözcüklerde durum daha karmaşıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Türkçede söz sonunda ötümlü b, c, d, g ünsüzleri bulunmadığı için (sac "üzerinde hamur pişirilen alet", yad "yabancı", ad sözcükleri dışında!) alınma sözcükler de büyük ölçüde bu kurala uyarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Arapça kitab &gt; Türkçe kitap&lt;br /&gt;    Arapça hesab &gt; Türkçe hesap&lt;br /&gt;    Farsça ceng &gt; Türkçe cenk&lt;br /&gt;    Farsça reng &gt; Türkçe renk&lt;br /&gt;    Fransızca methode &gt; Türkçe metot&lt;br /&gt;    Fransızca etude &gt; Türkçe etüt vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Ancak bu sözcükler ünlü ile başlayan bir ek aldıklarında ötümlülük yeniden ortaya çıkar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    kitap &gt; kitab-ı&lt;br /&gt;    hesap &gt; hesab-ı&lt;br /&gt;    cenk &gt; ceng-i&lt;br /&gt;    renk &gt; reng-i&lt;br /&gt;    metot &gt; metod-u&lt;br /&gt;    etüt &gt; etüd-ü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bazı sözcüklerde Türkçeleşme ileri ölçüde olduğundan, ünlü ile başlayan bir ek aldıklarında, söz sonundaki ötümsüz ünsüz eski ötümlülüğüne dönmez:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Arapça şabb &gt; Türkçe şap, şap-ı&lt;br /&gt;    Farsça seped &gt; Türkçe sepet, sepet-i&lt;br /&gt;    Fransızca tube &gt; Türkçe tüp, tüp-ü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Az sayıda Arapça, Farsça sözcükte, söz sonundaki ötümlü ünsüzler korunmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    ab "su"&lt;br /&gt;    hac&lt;br /&gt;    had&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    *Batı kökenli, çok heceli sözcüklerin sonundaki g ünsüzü Türkçede yalın durumdayken genellikle korunur, ünlü ile başlayan bir ekten önce sızıcılaşarak ğ'ye döner:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    diyalog &gt; diyaloğ-u&lt;br /&gt;    fizyolog &gt; fizyoloğ-u&lt;br /&gt;    antropolog &gt; antropoloğ-a vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    *Fransızca ve İngilizce kökenli sözcüklerin sonundaki b ve d ünsüzleri ise, sözcük yalın durumdayken ötümsüzleşir, ünlü ile başlayan bir ek alınca eski durumuna döner:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Fransızca bande &gt; Türkçe bant, band-ı&lt;br /&gt;    Fransızca acide &gt; Türkçe asit, asid-i vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Sonu ötümsüz ünsüzle biten alınma sözcüklerde kural daha basittir. Bunlar Türkçede ünlü ile başlayan bir ek aldıklarında ötümlü ünsüzleri büyük bir çoğunlukla korunur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    hukuk &gt; hukuk-un&lt;br /&gt;    evrak &gt; evrak-ın&lt;br /&gt;    kaset &gt; kaset-in&lt;br /&gt;    şut &gt; şut-un&lt;br /&gt;    tip &gt; tip-in vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Az sayıda alınma sözcükte Türkçenin eklenme ile ilgili ses yasası işler ve ötümsüz ünsüzler ötümlüleşir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    sokak &gt; sokağ-ı&lt;br /&gt;    kontak &gt; kontağ-ı&lt;br /&gt;    teknik &gt; tekniğ-i&lt;br /&gt;    grip &gt; grib-i&lt;br /&gt;    grup &gt; grub-u&lt;br /&gt;    elektrik &gt; elektriğ-i vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünsüz Türemesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünsüz türemesi olayını, sözcükte ve eklenmede olmak üzere ikiye ayırabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözcükte ortaya çıkan ünsüz türemesi olaylarının bir bölümü zaten yazı diline girmiştir ve sözcük bu biçimiyle sözlüğe girdiği için söyleyiş ve yazıda sorun çıkmaz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    ur- &gt; vur-&lt;br /&gt;    örküç &gt; hörküç&lt;br /&gt;    tuç &gt; tunç&lt;br /&gt;    aveng &gt; hevenk vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bir kısım sözcükte ise değişim yalnız ağızlarda gerçekleşmiştir ve yazıya yansıtmamak gerekir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    is &gt; his&lt;br /&gt;    kılıç &gt; kılınç&lt;br /&gt;    tüfek &gt; tüfenk&lt;br /&gt;    fişek &gt; fişenk&lt;br /&gt;    elbet &gt; helbet vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batıdan gelen yeni ödünç sözcüklerde y türemesi konusunda&lt;br /&gt;(piano &gt; piyano, dialog &gt; diyalog vb.) bkz. İMLA.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;t Türemesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü ile biten bazı Arapça ödünç sözcükler -en Arapça belirteç ekini aldıklarında arada bir t sesi türer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    cümle-t-en&lt;br /&gt;    madde-t-en&lt;br /&gt;    ilave-t-en&lt;br /&gt;    idare-t-en&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;v Türemesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine ünlü ile biten Arapça ödünç sözcüklere nispet i'si eklendiğinde arada bir v ünsüzü türer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    aile &gt; aile-v-i&lt;br /&gt;    sene &gt; sene-v-i vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;y Türemesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçede en yaygın ünsüz türemesi eklenme sırasında yanyana gelen iki ünlünün arasında türeyen y yardımcı ünsüzüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yaygın olarak kaynaştırma ünsüzü denilen bu ses Türkçenin tek yardımcı ünsüzüdür ve yanlış olarak yardımcı ünsüz olarak adlandırılan ş, n, s seslerinin farklı açıklamaları vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*ş ünsüzü sadece ünlü ile biten sayı adlarına -ar,-er üleştirnıe eki geldiğinde ortaya çıkar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    iki-ş-er&lt;br /&gt;    yedi-ş-er vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada ş'nin yardımcı ses olduğu sanılıyor. Gerçekte ş sesi beşer sözcüğünün yarılış çözümlenmesi sonucu (yani beş-er yerine be-şer) ortaya çıkmış ve ünlü ile biten diğer sayılara da eklenmiştir. Kurallı biçimlerin iki-y-er, yedi-y-er vb. olması gerekirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*n ünsüzü çeşitli durumlarda bir yardımcı ses gibi görünüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    bu-n-a, o-n-dan, ev-i-n-i, kendi-n-e, anne-n-in vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu örneklerde de yardımcı ses olarak y'nin kullanılması beklenirdi. Ayrıca o-n-dan, tepe-si-n-de gibi örneklerde zaten bir yardımcı sese gerek de yoktur. Buralarda görülen n sesi Türkçenin en eski dönemlerine ait bir zamirin kalıntısıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Benzer olarak s ünsüzü de çok eski dönemlere ait bir zamirin kalıntısıdır ve bugün sadece ünlü ile biten adlara eklenen tekil üçüncG kişi iyelik ekinden önce görülür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    masa-s-ı&lt;br /&gt;    yazı-s-ı vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünsüz İkizleşmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe Sözcüklerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe sözcüklerde, kök ve gövdede ikiz ünsüzlere çok rastlanmaz. yassı, ıssız, anne, belli, elli, ıssız gibi sayılı bir kaç sözcükte görülür ve zaten yazı dilinde bu biçimleriyle yer alırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yalnız ağızlarda görülen yeddi, sekkiz, dokkuz, eşşek, aşşağı gibi ikizleşmeleri ise yazıya yansıtmamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınma Sözcüklerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınma sözcüklerde ikiz ünsüzler çok ve çeşitlidir. İkiz ünsüzle biten çok sayıda Arapça sözcük Türkçede yalın durumda tek ünsüzle söylenir ve yazılır. Ancak sözcük ünlü ile başlayan bir ek alınca ikiz ünsüz yeniden ortaya çıkar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    sırr &gt; sır, sırr-a&lt;br /&gt;    redd &gt; ret, redd-i&lt;br /&gt;    hiss &gt; his, hiss-i&lt;br /&gt;    hacc &gt; hac, hacc-a&lt;br /&gt;    afv &gt; af &gt; aff-a&lt;br /&gt;    hall &gt; hal, hallet-&lt;br /&gt;    fenn &gt; fenn-i&lt;br /&gt;    hat &gt; hat, hatt-ı&lt;br /&gt;    had &gt; had, hadd-i&lt;br /&gt;    mühimm &gt; mühim, mühimmat vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*zücaciye, cüzam, Zelanda sözcüklerinin züccaciye, cüzzam, Zellanda gibi ikiz ünsüzlü biçimde söylenmesi ve yazılması yanlıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yine alerji, koleksiyon, entelektüel, kolektif gibi batı kökenli sözcüklerin allerji, kolleksiyon, entellektüel, kollektif biçiminde ikiz ünsüzlü olarak söylenrrıesi yanlıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göçüşme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sözcükte iki ünsüzün yer değiştirmesi olayıdır. Bazı örnekler yazı dilimize girmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Farsça çahar yek &gt; Türkçe çer yek &gt; çeyrek&lt;br /&gt;    Yunanca boreas &gt; Türkçe poyraz&lt;br /&gt;    Edrine &gt; Edirne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer örnekler büyük çoğunlukla yalnız konuşma diline aittir. Bunlardan en yaygın olanları yalnız ve yanlış sözcükleridir. Bu sözcüklerin sık sık yanlız ve yanlış biçimlerinde yanlış söylendiği ve yazıldığı görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşma diline ait diğer yaygın göçüşme örneklerinin bir bölümü şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru  Yanlış&lt;br /&gt;ekşi  eşki&lt;br /&gt;köprü  körpü&lt;br /&gt;perhiz  pehriz&lt;br /&gt;memleket  melmeket&lt;br /&gt;sarımsak  sarmısak&lt;br /&gt;bayram  baryam&lt;br /&gt;kibrit  kirbit&lt;br /&gt;yaprak  yarpak&lt;br /&gt;gömlek  gölmek&lt;br /&gt;Meryem  Meyrem&lt;br /&gt;kirpik  kiprik&lt;br /&gt;lanet  nalet&lt;br /&gt;öğren-  örgen-&lt;br /&gt;satranç  santraç&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5437017618230732383?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5437017618230732383/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5437017618230732383' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5437017618230732383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5437017618230732383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/unsuzlerle-ilgili-ozellikler.html' title='unsuzlerle ilgili ozellikler'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-9056138220909482680</id><published>2008-01-10T12:54:00.002-08:00</published><updated>2008-01-10T12:55:08.283-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>yabanci sozcuklere ait unsuzler</title><content type='html'>Türkçede alınma sözcüklerde görülen öndamaksıl (ince) k ve 1 ünsüzleri hem yazıda hem söyleyişte büyük sorunlara neden olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe sözcüklerde k ünsüzünün niteliğini (artdamaksıl veya öndamaksıl oluşunu) komşu ünlüler belirler. Yani kazan sözcüğünde a'dan ötürü k artdamaksıl, küçük sözcüğünde ü'den ötürü k öndamaksıldır. Ancak alınma sözcüklerde a ve u ünlüleri komşuluğunda öndamaksıl bir k sesi vardır ve bu ses söz sonunda olduğunda ön ünlülü ek almasıyla ayrılır: Yine ödünç sözcüklerde normal l ünsüzünden ayrı bir öndamaksıl (ince) I ünsüzü vardır ve bu ünsüz de yine eklenmede diğer I ünsüzünden ayrılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    helak &gt; helak-in&lt;br /&gt;    idrak &gt; idrak-e&lt;br /&gt;    iştirak &gt; iştirak-çi&lt;br /&gt;    rol &gt; rol-ü&lt;br /&gt;    gol &gt; gol-ü&lt;br /&gt;    hal &gt; hal-i&lt;br /&gt;    infilak-ten&lt;br /&gt;    ihmal-ci&lt;br /&gt;    meşgul-sünüz&lt;br /&gt;    lokal-de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ünsüzler söz içinde ve söz başında da görülür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    hikaye&lt;br /&gt;    kağıt&lt;br /&gt;    mekan&lt;br /&gt;    z mahkum&lt;br /&gt;    billur&lt;br /&gt;    sulh&lt;br /&gt;    kelam ilaç vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözcüklerde k ve I seslerinin farklı niteliğini ortaya koymak için izleyen ünlünün üzerine şapka konulmaktadır. Ancak bu durumda iki sonun ortaya çıkıyor. Şapka işareti alınma sözcüklerdeki uzun ünlüleri göstermek için de kullanılmaktadır. Yani işarete iki ayrı görev yüklenmiştir ve karışıklığa neden olmaktadır. Ayrıca ünsüzlere ait olan bir özelliği göstermek için ünlülerin üzerine işaret konulması da savunulabilir bir yöntem değildir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-9056138220909482680?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/9056138220909482680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=9056138220909482680' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/9056138220909482680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/9056138220909482680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/yabanci-sozcuklere-ait-unsuzler.html' title='yabanci sozcuklere ait unsuzler'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-3072838033034104417</id><published>2008-01-10T12:54:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T12:54:30.548-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>anadolu agzina ait unsuzler</title><content type='html'>Anadolu ağızlarında yazı dilimizde bulunmayan pek çok ünsüz fonem vardır. Eğitim düzeyine bağlı olarak bunların kullanımı azalsa bile, bir söyleyiş kusuru olarak her zaman duyulabilmektedir. Standart söyleyiş dışında kalan bu ünsüzlerin en yaygın olanları n yerine kullanılan geniz n'si, artdamaksıl (kalın) k yerine kullanılan artdamaksıl (kalın) g ve bir gırtlak sesi olan h'dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geniz n'si Eski Türkçede bir fonem olarak bulunmakla birlikte bugün yazı dilimizde anlam ayıncı bir öğe değildir. deniz, geldin, sana, evine vb sözcüklerde duyduğumuz genizden gelen bu n sesi bir söyleyiş kusurudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine kal-, karşı, kazan, kırmızı gibi sözcükleri gal-, garşı, gazan, gırmızı biçiminde, bak-, sakla-, ak- gibi sözcükleri de bah-, sahla-, ah- biçiminde söylemek ağızlara özgüdür ve söyleyiş kusurudur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-3072838033034104417?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/3072838033034104417/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=3072838033034104417' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3072838033034104417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3072838033034104417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/anadolu-agzina-ait-unsuzler.html' title='anadolu agzina ait unsuzler'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-1515257066973695997</id><published>2008-01-10T12:53:00.002-08:00</published><updated>2008-01-10T12:54:00.714-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Dili'/><title type='text'>yazi diline ait unsuzler</title><content type='html'>Yazı dilimizde 21 ünsüz vardır. Bu ünsüzler çeşitli ölçütlere göre sınıflandırılmakla birlikte en yaygın sınıflandırma ötümlülük-ötümsüzlük (sertlik-yumuşaklık) ölçütüne göre yapılandır. Buna göre:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötümsüz Ünsüzler: ç, f, h, k, p, s, ş, t&lt;br /&gt;Ötümlü Ünsüzler: b, c, d, g, ğ, j, 1, m, n, r, v, y, z&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-1515257066973695997?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/1515257066973695997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=1515257066973695997' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/1515257066973695997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/1515257066973695997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/yazi-diline-ait-unsuzler.html' title='yazi diline ait unsuzler'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-7340856095875217333</id><published>2008-01-10T12:53:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T12:53:32.613-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe-Akademik'/><title type='text'>unlu fonemlerle ilgili ozellikler</title><content type='html'>Önlük-Artlık Uyumu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaygın olarak büyük ünlü uyumu adıyla bilinen bu özellik yalnız Türkçe kökenli sözcüklerle ilgilidir. Bu uyuma göre Türkçe bir sözcükte ya ön ünlüler (yaygın ve yanlış kullanıma göre ince ünlüler), ya da art ünlüler (yaygın ve yanlış kullanıma göre kalın ünlüler) bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Art Ünlüler: a, ı, o, u&lt;br /&gt;Ön Ünlüler: e, i, ö, ü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o ve ö ünlüleri yalnız ilk hecede bulunabildiğinden, Türkçe sözcüklerdeki ünlü sıralanışı genel olarak şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk Hece Diğer Heceler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e, i, ö, ü e, i, ü&lt;br /&gt;a, ı, o, u a, ı, u&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe Sözcüklerde Uyumun Bozulması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önlük-artlık uyumu bir sözcüğün Türkçe olup olmadığını anlamamıza yardımcı olabilir ancak Türkçe oldukları halde pek çok nedenle önlük-artlık uyumu dışında kalmış olan sözcüklerimiz de vardır. Bu nedenleri sıralarsak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a. Birleşik sözcükler doğal olarak bu uyumun dışında kalabilirler: gecekondu, atasözü, bugün (bu sözcük İngilizce today karşılığında kullanılıyorsa bitişik, this day karşılığında kullanılıyorsa ayrı yazılır) vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b. Eski Türkçe'de uyuma girdiği halde bugün çeşitli nedenlerle uyumdan çıkmış sözcükler vardır: anne, kardeş, elma, şişman, inan-, hani, hangi, dahi (bağlaç) vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c. Türkçede uyuma girmeyen ekler vardır ve bu ekleri alan sözcüklerde önlük-artlık uyumu bozulabilir. Sıralarsak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    -daş, -taş: din-daş, meslek-taş, fikir-daş vb.&lt;br /&gt;    -leyin: akşam-leyin, sabah-leyin vb.&lt;br /&gt;    -ken: oynar-ken, çocuk-ken vb.&lt;br /&gt;    -mtırak: ekşi-mtırak, yeşil-i-mtırak vb.&lt;br /&gt;    -ki: yukarıda-ki, ağaçta-ki vb.&lt;br /&gt;    -yor: gel-i-yor, sürüklü-yor (&lt; sürükle-), çek-iyor vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ödünç Sözcüklerde, Eklenme Sırasında Uyumun Bozulması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınma sözcükler de eklenme sırasında önlük-artlık kuralına uyarlar. Yani ek, sözcüğün son ünlüsüne göre seçilir. Ancak iki durumda bu uyum bozulur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Son ünlüsü ön a olan sözcükler art ünlülü değil, ön ünlülü ekler alırlar: harf-e, seyahat-i gibi. Bkz. 3.3.1. Ön a Ünlüsü.&lt;br /&gt;2. Son ünsüzü öndamaksıl (ince) k ve 1 olan sözcükler, art ünlü bulundursalar bile ön ünlülü ekler alırlar: rol-ü, gol-e gibi.&lt;br /&gt;Bkz. 4.3. Yabancı Sözcüklere Özgü Ünsüz Fonemler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçeye uzun süre önce girmiş olan bir kısım sözcükte de önlük-artlık uyumu görülür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    ortanca &lt; Holland. hortensia&lt;br /&gt;    Çarşamba &lt; Farsça çeha:r "dört" + şenbe "gün"&lt;br /&gt;    çamaşır &lt; Farsça ca:me "elbise" + şuy "yıkama"&lt;br /&gt;    dürbün &lt; Farsça du:r "uzak" + bi:n "görme"&lt;br /&gt;    çardak &lt; Farsça çeha:r "dört" + Arapça ta:k "kemer, sütun" vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzlük-Yuvarlaklık Uyumu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaygın olarak Küçük Ünlü Uyumu adı ile bilinen bu özellik, Türkçe sözcüklerde ya düz ya da yuvarlak ünlü bulunması durumunu anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düz Ünlüler: a, e, ı, i&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yuvarlak Ünlüler: o, ö, u, ü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe bir sözcüğün ilk hecesinde a, e, ı, i ünlülerinden biri varsa izleyen hecelerde yine bu ünlülerden biri bulunabilir. Eğer ilk hece ünlüsü ü, ö, u, o ünlülerinden biriyse, diğer hecelerde ü, e, u, a ünlülerinden biri bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe Sözcüklerde Uyumun Bozulması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzlük-yuvarlaklık uyumu Türkçe sözcükler için ayırıcı bir özellik olmakla birlikte, çeşitli nedenlerle bu uyumun dışında kalmış sözcükler de vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İçinde, dudak ünsüzleri dediğimiz b, p, m, v bulunan Türkçe sözcüklerde, a ünlüsünden sonra eski u ünlüsü korunmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    tavuk&lt;br /&gt;    yağmur&lt;br /&gt;    tapu&lt;br /&gt;    kavur&lt;br /&gt;    savur&lt;br /&gt;    avuç&lt;br /&gt;    avun-&lt;br /&gt;    çamur&lt;br /&gt;    kagun&lt;br /&gt;    yavru vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Düz ünlülü sözcüklere eklenen şimdiki zaman eki -(I)yor da doğal olarak düzlük-yuvarlaklık uyumunu bozar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    gel-iyor&lt;br /&gt;    bak-ıyor vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçedeki ödünç sözcüklerin bir bölümü eskilikleri ölçüsünde Türkçenin bu yasasına uyum sağlamış, Türkçeleşmişlerdir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    (atlı) karınca &lt; İtalyanca carrozza "araba"&lt;br /&gt;    zeytin &lt; Arapça zeytu:n&lt;br /&gt;    müdür &lt; Arapça müdi:r vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlülerin Sıfırla Nöbetleşmeleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eklenme sırasında bir ünlünün kaybolması durumunu düşme değil, sıfırla nöbetleşme olarak adlandırıyoruz. Çünkü sözkonusu ünlü, sözcük yalın durumdayken kendini korumaktadır. Örneğin; ağız fakat ağz-ım gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip nöbetleşme olaylarının bir bölümü yazıya yansımış olsa da büyük bir bölümü şimdilik sadece konuşma dilinde görülür. Hiç bir dilde yazı konuşmayı tümüyle yansıtamaz. Bugün Türkçede konuşma ve yazının pek çok dile göre birbirine çok yakın olmasının nedeni Latin kökenli Türk alfabesine geçişin yeni olmasıdır. Yine de geçen süre içinde konuşma dili yazıdan biraz uzaklaşmıştır. Oluşan farklılıkların bir bölümü zamanla yazıyı etkilese bile çoğu konuşma düzeyinde kalmıştır. Bunları bilmek ve yazıya yansıtmamak gerekir. Aşağıda bunlar sırasıyla verilmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hecesi açık, ikinci hecesi kapalı ve ı, i, u, ü ünlülerinden biriyle kurulmuş olan iki heceli Türkçe sözcüklerin ikinci hecesinde bulunan ünlüler, sözcük ünlü ile başlayan bir ek aldığında sıfırla nöbetleşir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    ağız &gt; ağz-ım, alın &gt; aln-ı, geniz &gt; genz-im, karın &gt; karn-ın, uğur &gt; uğr-u, kayın &gt; kayn-ın, gönül &gt; gönl-ü, omnz &gt; omz-u, burun &gt; burn-u, beyin &gt; beyn-i vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu özellik yazı dili için de geçerlidir ve bu sözcüklerin ek almış biçimlerinin böyle yazılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçeye başka dillerden girmiş olan tek heceli ve sonunda iki ünsüz bulunan sözcükler, konuşma ve yazı dilimizde iki heceli olmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    ism &gt; isim, film &gt; filim, devr &gt; devir gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip sözcükler ünlü ile başlayan bir ek aldıklannda eski biçimlerine dönerler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    isim &gt; ism-e, filim &gt; film-e, devir &gt; devr-in, kayıp &gt; kayb-ım, emir &gt; emr-e, ömür &gt; ömr- ün, sabır &gt; sabr-a vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu özellik hem konuşma hem de yazı dilimiz için geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci hecesi y, v, ğ ünsüzleriyle başlayan ve r ünsüzüyle biten iki heceli Türkçe eylem gövdeleri ünlü ile başlayan bir ek aldıklarında, ikinci hece ünlüleri sıfırla nöbetleşir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    kavur- &gt; kavr-ul-,&lt;br /&gt;    savur- &gt; savr-uk,&lt;br /&gt;    ayır- &gt; ayr-ıl-,&lt;br /&gt;    kavuş- &gt; kavş-ak (fakat! kavuş- uruz, kavuş-unca vb.)&lt;br /&gt;    çevir- &gt; çevr-il-,&lt;br /&gt;    evir- &gt; evr-im,&lt;br /&gt;    devir- &gt; devr-im,&lt;br /&gt;    doyur- &gt; doyr-ul-,&lt;br /&gt;    sıyır- &gt; sıyr-ıl-,&lt;br /&gt;    kayır- &gt; kayr-ıl-,&lt;br /&gt;    yoğur- &gt; yoğr-ul-,&lt;br /&gt;    bağır- &gt; bağr-ış-,&lt;br /&gt;    çağır- &gt; çağr-ış-,&lt;br /&gt;    eğir- &gt; eğr-il-,&lt;br /&gt;    böğür- &gt; böğr-üş-,&lt;br /&gt;    yayıl- &gt; yayl-ım vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tipte olmayan bazı sözcüklerde de aynı özellik görülür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bükül- &gt; bükl-üm, yanıl- &gt; yanl-ış, uyu- &gt; uy-ku vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu özellik de yazı dilimize yansımıştır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bura, şura, ora, nere sözcüklerinin son ünlüleri -da,-de, -dan, -den eklerinden önce sıfırla nöbetleşirler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    burda, burdan, şurda, şurdan, orda, ordan, nerde, nerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bu özellik konuşma diline aittir ve yazıya yansıtılmamalıdır. Yani bu sözcükleri yazarken burada, buradan, şurada, şuradan, orada, oradan, nerede, nereden biçimlerinde yazmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu üç sözcüğün son ünlüsü, addan eylem yapan -la, -le ekinden önce sıfırla nöbetleşir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    yumurta &gt; yumurt-la&lt;br /&gt;    ileri &gt; ilerle&lt;br /&gt;    içeri &gt; içerle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözcüklerin bu biçimde yazılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.4.3.6. -arı, -eri eki almış belirteçlerin son ünlüsü, -da, -de, -dan, -den eklerinden önce sıfırla nöbetleşirler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    yukarı &gt; yukarda, ileri &gt; ilerde, içeri &gt; içerde, dışarı &gt; dışarda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bu özellik konuşma diline aittir ve yazıya yansıtılmamalıdır. Yani bu sözcükleri yazarken yukarıda, ileride, içeride, dışarıda biçimlerinde yazmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;y Ünsüzü Etkisiyle Ünlülerde Daralma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;y ünsüzünün daraltıcı etkisi nedeniyle, eklenme sırasında bu ünsüzden önce bulunan geniş ünlülerde daralma oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bu özellik konuşma diline aittir ve yazıya yansıtılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    başla- &gt; başlıyan&lt;br /&gt;    iste- &gt; istiyen&lt;br /&gt;    bekle- &gt; bekli-yerek&lt;br /&gt;    iste- &gt; isti-yerek&lt;br /&gt;    ağla- &gt; ağlıya&lt;br /&gt;    bekle- &gt; bekliye&lt;br /&gt;    başla- &gt; başlıyın&lt;br /&gt;    iste- &gt; istiyin&lt;br /&gt;    ara- &gt; arıyıp&lt;br /&gt;    tara- &gt; tarıyıp&lt;br /&gt;    bura &gt; burıya&lt;br /&gt;    şura &gt; şurıya&lt;br /&gt;    nere &gt; neriye&lt;br /&gt;    araba &gt; arabıya&lt;br /&gt;    çeşme &gt; çeşmiye&lt;br /&gt;    koru- &gt; korıya&lt;br /&gt;    yürü- &gt; yüriye&lt;br /&gt;    çürü- &gt; çüriyen&lt;br /&gt;    yürü- &gt; yüriyen&lt;br /&gt;    yapma- &gt; yapmıyor&lt;br /&gt;    gelme- &gt; gelmiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek Zaman Ekinde Ünlü Daralması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-acak/-ecek eki ünlü ile biten eylemlere eklendiğinde bu ekin son ünlüsü daralır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    yap-ıcak&lt;br /&gt;    ed-icek&lt;br /&gt;    gör-icek&lt;br /&gt;    sev-icek vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bu özellik konuşma diline aittir ve yazıya yansıtılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hece Binişmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçede yaygın olarak, Farsça hane sözcüğüyle oluşturulmuş birleşiklerde görülür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    hastahane &gt; hasta:ne&lt;br /&gt;    pastahane &gt; pasta:ne&lt;br /&gt;    postahane &gt; posta:ne&lt;br /&gt;    eczahane &gt; ecza:ne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bu özellik konuşma diline aittir ve yazıya yansıtılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçede eslâ ve yazıya yansımış hece binişmesi örnekleri de çoktur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    ne için &gt; niçin&lt;br /&gt;    ne asıl &gt; nasıl&lt;br /&gt;    ne asıl ise &gt; nasılsa&lt;br /&gt;    o ise &gt; oysa&lt;br /&gt;    o ile &gt; öyle&lt;br /&gt;    o ile ise &gt; öyleyse&lt;br /&gt;    bu ile ise &gt; böyleyse&lt;br /&gt;    güllü aş &gt; güllaç&lt;br /&gt;    sütlü aş &gt; sütlaç&lt;br /&gt;    kahve altı &gt; kahvaltı&lt;br /&gt;    pazar ertesi &gt; pazartesi&lt;br /&gt;    cuma ertesi &gt; cumartesi&lt;br /&gt;    hanım nine &gt; haminne vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büzülme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçede eklenme sırasında çeşitli durumlarda büzülmeler oluşur. Konuşma diline ait olan bu özellik yazıya yansıtılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü ile biten eylemlere gelecek zaman eki eklendiğinde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    başlayacak &gt; başli:cak&lt;br /&gt;    yaşayacak&gt;yaşi:cak&lt;br /&gt;    bekleyecek &gt; bekli:cek&lt;br /&gt;    çürüyecek &gt; çüri:cek vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek zaman ekinin kişi eki almış biçimlerinde farklı büzülmeler ortaya çıkabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    yapacağım &gt; yapıci:m, yapıca:m&lt;br /&gt;    edeceğim &gt; edici:m, edice:m&lt;br /&gt;    arayacağım &gt; ari:ci:m, ari: ca:m&lt;br /&gt;    korkmayacağız &gt; korkmi:ci:z, korkmi:ca:z vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısalma ve Uzama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe sözcüklerde uzun ünlü olmadığı belirtilmişti. Bkz. 3.3.2.Yazı Dilindeki Ödünç Sözcüklerde Bulunan Uzun Ünlüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınma sözcüklerdeki uzun ünlüler çoğunlukla korunmakla birlikte (bkz. UZUNLUK ve KISALIKLA İLGİLİ YANLIŞLAR) bu ünlülerin bir bölümü Türkçeye uyum sağl ak kısalmıştır. Sözcük yalın haldeyken kısa söylenen bu ünlüler, eklenmeyle bir açık hece ünlüsü haline gelince eski uzunlukları yeniden ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip sözcüklerin söylenişine dikkat etmek gerekir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    hukuk &gt; huku:ku&lt;br /&gt;    vücut &gt; vücu:du&lt;br /&gt;    hesap &gt; hesa:bı&lt;br /&gt;    cevap &gt; ceva:bı&lt;br /&gt;    delil &gt; deli:li&lt;br /&gt;    hal &gt; ha:l-i&lt;br /&gt;    yar &gt; ya:r-i&lt;br /&gt;    tamam &gt; tama:m-ı&lt;br /&gt;    edebiyat &gt; edebiya:-t-ı&lt;br /&gt;    hayat &gt; haya:t-ı&lt;br /&gt;    hesap &gt; hesa:b-ı&lt;br /&gt;    murat &gt; mura:d-ı&lt;br /&gt;    mevzuat &gt; mevzua:t-ı&lt;br /&gt;    mevcut &gt; mevcu:d-u&lt;br /&gt;    taç &gt; ta:c-ı&lt;br /&gt;    ahlak &gt; ahla:k-ı vb.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-7340856095875217333?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/7340856095875217333/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=7340856095875217333' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7340856095875217333'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7340856095875217333'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/unlu-fonemlerle-ilgili-ozellikler.html' title='unlu fonemlerle ilgili ozellikler'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-4230193687905813149</id><published>2008-01-10T12:49:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T12:50:09.651-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe-Akademik'/><title type='text'>yazi dilindeki odunc sozcuklerde bulunan fonemler</title><content type='html'>Ön a Ünlüsü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk alfabesinde tek a sesi gösterildiği halde, söyleyişte, dilimize daha çok Arapçadan girmiş olan sözcüklerde bulunan ve biraz e sesine yakın olan bir a sesi daha vardır. Bu ses eklenme sırasındaki ünlü tercihi ile kolayca tanınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;harp "savaş", sözcüğünde ön a bulunduğu için ek alınca harb-e oluyor, harb-a değil! Oysa eşsesli gibi görünen harp "müzik aleti" sözcüğü aynı durumda -a ünlüsünü alıyor: harp-a.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayılan fazla olmayan bu sözcükleri bilmek ve doğru telaffuz etmek gerekir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalp "yürek" &gt; kalb-e, fakat kalp "sahte" &gt; kalp-a.&lt;br /&gt;yar "sevgili" &gt; yar-e, fakat yar "uçurum" &gt; yar-a.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ön a ünlüsü için her zaman böyle sözcük çiftleri yoktur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    harf &gt; harf-in&lt;br /&gt;    hadd &gt; hadd-i&lt;br /&gt;    vals &gt; vals-i&lt;br /&gt;    dikkat &gt; dikkat-siz&lt;br /&gt;    lügat &gt; lügat-e&lt;br /&gt;    sıhhat &gt; sıhhat-e&lt;br /&gt;    hakikat &gt; hakikat-ler&lt;br /&gt;    saat &gt; saat-e&lt;br /&gt;    seyahat &gt; seyahat-e&lt;br /&gt;    istirahat &gt; istirahat-e&lt;br /&gt;    menfaat &gt; menfaat-çi&lt;br /&gt;    tabiat &gt; tabiat-te&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son altı örneğin ikinci a ünlüleri ön a'dır.Yukarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı Dilindeki Ödünç Sözcüklerde Bulunan Uzun Ünlüler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Türkçe'de bulunan uzun ünlüler bugünkü Türkçede kısalmıştır. Bugün sadece yad el "yabancı ülke" deyimindeki yad sözcüğünün ünlüsü uzun olarak söylenmektedir. Bir de yine Türkçe yarın sözcüğünün a ünlüsünün zaman zaman uzun söylendiği duyulmaktadır. Eski Türkçe'den gelme olan bu özellik yanlış sayılmamakla birlikte, yad sözcüğünde olduğu gibi bir genel kabul görmemiştir ve kısa olarak söylenmesi daha doğrudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki sözcük dışında Türkçe kökenli sözcüklerde uzun ünlü bulunmaz. Fakat dilimize özellikle Arapça ve Farsça'dan girmiş olan sözcüklerde çok sayıda uzun ünlü vardır ve bunların hem yazımında hem de söylenişinde pek çok hata yapılmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-4230193687905813149?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/4230193687905813149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=4230193687905813149' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4230193687905813149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4230193687905813149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/yazi-dilindeki-odunc-sozcuklerde.html' title='yazi dilindeki odunc sozcuklerde bulunan fonemler'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6044340868924551387</id><published>2008-01-10T12:48:00.002-08:00</published><updated>2008-01-10T12:49:22.198-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe-Akademik'/><title type='text'>anadolu agzina ait unluler</title><content type='html'>Anadolu Ağızlarına Ait Ünlü Fonemler: Anadolu ağızlarında yaygın olarak kullanılan kapalı e sesi Eski Türkçede, yazı dilinde yer alan dokuzuncu ünlüydü. Bugün sadece ağızlarda duyuluyor. e ve i sesleri arasında yer alan, i sesine daha yakın olan bu fonem bugün kimi sözcüklerde bütünüyle i sesine değişmiş olarak bulunuyor. Bugün el "halk; ülke", et-, ye-, ver-, yer, er "erken", de-, yel gibi sözcüklerin ağızlarda il, it- yi-, vir-, yir, ir, di- , yil biçiminde söylenmelerinin nedeni budur. Ancak kapalı e sesi ağızlarda her zaman net bir i sesi olarak duyulmuyor. Çoğu zaman e ve i arasında sesletiliyor. Standart Türkçeye aykırı olan bu durum eğitim düzeyine bağlı olarak azalıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-6044340868924551387?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/6044340868924551387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=6044340868924551387' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6044340868924551387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6044340868924551387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/anadolu-agzina-ait-unluler.html' title='anadolu agzina ait unluler'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-2606315145339364509</id><published>2008-01-10T12:48:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T12:48:36.130-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe-Akademik'/><title type='text'>yazi diline ait unluler</title><content type='html'>Türk yazı dilinde bulunan sekiz ünlü fonem (a, e, ı, i, o, ö, u, ü ) çeşitli açılardan sınıflandırılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-2606315145339364509?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/2606315145339364509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=2606315145339364509' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2606315145339364509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2606315145339364509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/yazi-diline-ait-unluler.html' title='yazi diline ait unluler'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-3317224563195878985</id><published>2008-01-10T12:47:00.002-08:00</published><updated>2008-01-10T12:48:00.616-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe-Akademik'/><title type='text'>alfabe nedir</title><content type='html'>Sesleri gösteren harflerin belli bir sıraya dizilmiş bütünü alfabe olarak adlandırılır. Yunan alfabesinin ilk iki harfi olan alfa ve beta sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuştur. abece adı ile de karşılanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alfabeler, harflerin sesleri, heceleri ya da sözcükleri göstermeleri açısından üç bölüme ayrılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01.11.1928 tarihinde kabul edilmiş olan Latin kökenli Türk alfabesinde yer alan 29 harf şu biçimde sıralanmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aa Bb Cc Çç Dd Ee Ff Gg Ğğ Hh İi Iı Jj Kk LI&lt;br /&gt;Mm Nn Oo Öö Pp Rr Ss Şş Tt Uu Üü Vv Yy Zz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Latin kökenli Türk alfabesi sesleri gösteren, yani sesçil bir alfabedir ve sözcüklerin ön sıradan (ince) ya da art sıradan (kalın) oluşunu ünlüler belirlediğinden, g, k gibi ince ve kalın biçimi bulunan ünsüzler için birer harf kullanılması yeterli görülmüştür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-3317224563195878985?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/3317224563195878985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=3317224563195878985' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3317224563195878985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3317224563195878985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/alfabe-nedir.html' title='alfabe nedir'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-8348818762012899781</id><published>2008-01-10T12:47:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T12:47:27.908-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe-Akademik'/><title type='text'>ses ve harf nedir</title><content type='html'>Ses ve harf kavramları en çok karıştırılan kavramlar arasında yer alıyor. Konunun uzmanı olmayan kişiler zaten her iki kavram için de sadece harf terimini kullanırken, uzmanların da ses ve harf'i aynı anlamda kullandıkları görülebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ses, ciğerlerden gelen havanın oluşturduğu titreşimler, duyma organları tarafından algılanan fiziksel niceliklerdir ve dili oluşturan en küçük birimdir Harf ise bu sesleri gösteren sembollerdir ve doğal olarak bir ses için her alfabede farklı semboller kullanılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-8348818762012899781?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/8348818762012899781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=8348818762012899781' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8348818762012899781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8348818762012899781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/ses-ve-harf-nedir.html' title='ses ve harf nedir'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-2773459898412620824</id><published>2008-01-10T12:44:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T12:46:54.988-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe-Akademik'/><title type='text'>ses bilgisi nedir</title><content type='html'>Bu bölümde Sesbilgisi tüm yönleriyle değil, Türkçenin kullanımında ortaya çıkan sesle ilgili yanlışların düzeltilmesine kılavuz olabilecek yönleriyle ele alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanım kolaylığı açısından transkripsiyon işaretleri kullanılmamıştır. Sadece uzun söylenmesi gereken ünlüler için ilgili ünlüden sonra : işareti kullanılmıştır. a:det gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-2773459898412620824?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/2773459898412620824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=2773459898412620824' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2773459898412620824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2773459898412620824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/ses-bilgisi-nedir.html' title='ses bilgisi nedir'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-3941190975334196298</id><published>2008-01-10T04:55:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T04:56:04.454-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>semerkant romaninin ozeti emin maalouf</title><content type='html'>1.      KİTABIN KONUSU :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer Hayyam ‘ ın Semerkant ‘ a gelişi ; burada yaşadıkları ve tarihe damgasını vuran eserinin oluşması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. KİTABIN ÖZETİ         : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İnterneti daha hızlı dolaşın. Google Araç Çubuğuyla birlikte Firefox’u da alın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman 11. yy’da yaşamış olan İranlı bilge ozan ömer Hayyam ‘ ın hayatı ve Rubaiyat ‘ ının öyküsünü anlatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Ömer Hayyam bilgeiğiyle ve şairliğiyle her tarafta tanınan birisiydi. Onun tüm hayali Semerkant ‘ I görmek , oranın güzelliğini keşfetmekti. Gittiği yerde başından geçen birtakım olaylar sonucunda kadıyla tanışması ve onun tavsiyesi üzerine eserini bir kitapta toplar. Onun bu şairane ve bilge kişiliği kendisinin devletin en üst kademesine kadar yükseltir. Herkesin takdirini toplar ve kitabını her türlü koşullara rağmen tamamlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kitabın ikinci bölümünde de Benjamin Omer adındaki bir Ömer Hayyam hayranı bu  şaheseri bulmak için birçok zorlu yoldan geçer ve macera kitabın Titanic gemisinde kaybolmasıyla son bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      KİTABIN ANA FİKRİ : Tüm zorluklara rağmen insanlar hayallerini gerçekleştirmelilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Ömer Hayyam : Bilge , filozof  gökbilimci , matematikçi , herkesin güvendiği , olaylara tarafsız bakabilen bir kişilik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Hasan Sabbah:Zeki , araştırmacı , azimli fakat bilgisini ve yeteneklerini kötüye kullanan birisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Benjamin Omer: Araştırmacı , maceracı ve kendini Rubaiyat ‘ I bulmaya adayan birisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Kitap geçmişteki olatlara bizlere dersler veriyor. Tarihin bizler tarafından fazla bilinnmeyen yönlerine ışık tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.      KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİGİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1949 ‘da Lübnan ‘da doğdu. Ekonomi ve toplumbilim okuduktan sonra gazeteciliğe başladı. 1976 ‘dan beri Paris ‘te yaşıyor. Çeşitli yayın organlarında yöneticilik ve köşe yazarlığı yapmış olan Maalouf , bugün vaktinin çoğunu kitaplarını yazmaya ayırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      ESERLERİ : Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri , Afrikalı Leo , Semerkant , Doğunun Limanları , Tanios Kayası , Ölümcül Kimlikler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-3941190975334196298?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/3941190975334196298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=3941190975334196298' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3941190975334196298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3941190975334196298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/semerkant-romaninin-ozeti-emin-maalouf.html' title='semerkant romaninin ozeti emin maalouf'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-3260733153741853048</id><published>2008-01-10T04:54:00.004-08:00</published><updated>2008-01-10T04:55:09.924-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>sessiz ev romaninin ozeti orhan pamuk</title><content type='html'>Romanın Konusu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tanesi tarihçi, biri devrimci, biri de zengin olmayı kafasına koymuş üç torunun, 1980 yazında İstanbul’dan elli kilometre uzakta, Cennethisar’da yaşayan babaannelerini konağında geçirdikleri bir haftanın öyküsüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanın Özeti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzyılın başında, siyasetle uğraştığı için İstanbul’dan uzaklaştırılan, sürgüne gönderilen dede, Cennethisar’da bir konağa yerleşmiş Bütün yaşamını Doğu ile batı arasındaki uçurumu bir çırpıda kapatacağını sandığı büyük bir ansiklopedinin yazımına vermiştir. Öldükten sonra babaanne ve yanında çalıştırdığı cüce bir kahya tek başlarına yaşayıp gitmektedirler. Her yaz olduğu gibi bu yaz da şehirden gelecek torunları beklemektedirler. Torunlar gelince, tam babaannenin düşündüğü gibi aynı konuşmalar yapılır ve herkes kendi odasına ve kendi dünyasına çekilir. Babaanneyle beraber dedelerinin mezarını ziyaret ederler. Kitapta bekirki bir konu işlenmemekte. Aslında kitapı ilginç yapan da bu. Olaylar sırasında kişilerin kendi bakış aöılarından düşüncelerini anıarını öğreniyorsunuz. Genel olarak iki aşk hikayesi işlenmiş. Aslında ikisi de platonik. Torunlardan biri olan Nilgün’e hala Cennethisarda oturan eski çocukluk aşkı ilgi gösteriyor. Adı Hasan olan bu platonik aşık geçen zaman içinde solcu görüşlerin etkisinde kalmış ve kasabada sanki onların bir adamı olarak yardım parası manasında haraç toplamaktadır. Diğer bir torun olan Metin ise Ceylan adındaki zengin bir kıza aşıktır. Bir süre sonra evdekilerin de bundan haberleri olacaktır. Faruk Bey uzun zamandır aşırı derecede içki içmektedir. Ev halkı ve babaane bunu görüp elinden bir şeyin gelmemesi nedeniyle üzülmektedirler. Olaylar çoğu zaman kişilerin kendi anılarıyla kesilemktedir. Kitabın sonlarına doğru Nilgün’ün cumhuryet gazetesi aldığını gören Hasan Nilgün ile tartışırlar. Tartışma sonucu yere düşen Nilgün bir gün sonra beyin kanamasından hayatını kaybeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın Ana Fikri:&lt;br /&gt;Doğu ile batı arasındaki uçurumun bir anda bulunan bir buluşla değil ancak ve ancak insanların kafalarındai değişmelerle kapatılabileceği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaptaki olaylar ve şahısların değerlendirilmesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babaanne : (Fatma Hanım)90 yaşına gelmiş, torunlarını seven ancak onların babaannelerine soğuk davranmalarınından hoşlanmayan, daha fazla ilgi isteyen evin sahibesi.&lt;br /&gt;Faruk Bey : Kendisini içkiye kaptırmış, hayatta kaybettiklerini unutmaya çalışan ve gelecekten umudunu tamamen kesmiş biri.&lt;br /&gt;Nilgün : Torunlardan ikincisi. Belkide babaanneyi anlayan en iyi insan. Küçük yaşta anne ve babasın kaybetmiş olması ve kız torun olmasından dolayı hayaa biraz daha farklı bakan bir kişi. Hasan’ın kendisine aşık olduğundan uzun bir süre habersiz.&lt;br /&gt;Metin : Cennethisar’a biraz olsun eski günleri tazelemek ve yeni aşklar yaşamak için gelmiş biri. Kasabadaki arkadaşlarıyla birlikte dolaşıp zaman öldürür.&lt;br /&gt;Recep : Evin cüce uşağı. Babaanneye bakıyor. Kasabalılar cüce olduğu için biraz garip davranıyorlar. Kalabalıktan ve değişimden babaanne gibi pek hoşlanmayan biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap hakkında şahsi görüş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar hakkında bilgi:&lt;br /&gt;Orhan Pamuk&lt;br /&gt;1952’de İstanbul’da doğdu ve Cevdet Bey ve Oğulları ve Kara Kitap adlı romanlarında anlattığına benzer bir ailede, Nişantaşı’nda büyüyüp yetişti. New York’ta geçirdiği üç yıl dışında hep İstanbul’da yaşadı. Liseyi Robert Koleji’nde bitirdi, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde üç yıl mimarlık okudu, 1976’da İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. 1974’den başlayarak düzenli bir şekilde yazı yazmayı kendine iş edindi. İlk romanı Cevdet Bey ve Oğulları 1979’da Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nı kazandı. 1982’de yayımlanan bu kitap 1983 Orhan Kemal Roman Ödülü’nü de aldı. Aynı yıl ilk baskısı çıkan Sessiz Ev ile 1984 Madaralı Roman Ödülü’nü ve bu kitabın Fransa’da çıkan çevirisiyle de 1991 Prix de la découverte européenne’i (Avrupa Keşif Ödülü) kazandı. 1985’de yayımlanan tarihî romanı Beyaz Kale Pamuk’un ününü yurt içinde ve yurt dışında genişletti. New York Times gazetesinin “Doğu’da bir yıldız yükseldi” sözleriyle karşıladığı bu kitap, belli başlı bütün Batı dillerine çevrildi. 1990’da yayımlanan Kara Kitap, karmaşıklığı, zenginliği ve doluluğuyla çağdaş Türk edebiyatının üzerinde en fazla tartışılan ve en çok okunan romanlarından biri oldu. Ömer Kavur’un yönetmenliğini yaptığı Gizli Yüz filminin senaryosunu da Pamuk 1992 yılında kitaplaştırdı. 1994’te yayımlanan ve esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli gençleri hikâye ettiği Yeni Hayat adlı romanı Türk edebiyatının en çok okunan kitaplarından biri oldu. 1998’de yayımladığı Benim Adım Kırmızı adlı romanı olağanüstü bir ilgi gördü. Romanları yirmi dile çevrilen Orhan Pamuk yirmi beş yıldır tuttuğu defterler, dergi ve gazetelere yazdığı yazılar, denemeler, eleştiri yazıları, röportajlar ve gezi notlarından yaptığı titiz bir seçme ile daha önce yayımlanmamış “Pencereden Bakmak” adlı uzun hikâyesini Aralık 1998’de Öteki Renkler başlığıyla kitaplaştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazdığı Eserler : Benim Adım Kırmızı, Beyaz Kale, Cevdet Bey ve Oğulları, Gizli Yüz, Kar, Kar / Sert Kapak, Kara Kitap, Kara Kitap Ciltli, Öteki Renkler, Öteki Renkler 1. Hamur, Sessiz Ev, Yeni Hayat&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-3260733153741853048?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/3260733153741853048/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=3260733153741853048' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3260733153741853048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3260733153741853048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/sessiz-ev-romaninin-ozeti-orhan-pamuk.html' title='sessiz ev romaninin ozeti orhan pamuk'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-2698012376384533947</id><published>2008-01-10T04:54:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T04:54:52.514-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>kopru romaninin ozeti ayse kulin</title><content type='html'>1.  KİTABIN KONUSU   :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Anadolu da yaşayan trajik bir yaşam öyküsü olan KÖPRÜ, Erzincan dolaylarında, fırat nehri üzerinde inşa edilen bir köprünün, bu köprüyü yaptırabilmek için çırpınan bir bürokratın ve yöre insanının romanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.  KİTABIN ÖZETİ   :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İnterneti daha hızlı dolaşın. Google Araç Çubuğuyla birlikte Firefox’u da alın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram çocuk bekleyen bir babadır. Ve karısının doğum zamanı gelmiş çatmıştır. Sancılarla beraber Bayram, karısını hastaneye götürecektir Ama fırat buna engel olmaktadır. Fırat’ın karısına geçmeyen bayram ve onun talihsiz karısı oracıkta doğurur. Fakat karısı bu acıya dayanamaz ve kan kaybından yaşamını yitirir. O günden sonra Bayram ve onun çocuğu yalnız başına yaşamaktadır. Bayram çocuğu alarak doğru Valinin yanına gider ve olayı ona söyler. Vali o günden sonra bu olaya yakınlaşır ve köprüyü yaptırabilmek için girişimlerde bulunur. Köprüyü, Erzincan’ında dışında yabancı bir mühendise yaptırmak istiyordu. Bunun için Gürcistanlı baba ve oğul mühendislerle görüşmelere başladı. Gürcü mühendisler köprüyü yapabileceklerini söyleyerek Gürcistan’a dönmüşler; fakat bir daha geri dönmemişler. Bunun üzerine Ankara dan bir mühendisle görüşmeye başladı. Mühendisler Erzincan’a gelerek köprü yerini gördü ve birkaç inceleme yaparak köprüyü yapabileceklerini söylediler. Mühendisler Ankara’ya dönerek gerekli çalışmalara başladı ve bir grup oluşturdular. Yaklaşık bir hafta bir çalışmadan sonra köprü Erzincan da değil de Ankara da yapılarak tırlar la Erzincan’a götürüleceğini söyledi. Vali buna şaşırmıştı. Fakat mühendislere güveni sonsuzdu. Valinin etrafındakiler buna inanmıyorlardı. Vali etrafındakilere aldırmayarak gerekli parayı sağlamaya çalışıyordu. Yaklaşık bir ay sonra ilk grup Erzincan’a giderek köprü ayaklarını dikmeye gelmişlerdi. Daha çalışmanın ikinci gününde gerçekleşen terörist saldırıyla personel Ankara’ya kaçmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Öksüze bakan Elmas ile Mevlüt yasak aşklarından dolayı ailesine yakalanmaktan korkuyordu. Mevlüt, İstanbul da ki asker arkadaşını ayarlayarak İstanbul’a gitmeyi düşünüyordu. Vali gerekli gıdasal yardımı öksüze bakan aileye sağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Mühendisler köprünün yapımını tamamlamış ve Tırlar la Erzincan’a yola çıkmışlardı. Mühendisler ve Vali bir araya gelerek köprünün montajı hakkında konuşmaya başladılar. Köprünün kıyıdaki ilk ayağı oturtturulmuştu. Diğer ucunu ise karşıya geçirmek için, Feribottan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahta güvertesine köprünün diğer ayağı oturtturulmuştu. Yalnız bir sorun çıkmıştı. Daha yolun yarısında feribot bozulmuştu. Çalışmalar aksamıştı. Bu da halkta tedirginlik yaratmıştı. Bir sonraki gün arıza giderilmiş ve yoğun bir çalışmayla köprü tamamlanmıştı. Yapıldığı akşam Vali, Bayram ve Öksüz köprüye oturarak ufka doğru bakıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. KİTABIN ANA FİKRİ : Yaptığımız bir işte azimle çalışmalı ve sonucunu sabırla beklemeliyiz ki bir sonuca ulaşabilelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. KİTPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Kitapta ki olaylar gerçek olduğundan, kitaba bir ılımlı yaklaşım yaratmaktadır. .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Vali, hırslı, iradeli ve bir şeyler yapma ve kazandırma yolunda olan birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Bayram, kendisinin çektiği acıyı başkalarının da yaşamasını istemeyen yardımsever birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Elmas ve Mevlüt, yakalanma korkusuyla sürekli yer değiştiren ürkek iki eştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Gürcü Mühendisler, İki yüzlü ve sözlerine inanılmayan kişilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Tür Mühendisler, PKK terörüne rağmen işlerinden yılmayan ve köprüyü yapan kişilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.  KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :               Kitaptaki gerçek olaylar duru ve akıcı bir üslupla anlatıldığından; Türkiye gerçeklerini de içerdiğinden bu kitabı herkese tavsiye ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.  KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Ayşe KULİN, Arnavut köy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmeliğini üstlendiği “Ayaşlı ve Kiracıları” adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneğinin En İyi Sanat Yönetmeliği Ödülünü kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    1977 de yayınlanan “Adı : Aylin” adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-2698012376384533947?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/2698012376384533947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=2698012376384533947' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2698012376384533947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2698012376384533947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/kopru-romaninin-ozeti-ayse-kulin.html' title='kopru romaninin ozeti ayse kulin'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-2149503115706656211</id><published>2008-01-10T04:54:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:54:34.679-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>kurtlar sofrasi romaninin ozeti attila ilhan</title><content type='html'>KİTABIN YAYIM MAKSADI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal ilişkiler ve sorunlar ışığında ele alınan ilişkiler derinliğine işlemiş 27 MAYIS öncesinde Türkiye’deki, iş çevrelerini, basın ve eğlence endüstrisini, gençlik kesiminin durumunu yansıtmak maksadı ile yayımlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal ilişkiler ve sorunlar ışığında ele alınan bireyler arası ilişkiler, Atilla İLHAN tarafından detaylı bir boyutla incelenerek işlenmiştir. Kitapta ülkedeki iş çevrelerini, basın ve eğlence endüstrisini gazeteci Mahmut Bey’in kişiliği de ele alınarak, yaşanan dönemi tüm çıplaklığı ile ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmut Bey, üzerinde çalıştığı haberlerle ilgili olarak Katip Rıza ile görüşmek üzere randevulaşır. Fakat randevu yerine geldiğinde ortada katip yerine bir başkası ile karşılaşır. Kendisini Katip Rıza’nın gönderdiğini söyleyen kişi; kendisi ile gelmesini ister. Beraber giderken iki kişi daha ortaya çıkar ve üçü birlikte Mahmut Bey’in üzerine saldırırlar. Mahmut Bey, bir yolunu bulur ve aralarından kaçarak kurtulur. Mahmut Bey, Katip Rıza’ya ulaşamamıştır ve onu mutlaka bulması gerekmektedir. Buluşmayı önceden öğrenen gangster bozuntuları Katip Rıza’yı iyice benzetip bir köşeye atmış ve başına da üç nöbetçi bırakmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmut Bey Katip Rıza’nın izini bulur. Hemen bir plan yaparak Katip Rıza’yı gangsterlerin elinden kurtarır ve beraberce Beyazıt’ta Acem’in Sabahçı Kahvesi’nde soluğu alırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmut Bey sigarasını içerken aklından tek geçen şey Sezai YILMAZ’nın adresini bulmaktır. Ancak bu adam ve onun adresi sayesinde, birbiri ile ilgisi yokmuş gibi gözüken birçok olay çözülebilecek, aynı zamanda arsa spkülasyonuna ve inşaat yolsuzluklarına kadar birçok olayın perde arkası aydınlanacaktır. Katip Rıza intikamını almak için Yazmacı’nın adresini bulur. Mahmut’u bir düşüncedir alır. Böyle bir sırada İstanbuldan ayrılmak, gazeteyi ve Ümit’i bırakmak doğrumu diye uzun süre düşünür. Mahmut ERSOY tüm bu düşüncelerinden sıyrılarak İZMİR’e gitmeye karar verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetenin diğer çalışanlarından Ragıp da tedirgindir. Akşamdan beri elini ayağını tutan onu dürüst bir iş sahibi etmeyen huzursuzluğun altında tevkif edilme korkusu bulunmaktadır. Siyasetin ne kadar çetrefilli bir iş olduğunu o zaman anlar. Ama gazetecilik iç güdüsü ile duyduğunu, gördüğünü yazmak istediği de vardır. Ona ters gelen taraf, sustuğu zaman korkuyor anlamının ortaya çıkmasıdır. Gazetede çıkan fıkranın konusu olan adam; iki defa haklı çıkması, üç defa yerinde tenkidi yüzünden yarın cezaevini boylayacak olursa korku düpedüz içine girmiş anlamına gelecek. Birden aklına Mahmut’un sözleri gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- “ … sen bir iki seçimle her şeyin küt diye yoluna gireceğini mi sanıyordun? Yok be. Ragıp! Asıl çekişme bundan sonra başlayacak bu gelenler gidenlerden farklı olmadıkları, hatta belki daha kötü oldukları için, bütün ettikleri vaatlerin altından kalkmak isteyeceklerdir. Sen, ben karşılarına dikilmezsek, bunca gayreti, bir iyimserliğe harcamış olmaz mıyız?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirli işlerin adamı İbrahim, iri ve ağır bulduğu suratındaki yuvarlak gözleri ile Mordohay’ı ve Seyit Sabri’yi etkisi altına alır. Mordohay’ı içten içe bir korku sarıyor. Seyit Sabri’nin baş eğdiyi bir fikre baş kaldırma ise, Mordohay’ın adeta vazifesidir. O kadar mı? Birisi nasıl kıpır kıpır koltuğunda ve dünyadaki yerinde kendisini rahatsız hisseder; Oysa öteki iğneli beşikte olsa bile, bir bulut kadar rahattır. Birisi nasıl küçük hesapların, buçuk liretlerin birkaç sıfırlı küstah çeklerin, büyük bonoların adamıdır. Mordohay’la iki çift lakırtı etmek sorunda kalırsanız, kendinizi gerek sosyal, gerekse entellektüel bakımdan hiç değilse size eşit bir kimse karşısında mı bulursunuz? Seyit Sabri, sakallarını tel tel gözümüzün camına batırarak, size mutlaka kapıcı muamelesi yapılacaktır. Ama birincisi Yiddiş ve İbranice dahil altı dil konuşurmuş. Konuşmakla da kalmaz, bütün bu dillerde yayımlanan kitapları bulur buluşturur, ipek böceği Sabri ile okurmuş.İkincisi ise yarım Fransızcası ve İngilizcesi ile gittiği ve gideceği herhangi bir yabancı ülkede, yemek listelerinden ve uçak tarifelerinden başka, hiçbir şeyi okumak külfetine katlanmazmış. İkisi de döviz kaçakçılığı yapar ama Yardımseverler Cemiyeti hesabına hayır işlenmiş gibi …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece sabaha karşı balıkçılar denizde başsız bir erkek cesedi bulurlar. Bir dizi araştırma sonucunda başsız bedenin Mahmut ERSOY’ a ait olduğu anlaşılır. Faili meşhul bir cinayet olarak kayıtlara geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mordohay ve Seyit Sabri’nin ellerini uzatmadığı köse, burunlarını sokmadığı delik kalmamıştır. Bir o uçtan, diğer uca, taa otuzlardan beri ithalat, ihracat derken, oluk oluk para akıtan bir kazanç değirmeni kuruvermişlerdir. Limanlardan gemiler mi kalkıyor? Sözün gelişi Hamburg limanında gemiler mi bekliyor? Marsilya’da Rıhtım işçileri kendilerini kamçılayıp simsiyah bir gemiye büyük kasalar mı yüklüyor? Her şey bu tırnaklarını kemiren Yahudi Mordohay MORDA için ! Bankalar caddesinde, Şişhane’ye en yakın, en müthiş üç binadan birisinin giriş kapısında beyaz mermer üzerine siyah harflerle “ Akın İş Hanı ” yazıyor. Bu han şirketin; Şirket Seyit Sabri ile Mordohay’ın malı. İbrahim CURA’nın hesaplarına göre, onlar sadece ithalat ve satış kârları üzerine yaşasalar, yıllık safi gelirleri bütün lükslerine yeter de artar bile. Oysa taban tabana zıt her halleri ve hareketleri ile birbirlerini iten bu iki adam Seyit Sabri ve Mordohay, yanlız bir noktada tartışmasız birleşiyorlar.: Daima daha çok kazanma ! Servet bir yerden sonra bütün dikişleri söküyor; ardından koşanları hep usul usul kanun dışında hem de fark ettirmeden beşeri olmayana götürüyor. Biri otuz beş yıllarında buhran sırasında, biri vergi zamanında, iki büyük iflas tehlikesi geçirdikten sonra firmasını kale gibi korumuş para avcısı iki canavar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu canavarın işlerine burnunu sokanlar da Mahmut Bey gibi görüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmut ERSOY bir İnkilap çocuğuydu! Bir İnkilap Şeyhi idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basını, diyor; parayla soysuzlaştırmak istiyor. Çünkü yanlız paranın kuvvetine inanıyorlar. Ahlak ölçülerini de yapan bu; saadet ölçülerini de. Daha çok kazanmak, daha zengin olmak için, iktidara mı gelmeli? Bunu açıklamaya kalkışan, ya besleyip evcilleştirecekler ya da kaba kuvvete başvurup, dize getirmeye çalışacaklar. Onların karşısında, her şeyden çok, halka ve fikirlere tutunmak gerekli. Halka ve devrimci fikirlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu böyle yürümez, Ümit! dedi. Bir şeyler yapmayı düşünmek gerek. Artık bir şeyler yapmayı düşünmek yeter, artık bir şeyler yapmak lazım. Gerekirse tehlikeli hatta ümitsiz, fakat sonrakilere örnek teşkil edebilecek, elle tutulur, gözle görülür hareketler! Onlar duruyorlar mı? Baksana çatal dişleri, çamurlu burunlarıyla, kurtlar gibi herşeyi göze alarak saldırıyorlar. Ete, ekmeğe, suya her şey onların pençeleri arasında kalıyor. Memleket bir kurt sofrasına döndü. Bu vaziyet karşısında, senin, benim, yapabileceğimiz pek fazla bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat asıl, en önemli sözünü Ümit’i usulca öptükten sonra dudaklarını kulağına yaklaştırıp gizli bir aşk sözü gibi fısıltıyla söylemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleket bir kurtlar sofrasına dönmüş ise isyan haktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-2149503115706656211?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/2149503115706656211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=2149503115706656211' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2149503115706656211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2149503115706656211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/kurtlar-sofrasi-romaninin-ozeti-attila.html' title='kurtlar sofrasi romaninin ozeti attila ilhan'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5366945841459101577</id><published>2008-01-10T04:53:00.002-08:00</published><updated>2008-01-10T04:54:13.522-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>memleket hikayeleri romaninin ozeti refik halit karay</title><content type='html'>KİTABIN KISA ÖZETİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatık Emine adında bir kadın vardır,bu kadın  Ankara’da  fahişelik yaparak hayatını kazanmaktadır. İl merkezinde ard ard arda olaylar çıkmasına sebep olduğundan dolayı ilçede oturtulmak ve başka bir yere gitmesine engel olmak için Kaymakam, jandarma bölük komutanına  emir  gönderir,ayrıca kasabanın genel ahlakının  bozulmaması için  gerekli önlemler alınmasını da istemiştir.Jandarma bölük komutanın ismi  Sabridir.Sabri ilk olarak  Yatık Emine’yi yanına çağırttırır ve  olayların  çıkmaması için kendisini uyarır .Yatık Emine ‘de “ tamam” der uzaklaşır.  Yatık Emine’nin ilçede olmasından dolayı halk devamlı tedirginlik içerisindedir ve Yatık Emineyi dışlamaktadır.Yatık Emine’nin yatacak bir yeri olmaması karşısında, ilk olarak hapishanede kadınlar koğuşuna konulur,hapishanedeki kadınların çirkin tavırları  ile karşılaşır ve orada  dövülür,ardından hapishaneden  alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaneye gönderilir ,orada iyi bir yaşam sürmeye başlar .Gürcü  Server  adında bir genç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;delikanlı hastanede görevlidir ve Yatık Emine’ ye yardımcı olmaktadır;fakat hastahaneden çıkartılarak kendisine bir ev tahsis edilmesi  kararı Kaymakamlığın emriyle  Sabriye ulasır,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabri Yatık Emineye kıyıda köşede bulunan, ilçeden uzak bir yerde ev bulur;fakat evin içerisi boştur,hiç bir eşya yoktur .Yatık  Emine burada sefil bir şekilde yaşamaktadır.Gürcü Server adındaki kişi  Yatık Emine’ye , gizli gizli yardım etmektedir ve ona eşya tahsis etmiştir. Yatık Emine  bu olaydan memnun kalmıştır ve bir süre iyi bir yaşam sürmüştür. Bir ara evi  terkettiğinde eşyaları, yakındaki halk tarafından fahişenin eşyası mı olur gerekçesiyle alınır  ve Yatık Emine gene sefalet içinde yaşamaktadır.Sabri Yatık Emine’ye acımaktadır ve kendi adına  Yatık Emine’nin ekmek alması için fırıncı ile konuşur .Fırıncı her gün Yatık Emine ‘ye 1 ekmek vermektedir .Yatık Emine 1 ekmeğin kendisine yetmeyeceğini söyleyerek 3 ekmek  alır.Fırıncı Emineyi Sabriye şikayet eder ve artık  Emine  fırından ekmek alamamaktadır.Günler , Emine için yaşanmaz hale gelir. (açlık,susuzluk ,soğuk)Artık Emineden haber alınamamaktadır.Jandarma bölük komutanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabri bu olay için jandarma er ve çavuşu   görevlendirmiştir.Jandarma er ve çavuş Yatık Emine’nin  yanına gitmek için yola koyulur ve evine vardıklarında Yatık Emine’nin cesediyle karşılaşırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN KONUSU:  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların Anadoludaki  yaşamları dile getirilmiştir.Anadolu’nun nasıl değiştiği,çağın manzarası,psikolojisi,mantığı,iç ve dış varlığı aktarılmıştır.(Kitap 18 hikayeden oluşmaktadır  ve her hikaye birbirinden bağımsız olduğundan dolayı ben bunlardan bir tanesini sunacağım.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.KİTABIN ANA FİKRİ: İnsanlar ne durumda olurlarsa olsun yardım edilmeli ,korunmalıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN  VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YATIK EMİNE:Ankara’da fahişelik yapmaktadır,hayatını ona göre kazanmaktadır,her söy-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;leneni kabullenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SABRİ:Rütbesi teğmen olup, işinde acemidir.Merhametli gibi görünmektedir;aslında acı-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;masızdır ve    Yatık Emine’nin gözlerine tutkundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜRCÜ SERVER:Hastanede görev yapmaktadır ve Yatık Emine’ye kısa bir süreliğine yardım etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.KİTABİN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:Yazar,Kirpi lakabıyla  tanınır.1888 yılında  Beylerbeyinde doğmuştur.Taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu Anadolu’nun çeşitli illerine sürgüne gönderilmiştir.1. Dünya  Savaşının son yılı İstanbula’a dönebilmiştir.Sabah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetesi başyazarlığı yapmıştır ve 20 kadar  romanı ile yaşamını sürdürmüştür.1965’te&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’da ölmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitap sürükleyici ve akıcı anlatımıyla oldukça güzeldir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5366945841459101577?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5366945841459101577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5366945841459101577' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5366945841459101577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5366945841459101577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/memleket-hikayeleri-romaninin-ozeti.html' title='memleket hikayeleri romaninin ozeti refik halit karay'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-803068604265282525</id><published>2008-01-10T04:53:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:53:50.835-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>kucuk aga romaninin ozeti tarik bugra</title><content type='html'>KİTABIN ÖZETİ :  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I. Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu topraklan, yabancı güçlerce işgal edilmiştir. Osmanlı yönetimi, otoritesini ve gücünü kaybederek kontrolü elden kaçırmıştır. Böyle bir ortamda Türk halkı, dinini, yurdunu kurtarmak için Kuvay-ı Milliye hareketini başlatır.&lt;br /&gt;Mehmet Reşit Efendi, 1918′de istanbul’da Fatih medresesinde öğrenciyken coşkulu vaazlarıyla tanınır ve 1919′da Akşehir’e gönderilir. Halk arasında “İstanbullu Hoca” olarak tanınır. Bir süre sonra Emine ile evlenir. Bu arada Yunanlılar Anadolu’ya girmiştir. “İstanbullu Hoca”, Kuvay-ı Milli-yecilerin ve önderleri Haydar Bey’in karşısında yer alır; Kuvay-ı Milliyecileri vatana ihanetle suçlar ve Padişah’ın desteklenmesini ister.&lt;br /&gt;Ankara’da “İstanbullu Hoca” için “vur emri” çıkarılır. Hoca kaçar, Çakırsaraylı çetesine sığınır. Burada “Küçük Ağa” olur. Kuvay-ı Milliyeciler çeteyi kıstırırlarsa da Küçük Ağa kurtulur; Çerkez Ethem’in ortanca kardeşi Tevfik Bey’in çetesinde bir müfrezenin başına geçer. Küçük Ağa, zaman zaman doğru yolda olup olmadığını düşünür.&lt;br /&gt;I. Dünya Savaşı’nda Arabistan cephesinde çarpışmış ve tek kolunu kaybetmiş olan Çolak Salih’e Hoca’yı yakalama görevi verirler. Çolak Salih, Hoca’yı yakalamak üzere yola çıkar onu bulur, onunla konuşur. Zaman içinde Hoca aslında, Kuvay-ı Milliye hareketinin haklılığını kavramıştır. Çolak Salih’in de etkisiyle artık taraf değiştirir ve Kuvay-ı Milliyeci olur. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında önemli roller üstlenir; bir çarpışmada sağ kolundan yaralanır. Hilafet yanlısı olan Küçük Ağa, doğru düşünerek Kuvay-ı Milliye saflarına geçmiş ve Milli Mücadele hareketine destek vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın Geniş Özeti İçin TIKLAYIN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-)KİTABIN ANA FİKRİ:&lt;br /&gt;Vatan ve millet sevgisi , bağımsızlık duygusu. Kurtuluş savaşının küçük bir kasaba’ dan görünüşü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük Ağa(İstanbullu Hoca):Kurtuluş mücadelesine büyük hizmetler vermiş binlerce kişiden biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salih:Birinci Dünya Savaşında sağ kolunu kaybetmiş ve hayatının anlamını Kurtuluş Mücadelesi ile tekrar kazanan biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çerkez Ethem:Başlarda vatan ve millet için yeri tutulmaz hizmetler vermiş , cephede büyük başarılar göstermiş, fakat düzenli orduya geçme kararı alındığında tamamen zıt fikirleri benimsemiş ve zararlı olmuş bir çete reisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor Haydar Bey:Dünya Savaşında Yüzbaşı rütbesiyle görev yapmış ve milli mücadele yıllarında Kuvayı Milliye’ye büyük hizmetler vermiş bir asker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Emmi:Kurtuluşu Kuvayı Milliye’de gören ve çok büyük fedakarlıklarda bulunan yaşlı bir vatandaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-)YAZARIN HAYATI&lt;br /&gt;2 Eylül 1918 tarihinde Akşehir’de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir’de okudu. İstanbul Lisesi’nin yatılı kısmında okurken bu lisenin yatılı kısmının kapatılması üzerine kaydını Konya Lisesi’ne aldırdı ve liseyi burada bitirdi. (1936). Lise yıllarında Tarık Nazım müstear ismiyle hikaye ve şiirler yazmaya başlayan Tarık Buğra, İstanbul Üniversitesi Tıp ve Hukuk fakültelerinde bir süre okuduktan sonra kaydolduğu Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünün son sınıfında ayrıldı. Askerlik hizmetinden sonra Şişli Terakki Lisesi’nde muallim muavini olarak işe başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet gazetesinin açtığı yarışmada Oğlum(uz) adlı öyküsüyle bin liralık büyük ödüle layık görüldüğü ilan edildi. (1948). Ancak, Tarık Buğra’ya bu para yerine altın bir kalem ödül olarak verildi. Aynı yarışmada Doğan Nadi’nin bölük komutanı birinci ilan edildi ve bu zatın hikayeci olarak adına ikinci bir kez daha rastlanılamadı. Yine de bu ödül neticesinde aldığı yoğun iş teklifleriyle basın hayatına atılma konusunda cesareti artan Tarık Buğra, Akşehir’e dönerek Nasrettin Hoca Gazetesi’ni çıkardı (26 Temmuz 1949-28 Haziran 1952). Milliyet gazetesi, Vatan, Yeni İstanbul gazetesi (1952- 1956), Yol Dergisi (1968) ve Tercüman gazetesinde (1970-1976) sanat sayfaları düzenledi, fıkralar yazdı, yazı işleri müdürlüğü yaptı. Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazan Tarık Buğra, 26 Şubat 1994 tarihinde İstanbul’da öldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  BAŞLICA YAPITLARI :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu Çağın Adı, Dönemeçte, Osmancık, Gençliğim Eyvah, Küçük Ağa, İbiş’in Dünyası, Firavun İmanı, Yarın Diye Bir şey Yoktur, Siyah Kehribar, Politika Dışı, Yağmur Beklerken, Yalnızlar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-803068604265282525?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/803068604265282525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=803068604265282525' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/803068604265282525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/803068604265282525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/kucuk-aga-romaninin-ozeti-tarik-bugra.html' title='kucuk aga romaninin ozeti tarik bugra'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-176715248763883574</id><published>2008-01-10T04:52:00.002-08:00</published><updated>2008-01-10T04:53:29.138-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>serguzest romaninin ozeti samipasazade sezai</title><content type='html'>KİTABIN KONUSU:&lt;br /&gt;Evinden ayrılan küçük bir kızın başından gecen olaylar dramatize edilerek anlatılmıştır. Kızın başından gecenler oldukça acıklıdır. Uzun bir süre kölelik hayatı yaşamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnterneti daha hızlı dolaşın. Google Araç Çubuğuyla birlikte Firefox’u da alın&lt;br /&gt;            Evinden ayrılıp bir gemi ile yurdundan uzaklaşan küçük kız, onun gibi başka bir esir kız ile birlikte neresi olduğunu bilmediği bir yere getirilmiştir. Bu kızı bundan sonra birçok sürprizler beklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak kız (henüz bir ismi yoktur), yaşlı fakat zengin bir kadını yanına ona hizmet etmesi amacıyla satılmıştır.  Küçük kız burada tam bir esaret hayatı yaşamaktadır. Sürekli olarak buradan nasıl kurtulabileceğinin planlarını yapmaktadır. Bu evin hanımının yanı sıra hanıma hizmet etmekte olan başka bir kadın da kıza baskı yapmaktadır. Bu durum kızı yıpratmakta, zaten bir umudu olmayan yaşamdan onu iyice somutlamaktadır. Bir gün kız bu evden kaçmayı iyece kafasına taktığı bir anda bir gece yarısı evden kaçar. Çevreyi pek tanımadığı için saatlerce yürür fakat bir yerede yorgun bir şekilde yere yığılmaktan başka çaresi yoktur. Yerde kaldığı bölgede bir evin bahçe kapısının önüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah olunca evin hizmetlilerinden biri kızı farkeder ve onu içeri almak için yaşlı ev sahibine danışır. Oda bunu çok olumlu bir şekilde karşılar ve hemen yardım etmek niyetiyle onu yanına alır. İlk olarak karnı doyurulur, güzel bir uyku çektirirlir. Daha sonra kız kendine gelince ona neler olup bittiği sorulur. Oda analatır evin hanımı kızın yaşadıklarını duyunca çok üzülür ve ona yardım edeceğini söyler, kızdabuna çok sevinir. Evin hanımı ona sahibinden izin alacağını ve artık kendi yanında kalacağını söyler. Bunun için hanımı kızın kaçtığı eve gider. Ve onu yanına almak istediğini söyler. Fakat  kadın bunu onur meselesi yaparak kabul etmez. Bundan sonra kızda eski evine geridöner. Bu olay kızı çok etkilemiştir. Çünkü daha önce kaçtığı eve tekrar dönmüştür. Gider gitmez yine hiç hoş olmayan durumlarla karşılaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler böyle geçip giderken birgün Mustafa bey evin sahibi birkaç yıl önce işlediği bir hatadan dolayı bir çok borcu olmuştu ve bu borçları ödemek için karısıyla tartışırdı. Birgün karısıyla beraber kızın satılmasına kara veridler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızın adı kaçtığı evde hanımın onu çok güzel bulması üzerine ‘dilber’ olarak koyulmuştu. Bundan sonrada ona ‘dilber’ olarak seslenilmeye başlandı. Dilber kendisi hakkında satılması kararının alınmasından sonra bir esirciye satıldı. Ve Dilber’in bütün hayatı bu yönde değişti. Dilber  bundan sonra belli bir süre esir hayatı yaşamıştır. Bu süre içinde bir çok kendisi gibi esir hayatı yaşamış olan kız arkadaşları olmuştur. Onların hayatlarını dinledikçe aslında kendi hayatının okadarda kötü olmadığının farkına varmıştır. Daha nice insanların kendisi gibi cefa çektiğini anlamıştır. Buradaki bir çok kızın çeşitli meziyetleri vardır. Bir tanesi çok iyi bir şekilde ud çalmaktadır bu yüzden çoğu yerden çağrılmaktadır. Dilber’de onun gibi ud çalabilmeyi çok istemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilber’e bir gün bir talip çıkmıştır, ve Dilber’de o eve gitmek zorunda kalmıştır zaten onun böyle bir şeyi isteyip istemediği pek önemli değildir, önemli olan bir kaç kişinin işinin görülmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilber’in gittiği bu evde ona bir esir gibi değil, bir insan gibi yaklaşılması onu çok etkilemiştir. Evde bir hanımefendi, onun kocası ve onların tek oğlu olan Celal bey bulunmaktadır. Celal bey aynı zamanda bir ressamdır. Yaptığı porrelerle ün kazanmıştır. Dilber’i evde görünce o da çok şaşırmıştır. Çünkü Dilber’i Cleopatra’ya benzetmişti. Celal bey yalnız yaşadığı için kız arkadaşı ya da sevgilisi yoktur. faKat Dilber’I gördüğü andan itibaren içinde bir kıvılcım oluşmuştur. İlk zamanlarda Dilber’de buna bir karşılık doğmamış fakaat günler geçtikçe Dilber’de onaa karşı ilgi duymaya başlayacaktır. Celalbey Dilber’I boş bulduğu zamanlarda odasına çağırıp onun resimlerini yapmaya başlamıştır. Kimi zaman nü resimlerinide çalışır. Dilber’in bebeksi vücudunu gördüğü zamanlarda  daha önce hç yaşamadığı duyguları tadıyordu. Ona her baktığında onun daha değişik bir güzelliğini yakalıyordu. Günler geçtikçe Dilber zamanının büyük bir kısmını Celal beyin yanında geçirmeye başlar. Böylelikle Celal beyin Dilber’e olan aaşkı da diğer ev halkı tarafından da öğrenilir. Bu arada Celal bey açıkça aşkını Dilber’e de belli etmeye başlar. Dilber bu olaya ilk önceleri çok şaşırır. Çünkü böyle bir şeye asla imkan vermez. Bunun nedeni de onun esir kız olmasıdır. Daha ssonraları Dilber de Celaal beye karşılık vermeye başlar. Günler geçtikçe onlar aşklarını bariz bir şekilde yaşarlar. Evin baahçesinde yıldızları seyrederler, beraber gezerler. Fakat bu durum Celal beyin annesini olddukça rahatsız eder ve buna akarşı bir önlem almak ister. Bu beraberliği bitirmek için Dilberi Celal beyin evde olmadığı bir zamanda bir esirciye satar. Tabii Dilber’in yapacak birşeyi yoktur.  Celal bey daha sonra eve döner ve ilk olarak Dilber’in nerede olduğunu sorar  önce bunu öğrenemesede daha sonra öğrenir fakat onu bütün aramalrına rağmen bulamaz. Bundan sonraki bütün hayatı boyunca oda Dilber’de mutlu olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra ikiside hiç mutlu olmadığı gibi bu olay biçare dilberi intihara kadar sürükler bu yaptıklarına Celal bey’in aileside çok pişman olur ama yapabilecek bir şey yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ANA FİKRİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın ana fikri evinden ayrılan bir insanın başına her zaman hertürlü kötülüğün gelebileceği bunlardan kurtulma yolununda sadece kendi elinde olduğu kimseden yardım alamayacağı tek başına kalacağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;         Kitap çok ağır bir dille yazılma mıştır fakat ara ara anlaşılamayan sözcüklere rastlanabilir yinede kitap bize kölelik hayatından bahsettiği ve bilgilendirdiği için oldukça önemli bir kaynak niteliğindedir ve yararlanabilecek seviyededir. Bence kitap herkes tarafından beğeniyle okunabilir. Oldukça   sürükleyicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:&lt;br /&gt;1860′ta İstanbul’da doğdu. Devrin ileri gelen isimlerinden Sami Paşa’nın oğludur. Özel öğrenim gördü. 20 yaşına kadar resmi bir görev almayıp, edebiyat konusundaki bilgilerini artırmayı tercih etti.&lt;br /&gt;1880′de Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi’ne memur oldu. Babasının ölümünden sonra da Londra Elçiliği İkinci Kâtipliği’ne atanan Sezâi, orada kaldığı 4 yıl boyunca İngiliz ve Fransız Edebiyatlarını yakından izledi. Elçilikteki görevinden İstifa ederek İstanbul’a döndüğünde İstişare Odası’na memur oldu. 7 yıl süren bu ikinci dönem memuriyetinde (1885-1901) sanatını olgunlaştırdı.&lt;br /&gt;Sergüzeşt adlı romanı yüzünden göz hapsine alındığını düşünerek bundan kurtulmak için Paris’e gitti ve Meşrutiyet’in ilanına kadar da orada kaldı (1908). İstanbul’a döndüğünde Madrid Elçisi olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;Birinci Dünya Savaşı başlayınca Madrit’ten İsviçre’ye geçti, savaşın sonuna kadar burada kaldı. Mütareke devrinde emekli olarak İstanbul’a döndü (1921). Son yıllarında kendisine, Büyük Millet Meclisi’nin kararıyla “Hidamat-ı vataniyye tertibinden” maaş bağlandı (1927) ve 26 Nisan 1936 tarihinde İstanbul’da öldü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-176715248763883574?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/176715248763883574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=176715248763883574' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/176715248763883574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/176715248763883574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/serguzest-romaninin-ozeti-samipasazade.html' title='serguzest romaninin ozeti samipasazade sezai'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-2691983661069969224</id><published>2008-01-10T04:52:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:52:14.669-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>turk'un atesle imtihani romaninin ozeti halide edip adivar</title><content type='html'>ESERİN KONUSU:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halide Edip Adıvar’ın 1. Dünya Savaşı sonrasından cumhuriyetin ilan edilinceye kadar yaşadığı anıları anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESERİN ÖZETİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Ekim 1918’de İngilizler’in İstanbul’u işgal etmesiyle Türk insanının durumu yorgun, şaşkın ve canından bıkkın bir haldeydi. Yıllarca süren savaştan, sefaletten sonra bir de yurdumuzun işgal edilmesi, yani özgürlüğümüzün elimizden alınmak üzere olması  Türk insanını bu hale getirmişti. İstanbul’da yaşayan, çoğunluğunu genç subayların oluşturduğu milliyetçiler, gizli dernekler kurup İtilaf Devletleri’nin toplattığı silahları Anadolu’ya kaçırmaya çalışıyor, bir yandan da memleket için kurtuluş yolları arıyorlardı. Halide Edip, bu derneklerin başkanlarına yakın biri olarak, milliyetçilerin bir araya gelip toplantı yapmak için ne büyük zahmete katlandıklarını bizzat yaşamıştır. Halk ise gazeteler sansür altında olduğundan, olan bitenden habersiz, padişahın İngilizler’le kurduğu yakınlıktan ve İngilizler’in medeni bir devlet olmasından dolayı Anadolu’yu Osmanlı Türklerine bırakacaklarını sanıyordu. Bizi savaşa sokan ittihatçıların çoğu Meclis-i Mebusan’da vekildi ve halk bunlara tepki duyuyordu. Bunu fırsat bilen Tevfik Paşa meclisi kapatmıştı. 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgalinden sonra İngilizler Anadolu’ya giden bütün yolları tutmuşlar, tenha yolları da Osmanlı içindeki Hristiyan çetelerine tutturmuşlardı. Dernekler faaliyetlerine devam edemez olmuş, Halide Edip gibi milliyetçi kişiler hakkında idam kararları çıkarılmaya başlanmıştı. Özellikle Halide Edip’in Sultanahmet mitinginde söylediği “…hükümetler düşmanımız, milletler dostumuz ve kalbimizdeki haklı isyan kuvvetimizdir.”  sözü şimşekleri kendi üzerine çekmişti. Daha fazla İstanbul’da kalamayan milliyetçiler Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasıyla Anadolu’ya kaçmaya başlamışlardır. Bu kaçış ikişer üçer kişilik gruplar halinde ve çok tehlikeliydi. Düzenli olarak silah kaçıran ve milliyetçilerin güvenliğini sağlayan, İzmit’teki ve Adapazarın’daki en kalabalığı 80 kişiden oluşan çetelerdi. Bu çeteler, geceleri milliyetçileri köylerde ağırlıyor, yağmur, çamur, yorgunluk gibi zor şartları hiçe sayıyorlardı. 11 gün süren yolculuğun ardından Ankara Garı’nda Mustafa Kemal ve halk tarafından karşılanan Dr. Adnan ve Halide, o gün bir eve yerleşir ve hemen ertesi gün eski Ziraat akültesi binasında olan karargahta çalışmaya başlarlar. Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi’nden sonra yeni bir meclis kurulması zorunluluğu gündeme gelmişti. Mustafa Kemal her ilden ikişer milletvekili seçilip Ankara’ya gönderilmesini talep eder. 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi kurulur ve Mustafa Kemal meclis başkanı seçilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olaya muhalefet olan Hilafet yanlılarının kurduğu ordu, meclisin kapanması için Ankara’ya doğru yürüyüşe geçer. Bu isyanı  bastırabilecek bir tek bu çeteler vardı. Mustafa Kemal bunları durdurmak için Çerkez Ethem’i görevlendirdi. İzmit’te gerçekleşen bu kuvvetlerin çarpışmasından Çerkez Ethem galip geldi. Bu galibiyet çetelerin itibarını artırdı. Ali Fuat Paşa bile üniformasını çıkarıp dağlara çıkmıştı. Çeteler büyük bir kuvvet olmalarına rağmen ordunun himayesine girmeyi reddediyorlardı. İhtiyaçlarını da halktan zorla karşıladıkları için de sürekli sorun yaratıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk iş olan düzenli ordunun kurulması, Aralık ayının sonlarına doğru,  büyük kavgalarla gerçekleştirildi. Ethem’in 3 bin kişilik ordusu, 100 makineli tüfeği ayrıca 4 topu vardı. Bu gücüne güvenerek meclise; faaliyetlerinin durdurmasını, halkı yeniden savaşa sokmamasını, İstanbul hükümetiyle işbirliği yapmasını söyleyen bir ültimatom gönderdi. Yunanlılar Bursa’ya yürümeye başlamıştı ama Ethem’le Albay Refet, yani kardeşler savaşıyordu. Ethem düzenli odunun kuvvetlerine karşı koyamayıp kuvvetlerini geri çekmek zorunda kaldı. Ordumuzla 11 Ocak’ta (1.İnönü) Eskişehir’in batısında karşı karşıya gelen Yunanlılar Albay İsmet komutasında ağır bir yenilgiye uğradılar. Bundan dolayı, toplanan Londra Konferansı’na Ankara’dan da temsilcileri çağırdılar. Sevr’in bir benzeri olan bu konferanstan bir sonuç alınamamış ve Yunanlılar Afyaon’dan saldırıya geçmişlerdi. 31 Mart’ta (2.İnönü)  yine bozguna uğratılan Yunanlılar geri çekilmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde askerlere yardım amacıyla Hilal-i Ahmer (Kızılay) Hastahanesi’ne gönüllü olarak hastabakıcı olarak Eskişehir’de, cephe gerisindeki bir hastahanede çalışmaya başladı. Bu arada Yunanlılar boş durmuyor İzmir’I bir silah yığınağı haline çeviriyordu. Bunda İngilizlerin Yunanistan’a yaptığı silah ve maddi desteğin büyük payı vardır. Hazırlıklarını tamalayan Yunanlılar bizim 4 katıumız kadar bir kuvvetle, 9 Haziranda saldırıya geçtiler. Bu saldırılara karşı koyamayan ordumuz, toparlanmak için Sakarya’nın doğusuna çekildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geri çekilme mecliste büyük çalkantılara neden oldu. Yapılan oylamayla Mustafa Kemal başkomutan seçildi. Tekalif-I Milliye emirleri çıkartılıp ordumuzun ikmal işleri halk tarafından yapıldı. Ordunun kurulmasında en çok emeği geçen Refet Paşa durmadan çalışıyor, memleketin her tarafını arayıp, tarayıp  gönüllü askerler topluyordu. Savaş başladığında 25.000 askerimiz vardı. Bunların 16.000’i  şehit olmasına rağmen savaş sonunda 40.000 askerimiz vardı. 2 ay gibi kısa bir sürede hazırlıklarını tamamladı. İçindeki milli duygularla sürekli dürtülen Halide, silah altına girmeye karar verir. Mustafa Kemal’in karargahında çalışmaya başlar. Buradaki görevi, günlük zaiyat raporlarını tutmak ve yabancı gazeteleri takip edip, yabancı kamuoyunun savaşla ilgili düşüncelerini çevirip Mustafa Kemal’e iletmekti.   Ordumuzun Yunanlılara göre sayısının az olmasından dolayı güzel bir savunma planı yapıldı. 25 Ağustos’ta çarpışmalar başladı. Fedakar Türk askerleri öleceklerini bilseler bile mevzilerini terk etmeyip çarpışırlar ve mevzilerimize Yunanlıları sokmazlar. Savaş 22 gün sürmüş ve dünyanın en uzun süren meydan muharebesi olmuştur. 19 Eylül’de başlayan yunan geri çekilişi 16 Eylül günü sonlanmıştı. Artık zafer bizimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal’in sabahlara kadar çalıştığını yakından takip eden Halide ona “Savaş bitti. Artık dinlenmeye çekilme vaktiniz geldi.” dediğinde sert bir tepkiyle “Asıl savaş bundan sonra başlıyor.”  cevabını almıştı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 Eylül’de Mudanya Mütarekesi imzalanmış resmi olarak savaş galibiyetimizle bitmişti. Yunanlılar kaçarken geçtikleri köyleri yakıp yıkmışlardı. Bu savaşta onbaşı rütbesi alan Halide’nin bir görevi daha vardı. Tetkik-i Mezalim Heyeti’nin başına geçmek ve Yunanlıların verdikleri zararları tespit etmek, Anadolu insanına ettiği işkenceleri kayıtlara geçirmekti. Çok acı olayların yaşandığı Anadolu köylerinde halkın yaşadıkları anlatmakla bitmez. Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, Yusuf AKÇURA ve bir fotoğrafçının olduğu bu heyet çalışmalarını bitirdikten sonra Ankara’ya döner. Döndüğünde, asker üniforması giyen küçük çocuklar, Halide’nin dikkatini çeker. Bunların neci olduklarını yanındaki yüzbaşıya sorar. Bunlar Kazım Karabekir Paşa’nın evlat edindiği, yaşları 6 ile 14 arasında değişen, ailelei savaşta ölmüş, 2 bin kadar yetim Türk çocuğu idi. Bu örnek davranışından dolayı Kazım Paşa’yı ziyaret edip tebrik eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halide Edip yurdumuzun düşmanlardan temizlenmesinden duyduğu huzurla eşyalarını toplayıp İstanbul’a, çocuklarının yanına, doğup büyüdüğü eve döndüğünde Mahmure ablasıyla çocukluk günlerinde olduğu gibi kucaklaşır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ESERİN ANAFİKRİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her konuda risk almaktan korkup kaçmamalıyız. Eğer Mustafa Kemal kendi  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hakkında çıkarılan idam cezasından korkup bir kenara çekilseydi, bugün, bu ülkede yaşamıyor olacaktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Hiçbir zaman sürü psikolojisiyle bir yere takılıp gitmemeliyiz. Yaptığımız her hareketi, söyleyeceğimiz her sözü inceden inceye düşünmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HALİDE EDİP ADIVAR: Kısa boylu, ingilizce ve fransızca bilen, tanştığı insanlarla çabuk kaynaşan, etkili konuşmalar yapabilen vatansever bir kadın, hastabakıcı, gazeteci, yazar, asker, çevirmen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADNAN ADIVAR: Çalışkan, insanlar arasındaki fikir uyuşmazlıklarını gideren, yüreği vatan sevgisiyle dolu bir doktor. Sağlık Bakanlığı ve Meclis İkinci Başkanlığı yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmure: Hlide Edip’in evinde çalışan, ayrıca ona arkadaşlık eden bir mürebbiye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESER HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kitap, ülkemizin kuruluş yıllarında çektiği çileleri başarılı bir şekilde dile  getirmiştir. Fakat yazarın uslübü günümüz Türkçesine göre biraz ağırdır. Cumhuriyetin  5 yıl  öncesine kadar olan bölüme ait bilgi edinmek  isteyen arkadaşlarıma okumalarını tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1882’de İstanbul’da doğmuş, 9 ocak 1964’te İstanbul’da ölmüştür.1901’de Amerikan Kız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koleji’ni bitirir bitirmez Salih ZEKİ ile evlenmiş Ayet ve Zeki adında iki oğlu dünyaya gelmiştir. Salih ZEKİ’nin ikinci defa evlenmesi nedeniyle ondan ayrılır.1917’de ikinci eşi olan Dr. Adnan Adıvar ile evlenir. Savaş Yıllarında eşi ve Mustafa Kemal için çevirmenlik yapmış, Kızılay’da çalışmıştır. Ordudaki çalışmaları nedeniyle önce onbaşılık sonra da başçavuşluk rütbesini almıştır. Fakat o, halkın da benimsediği onbaşı rütbesini kullanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1839’da İstanbul Üniversitesi İngiliz Edebiyatı profesörlüğüne tayin edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1950 yılına kadar bu görevinde kalan Halide Edip, 1950-1954 yılları arasında İzmir milletvekili olarak meclise girmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-2691983661069969224?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/2691983661069969224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=2691983661069969224' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2691983661069969224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/2691983661069969224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/turkun-atesle-imtihani-romaninin-ozeti.html' title='turk&apos;un atesle imtihani romaninin ozeti halide edip adivar'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6687512190997646878</id><published>2008-01-10T04:51:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T04:51:51.946-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>sevdalinka romaninin ozeti ayse kulin</title><content type='html'>KONUSU                  :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Bu kitap, Osmanlı öncesinde dini nedenlerle Haçlı Orduları tarafından, Birinci ve İkinci dünya Savaşları sonrasında ve 1992 Savaşı’nda ise Sırplar ve Hırvatlar tarafından sürekli soykırıma tabi tutulan ama asla yok edilemeyen Boşnak halkının acılarını,Türk halkına biraz olsun tanıtabilmek amacıyla yazılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Roman, savaş öncesinde Tito’nun kurduğu altı federe devletten oluşan Yugoslavya Federatif Cumhuriyeti’nde, aşırı milliyetçiliği azdırarak savaşı tırmandıran ve sonuçta Yugoslavya’yı alevler içinde bırakan günleri anlatıyor, savaşın ilk üç yılında yaşananları okura aktarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Kitapta yazılan olaylar belgesel nitelikli, tarihi ve siyasi kişilerin dışındaki karakterler kurgudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZETİ:&lt;br /&gt;               &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Sevdalinka,belgesel nitelikli bir romandır. Boşnakların tarihteki rolü, Bosna Savaşı ve öncesinde gelişen olaylar kronolojik bir sıra takip edilmeksizin roman kurgusu içinde anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Roman kahramanı, Nimeta, bir inşaat mühendisi ile evli ve iki çocuk annesidir. Bosna Televizyonu’nda haber görevlisi olarak çalışmaktadır. Mesleği gereği, Bosna Savaşının başlamasına kadar ülke içinde meydana gelen olayları yerinde gözlemler. Bu görevlerden birinde Zagreb’de çalışan gazeteci Stefan ile tanışır. Kısa zamanda ilişkileri aşka dönüşür. Nimeta , ailesi ve Stefan arasında bir tercih yapma zorunluluğu karşısında kendi içinde psikolojik bir savaş vermektedir. Aynı günlerde ülke içerisinde de mevcut düzen yavaş yavaş bozulmakta , Yugoslavya Federasyonu muhtemel bir iç savaşa doğru ilerlemektedir. Daha net bir ifade ile , Sırbistan , “Büyük Sırbistan” arzusuyla federasyonu sonu meçhul lakin muhakkak kan ve acı dolu bir savaşa ; faturasını Boşnaklar’ın çok ağır ödeyeceği kanlı bir savaşa sürüklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Savaş sırasında  Bosna’da yaşananlar olaylar göz göre göre yapılan bir soykırımın apaçık delilleri ve medeniyetin temsilcisi olan Avrupanın gerçek yüzünü tüm dünyaya bir kez daha göstermesidir. Kitapta yapılan birkaç tasvirde hissedilenler  şöyle anlatılmaktadır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Postane binasının yanı sıra Milli Tiyatro,Hukuk Fakültesi ve civardaki binalar da yanıyor,yeni patlamalarla bu ateş dansına eşlik ediyorlardı.Rüzgarda uçuşan kızıl saçlar gibi savrulan alevleriyle har har yanıyorlardı.Yandıkça,kırmızı bir fona çizilmiş,simsiyah iskeletlere dönüşüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Nimeta,taş kesilmiş,geçmişini seyrediyordu alazların ötesinde.Çocuklugu,gençligi,anıları,sevinçleri,kederleri incelip uzayarak,bükülerek alevlerin arasında göğe yükseliyor,Saraybosna külleriyle birlikte sağa sola savruluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANA FİKRİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         İnsanlar arasında ırk,dil,din yüzünden yaşanan kavgalar sona ermeli ve insanlar bir arada yaşamayı öğrenmelidir.Yurtta Sulh,Cihanda Sulh düsturunun insanların mutlulugu için ne kadar vazgeçilmez oldugu anlasılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE SAHISLARIN DEGERLENDİRMESİ:&lt;br /&gt;          Kitapta anlatılan olayları ve yaşananları hisseden kahraman Nimeta’dır.Nimeta evli ve iki çocuk sahibi,Saraybosna televizyonunda çalışan bir kadındır.Bir gün iş için Zagreb’den gelen Stefan adlı bir gazeteciyle tanışmış ve ona aşık olmuştur.Her ne kadar kocasından Stefan için ayrılmayı düşünsede çocuklarını düşünerek bu kararından vazgeçmiştir.Nimeta acılara karşı çok dayanıklı ve saglam bir karakter yapısına sahiptir.&lt;br /&gt;          Stefan sadece işiyle ilgilenen genç bir gazetecidir,Nimeta’yı çok sevmiş fakat onu kocasından ayrılmaya ikna edememiştir.Bu yüzden bir daha görüşmemek üzere Nimeta’dan ayrılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Nimeta’nın kocası Burhan ise başarılı bir mühendistir.Savaşın başlamasından belli bir süre sonra evi terk etmiş ve cephede Sırplara karşı savaşmaya başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Sevdalinka Sırpların Saraybosna’da yaptıgı vahşetin ve soykırımın ne boyutta oldugunu anlamak için okunması gereken bir eserdir.Her Harbiyeli bu kitabı muhakkak okumalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Ayşe KULİN,Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi.Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı.Uzun yıllar televizyon,reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı,sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı.Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınladı.Bu kitaptaki  Gülizar adlı öyküyü,Kırık Bebek adı ile senaryolaştırdı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlıgı Ödülü’nü kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          1986’da sahne yapımcılıgını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü aldı.1996 yılında Münir Nurettin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı.Aynı yıl,Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü,bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazandı.1997’de yayınlanan Adı:Aylin adlı biyografik romanı ile,İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı,1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine bir biyografik roman olan Füreya yayınlandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-6687512190997646878?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/6687512190997646878/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=6687512190997646878' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6687512190997646878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6687512190997646878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/sevdalinka-romaninin-ozeti-ayse-kulin.html' title='sevdalinka romaninin ozeti ayse kulin'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-8455325403697877065</id><published>2008-01-10T04:51:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:51:30.867-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>sinekli bakkal romaninin ozeti halide edip adivar</title><content type='html'>1.KİTABIN KONUSU:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinekli Bakkalın konusu kısaca,İstanbul’un Sinekli Bakkal mahallesinin Sinekli Bakkal sokağında doğup büyüyüp evlenen Rabia adlı bir hafız kızının ve çevresindekilerin hayatıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.KİTABIN ÖZETİ:   &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaylar, II. Abdülhamit dönemi istanbul’unun Aksaray semtinde, Sineklibakkal sokağında, geçer. Mahalle imamının kızı Emine, babasının karşı çıkmasına rağmen belli ve sürekli bir işi olmayan, karagöz oynatan, ortaoyununda “zenne” (kadın) rolüne çıkan Tevfik’le evlenir. Babası, bu olay üzerine Emine’yi evlatlıktan reddeder.&lt;br /&gt;Tevfik’in dayısı ölünce dayısının bakkal dükkanı ona kalır. Eşinin diretmesi üzerine dükkanı işletmeye başlar. Bu iş onun sanatçı yaratılışına uygun değildir. Emine, bir gün kocasının, arkadaşlarına kendi taklidini yaptığını görür, buna katlanamaz, baba evine döner. Tevfik’ten boşanır. Bu arada Tevfik, Gelibolu’ya sürgün edilir.&lt;br /&gt;Emine’nin Tevfik’ten bir kızı olur. Adını Ra-bia koyarlar, imam, kızını atfetmiştir. Torununa sıkı bir dini eğitim verir onu hafız yapar. Rabia’nın sesi çok güzeldir. Cami ve konaklarda güzel sesiyle mevlit okur. Zaptiye Nazırı Selim Paşa’nın karısı da sesini çok beğenecek, onu korumasına alacaktır. Paşa da kızdaki yeteneğe hayran kalır. Ona Mevlevi dervişi Vehbi Dede ile italyan müzisyen Peregrini’den ders aldırtır. Rabia ile Peregri-ni birbirlerinden çok hoşlanırlar.&lt;br /&gt;Günün birinde Rabia’nın babası Tevfik sürgünden döner. Sineklibakkal’daki eski bakkal dükkanını yeniden açar. Rabia da dedesinden ayrılır, babasıyla oturmaya başlar. Kızın sanatına hayran olan Vehbi Dede ve Peregrini Tevfik’in evine gidip gelirler. Rabia Kur’an’ı, hele Mevlid’i öylesine güzel okumaktadır ki Doğu musikisinde âdeta bir çığır açmıştır.&lt;br /&gt;Aynı yıllarda Jön Türkler Abdülhamit’in baskıcı yönetimini ortadan kaldırmak için gizli gizli çalışmaktadırlar. Selim Paşa’nın oğlu Hilmi de bir Jön Türk’tür. Ortaoyununda zenne rolüne çıkan Tevfik Hilmi’nin isteği üzerine bir gün kadın kılığına girip Jön Türklerin Avrupa’dan gelen gazetelerini Fransız postanesinden almak ister. Gazeteleri alırken yakalanır. İşin içyüzü anlaşılınca Hilmi ile Tevfik, Şam’a sürgün edilir.&lt;br /&gt;Babası sürgün edilince yalnız kalan Rabia, bakkal işletir, hafızlık yaparak geçimini sürdürür. Bu arada Rabia’yı çok seven Peregrini Müslüman olur, Osman adını alır ve İstanbul’a yerleşir. Ra-bia’yla evlenir. Bu yıllarda Rabia’nın imam olan dedesi ölür. Rabia ve Peregri’ni dedesinin evine yerleşirler.&lt;br /&gt;II. Abdülhamit’e tam bir görev duygusuyla bağlı olan, padişah aleyhinde çalışanlara türlü işkenceler ettirmekten çekinmeyen Selim Paşa, kendi oğlunu da sürdükten sonra yavaş yavaş değişmeye başlar. Babalık ve insanlık duyguları uyanır, görevinden ayrılır.&lt;br /&gt;1908′de Meşrutiyet ilan edilir. Tevfik, sürgünden döner. Rabia’nın bir çocuğu olmuştur. Sineklibakkal’da güzel günler yeniden başlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.KİTABIN ANA FİKRİ:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halide Edip‘in gözünde ideal Türk kadının doğu kültürünün aynı zamanda Batı ile tanışmış ılımlı kişiliğini; akla dayanan Batı felsefesinin birer temsilcisiolduğunu topluma göstermek istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;  Rabia: Romanın asıl kahramanı: İlhâmi İmamın kızı Emine ve Kız Tevfik diye bilinen orta oyuncusunun kızı “Rabia”dır. Rabia, Yazarın romanda kendisi yerinde gösterdiği ve “İdeal Türk kadını nasıl olmalı?” sorusunun cevabı olan kişidir. Rabia’nın kişiliğinin oluşmasında babasından çok dedesinin etkili olmuştur. Kendisi İmam olduğu için torunu hafız yaparak İslami bilgilerle donanmasını sağlamıştır. Paşanın konağına gitmesi ile Rabia’nın kişiliğinin değişiminde en büyük etkiyi görülüyor. Dedesinin yanında her zaman cehennemden bahsedilerek büyüyen Rabia konağın ortamını görünce geleneklerine bağlı, ancak  batı eğilimli bir karakter ortaya çıkıyor. iki ayrı ruh ikliminde yetişmiş olduğu Peregrini yani Osman’la evlenmesi ile de bunu gösteriyor. (BKZ. sayfa 87)Kız Tevfik: Daima şen şakrak, orta oyununda usta, yakışıklı ve çok düzensiz bir kimlikte anlatılıyor. Vehbi Dede: Konakta Rabia’ya ders veren bir Mevlevî derviş olarak bize aktarılan Vehbi Dede, her zaman teselli edici teskin edici mizacı ile Rabia’nın dedesinden çok farklı olarak Ruh okşayıcı bir alim olarak anlatılıyor.Peregrini (Osman): Annesinin tavsiyesiyle eskiden papaz olan Peregrini daha sonra her hangi bir dine bağımlı olmaksızın yaşamış bir müzik hocası. Türkçe’yi çok iyi konuşan bu adam dinsiz olmasına rağmen Vehbi Dede gibi dinine bağlı insanlara saygı duymuştur. Rabia ile evlenmek için dinini değiştirerek Osman ismini almıştır.Selim Paşa: Eski Dahiliye Nazır, padişaha son derece bağlı bir mizaç ortaya sürmüştür. Öyle ki kendi oğlunu bile gözünü kırpmadan ve elinde kesin delil olmadan sürebilmiştir. Ama diğer taraftan Rabia’ya karşı hep şefkatli olmuş ve iyi davranmıştır.Emine: Rabia’nın annesidir. Önceleri Rabia’yı çok sevmiş ancak sürgünden dönen babasını kendisine tercih edince, elinden gelse Rabia’nın boğazına sarılmak istemiştir. Elini öpmek için gelen kızını kovmuştur.İlhamî İmam: Rabia’nın büyük Babası, mahalleliye devamlı cehennemden bahseden bir imam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer tipler: Bilal; Rabia ile evlenmek isteyen bir genç, Rıfat Amca; mahallenin cücesi, Pembe; Rabia’nın hizmetini yürüten beraber yaşadığı çingene, Hilmi; Selim Paşanın Jön Türk oğlu, Sabiha Hanım; Selim Paşanın Hanımı, Kanarya Hanım; Köşkte ki bir Çerkez kızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence Sinekli Bakkal bugün dahi türk kadınına örnek teşkil edebilecek bir şaheserdir. Bu kitap sadece Türk kadını için değil erkeği içinde bir rehberdir, bunun için herkesin bu kitabı okumasını şiddetle tavsiye ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:      &lt;br /&gt; Halide Edip Adıvar’ın Hayatı ve Edebi Kişiliği:Halide Edip (1884-1964) İstanbul’da doğmuştur. 1901′de Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ni bitiren yazar, Rıza Tevfik ve Salih Zeki’den özel dersler almıştır. İlk evliliğini Salih Zeki ile yapan Halide Edip, yazılarında bir süre Halide Salih imzasını kullanmıştır. Bir ara kız okullarında öğretmenlik yapmış, 1918′de İstanbul Üniversitesi’nde Batı Edebiyatı profesörü olmuştur. İstanbul’un işgali sırasında yaptığı konuşmalar yüzünden kovuşturmaya uğrayınca Anadolu’ya kaçarak Milli Mücadele’ye katılmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra Adnan Adıvar’la hükümet arasında başlayan anlaşmazlık sonucu 1926′da Türkiye’den ayrılmıştır.Yurtdışında Türkiye ile ilgilikonferanslar veren yazar 1940′ta yeniden İstanbul Üniversitesi İngiliz Edebiyatı profesörlüğüne atanmış, bir dönem milletvekilliği de yaptıktan sonra üniversiteye dönmüştür.İlk dört romanından üçü duygusal yanı ağır basan güçlü sevgi romanları olan yazarın ilk dikkati çeken eseri Türkçülük hareketlerinin ve Ziya Gökalp’in etkisinde kalarak yazdığı “Yeni Turan”dır. Halide Edip, toplumumuzun batılılaşmaya olan gereksinimine inandığı için Ziya Gökalp’in düşüncelerini beğenir. Küçüklüğünden başlayarak Doğu ve Batı’yı bir arada yaşayan Halide Edip, Meşrutiyet döneminde yazdığı romanlarında bu karşılaştırmayı yapmıştır. Daha sonra romancılığına yeni bir yön veren yazar, Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’yu ve Anadolu’nun çeşitli sorunlarını yansıtmıştır. Eğitim ve sağlık bunların başında gelir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-8455325403697877065?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/8455325403697877065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=8455325403697877065' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8455325403697877065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8455325403697877065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/sinekli-bakkal-romaninin-ozeti-halide.html' title='sinekli bakkal romaninin ozeti halide edip adivar'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-7520401306003822079</id><published>2008-01-10T04:50:00.004-08:00</published><updated>2008-01-10T04:51:15.534-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>su cilgin turkler romaninin ozeti turgut ozakman</title><content type='html'>Şu Çılgın Türkler&lt;br /&gt;Yazar: Turgut Özakman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basımevi : Bilgi Yayınevi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk Basım Tarihi : Istanbul, Nisan 2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı : 747&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN İÇERİĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şahane kitap 20. yy.ın sömürgecilerine karşı bir ulusun verdiği onur mücadelesini anlatıyor. Bu topraklarda geçen, hiçbir satırı kurmaca taşımayan; tamamı Türk, Yunan, İngiliz devletleriyle uluslararası kurulların raporlarında, yerli/yabancı gazetelerde ve o günleri yaşamış insanların belleklerinde/anı kitaplarında belgelenen olaylar… Sadece belgelere atıfta bulunan dipnotlar kırk yedi sayfa sürüyor! Bu coğrafyayı,tarihi, bu Anadolu’yu bilmeyen yabancı bir göz okuduğunda yazar fazla abartmış diyebilir, yaşananlar öyle olağanüstü.&lt;br /&gt;Yazar önce Mondros Mütarekesi’yle II nci İnönü savaşı arasında geçen dönemi özetliyor. Peşinden altıyüzelli sayfalık bir destan. Sanki elinde kamera varmış gibi bir Türk tarafına, bir Yunan tarafına; bir İstanbul’a, bir İngiltere’ye odaklıyor bakışlarını (Belki bu akış şekli kimi okuru rahatsız edebilir) . Ve bu ahlaksız işgale dağıyla, çiçeğiyle, insanıyla, hayvanıyla; canlı-cansız bütün varlığıyla topyekün direnen Anadolu’yu anlatıyor. Adını hiç duymadığımız, ama biz bilmesek de bu temele kanını harç yapmış,kefenine sarınıp ta işgalcinin&lt;br /&gt;karşısına dikilmiş, kim bilir hangi gelinciğe kök olmuş binlerce insan… Adım adım, gün gün izliyoruz bu büyük mücadeleyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim romanın kahramanlarına: Osmanlı’nın imzaladığı Sevr antlaşmasıyla yurdu parçalanmış, toprakları santim santim satılmış; sal-tanat koltuğu uğruna sömürgecilere peşkeş çekilmiş bir halk var. Ama her şeye rağmen bu halkın küllerinden yeniden doğmasını sağ-layan biri, dönemin Britanya Başbakanı, Lloyd George’un istifa etmeden kısa süre önce “… yüz yıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahiyi bu yüz yılda Türk milleti yetiştirdi… M. Kemal Paşa’ya yenildik.” demesine sebep olan biri,&lt;br /&gt;Gazi…Ve bu zaferi Atatürk’le birlikte var eden İsmet Paşa, diğer komutanlar,erler, akıncılar, vekiller, köylüler, direnişe yardım için ayağındaki tek çorabı yıkayıp veren Deli Battal gibiler, kağnılarıyla cephane taşırken yolda ölen ya da doğuran Elifler, yaşadığı rahat hayatı bırakıp cephede gönüllü hemşire olan Nesrinler… Yani etiyle kemiğiyle, onurlu, namuslu, dürüst “Büyük İnsanlık”…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaştan galip çıkan devletlerin kuklası olan ve iktidardakilerin hırsı yüzünden gözünü Anadolu toprağı bürümüş Yunanistan. İnsanlık tarihine büyük katkıları olan bir uygarlığın şimdiki torunları. Büyük Yunanistan hayalinin peşinde Anadolu’ya gelip “ Büyük Felaket”i yaşayanlar. Kimisi vahşi kimisi insan, kahraman da var aralarında korkak ta… Vatanlarından deniz milleri, kara milleri uzakta çarpışan, bir zavallı hayalin uğruna heder olan Yunan gençleri. Ve bu iki halkı birbirine kırdıran emperyalist devletler. En başta İngiltere. Tam Sevr antlaşmasını imzalatmışken huzurunu kaçıran “Kemal’in Askerleri”ne elini ateşe sokmadan tokat atmak isteyen, asıl büyük derdi sömürgesindeki Müslüman halkların bu savaşın etkisiyle uyanacağı ve “Üzerine Güneş Batmayan İmparatorluk”un parçalanacağı endişesi olan İngilizler. Fakir ve geri kalmış Doğu’nun önünde uygar(!) ve zengin Batı’nın en büyük temsilcisi. İnsanların ölmesi umurlarında bile değil. bu sebeple –dengeler Türkler’in lehine değişene kadar- Yunanistan’a pek çok araç ve gereç satıyorlar, el altından silah ve cephane veriyorlar. Fransa, İtalya, Rusya … Hepsi bu büyük oyunun içinde az veya çok yer alıyorlar. Sonra hainler… Başta Vahdettin ve sadrazam(lar) olmak üzere işgalcilerden medet uman aciz yönetim kadrosu. Bir ham hayal uğruna doksan bin Anadolu gencini Sarıkamış’ta kırdırdığı yetmiyormuş gibi mücadelenin en kritik yerinde Anadolu’ya geçip iktidar olma hevesindeki Enver Paşa ve onun Meclis’teki yardakçıları. Basındaki İngiliz ve Yunan işbirlikçileri. En zorlu zamanlarda isyana kalkışan Delibaş Mehmetler, Çerkez Ethemler. Halkın içindekiler: Kasabalarını, Kuvvacıları, onurlarını satan eşraf, yerel yöneticiler, bazı din&lt;br /&gt;adamları… Asker kaçakları… Altmışbin kişilik ordunun otuzbini bazı işbirlikçilerin, mandacıların, teslimiyetçilerin söylediklerine kanıp,&lt;br /&gt;kandırılıp silahlarıyla birlikte askerden kaçıyor. Düşman o esnada yüzyirmibin kişi! 1911’den beri dört bir tarafta durmaksızın savaşan halkın içinden çıkan, direnişe inanmayan, bu savaşın diğerlerinden farklı olduğunu anlayamayan bu kaçaklara üzülmek mi lazım, öfkelenmek mi?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Turgut Özakman bu romanda insanların, insanlığın hikayesini anlatıyor bize. Onun elli küsur yıllık emeğinin sonucundan bir kaç sayfada bahsedip geçmek mümkün değil aslında. Haddim olmayarak bunu yapmak ve sizlerle paylaşmak istedim. Artık ülkedeki siyasal düşünce tarzının tam teslimiyete dönüştüğü günümüzde, tam bağımsızlıktan başka bir istekleri olmayan bu insanlara ve onların destanını yazarak onlara en güzel anmayı yapan yazara bu sayfada şapka çıkartmak. Niyetim bu. Kitabın kalınlığına aldanıp okumaya gözü korkanlara bayağı magazinlerden, ucuz sitkomlardan, pespaye dizilerden uzakta, hüzünlü, acılı ama çok etkileyici birkaç saat vaat eden bu destanı mutlaka okuyun. Pek çok şeyin günümüzde yaşadıklarımıza ne kadar benzediğini görüp üzüleceksiniz ama ayırdığınız zamana değecek. Peşinden de Nazım’dan “23” centlik askere dair ile Kuvay-i Milliye destanını okursanız kendiniz için çok güzel işler yapmış olarak günü kapatacaksınız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KISACA YAZARI TANIYALIM:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turgut Özakman, 1930′da Ankara’da doğdu. Ankara Üniv. Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre avukatlık yaptı. Köln Üniversitesi Tiyatro Bilimi Enstitüsü’ne devam ettikten sonra Devlet Tiyatrosu’na  girdi. TRT’de Merkez Program Daire başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı, Devlet Tiyatrolarında Genel Müdür Başyardımcılığı ve 1983-1987 yılları arasında Genel Müdürlük yaptı. 1988-1994 arasında Radyo-Televizyon Yüksek Kurulu’nda üyelik ve Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Evli. Üç çocuğu, üç torunu var. 28 Eylül 1998′de, ‘üstün hizmetleri dolayısıyla’ Anadolu Üniversitesi’nce ‘fahri doktor’ unvanı verilen Özakman, sayısız esere imza attı. 2002 Nisanında Eskişehir Belediye Başkanlığı, açtığı ikinci tiyatroya ‘Turgut Özakman Sahnesi’ adını verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABA DAİR ELEŞTİRİLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaba olan ilgi alaka en üst düzeyde. Kitap şu an yaklaşık 140 baskı yaptı ve 300.000′den fazla satmış durumda. Aslında kitap için&lt;br /&gt;yapılan eleştiriler genelde oldukça müspet ve duygu yüklü! Bu yüzden o tür eleştirilere hiç değinmeyeceğim! Kitap üzerinde yapılan bir takım polemikler var ben esas onlar üzerinde durmak istiyorum!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Kitabın bazı güç odaklarınca(derin devlet ya da Genelkurmay tarafından) ısmarlama olarak yazdırıldığı polemiği. Bana göre ister ısmarlama ister kendiliğinden yazılmış olsun bunun hiç önemi olmadığını düşünüyorum. Kim ne niyetle ısmarlamış olursa olsun helal olsun diye düşünmekteyim. İyi ki ısmarlamışlar Turgut Özakman’da iyi ki yazmış bu şaheseri. Bu konunda bence hiç önemi yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Atatürk’ün ilahlaştırma çabalarında son mertebe olması polemiği. Aslına bakılırsa bu polemik azıcık haklı gibi görünsede şahsi kanaatim 20.yy’ın dahisi bir devlet adamı, lider, asker olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu övgüyü hak ediyor. O ve silah&lt;br /&gt;arkadaşlarının öngörülemez mantık ve taktikleri yokluk içerisinde o savaşlar kazanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Mehmet Akif Ersoy ve İstiklâl Marşımızdan hemen hemen hiç bahsedilmemesi polemiği. Benim tek katıldığım eksiklikte bu. Kitapta İstiklâl Marşımızın kabulü hiç bahsedilmemiş, Mehmet Akif Ersoy’dan ise tek pasajla bahsedilip geçilmiştir. Bunun neden olduğunu da hiç anlayamadım. Unutulmuş mu, atlanmış mı bilemem ama kitabın tek eksiği bu! İnşaallah gözden geçirilecek yeni baskılarda bu eksiklik giderilir ya da bu konuyla ilgili yeni bir destan yazılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Kitabın tarih kitabı olarak lanse edilmesine rağmen roman oluşunun gözardı edilmesi polemiği. Doğru bu kitap bir tarih kitabı değil. Yazarı roman olarak tanımlamış. Aslında romandan çok bir anılar almanağı. Yine doğru bir tespitte roman ya da benzeri edebi metinlerden tarih öğrenilemeyeceği! Ancak bana göre bunun iki istisnası var! a- Kilit-Anahtar-Kapı-Konak-Çatı-Üçler Yediler Kırklar-Bu Atlı Geçide Gider-Geçitteki Ülke-Darağacı-Gecevakti Gündönümü-Sabır-Ebemkuşağı’ndan oluşan Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun 12 ciltlik dev eseri ve Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler isimli şaheseri. Bu kitaplardan bal gibi tarihte öğreniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAPTAN BAZI PASAJLAR:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sabah İstanbullular, Kızılay’ın çağrısına&lt;br /&gt;uyarak para yardımı yapmak üzere gazetelerde sıraya girdi. İleri gazetesinin dar&lt;br /&gt;idarehanesine sığmayanların büyük kısmı, dışarıda kalmıştı.&lt;br /&gt;Kaldırımın sonunda bir işgal devriyesi&lt;br /&gt;göründü. Düzenli adımlarla yaklaşmaya başladı. İşgal askerlerine, her zaman&lt;br /&gt;kenara çekilerek yol veren İstanbullular, bu sefer kıllarını bile&lt;br /&gt;kıpırdatmadılar. Devriye kolu, kalabalığın arasından geçmeyi göze alamadı, yola&lt;br /&gt;inerek geçip gitti.&lt;br /&gt;İçerde, daha afyonu patlamamış olan huysuz&lt;br /&gt;idare memuru, bir deftere, söylene söylene, bağış yapanın adını ve bağış&lt;br /&gt;miktarını yazıyordu.&lt;br /&gt;‘Kahveci Ali, 100 kuruş.’&lt;br /&gt;‘Eskici Yusuf, 50 kuruş.’&lt;br /&gt;‘Hallaç Asım, 75 kuruş.’&lt;br /&gt;‘Bakkal Ahmet, 100 kuruş.’&lt;br /&gt;‘Terlikçi Adem, 200 kuruş.’&lt;br /&gt;Sırada, küçük, cılız bir oğlan vardı. Bir&lt;br /&gt;önceki bağışçının çocuğu sanan memur, öfkeyle, yürüyüp yol vermesi için işaret&lt;br /&gt;etti. Ama çocuk yürümedi, büyük bir ciddiyetle, bütün servetini çıplak masanın&lt;br /&gt;üzerine bıraktı:&lt;br /&gt;‘Hasan, 5 kuruş.’&lt;br /&gt;Suratsız idare memurunun birdenbire gözleri&lt;br /&gt;doldu. Ağladığını göstermemek için yüzünü, kocaman mendilinin arkasına&lt;br /&gt;saklayarak gürültü ile burnunu sildi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yetmiş beş kağnılık bir kağnı kolu&lt;br /&gt;İnebolu-İkiçay’dan yola çıkmak üzere idi. Zafer Kemal ‘Uğurlar olsun anam!’diye&lt;br /&gt;seslendi.&lt;br /&gt;Kolbaşı, ‘Sağ ol oğul’ dedi,&lt;br /&gt;elindeki sopayla öküzünü dürttü.Kağnılar tekerleri inleyerek kımıldayıp&lt;br /&gt;yürüdüler. Kağnıcıların hepsi kadındı. Yalnız üçüncü kağnıyı on iki yaşında bir&lt;br /&gt;erkek çocuk yediyordu. Kadınlardan biri hamile idi. Yedinci kağnının yanında&lt;br /&gt;yürüyen sırım gibi genç kadının ayakları çıplaktı. Bazı kadınlar bebeklerini&lt;br /&gt;torbalayıp sırtlarına bağlamıştı.&lt;br /&gt;Genç subaylardan biri içi ürpererek,&lt;br /&gt;‘Ne mübarek kadınlar bunlar’ dedi. Öyleydiler. Yavrularına yiyecek taşıyan anaç&lt;br /&gt;kuşlar gibi orduyu besliyorlardı.&lt;br /&gt;Kağnı kolu gacırdaya gacırdaya&lt;br /&gt;uzaklaşıp gitti.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ela gözlü bir genç kadın usulca Kara&lt;br /&gt;Fatma’ nın yanına sokuldu,alçak bir sesle,”Aradığım iti sonunda buldum abla”dedi.Kara&lt;br /&gt;Fatma da fısıltıyla sordu:&lt;br /&gt;‘Hangisi?’&lt;br /&gt;‘Ateşin yanında duran.’&lt;br /&gt;Ateşin yanında esmer,kıvırcık saçlı,dolgun&lt;br /&gt;dudaklı bir çeteci duruyordu.Kara Fatma’nın bakışından huylanıp başın öne eğerek&lt;br /&gt;suratını saklamaya çalıştı.&lt;br /&gt;‘Komutan diri isterim dediydi.’&lt;br /&gt;‘Öldürmeyeceğim.’&lt;br /&gt;‘Peki öyleyse.’&lt;br /&gt;Ela gözlü kadın ilerlerdi, tüfeğinin&lt;br /&gt;namlusuyla Rum çetecinin çenesinin altına dokundu:&lt;br /&gt;‘Kaldır başını!’&lt;br /&gt;Erkek başını doğrulttu.&lt;br /&gt;‘Bana bak!’&lt;br /&gt;Erkek baktı.&lt;br /&gt;‘Tanıdın mı beni?’&lt;br /&gt;Erkek gözlerini kapadı, zor duyulur bir&lt;br /&gt;sesle ‘Affet’ dedi.&lt;br /&gt;Kadın bir adım geri çekildi. Olacağı sezen&lt;br /&gt;kadınlar ve çeteciler nefeslerini tuttular. Erkeğin apış arasına ardarda iki el&lt;br /&gt;ateş etti. Erkek yakıcı bir çığlık atarak parçalanan kasıklarını tuttu, sarsıla&lt;br /&gt;sarsıla dizlerinin üstüne çöktü, başı önünde, ulur gibi bağırmaya başladı. Ela&lt;br /&gt;gözlü kadın Kara Fatma’ya minnetle baktı:&lt;br /&gt;‘Sağol abla. Belki artık rahat&lt;br /&gt;uyuyabilirim.’&lt;br /&gt;‘Tamam kızım.’ ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bunları konuşurlarken birden odanın&lt;br /&gt;kapısı ardına kadar açıldı. Kapının çerçevesi içinde Emirdağ’ın delisi Battal&lt;br /&gt;belirdi.&lt;br /&gt;Bağırdı:&lt;br /&gt;‘Selamünaleyküm!’&lt;br /&gt;Kaymakam öfkelendi:&lt;br /&gt;‘Ulan deli, baksana çalışıyoruz. Çık&lt;br /&gt;dışarı!’&lt;br /&gt;‘Kızma beyim, biliyorum, onun için&lt;br /&gt;geldim. Duydum ki Kemal’in askeri çıplakmış. Allah şahidimdir üzerimdekinden&lt;br /&gt;başka çamaşırım yok. Çoraplarımı getirdim. Şimdi yıkadım, temizdir.’&lt;br /&gt;Yaklaşıp masanın üzerine bir çift&lt;br /&gt;ıslak yün çorap koydu. Çarıklarını sıyırıp odanın ortasında bıraktı.:&lt;br /&gt;‘Aha bunlarda çarıklarım. Haydi&lt;br /&gt;kolay gelsin!’&lt;br /&gt;Çıplak ayak, huzur içinde yürüyüp&lt;br /&gt;çıktı. Kapıyı gümleterek kapadı.&lt;br /&gt;Üyelerin dilleri tutulmuştu sanki.&lt;br /&gt;Kaymakam, ‘Halktan kuşkulandığımız için tövbe edelim beyler..’ dedi,’..Deli&lt;br /&gt;Battal gibi bir garibin bile yüreği köpürdüyse, tekmil halk ayaklanacak&lt;br /&gt;demektir.Hızlanalım.’ ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;” ‘Ağlaşmayı kesin, sıhhiye geldiiii!’&lt;br /&gt;Tedavi yöntemleri çok basitti. Tabanı&lt;br /&gt;kabaranlara biri süvari çizmesi giydiriyor, öteki sırtına binip bağırıyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Zıpla!’&lt;br /&gt;Asker zıplayıpta yere basınca, taban derisi&lt;br /&gt;patlayıp anında ete kaynıyıveriyordu.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-7520401306003822079?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/7520401306003822079/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=7520401306003822079' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7520401306003822079'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7520401306003822079'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/su-cilgin-turkler-romaninin-ozeti.html' title='su cilgin turkler romaninin ozeti turgut ozakman'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-4766883237614039698</id><published>2008-01-10T04:50:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T04:50:48.829-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>sodom ve gomore romaninin ozeti yakup kadri karaosmanoglu</title><content type='html'>1.KİTABIN KONUSU:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                          İstanbul’un işgali ve İsatanbul halkının işgale karşı tutumu kitapta anlatılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.KİTABIN ÖZETİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İnterneti daha hızlı dolaşın. Google Araç Çubuğuyla birlikte Firefox’u da alın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                          Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermiştir.Osmanlı İmparatorluğu da bu felaketten payını almış ve ülkenin heryeri kargaşa içindedir. 1921’lerin İstanbul’u,İngilizler şehri şigal etmiş ve saray buna sesiz kalmıştır. İstanbul,Anadolu’dan kopuk ayrı bir dünya gibidir.Tıpkı Sodom ve Gomore gibi.Tanrının naletlediği şehirlerden ikisidir. İstanbul kızları İngiliz subaylarıyla beraber olmaktan gayet mutludurlar. Leyla’da bunlardan biridir.Bu nazik kızlarımız Kuvayi Milliyetçileri yabani dağ insanı olarak görmekte,hatta tiksinmektedirler.Leyla’ya aşık olan Necdet ise bağımsızlıktan umudunu kesmiş,olaylara sadece seyirci kalmıştır.Sevdiği kızın işgalci subaylarla olan yakınlığını görür fakat görmezden gelir,hatta o da bu subayların çevresinde oluşan yüksek sosyeteye katılır.Oysa Necdet’in arkadaşı Cemil bir şeyler yapmak gerektiğini düşünür ve Kuvayi Milliyecilere katılır ve sonunda şehit olur.Fakat o değeri bilinmez insanlardandır,vatan o ve onun gibilerinin kanlarıyla hayat bulmuştur.Vatanın ayakları aslında bağımsızlık savaşında ayaklarını yitiren gazilerimizindir.Onlar her bir uzuvunu kaybederken vatan yeniden el ayak sahibi olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                         İstanbul’un bu şaşalı hayatı çok kısa sürer.Ezilmiş Anadolu insanının özlediği gün gelir.Bir gece Kuvayi Milliyeciler karanlığın içine akın eden ışık hizmeleri gibi akın ederler şehre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                         Leyla,o eski hayatlarının mahvettiği için bu büyük savaşçıları nefretle karşılar.Necdet ise artık bu İngilizler tarafından kullanılmış vatanperverlik duygusundan yoksun kızdan soğumuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                         Leyla dudaklarını Necdet’in dudaklarına uzatır.Necdet onu kucaklar ve bir köşeye bırakır. Dudaklarında bir kimyevi maddenin “rujun” yavan tadıyla bağımsız İstanbul’a katılır. Ve bu aşkın bittiği yerde roman da son bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.KİTABIN ANA FİKRİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                         Çöküşün getirdiği bir çürümenin romanıdır. Savaş gi,bi zor anlarda insanlar maskelerini çıkartıp kendilerini gösterirler. “Dost kara günde belli olur”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.KİTAPTA OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                        Necdet, karamsar sorunlar arasında sıkışıp kalmış kendine öz güveni olmayan biridir. Yolu biliyor fakat yolda yürümeye cesareti yok. Küçük kırılganlıkları ve vazgeçemediği rahatlığı onu yurt savunması gibi bir şereften yoksun bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                        Leyla, bakımlı ,ince yapılı ,dikkati çeken güzel bir İstanbul kızıdır. Fakat ailesi gibi vatan duygularından yoksun, sosyeteyi seven, hovarda bir kızdır. Hayatı yalancı bir cennetten farksız yaşamak istiyordu. Fakat kağıttan yapılmış saraylar çok çabuk bozulurdu ve o asıl kaybeden oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                        Cemil, yurtsever biri vatanın köle oluşuna katlanamayacak derecede onurlu, güçlü, iri yapılı bir Türktür. Biz bugün bağısızlığımızı o ve onun gibilere borçluyuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                           Her milletin içinde fedekar insanlar olabileceği gibi menfaat için insanalrda bulunmaktadır. Bağımsızlık bu fedakar insanlar sayesinde devam etmektedir. Asayişi bozan, kan dökülmesine sebep olan, kötülüğün kaynağı olan hep ikinci gruptur. İşte hayat bu iyi ile kötünün kavgasından ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                          27 Mart 1889’da Kahire’de doğdu. İbrahim Paşa’nın ölümü üzerine Manisa’ya geldi. 1913’te ilk hikaye kitabını çıkarır: “Bir Serencan.” Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, İsmail Hüsrev Tökin ve Şevket Süreyya Aydemir’le birlikte “Kadro” dergisini çıkarır. 13 Aralık 1974’te Ankara’da öldü. Eserleri : Rahmet(1923), Milli Savaş Hikayeleri(1947), Kiralık Konak(1922), Nur Baba, Sodom ve Gomore(1928), Hüküm Gecesi, Yaban(1932), Ankara, Bir Sürgün, Erenlerin Bağından(1922), Okun Ucunda, Zoraki Diplomat(1955), Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 yıl(1968), Nirvana(1909), Veda, Sağnak(1929) ve Mağara(1934).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-4766883237614039698?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/4766883237614039698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=4766883237614039698' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4766883237614039698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4766883237614039698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/sodom-ve-gomore-romaninin-ozeti-yakup.html' title='sodom ve gomore romaninin ozeti yakup kadri karaosmanoglu'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5715098737567216180</id><published>2008-01-10T04:50:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:50:22.909-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>Suçlu romaninin ozeti kerime nadir</title><content type='html'>1.      ROMANIN KONUSU:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müberra ile Müfit Ekrem arasında geçen aşk hikayesi anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      ESERİN ÖZETİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekte kimin suçlu olduğunu anlatmaya çalışan değişik sayıdaki hikayelerden meydana gelmiştir. Yaşadığımız ve duyduğumuz olaylar karşısında hepimizin bir yorum yapma alışkanlığı vardır. Çoğu kez bu olaylara dış etkenlerin veya vicdanımızın etkisi altında kalarak yaklaşır ve sonuca ulaşırız.  Ama olaylara mantıklı bir şekilde yaklaştığımızda, aslında suçun kişilerin ihmarkarlığı yüzünden meydana geldiğini görürüz. Yani, suş ortaktır. Görünüşte suçlu olarak gözüken birinin, suçsuz olabileceğini, O’nu bu hale sokan etkenlerin suçlu olduğunu unutmamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle bir olay. Kerime NADİR “BİR KAPRİS KURBANI” adlı hikayesinde, böyle bir olayı anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                 BİR KAPRİS KURBANI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhalde hem en üzgün, hem de en mutlu olduğumuz günlerden biri demezun olduğumuz gündür. Mezuniyet günü, bütün arkadaşlar sevinç göz yaşları ile bu günü yas törenine çevirmiştik. İçimizde en az üzgün, daha doğrusu mutlu gözüken Müberra idi. O herkezden farklıydı. O’nun yaşam felsefesi, hiç bir şeyi ciddiye almamaktı. Kederleri, piyanonun çıkardığı sesler gibi gelip geçici bulurdu. Şunu belirtmeliyim ki, Müberra çok güzel piyano çalan, harikulade sesi olan bir arkadaşımızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş yıl sonra O’na Ada’da gezinti yaparken rastladım. O eski halinden eser kalmamıştı. Yanında sevimli küçük bir kız çocuğu ve iri vücutlu esmer bir adam vardı. Beni görünce göz yaşlarına hakim olamayıp, hüngür hüngür ağlamaya başladı. Çok değişmişti. Zayıflamış, solmuş, yıpranmıştı. Beni köşküne davet etti. Müberra’nın gösterdiği bu yakınlığı ve samimiyeti sevinçle karşıladım. Böylece aramızda eskisinden daha iyi bir dostluk doğdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müberra üç yıl önce evlenmiş. Bir toptancı tüccarı olan kocasına ve küçük kızına çok düşkün görünüyordu.  Fakat, günler geçtikçe Ondda tuhaf birşeyler sezmeye başlamıştım. Sanki mutlu değildi. Beni asıl şüphelendiren piyanosunu satmış olması ve müzikle hiç ilgilenmemesiydi. Bu durum beni çok üzüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Pazar sabahı plajdan dönüyordum. İskeleden büyük bir kalabalığın boşaldığını gördüm. Belki İstanbul’dan gelen bir misafir bulunur ümidiyle bir kenara çekilip, etrafa göz gezdirmeye başladım. Birden gözüme Müberra’nın kocası ilişti. Çocuğu ile birlikte bir yere telaşla gidiyordu. Yanında Müberra’nın olmaması, beni şüphelendirdi. Hemen Müberra’nın yanına gittim. Köşk çok sessizdi. Müberra’nın odasına girdim. O’nu bir yığın mektubu ağlayarak parçalarken gördüm. O’ böyle görünce öyle şaşırdım ki, teselli etmek için hemen boynuna sarıldım. Sonra bana olayın sebebini anlatmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulu bitirdiği yıl hayatı çok güzelmiş. Bir gün İstanbul’dan gelen bir misafiri istasyona kadar götürmüştü. Eve yalnız başına dönerken, bir adam Mürebba’ya “Size hayranım, her gün pencerenizin altına gelip müziğinizi dinliyorum” demiş. Bu adam O’nu çok etkilemiş.         &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan  sonra  adam  her  akşam  Müberra’ nın  penceresinin  altında   O’nun müziğini  dinliyormuş  ve  sonra  mektubu  bir  taşa  bağlayarak ,   pencereden içeriye  fırlatıyormuş.  Bu olay  haftalarca  sürmüş.  Müberra  artık o adama bağlanmıştı .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir  gün  yaşlı  bir  adam  Müberra  ile  görüşmek ister. Cebinden bir nüfus kağıdı ve bir evlenme cüzdanı çıkarır,  Müfit  Ekremin  dört  yıldan  beri  kendi kızıyla  evli  olduğunu  söyler.  Bu  olaydan  sonra  Müberranın  hayatı  cehenneme  döner.   Artık  daha   ikindiden  perdeleri  sımsıkı  kapar, piyanonun  yanına  bile   yaklaşmıyordu.   İşte  o  sıralarda  bir  tüccarla  evlenir.    Feryatların   sebebi ise Müfit Ekremi bir gün önce vapurda görmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müfit  Ekrem  benim  amcamın  oğlu  idi . Amma  gerçekte  durum  farklı  idi .  Aslında  Müfit  Ekrem  vicdansız  bir  genç  değildi .    O,  aile  baskısıyla  kendisine  layık  olmayan  bir  kızla  evlenmişti .  Sonralar  Münfit  ayrılmaya kalktı ,  fakat  kadın  buna  razı  olmuyordu .  Dava  uzadıkça uzuyordu. O  zamanlar  Müfitin  güzel  bir  kızı  sevdiği  ve  ayrılır  ayrılmaz. O, kız  ile evleneceğini  duyduk. O kızın  sen  olabileceğini  hiç  düşünmemiştim.  Daha sonra  bu  kızın  bir  başkasıyla  evlendiğini  duyduk. Müfit bu ihanetin sebebini anlayamamıştı. Uzun hastalıklar geçirdi. Karısıyla boşandı. Göyüyorsun  ki,  hiç  yokken  hem  kendini  hem  de  Müfite  yazık  etmişsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müberre  bunun  üzerine  bir  kat  daha  kahroldu  ve  yasa  devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.       ANAFİKRİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların sorunlarının nedenlerini tam olarak anlamadan iş yaptıklarında başına gelebilecek olaylar anlarılmak ısteniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.      KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müberra: Dışarıdan her ne kadar da akılı gözükse de aslında o kadar da  akıllı değildir.  Çünkü olaylara at gözlüğü ile bakmaktadır. Hiç bir değerlendirme yapmadan sonuca varıyor.  Sorunu çözmek yerine başka biri ile evlenmeyi kurtuluş sayıyor. Kendi sonunu kendi hazırlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müfit Ekrem: Sessiz, ağırbaşlı ve utangaç birisidir. Olayların üstüne cesaretle gitmiyor. Mürebba’nın ihanetinin sebebini öğrenmeden içine kapanıyor ve yaşantısını mahvediyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayede geçen olay günümü olaylarına yaklaşmada bize ışık tutuyor . çünkü pek çok ayrılığın sebebi karşılıklı anlayışın sağlanamamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.      KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   KERİME NADİR, çok akıcı ve sade bir dil kullanmış, bu da okuyucunun onun romanlarını ve hikayelerini sıkılmadan okumasına olanak sağlıyor ve olaylar hakkındaki yorumu bize bırakması okuyucuya ayrı bir zevk verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.      YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Şubat 1917’de İstanbul’da doğan Kerime Nadir ANZAK, 20 mart 1984’te öldü. Bebek Saint Joseph Sörler Okulu’nu bitirdi. Ayrıca özel eğitim gördü. İlk şiir ve öyküleri 1937’de Servetifünun-Uyanış ve Yarımay dergilerinde yayımlandı. Kadın kahramanlar üzerine kurduğu duygusal aşk ve serüven romanlarıyla çok okunan bir yazar oldu. Anılarını Romancının Dünyası (1938) adlı kitapta topladı. Başlıca romanları arasında Yeşil Işıklar (1937), Hıçkırık (1938), Seven Ne Yapmaz (1940), Gelinlik Kız (1943), Uykusuz Geceler (1945), Kahkaha (1946), Posta Güvercini (1950), Pervane (1955), Esir Kuş (1957) ve Sonbahar (1958) sayılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5715098737567216180?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5715098737567216180/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5715098737567216180' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5715098737567216180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5715098737567216180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/sulu-romaninin-ozeti-kerime-nadir.html' title='Suçlu romaninin ozeti kerime nadir'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5560177854787052434</id><published>2008-01-10T04:49:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:49:42.970-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>yaban romaninin ozeti yakup kadri karaosmanoglu</title><content type='html'>ROMANIN KONUSU  .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanda kurtuluş savaşı sırasında cephede kolunu kaybetmiş bir subayla, askerliği yeni bitmiş bir askerin köyünde geçen olaylar anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMANIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sessiz ve sakin bir yerde hayatını sürdürmek isteyen Ahmet Celal , gittiği yerde ,yabancı  olduğundan,yaban olarak tanımlanmaktadır. köydekilerle hiçbir bağlantısı olmamasına ve  subay olmasına rağm   en ona düşman gözüyle bakılmaktadır. Ülkenin tamamı işgal altında olmasına rağmen köylülerin bunu umursamaması , sonuçta; evlerinin kundaklanması, yiyeceklerinin yağmalanması, kadın ve kızlarına tacizde bulunulması  onların akıllarını başlarına getirir.Bu durumu gören Ahmet Celal sevgilisini yanına alıp kaçmaya çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMANIN ANA DÜŞÜNCESİ: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke topraklarının elden  gitmesine rağmen duyarsızlığını sürdürmesinin,cahilliğin bir sonucu olduğunu göstermesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ  :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMET CELAL : içi vatan aşkıyla dolu,köylülerin cahilliğini gidermek için didinen,köy yaşamına alışık olmayan birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SALİH AĞA :Sinsi bir kişiliğe sahiptir. Kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden bir kişiliğe sahip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEHMET ALİ’NİN ANNESİ : Kendisini toprağa adamış, cahil, hiçbir şeyden habersiz ve başkalarının sözünü dinlemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEKİR ÇAVUŞ : Askerlik yaptığından dolayı olayların kısmen farkındadır. Bulunduğu ortam itibariyle bildiklerini aktarmaktan çekinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre Yaban ; aydınla köylünün anlaşmazlığını ve cahiliğini gözler önüne seren değerli bir eserdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMANIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 Mart 1889′da Kahire’de doğdu. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa’da başladı. 1903′te İzmir İdadisi’ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır’a döndü, öğrenimini İskenderiye’deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908′de başladığı İstanbul Hukuk Okulu’nu bitirmedi. 1909′da, arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti Topluluğu’na katıldı. 1916′da tedavi olmak için gittiği İsviçre’de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam Gazetesi’ndeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi. 1921′de Ankara’ya çağrıldı ve bazı görevler verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESERLERİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Yaban, Ankara, Zoraki Diplomat, Panoroma&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5560177854787052434?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5560177854787052434/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5560177854787052434' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5560177854787052434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5560177854787052434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/yaban-romaninin-ozeti-yakup-kadri.html' title='yaban romaninin ozeti yakup kadri karaosmanoglu'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-8187989374726158083</id><published>2008-01-10T04:48:00.004-08:00</published><updated>2008-01-10T04:49:12.469-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>yalniziz romaninin ozeti peyami safa</title><content type='html'>ROMANIN KONUSU  :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir genç kızın hayallerinin son bulması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMANIN ÖZETİ       :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Tarık, Feriha’yı seven fakat geçmiş yaşamında farklı kadınlarla birlikte olan birisidir. Feriha ile bir köy bahçesinde buluşurlar. Tarık, kendine ait olan bir dünya kurmuş ve bu dünyanın içerisine yalan, kin, nefret gibi duyguları sokmamıştır.Tarık’ın kardeşi Feride, Ahmet’i sever, ama ailesine bu sevgisini açıklayamaz. Çünkü Ahmet bir isyancıdır. Fakat Feride’nin Ahmet ile birlikte olmasından sonra sessizleşmesinden annesi olanları anlar ve Feride’ye bağırıp çağırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feriha, Tarık’a o zamana kadar yalan söylemiştir. Ama son günler yalan söylediğini sezer. Feriha’nın Paris’te arkadaşlarına özenerek, yaşlı bir adamla evlenip Paris’e yerleşme  isteği gün geçtikçe artar. Arkadaşının İstanbul’a gelmesiyle buluşurlar, ama arkadaşını çevrenin sevmemesinden dolayı bu buluşmalar gizli olur. Feriha, Tarık’ı gerçekten sever, ama Paris’e gitme fikri de ona cazip gelir. Feriha’nın babasının ölmesi evde daha da sıkı yönetim ilan edilmesine neden olur. Feriha’nın abisi ne Paris’ten gelen arkadaşalrıyla ne de Tarık ile görüşmesine izin vermektedir. Feriha’nın rahat bir hayat yaşama isteği galip gelir ve arkadaşıyla Paris’e gitmeye karar verir. Yaşlı bir adamın metresi olacaktır. Bunu öğrenen abisi önce dışarı çıkması yasaklar daha sonra Feriha’yı odasına kilitler. Feriha içeride arka arkaya sigara içmeye başlar. Bu sırada Tarık’ın burnuna yanık kokuları gelmektedir. Ama hiçbir yer yanmamaktadır. Feriha sigarayı yakmak için çakmakla uğraşırken yatağın çarşafını yakar. Kaçmak istemesine rağmen odanın kapısı kilitli olduğu için dışarı çıkamaz. Duman kokusunu alan hizmetçi abisini kaldırır. İçeri girdiklerinde çok geç kalmışlardır. Artk Feriha hayata gözlerini yummuştur. Feriha’nın not defterinde “Biz, hepimiz sadece kendimizi düşündüğümüz için yalnızız ve yalnız kalacağız” cümlesini okuyunca kızın üstüne çok yüklendiklerini anlarlar, ama çok geç kalmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ANA FİKRİ : İnsanlar dertlerini paylaşmalı, yalnız başlarına sıkıntılarını içlerine atarak sıkılmamalı, düşüncelerini açıkça söyleyebilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Feriha, Feride ve Tarık aynı ailenin çocuklarıdır. Olaylar çok çabuk geçmiş, fakat oldukça ilginçtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Yazar, açık ve sade bir dil kullanmış oldukça anlaşılır bir ifade kullanmıştır. Her gencin okumasını tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ :&lt;br /&gt;PEYAMİ SAFA&lt;br /&gt;İstanbul’da 1899 yılında doğdu. Servet-i Fünün şairlerinden İsmail Safa’nın oğludur, iki yaşında iken ,Sivas’ta sürgünde bulunan babasını kaybetti (1901).Dokuz yaşında iken sağ elinin ekleminde kemik hastalığının başlaması,13 yaşında iken de hayatını kazanmak zorunda kalması yüzünden düzenli okul ögrenimi göremedi, kendi kendini yetiştirdi.Birinci Dünya Savaşı yıllarında ögretmenlik yaptı. 15 Haziran 1961’de İstanbul’ da öldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençliğimiz (1922), Siyah Beyaz Hikâyeler (1923), İstanbul Hikâyeleri (1923), Aşk Oyunları (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Ateşböcekleri (1925).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Sözde (1925), Canan (1925), Şimşek (1928), 9. Hariciye Koğuşu (1931), Atilla (1931), Fatih - Harbiye (1931), Bir Tereddüt Romanı (1933), Matmazel Noraliya’nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1947).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün Doğuyor (1937).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-8187989374726158083?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/8187989374726158083/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=8187989374726158083' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8187989374726158083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8187989374726158083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/yalniziz-romaninin-ozeti-peyami-safa.html' title='yalniziz romaninin ozeti peyami safa'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-3352040051502275073</id><published>2008-01-10T04:48:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T04:48:48.063-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>yagmuru beklerken romaninin ozeti tarik bugra</title><content type='html'>KİTABIN KONUSU  :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok partili döneme geçişin halk üzerindeki etkileri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Cumhuriyet Halk Fırkası döneminde şirin bir Anadolu kasabasında halkın yararlanabileceği güzel bir park açılışı yapılır. Bu açılışla kasabalıların halk fırkasına olan güven ve sevgileri perçinleşir. Avukat Rahmi Bey kasabada büyümüş, küçük yaşta annesini ve babasını kaybedince hayatının sonraki dönemini amcası ve onun ailesiyle geçirmiş birisidir. Eşi ve iki çocuğuyla şirin kasabada sade ve huzurlu bir hayat sürmektedirler. Rahmi Beyin amcası Rıza  Efendi kasabanın sevilen ve sayılan bir simasıdır. Bu güzel geçen günlere gölge düşürecek, bu mutlu insanların arasına kırgınlıklar sokacak bir gelişme olur. Gazi Paşa’nın bizzat kendi isteğiyle kurulacak olan yeni bir siyasi partiden bahsedilmeye başlanır. Bu söylentiler yanında kasabadan partiye kimlerin olumlu bakıp katılacağı merakla gözlenmektedir. Kasabanın sevilen adamı avukat Rahmi’ye teklif gelir. Bu teklifi kabul eden fakat kabul etmekle de birçok yakınını karşısına alan Rahmi’ zor günler beklemektedir. Aile yaşantısı ve hayat düzeni altüst olan Rahmi’nin  bir de uğraşmak zorunda kaldığı kasaba halkı vardır. Başarısızlıkla sonuçlanan bu çok partili hayata geçiş denemesinin bu şirin Anadolu kasabasına getirdiği huzursuzluktan başka bir şey olmamıştır. Sonunda Ankara’da tanınan ve sevilen Rahmi’ye vekillk teklif edilmiş ve haytları zor da olsa eski günlerdeki gibi huzura kavuşmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ANA FİKRİ                     : Şahsi menfaatleri toplum menfaatlerinden ileride tutmamak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmi Bey: kasabalının sevdiği, mütevazi bir hayatı olan bir avukat. Huzurlu ailesini eşine ve de iki çocuğuna borçludur. Hep iyi düşündüğü için herkes tarafından sevilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rıza Bey: Babası ve annesini kaybeden Rahmi Beyin amcası olarak onun küçüklükten beri en büyük yardımcısı olmuştur. Kasabada saygı duyulan ve de sevilen bir simadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenan Bey: Rahmi’nin meslektaşı diğer bir anlamda da avukatlığı öğrendiği kişidir. Kasaba saygın bir yeri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Yazar bu karakterler ve de kasabalı halkıyla çok partili döneme geçişte yaşananları yeri geldiğinde yöresel bir dille etkili bir şekilde anlatmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYATI&lt;br /&gt;·        2 Eylül 1918’de Akşehirde doğdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        İlk ve orta öğrenimini Akşehirde, lise öğrenimini ise İstanbul ve Konya’da tamamladı(1936).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        İ.Ü.Tıp Fakültesi’nde iki, Ankara Hukuk Fakültesi’nde dört yıl okudu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Akşehir’de Nasreddin Hoca gazetesini çıkararak gazeteciliğe başladı (1947)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        1947-1950 yılları arasında İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne devam etti. ancak 1951’de ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        İstanbul gazetelerinden Milliyet (1952-56), Yeni İstanbul, Haber ve Haftalık Yol (ilk sayı: 14 aralık 1968) gazetelerinde fıkra yazarlığı, arada yazı işleri müdürlüğü yaptı; şimdi Tercüman gazetesi fıkra yazarlarından (8 haziran 1969  ) Oğlumuz adlı hikayesinin Cumhuriyet gazetesi hikaye yarışması’nda (1948) ikincilik kazanması ve gene o sene Çınaraltı dergisinde yayımlanan ilk hikayeleriyle dikkati çekti; bir süre hikaye yazdı; sonra romana geçti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        1961’de futbol milli takımı ile Norveç, Almanya ve Moskovaya gitti. Dönüşte intibalarını ‘Bir Köyden Bir Başşehre’ ve ‘Garingrad-Moskova Notları’ adlı röportajlarıyla belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Tanınmış yazarlarımızın (Mehmet Kaplan, Behçet Necatigil,Fazıl Hüsnü, Naim Tiralı, Mehmet Çınarlı, Yusuf Ziya Ortaç) hemen hepsi ile yakın ilgisi olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Sanat sanat içindir prensibini benimser. insana , çevreye ve topluma gözlemci bir gözle değil, sanatçı bir gözle bakılması gerektiğini savunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Roman, hikaye ve piyeslerinin dışında edebiyatla ilgisi, tenkidler, bilhassa tiyatro tenkidleri, denemeler şeklinde olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        ‘Şiir eskimediği için vardır’ diyen Buğra yeni şiir anlayışına karşıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        1994 yılında  İstanbul’da öldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESERLERİ&lt;br /&gt;·        HİKAYE KİTAPLARI;&lt;br /&gt;Oğlumuz (1949)&lt;br /&gt;Yarın Diye Bir Şey Yoktur (1952)&lt;br /&gt;İki Uyku Arasında (1954)&lt;br /&gt;Hikayeler (1969)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        ROMANLARI;&lt;br /&gt;Siyah Kehribar (1955)&lt;br /&gt;Küçük Ağa (1964)&lt;br /&gt;Küçük Ağa Ankara’da (1966)&lt;br /&gt;İbiş’in Rüyası (1970)&lt;br /&gt;Firavun İmanı (1975)&lt;br /&gt;Dönemeçte (1978)&lt;br /&gt;Gençliğim Eyvah (1979)&lt;br /&gt;Yağmur Beklerken (1981)&lt;br /&gt;Yalnızlar (1981)&lt;br /&gt;Osmancık (1983)&lt;br /&gt;Dünyanın En Pis Sokağı (1989)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        FIKRALARINDAN SEÇMELER;&lt;br /&gt;Gençlik Türküsü (1964)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        DİL VE EDEBİYAT ÜZERİNE;&lt;br /&gt;Düşman Kazanmak Sanatı (1979)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        DENEMELER;&lt;br /&gt;Bu Çağın Adı (1990)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        GEZİ;&lt;br /&gt;Gagaringrad (1962)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        OYUNLARI;&lt;br /&gt;Ayakta Durmak İstiyorum (1966)&lt;br /&gt;Dört Yumruk, Yüzlerce Çiçek Birden Açtı&lt;br /&gt;Üç Oyun (Ayakta Durmak İstiyorum, Akümülatörlü Radyo, Yüzlerce Çiçek Birden Açtı 1981)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-3352040051502275073?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/3352040051502275073/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=3352040051502275073' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3352040051502275073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3352040051502275073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/yagmuru-beklerken-romaninin-ozeti-tarik.html' title='yagmuru beklerken romaninin ozeti tarik bugra'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6071311821217516427</id><published>2008-01-10T04:48:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:48:28.120-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>yaprak dokumu romaninin ozeti resat nuri guntekin</title><content type='html'>1.KİTABIN ÖZETİ  :   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Suriye’de, Anadolu’da yirmi beş yıl çalışmış, işine son verilmiş Ali Rıza Bey karısı, üç kızı ve bir oğluyla birlikte İstanbul’da geçim zorlukları içinde yaşamaktadır. Eski bir öğrencisi olan Muzaffer Bey müdürü olduğu şirkette Ali Rıza Bey’e bir iş sağlarsa da, o, Muzaffer Bey’in bazı davranışlarını ahlak ilkeleriyle bağdaştıramadığı için bu işi bırakır.&lt;br /&gt;Ali Rıza Bey’in oğlu Şevket, bir bankaya memur olarak girer. Bu, aile için yeni bir ümit kapısıdır. Çok geçmez Şevket evlenir. Ali Rıza Bey’in gelini eğlenmeye, giyinmeye çok düşkün birisidir. Ali Rıza Bey’in kızları Leyla ve Necla da yeni geline uyunca evde üst üste partiler verilmeye, eğlenceler düzenlenmeye başlanır. Bütün bunlar aileyi ekonomik sıkıntıya sokar.&lt;br /&gt;Ali Rıza Bey’in büyük kızı Fikret, kendini kurtarmak için, bile bile, birkaç çocuklu dul bir adamla evlenir, Adapazan’na gider. Aile ağacından ilk yaprak kopmuştur. Şevket, bankadan zimmetine geçirdiği paralar yüzünden hapse girer. Bu, ikinci yaprağın kopuşudur.&lt;br /&gt;Ali Rıza Bey, evini satar, daha küçük bir ev alır, oraya taşınırlar. Necla da evlenmiştir, fakat zengin diye evlendiği Suriyelinin birkaç karılı olduğu anlaşılır; bu, üçüncü kopuştur. Leyla’nın da iffetini kaybetmesi ve sonunda zengin bir avukatın metresi olması sonunda Ali Rıza Bey felç hastası olur. Aile ağacının bütün yaprakları dökülmüştür artık…&lt;br /&gt;Leyla, hasta babasını yanına alır. Ali Rıza Bey son günlerde iyileşir. Ancak hayatın ağır yükü altında ezilmiştir. Bütün bu olaylar kendisini sarstığı için eski arkadaşlarıyla karşılaşmak istememektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.KİTABIN ANA FİKRİ : Çılgın hayallerin, maddî israfların, gereksiz özentilerin hüküm sürdüğü bir ailede çöküntülerin başlaması kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ferhunde, eğlenceye düşkün,genç ve güzel bir kadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :Yaprak Dökümü, toplumsal gerçekleri ele aldığından basmakalıplıktan uzak, başarılı bir romandır. Bilindiği gibi, Tanzimat’tan sonra toplumumuzda bir batılılaşma hevesi başlamıştı. Batılılaşmak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren millî gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiğinden, bu, birçok ailede birtakım felâketlere sebep olmuştur. Bugün bile içinde bulunduğumuz güç durumların esas sebebi budur. Birtakım toplumsal pürüzlere, karakter boşluklarına ışık tutması bakımından Yaprak Dökümü gerçekçi ve orijinal bir romandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                   REŞAT NURİ GÜNTEKİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                         ESERLERİ&lt;br /&gt;Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928),Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961),Kan Davası (1955)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-6071311821217516427?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/6071311821217516427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=6071311821217516427' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6071311821217516427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6071311821217516427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/yaprak-dokumu-romaninin-ozeti-resat.html' title='yaprak dokumu romaninin ozeti resat nuri guntekin'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-4820312337403049828</id><published>2008-01-10T04:46:00.005-08:00</published><updated>2008-01-10T04:48:12.076-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>kasagi hikayesi omer seyfettin</title><content type='html'>KAŞAĞI - ÖMER SEYFETTİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşimle ahırın avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hüzünlü şırıltısını işitirdik. Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. Annem, İstanbul’a gittiği için benden bir yaş küçük olan kardeşim Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, yaşlı bir adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, ne doyulmaz bir zevkti. Hasan korkar, yalnız binemezdi. Dadaruh onu kendi önüne alırdı. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşumuza gidiyordu. Hele tımar. Bu en zevkli şeydi. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerimde duramaz,&lt;br /&gt;- Ben de yapacağım! diye tuttururdum.&lt;br /&gt;O vakit Dadaruh, beni Tosun’un sırtına koyar, elime kaşağıyı verir,&lt;br /&gt;- Hadi yap! derdi.&lt;br /&gt;Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdım.&lt;br /&gt;- Kuyruğunu sallıyor mu?&lt;br /&gt;- Sallıyor.&lt;br /&gt;- Hani bakayım?..&lt;br /&gt;Eğilirdim, uzanırdım. Ama atın sağrısından kuyruğu görünmezdi.&lt;br /&gt;Her sabah ahıra gelir gelmez,&lt;br /&gt;- Dadaruh, tımarı ben yapacağım, derdim.&lt;br /&gt;- Yapamazsın.&lt;br /&gt;- Niçin?&lt;br /&gt;- Daha küçüksün de ondan…&lt;br /&gt;- Yapacağım.&lt;br /&gt;- Büyü de öyle.&lt;br /&gt;- Ne zaman?&lt;br /&gt;- Boyun at kadar olduğunda….&lt;br /&gt;At, ahır işlerinde yalnız tımarı beceremiyordum. Boyum atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının düzenli tıkırtısı Tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Höyt..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı. Ben bir gün yalnız başıma kaldım. Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyandı. Kaşağıyı aradım, bulamadım. Ahırın köşesinde Dadaruh’un penceresiz küçük bir odası vardı. Buraya girdim. Rafları aradım. Eyerlerin arasına falan baktım. Yok, yok! Yatağın altında, yeşil tahtadan bir sandık duruyordu. Onu açtım. Az daha sevincimden haykıracaktım. Annemin bir hafta önce İstanbul’dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen kaptım. Tosun’un yanına koştum. Karnına sürtmek istedim. Rahat durmuyordu.&lt;br /&gt;- Sanırım acıtıyor? dedim.&lt;br /&gt;Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine baktım. Çok keskin, çok sivriydi. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başladım. Dişleri bozulunca yeniden denedim. Gene atların hiçbiri durmuyordu. Kızdım. Öfkemi sanki kaşağıdan çıkarmak istedim. On adım ilerdeki çeşmeye koştum. Kaşağıyı yalağın taşına koydum. Yerden kaldırabildiğim en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başladım. İstanbul’dan gelen, üstelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezdim, parçaladım. Sonra yalağın içine attım.&lt;br /&gt;Babam, her sabah dışarıya giderken bir kere ahıra uğrar, öteye beriye bakardı. Ben o gün gene ahırda yalnızdım. Hasan evde hizmetçimiz Pervin’le kalmıştı. Babam çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı gördü; Dadaruh’a haykırdı:&lt;br /&gt;- Gel buraya!&lt;br /&gt;Soluğum kesilecekti, bilmem neden, çok korkmuştum. Dadaruh şaşırdı, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babam bunu kimin yaptığını sordu. Dadaruh,&lt;br /&gt;- Bilmiyorum, dedi.&lt;br /&gt;Babamın gözleri bana döndü, daha bir şey sormadan,&lt;br /&gt;- Hasan dedim.&lt;br /&gt;- Hasan mı?&lt;br /&gt;- Evet, dün Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi.&lt;br /&gt;- Niye Dadaruh’a haber vermedin?&lt;br /&gt;- Uyuyordu.&lt;br /&gt;- Çağır şunu bakayım.&lt;br /&gt;Çitin kapısından geçtim. Gölgeli yoldan eve doğru koştum. Hasan’ı çağırdım. Zavallının bir şeyden haberi yoktu. Koşarak arkamdan geldi. Babam pek sertti. Bir bakışından ödümüz kopardı. Hasan’a dedi ki:&lt;br /&gt;- Eğer yalan söylersen seni döverim!&lt;br /&gt;- Söylemem.&lt;br /&gt;- Pekâlâ, bu kaşağıyı niye kırdın?&lt;br /&gt;Hasan, Dadaruh’un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktı! Sonra sarı saçlı başını sarsarak,&lt;br /&gt;- Ben kırmadım, dedi.&lt;br /&gt;- Yalan söyleme, diyorum.&lt;br /&gt;- Ben kırmadım.&lt;br /&gt;- Doğru söyle, darılmayacağım. Yalan çok kötüdür, dedi. Hasan inkârda direndi. Babam öfkelendi. Üzerine yürüdü “Utanmaz yalancı” diye yüzüne bir tokat indirdi.&lt;br /&gt;- Götür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin’le otursun! diye haykırdı.&lt;br /&gt;Dadaruh, ağlayan kardeşimi kucağına aldı. Çitin kapısına doğru yürüdü. Artık ahırda hep yalnız oynuyordum. Hasan evde hapsedilmişti. Annem geldikten sonra da bağışlanmadı. Fırsat düştükçe, “O yalancı” derdi babam. Hasan yediği, tokat aklına geldikçe ağlamaya başlar, güç susardı. Zavallı anneciğim benim iftira atabileceğime hiç ihtimal vermiyordu. “Aptal Dadaruh, atlara ezdirmiş olmasın?” derdi.&lt;br /&gt;Ertesi yıl annem, yazın gene İstanbul’a gitti. Biz yalnız kaldık. Hasan’a ahır hâlâ yasaktı. Geceleri yatakta atların ne yaptıklarını tayların büyüyüp büyümediğini bana sorardı. Bir gün birdenbire hastalandı. Kasabaya at gönderildi. Doktor geldi. “Kuşpalazı” dedi. Çiftlikteki köylü kadınlar eve üşüştüler. Birtakım tekir kuşlar getiriyorlar, kesip kardeşimin boynuna sarıyorlardı. Babam yatağın başucundan hiç ayrılmıyordu.&lt;br /&gt;Dadaruh çok durgundu. Pervin hüngür hüngür ağlıyordu.&lt;br /&gt;- Niye ağlıyorsun? diye sordum.&lt;br /&gt;- Kardeşin hasta.&lt;br /&gt;- İyi olacak.&lt;br /&gt;- İyi olmayacak.&lt;br /&gt;- Ya ne olacak?&lt;br /&gt;- Kardeşin ölecek! dedi.&lt;br /&gt;- Ölecek mi?&lt;br /&gt;Ben de ağlamaya başladım. O hastalandığından beri Pervin’in yanında yatıyordum. O gece hiç uyuyamadım. Dalar dalmaz, Hasan’ın hayali gözümün önüne geliyor “İftiracı! İftiracı!” diye karşımda ağlıyordu.&lt;br /&gt;Pervin’i uyandırdım.&lt;br /&gt;- Ben Hasan’ın yanına gideceğim, dedim.&lt;br /&gt;- Niçin?&lt;br /&gt;- Babama bir şey söyleyeceğim.&lt;br /&gt;- Ne söyleyeceksin?&lt;br /&gt;- Kaşağıyı ben kırmıştım, onu söyleyeceğim.&lt;br /&gt;- Hangi kaşağıyı?&lt;br /&gt;- Geçen yılki. Hani babamın Hasan’a darıldığı…&lt;br /&gt;Sözümü tamamlayamadım. Derin hıçkırıklar içinde boğuluyordum. Ağlaya ağlaya Pervin’e anlattım. Şimdi babama söylersem, Hasan da duyacak belki beni bağışlayacaktı.&lt;br /&gt;- Yarın söylersin, dedi.&lt;br /&gt;- Hayır,. şimdi gideceğim.&lt;br /&gt;- Şimdi baban uyuyor, yarın sabah söylersin. Hasan da uyuyor. Onu öpersin, ağlarsın, seni bağışlar.&lt;br /&gt;- Pekala!&lt;br /&gt;- Haydi şimdi uyu!&lt;br /&gt;Sabaha kadar gene gözlerimi kapayamadım. Hava henüz ağarırken Pervin’i uyandırdım. Kalktım. Ben içimdeki zehirden vicdan azabını boşaltmak için acele ediyordum. Yazık ki, zavallı suçsuz kardeşim, o gece ölmüştü. Sofada çiftlik imamıyla Dadaruh’u ağlarken gördük. Babamın dışarıya çıkmasını bekliyorlardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-4820312337403049828?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/4820312337403049828/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=4820312337403049828' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4820312337403049828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4820312337403049828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/kasagi-hikayesi-omer-seyfettin.html' title='kasagi hikayesi omer seyfettin'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6892536884249401773</id><published>2008-01-10T04:46:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T04:46:41.606-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>kar romaninin ozeti orhan pamuk</title><content type='html'>ROMANIN KONUSU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanda, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumlardan en sorunlusu olmaya meyilli olan “İrtica ve Başörtüsü” konusunun örneklendirerek açıklanması, ülkemizin içinde bulunduğu büyük sorun ve örümcek kafalı kişilerin nasıl masum ve saf Türk halkını kandırdığını ve kendilerine tapınılacak duruma getirdiklerini anlatmaktadır. Bir diğer açıdan ülkemizin nasıl bu durumdan aciz kaldığı bazı konuları verse de, bu konularda duyarlı olduğunu, görevli kişlerin konulara dikkat ve titizlikle yaklaştığını, ancak bazı insanlarımızın burada sömürüldüğünü ana tema olarak işlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMANIN ÖZETİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanda yazar, çok sevdiği arkadaşının anılarını anlattığını kitabın içinde değişik yerlerde vurgulamaktadır. Kitaptaki yazılar tamamen otlarındaki şeyleri anlatılmıştan ibaret olsa da bazı yerlerde kısaltlmalar ve birilerini veya biryerleri rahatsız edeceği kuşkusuyla zorunlu olarak kesintiler yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaylar tamamen yurdumuzun doğu kesminin Kars ilinde geçmektedir. Bir gazetede köşe yazarlığı yapan ve ünlü bir şair olan Kerim Alakuşoğlu (kitabın bütününde ondan “Ka” olarak bahsediliyor) Almanya’nın Frankfurt şehrinde geçirdiği onca senelerden sonra Türkiye’ye dönme kararı verir ve geldiği ayların flaş haberleri arasında yer alan “Kars’taki kadınların intiharı” konularının üzerinde gazetede yayımlayabileceği bir araştırma yapmaya karar verir. Bunun için ülkemizde kış aylarının en sert geçtiği dönemde Kars’a gitmeye karar verir. Yolda gördüğü çoğu Kars’lı olan doğulu insanlarımızı, giyinişlerini, konuşmalarını, yolların durumunu ve oradaki devlet anlayışını açık ifadelerler anlatır. Yolda hayatında hiç yaşamadığı bazı gülünç olayları ve yöre halkının candan ve sevecenliğini anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kars’a geldikten sonra üniversite yıllarından tanıdığı arkadaşlarını bulur hatta üniversiteden tanıdığı ve boşandığını duyduğu eski aşkı sayılabilecek olan İpek’in sahibi olduğu otele yerleşir. Bütün olanlar boyunca bu otelde kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kente bir yazarın geldiğini ve o dönemde de bir seçim zamanı olması itibariyle kentin ileri gelen devlet görevlileri Ka’nın yanına gelerek ziyaret ederler, konuşurlar ve esas olarak neden Kars’a geldiğini öğrenmeye çalışmaktadır. Ka’nın Kars’a geliş sebebi intihar eden genç kızların ve kadınların neden bu yola başvurduklarını öğrenmek, bunları gazetedeki köşesinde yayınlamak ve yapabilirse halka intiharın kötülüklerinden bahsedip halkı bu yönden uzaklaştırmaktır. Tabi bölgeye böyle ünlü gazetecilerden ve sanatkarlardan fazla gelen olmadığı için halk önce onu yadırgar ama Türk halkının en büyük özelliklerinden misafirperverlikten de vazgeçmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ka’nın şehre geldiğini duytan bazı din taraftarları ve yobaz kişiler onu kendi saklandıkları köşelere çağırır ve onlarla göüşmesini sağlarlar. Amaçları tabii ki kötü düşüncelerini ve geri kalmış fikirlerini onada aşılamak ve Kars halkının daha da dikkatini çekmektir. Bu arada Ka araştırmalarına devam eder ve intihar eden kadınlarla öğrencilerin çoğunun bunalımda veya aşk acısından kendilerine kıydıklarını anlar. Fakat şöyle bir durum da vardır ki bu ölen şahıslar üniversitede okuyan ve başörtüsü taktıkları için okula alınmayan kimselerdir. Bunu fırsat bilen geri kafalı insanlar devletin dine karşı olduğunu, Kars’taki görevlileri ise ateistlikle suçlarlar. Ka da devlet görevlilerini biraz destekler gibi göründüğünden onu da ateistlikle suçlarlar. Bu gelişmelerin yanında birtakım cinayetler işlenir. En önemlisi ise üniversitede devletin kurallarını uygulayan bir öğretim üyesinin öldürülüşüdür ki bunu yapanlarda laik devlet düşmanı gruplardır. Ka tüm bu olayların üzerinde korkmadan bu tip insanlarla ilişki kurar, çetebaşlarıyla görüşür ve buradaki saf delikanlı erkeklerin ve bayanların kandırıldıkları anlar. Bir ara kendisini öyle olaylar ve davranışlar içinde bulur ki kendisinin de onlardan birisi gibi olacağını anlayıp kurtulur onlardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İpek’e aşık olan Ka tüm bu olayların yanında kendinin ne kadar tehlikelerin içinde olsa dahi kendinin İpek’in yanında ve mutlu olduğunu hisseder. Ama bu mutluluğun gerçek mi yoksa zahiri mi olduğunu anlayamaz. Bütün bu olaylar yaşanırken halkın sosyal aktivitesini ve mutluluğunu, gece gündüz kar yağmasından dolayı düştüğünü ve halkın morale ihtiyacı olduğunu anlayan görevliler tarafından bir organizasyon düzenlenir. Bu organizasyonda laik cumhuriyet yanlısı oyunlar oynanır ve örümcek kafalıların amaçlarına ulaşamayacağı anlatılır. Gösteride bulunan çoğu beyni yıkanmış imam hatipli öğrencilerin ve hokkabazların laf atması, sataşması, cumhuriyet rejimini ve devlet memurlarını din düşmanı olarak adlandırmalarından dolayı olaylar çıkar. Olayların sonucu kentte sokağa çıkma yasağı ilan edilir ve ihtilal boy gösterir. Tabii bunu bir çok halk sevinçle karşılarken gericilerin çoğu ve ülkemize çomak sokmak isteyenler nezarathanelere konur ve sorguları alınır. Ka bu olayları pür dikkat inceler. Bir çok şiiri de bu olaylardan etkilenerek yazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayları sıkıca inceleyen Türk polis ve askerinin bu durumlarda nasıl canla başla çalıştıklarını ve ülkeyi korumak için bu gericilere nasıl davrandıkları, ülkemizin bu konulardaki sorunlarına da yazar uzunca dikkat çeker. Ka bütün bunları yaparken bazı dinci lider ve elebaşlarının ifadelerini eline geçirir ve hayretle bir ürperti hissi duyar. Bu insanların kimlerce desteklendiklerini ve yaptıklarını öğrendikçe meğer ülkesinde neler olduğunu ve haberinin olmadığını anlar. Bu insanların Tanrı’nın adını kullanarak ne zalimce işler yaptıklarını, nice cinayetler işlediklerini ve utanmadan bunları Tanrı için yaptıklarını öğrenince büsbütün hayrete düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ka olaylardan etkilenmişti ama korkmaya başlamıştı birazcık. Çünkü bazı dinci kesimler Ka’yı bir ajan olarak görüyor ve kendilerine vurulan darbelerin sebebi olarak onu görüyorlardı. Arada bir tehditler olmasına rağmen polisin Ka’yı koruduğunu zannedip düşüncelerinden vazgeçmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ka bütün olayları incelemişti ve Kars’ı “Dünyanın bittiği yer” olarak adlandırmıştı. Sevdiği İpek’in bile bazı gerikafalılarla işleri ve ilişkileri olduğunu öğrenince kendisini bu şehirde tutacak bir neden kalmayacağını düşünüp şehirden üzüntülü olarak ayrılıp İstanbul’a dönecekti. Ama artık hayattan umudu kesildiği için Ka düşüncelere dalmakta ve İpek’i düşünmektedir. Buna rağmen en sonunda hediyeler ve teşekkürlerle Kars’tan ayrılır. Kars tam olarak düzelmese de uygarlık ve rahatlıklara ilk adımı atmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. KİTABIN ANA FİKRİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın ana fikri bir çok konu üzerine odaklanmış gibi görünsede ülkemizin doğu kesimlerinin gerçekten de yokluk, ilgisizlik ve eğitimsizlikten nasıl geri kalmışlığını, nasıl cahil düşüncelerin kabul edildiğini, bu tip düşüncelerin insanları nasıl hiçe saydığını anlatmaktadır. Aslında yöre halkının çok duyarlı, vatanına ve milletine ne kadar bağlı olduğunu ama nedense dış devletlerin veya dış kuvvetlerin belki de yörede güç sahibi olmak isteyen vatan hainlerinin nasıl yandaş topladıklarını, cahil halkı din duygularını kullanarak nasıl sömürdüklerini ve başörtüsü yüzünden halkımızla devletimizi nasıl karşı karşıya getirdiklerini anlatmakta, okuyucuya bu konularda güzel örnekli bir anlatım vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ka kendi içinde bazen entel bazen duygusal, kaliteli ve anlamlı şiirler yazan, ülkesini belki de yurtdışında yaşadığı için çok seven ama en azından hiç boş durmayıp ülkesine yardım eden kişi olarak göze çarpmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaylar sürekli Ka’nın etrafında döndüğü için diğer kişiler biraz sönük kalsada sevgilisi ve otel sahibi İpek, bu akımlardan ve kafa yapılarından etkilenmiş İpek’in kardeşi Kadife ve sonu ölümle biten yüreği çok saf, tertemiz ve kandırılmış kişi Fazıl. Ka burada İpek’in sevgisinden çok Fazıl’ı sevmiş ölümüne üzülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta olaylar birbirinin devamıdır ve yazar kitabı 43 bölüme ayırmıştır. Bütün bölümlerde güzel tasvirler ve olayların tarafsızca aynen anlatıldığını, olan olayların ise Türkiye’nin kaderimidir bilinmez şu ankiyle aynı olduğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. KİTABIN YAZARI HAKKNDA KISA BİLGİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan PAMUK; 1952’de İstanbul’da doğdu ve Cevdet Bey ve Oğulları ve Kara Kitap adlı romanlarında anlattığına benzer bir ailede, Nişantaşı’nda büyüyüp yetişti. New York’ta geçirdiği üç yıl dışında hep İstanbul’da yaşadı. Liseyi Robert Koleji’nde bitirdi, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde üç yıl mimarlık okudu, 1976’da İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. 1974’den başlayarak düzenli bir şekilde yazı yazmayı kendine iş edindi. İlk romanı Cevdet Bey ve Oğulları 1979’da Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nı kazandı. 1982’de yayımlanan bu kitap 1983 Orhan Kemal Roman Ödülü’nü de aldı. Aynı yıl ilk baskısı çıkan Sessiz Ev ile 1984 Madaralı Roman Ödülü’nü ve bu kitabın Fransa’da çıkan çevirisiyle de 1991 Prix de la découverte européenne’i (Avrupa Keşif Ödülü) kazandı. 1985’de yayımlanan tarihî romanı Beyaz Kale Pamuk’un ününü yurt içinde ve yurt dışında genişletti. New York Times gazetesinin “Doğu’da bir yıldız yükseldi” sözleriyle karşıladığı bu kitap, belli başlı bütün Batı dillerine çevrildi. 1990’da yayımlanan Kara Kitap, karmaşıklığı, zenginliği ve doluluğuyla çağdaş Türk edebiyatının üzerinde en fazla tartışılan ve en çok okunan romanlarından biri oldu. Ömer Kavur’un yönetmenliğini yaptığı Gizli Yüz filminin senaryosunu da Pamuk 1992 yılında kitaplaştırdı. 1994’te yayımlanan ve esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli gençleri hikâye ettiği Yeni Hayat adlı romanı Türk edebiyatının en çok okunan kitaplarından biri oldu. 1998’de yayımladığı Benim Adım Kırmızı adlı romanı olağanüstü bir ilgi gördü. Romanları yirmi dile çevrilen Orhan Pamuk yirmi beş yıldır tuttuğu defterler, dergi ve gazetelere yazdığı yazılar, denemeler, eleştiri yazıları, röportajlar ve gezi notlarından yaptığı titiz bir seçme ile daha önce yayımlanmamış “Pencereden Bakmak” adlı uzun hikâyesini Aralık 1998’de Öteki Renkler başlığıyla kitaplaştırdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-6892536884249401773?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/6892536884249401773/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=6892536884249401773' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6892536884249401773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6892536884249401773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/kar-romaninin-ozeti-orhan-pamuk.html' title='kar romaninin ozeti orhan pamuk'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-9191384429356428535</id><published>2008-01-10T04:46:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:46:19.342-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>kiralik konak romaninin ozeti yakup kadri karaosmanoglu</title><content type='html'>ROMANIN KONUSU:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Romanda nesiller arasındaki çatışma yansıtılmıştır. Nesiller arasındaki uçurumdan ve hızlı değişimin getirdiği ahlak buhranı anlatılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMANIN ÖZETİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naim Efandi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir serveti vardı. Büyük bir itina ile idare ediyor ve koruyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli toplantıları, dostlar arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak bir tarafa, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi bile anlamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatı ve huzuru iyi durumdaydı. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine kızı Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanımı hiçbir yönüyle annesine benzemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak konak içerisinde işleri istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık dostu idi. Bu yaşında birçok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarını bilen Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe, ince ve çolak vücudu, ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, değişim içerisindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri güzel giyinir, kuşanır ve tam beşte konağın salonunda az görülen bir hanımefendi gibi ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve birçok şiiri bazı dergilerde çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir okul çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşte Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın önemli şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir zerafet vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki ilişkinin bir arkadaşlık derecesinden fazla olması genç kızın bütün arkadaşları bilirdi. Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen birşey oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkünse, Seniha’yı da o kadar arıyordu. Seniha’ya kendini o kadar bağlı hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Suratında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha “Ne var? Ne oldu?” demek isteyen gözlerle Faik Bey’ e baktı. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den  Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi. Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı ve hayatında ilk defa  ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada güzellik bir hayal, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. Güzel bir yüze iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç yeterliydi. Seniha kalbinin bu bir günlük hesaplaşmasından epeyce değişmiş çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendi’nin yanına taşınma fikri ortaya çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı, huzuru kaçtı. Selma Hanımefendi kararında o kadar katıydı ki hiçbir şekilde bunun önüne geçmek mümkün değildi. Naim Efendi; “Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim?” diyordu. Selma Hanım; “Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün.” diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konak, Naim Efendiyle beraber, hergün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla  sarsılak açılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMANIN ANA DÜŞÜNCESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bazı şeyleri kazanmak ve korumak epeyce zaman alır ama onları kaybetmek çok kolaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Naim Efendi: Çok zengin ve zengin olduğu kadar da hesaplı bir kişidir. Çok önemli yerlerde çalışmış ve çok önemli bir kariyere sahip olmuştur. Ama devamlı bir değişim içerisinde olan bir ülkede eskiden kelme bir şahsiyet olduğu için bazı konulara uzak kalmıştır hatta gençlerin konuştuğu Türkçe’nin çoğunu anlamamaktadır. Eğlenceyi seven, neşeli bir insandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           Seniha Hanım: Körpe, ince, çevik, ipekböceği gibi sürekli bir değişim halindedir. İlk başlarda cıvıl cıvıl bir kız olmasına rağmen zamanla çok değişir. Kimseyle görüşmez, kimseye bir şey söylemez olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Faik Bey: Aileyi uçuruma sürükeyen kişidir. Zevklerine göre yaşayan ve insanların umrunda olmadığı varlıklı bir ailenin oğludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Hakkı Celis: Senihayı sevmiştir fakat karşılık bulamayınca içine kapanmıştır. Kimseye sır vermeyen  birisidir. İnsanlardan kaçmaya çalışmaktadır, yalnız kalmak ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bir töre romanıdır. Üç neslin çatışması anlatılmıştır. Olay kapalı ve dar bir çevrede geçtiği için nesiller arasındaki uçurum, hızlı değişimin geyirdiği ahlak buhranı usta bir biçimde sergilenmiştir. Kitap akıcı ve sürükleyicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kahire’de doğdu. Manisa’nın karaosmanoğulları ailesindendir. Öğrenimini bir Fransız oklulunda tamamladı. II.Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a geldi. Fecri Ati topluluğuna katıldı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya başladı. Üsküdar Lisesinde felsefa dersleri okuttu. Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya geçerek Batı Cephesi’nde bulundu. Deneme, makale, anı, oyun türlerinde eserler veren Yakup Kadri, daha çok romanlarıyla tanındı. Romanlarının konusu tarihsel ve olaylar olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESERLERİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman: Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panaroma, 2 cilt, Hep O Şarkı. Hikaye Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikâyeleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anı: Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ÖZETİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naim Efandi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir serveti vardı. Büyük bir itina ile idare ediyor ve koruyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli toplantıları, dostlar arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak bir tarafa, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi bile anlamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatı ve huzuru iyi durumdaydı. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine kızı Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanımı hiçbir yönüyle annesine benzemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak konak içerisinde işleri istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık dostu idi. Bu yaşında birçok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarını bilen Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe, ince ve çolak vücudu, ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, değişim içerisindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri güzel giyinir, kuşanır ve tam beşte konağın salonunda az görülen bir hanımefendi gibi ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve birçok şiiri bazı dergilerde çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir okul çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşte Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın önemli şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir zerafet vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki ilişkinin bir arkadaşlık derecesinden fazla olması genç kızın bütün arkadaşları bilirdi. Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen birşey oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkünse, Seniha’yı da o kadar arıyordu. Seniha’ya kendini o kadar bağlı hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Suratında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha “Ne var? Ne oldu?” demek isteyen gözlerle Faik Bey’ e baktı. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den  Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi. Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı ve hayatında ilk defa  ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada güzellik bir hayal, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. Güzel bir yüze iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç yeterliydi. Seniha kalbinin bu bir günlük hesaplaşmasından epeyce değişmiş çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendi’nin yanına taşınma fikri ortaya çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı, huzuru kaçtı. Selma Hanımefendi kararında o kadar katıydı ki hiçbir şekilde bunun önüne geçmek mümkün değildi. Naim Efendi; “Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim?” diyordu. Selma Hanım; “Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün.” diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konak, Naim Efendiyle beraber, hergün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla  sarsılak açılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. KİTABIN ANAFİKRİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bazı şeyleri kazanmak ve korumak epeyce zaman alır ama onları kaybetmek çok kolaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Naim Efendi: Çok zengin ve zengin olduğu kadar da hesaplı bir kişidir. Çok önemli yerlerde çalışmış ve çok önemli bir kariyere sahip olmuştur. Ama devamlı bir değişim içerisinde olan bir ülkede eskiden kelme bir şahsiyet olduğu için bazı konulara uzak kalmıştır hatta gençlerin konuştuğu Türkçe’nin çoğunu anlamamaktadır. Eğlenceyi seven, neşeli bir insandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           Seniha Hanım: Körpe, ince, çevik, ipekböceği gibi sürekli bir değişim halindedir. İlk başlarda cıvıl cıvıl bir kız olmasına rağmen zamanla çok değişir. Kimseyle görüşmez, kimseye bir şey söylemez olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Faik Bey: Aileyi uçuruma sürükeyen kişidir. Zevklerine göre yaşayan ve insanların umrunda olmadığı varlıklı bir ailenin oğludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Hakkı Celis: Senihayı sevmiştir fakat karşılık bulamayınca içine kapanmıştır. Kimseye sır vermeyen  birisidir. İnsanlardan kaçmaya çalışmaktadır, yalnız kalmak ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bir töre romanıdır. Üç neslin çatışması anlatılmıştır. Olay kapalı ve dar bir çevrede geçtiği için nesiller arasındaki uçurum, hızlı değişimin geyirdiği ahlak buhranı usta bir biçimde sergilenmiştir. Kitap akıcı ve sürükleyicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kahire’de doğdu. Manisa’nın karaosmanoğulları ailesindendir. Öğrenimini bir Fransız oklulunda tamamladı. II.Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a geldi. Fecri Ati topluluğuna katıldı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya başladı. Üsküdar Lisesinde felsefa dersleri okuttu. Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya geçerek Batı Cephesi’nde bulundu. Deneme, makale, anı, oyun türlerinde eserler veren Yakup Kadri, daha çok romanlarıyla tanındı. Romanlarının konusu tarihsel ve olaylar olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESERLERİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman: Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panaroma, 2 cilt, Hep O Şarkı. Hikaye Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikâyeleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anı: Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-9191384429356428535?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/9191384429356428535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=9191384429356428535' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/9191384429356428535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/9191384429356428535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/kiralik-konak-romaninin-ozeti-yakup.html' title='kiralik konak romaninin ozeti yakup kadri karaosmanoglu'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-258465637664890614</id><published>2008-01-10T04:45:00.005-08:00</published><updated>2008-01-10T04:45:53.251-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>ince memed romaninin ozeti yasar kemal</title><content type='html'>Roman Özeti :İnce Memed Yaşar Kemal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMANIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toroslar’dan Akdeniz’e uzanan Dikenliözü’ndeki beş köyden birisi Değirmenoluk’tur. Bu köyün insanları köylerinden dışarıya çıkmazlar. Onun için buraların kendine has kanun ve töreleri vardır. Bu kanun ve töreleri Abdi Ağa koyar ve uygular. Dışarıdan kimse gelmez ve karışmaz.&lt;br /&gt;Köyün yağız delikanlılarından Memed günlerdir Abdi Ağa’nın tarlasını sürmektedir. Artık dayanamayacağını anlayınca herşeyi bırakıp Kemse Köyü’ne gider ve Süleyman’a sığınır. Memed’in bu yaptığı aslında bütün köy ahalisinin hayalidir. Memed kışı Kesme Köyü’nde geçirir. Anasını ve köyünü özlemiş olmasına rağmen dönmemekte kararlıdır. Bir gün köyden bir tanıdık onu görür ve bu haberi hemen Abdi Ağa’ya yetiştirir. Bunu öğrenen Abdi Ağa Süleyman’ın kapısına dikilir ve Memed alıp köye götürür. O yaz Memed hasatı yapar ve Abdi Ağa’nın topraklarını sürer. Abdi Ağa ise ceza olarak ona hasatın beşte birini verir. O kış Memed ve anası çok zorluk çekerler.&lt;br /&gt;Memed arkadaşı Mustafa ile ilk defa kasabaya giderler. Yolda iyi, mert bir eşkiya olan ve hayranlık duydukları Kara Ahmet’le karşılaşırlar. Kasabadaki yaşam Memed’i çok etkiler. Ağaların olmadığı herkesin hür olduğu bu hayat özlemiyle Memed sevgilisi Hatçe’yi kaçırmak için köye gider ve barber kaçarlar. Abdi Ağa’nın yeğeninin nişanlısı olan Hatçe ile Memed’in kaçmalarının ardından Ağa’nın adamları ve yeğeni onları yakalamak için izlerini sürerler. Nitekim bulurlar. Aralarında çatışma çıkar. Abdi Ağa’nın yeğeni ölür, Memed yaralanır ve kaçar. Hatçe ise yakalanır. Memed’in sığınacak bir yeri olmadığı için Deli Durdu denilen bir eşkiyanın çetesine sığınır. Çetenin yaptığı haksızlıkları gören Memed Deli Durdu’dan nefret eder.&lt;br /&gt;Bu sırada Abdi Ağa Hatçe’yi cezalandırmak için ona bir tuzak kurar. Yeğenini Hatçe’nin öldürdüğüne jandarmaları ikna eder ve Hatçe hapishaneye düşer.&lt;br /&gt;Eşkiyalığa iyice alışan Memed zulmetmeye dayanamaz ve çeteden ayrılıp yeni dostlar bulur ve onlarla gezmeye başlar. Bir gece köye geldiğinde anasının öldüğünü duyar ve Hatçe’nin başına gelenleri öğrenir. Ardından Abdi Ağa’nın izini sürmeye başlar.&lt;br /&gt;Bu arada Abdi Ağa Memed’i ortadan kaldırmak için bir tuzak kurar. Memed ise kasabada Hatçe’yi bulur ve bir yolunu bulup onu ve arkadaşını hapishaneden kaçırmayı başarır. Köylüleri de Abdi Ağa’ya karşı gelmeleri konusunda yüreklendirir. O kış köylüler Abdi Ağa’ya hasatlarından bir buğday tanesi bile vermezler.&lt;br /&gt;Abdi Ağa Ankara’ya telgraf çeker ve Memed’in gizlendiği yeri ihbar eder. Jandarmalar Memed’i kıstırırlar. Aralarında çatışma çıkar. Tam bu sırada Hatçe doğum yapar. Memed eşi ve çocuğu için teslim olur fakat bu esnada Hatçe vurulur. Memed’in dünyası yıkılır. O sırada çıkan afla serbest kalır. Doğan çocuğunu Hatçe’nin hapishane arkadaşı alır ve Gaziantep’in bir köyüne götürür.&lt;br /&gt;Olaylardan Abdi Ağa’yı sorumlu tutan Memed köye gelir ve Abdi Ağa’yı vurur. Bu duruma sevinen köylü bayram eder. Memed ise atını dağlara doğru sürer ve o günden sonra Memed’den haber alınmaz.&lt;br /&gt;O gün bu gündür Dikenlidüzü Köylüleri, çift koşmadan önce çakırdikenleri ateşe verirler. İşte tam o günlerde Alidağ’ın doruğunda bir top ışık patlar, üç gün üç gece yanar durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ANA FİKRİ : En yüksek makamlarda bile olsak kimseye haksızlık etmeye hakkımız yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;İnce Memed: Toroslar’da Değirmenoluk Köyü’nde yaşayan yoksul ve yetim bir köylü çocuğu. Abdi Ağa’nın baskısına dayanamaz, onun yeğenini öldürür ve dağa çıkıp eşkiya olur.&lt;br /&gt;Abdi Ağa: Dikenliözü’nde bulunan beş köyün sahibi, merhametsiz, bencil ve zengin bir köy ağası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:&lt;br /&gt;HAYATI&lt;br /&gt;• 1922’de Adana’da doğdu.&lt;br /&gt;• Asıl adı Kemal Sadık GÖKÇELİ olan Yaşar KEMAL, ortaokul son sınıfa kadar okudu. İşçilik, katiplik, bekçilik, memurluk, arzujhalcilik gibi çok çeşitli işlerde çalıştı.&lt;br /&gt;• Yazı hayatına şiirle başladı. İlk şiiri Adana Halkevi dergisi “Görüşler”de yayınlandı.&lt;br /&gt;• Uzun zaman folklorla uğraştı, derlemeler yaptık.&lt;br /&gt;• Cumhuriyet gazetesinde fıkralar ve röportajlar yazdı.&lt;br /&gt;• İstanbul’a taşındıktan sonra hikayeler yazdı(1951).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESERLERİ&lt;br /&gt;• HİKAYE KİTAPLARI;&lt;br /&gt;Sarı Sıcak(1952)&lt;br /&gt;• ROMANLARI;&lt;br /&gt;İnce Memed&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• RÖPORTAJ;&lt;br /&gt;Yanan Ormanlarda Elli Gün (1955),&lt;br /&gt;Çukurova Yana Yana(1943),&lt;br /&gt;Peri Bacaları(1957),&lt;br /&gt;Bulut Kaynıyor(1974).&lt;br /&gt;• DENEMELER, FIKRALAR;&lt;br /&gt;Taş Çatlas(1961),&lt;br /&gt;Baldaki Tuz(1974),&lt;br /&gt;• DERLEME&lt;br /&gt;Ağıtlar (1943)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-258465637664890614?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/258465637664890614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=258465637664890614' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/258465637664890614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/258465637664890614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/ince-memed-romaninin-ozeti-yasar-kemal.html' title='ince memed romaninin ozeti yasar kemal'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-1643939279584667622</id><published>2008-01-10T04:45:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T04:45:32.372-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>kan davasi romanini ozeti resat nuri guntekin</title><content type='html'>ROMANIN KONUSU:&lt;br /&gt;Romanda Kurtuluş savaşı yılarındaki bir kan davası anlatılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMANIN ÖZETİ:&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşı yıllarında sokak çocuğu olarak büyüyen ve bulundukları yerden işgaller yüzünden diyar diyar dolaşan ve en sonunda Çocuk Esirgeme Kurumunda büyüyen, okuyup öğretmen olan, öğretmenlik yaparken cepheye alınan ve hayatının büyük çoğunluğu cephelerde geçen Ömer adında bir öğretmenin başından geçen bir kan davasını anlatmaktadır.&lt;br /&gt;Olay Bozova ilçeside geçmektedir.Ömer askere giderken daha önce buradan geçmiş ve dönüşte burada yaşamaya karar vermiş.Burada eskiden cephede tanıştığı Deli Murat lakaplı bir mühendisle birlikte yaşamaya başlar.Bozova’nın bir köyünde öğretmenlik yapmak için istekte bulunur,tayini Aşağı Sazan köyüne çıkar.Buraya gelgiği akşam bir soygun olayı olur ve bunu sokak çocuklarının yaptığı anlaşılır ve yakalanırlar ve bu çocuklar Yukarı Sazan köyünün gençleridir.Aşağı ve Yukarı Sazan köyleri arasında bir kan davası vardır.bunun üzerine Ömer öğretmeni ve okulu bulunmayan Yukarı Sazan köyünde çalışmaya ve çocukları da yannına almaya karar verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMANIN ANAFİKRİ&lt;br /&gt;Bir kan davası olayını anlatıyor ve kan davasının iki dost köyün arasını nasıl açtığı ifade ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMANDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖMER : Sokak çocuğu olarak büyüyen ve öğretmen olan savaş başlayınca cepheye katılan bir karakterdir.&lt;br /&gt;MURAT : Ömer’in cepheden tanıdığı bir mühendis&lt;br /&gt;TOYGAR : İlçe doktoru.&lt;br /&gt;5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı okurken kan davasının ne kadar zarar verici ve insanların yaşamında derin yaralar açan bir gelenek olduğunu yazarın etkileyici anlatımı sayesinde hiç sıkılmadan öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMANIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956’da İstanbul’da öldü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-1643939279584667622?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/1643939279584667622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=1643939279584667622' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/1643939279584667622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/1643939279584667622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/kan-davasi-romanini-ozeti-resat-nuri.html' title='kan davasi romanini ozeti resat nuri guntekin'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6391263155826506848</id><published>2008-01-10T04:45:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:45:13.085-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>intibah romaninin ozeti namik kemal</title><content type='html'>1.KİTABIN KONUSU :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki güzel kadın, bir yakışıklı ve zengin delikanlı, delikanlının ailesi ve çevresi ile olan olaylar anlatılıyor. Delikanlı  bu kızlardan birine aşık olur ama kız bir fahişedir. Delikanlıyı kandırmak ve onun servetine sahip olmak  için elinden geleni yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        2.KİTABIN ÖZETİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Bey, zengin bir ailenin tek evladı, yirmi bir yaşlarında zeki, çalışkan ve yakışıklı bir delikanlıdır. Babası oğlunun eğitimine çok önem vermiştir.Babası oğlunu, oğlu da babasını çok sevmektedir.Ama babasını kaybettikten sonra hayatında büyük değişiklikler oldu.Annesi, babasının ölümünü unutması için  Ali Bey’i Çamlıca’ya gezmeye götürmeye başlar. Ali Bey bu gezilere iyice alışır ve arkadaşları ile çamlıca’ya eğlenmeye gider. Orada güzel bir kadın görür.Adı Mehpeyker’dir. Ali Bey Mehpeyker’i gördükten sonra  onu düşünmekten geceleri uyuyamaz, işlerini ihmal eder.Ama Mehpeyker’in bir fahişe olduğunu bilmez.Arkadaşları kadının bir fahişe olduğunu Ali Bey’i ikna etmeyi başarırlar.Ama kadın okadar büyük bir etki bırakmıştı ki; Ali Bey onu bırakmak istemez.Ama annesi de bunu öğrenmiştir. Eve bir cariye satın alır. Adı Dilaşub’tur. Kız  Mehpeyker’den daha güzeldir. Ali  Bey Dilaşub’la  evlenmeyi kabul eder ve de evlenir. Mehpeyker bunu öğrenir ve Ali Bey’den intikam almak için yemin eder. İlk önce Dilaşub’un bir fahişe oduğunu ortaya atar ve de Ali Bey’I buna inandırır. Ali Bey Dilaşub’u evden kovar. Mehpeyker kızı evine alır ve kızın fahişe olmasını ister. Ama kızı kandıramaz ve kız kadının evinde kalır ama namusuyla. Mehpeyker’in intikam ateşi hala sönmemiştir. Ali Bey’i  öldürmesi için bir kiralık katil tutar. Katil ve kadın herşeyi planlamışlardır. Ama Dilaşub herşeyi duyar.Ali Bey’i kurtarmakiçin onun yerine geçer. Katil Ali bey zannederek Dilaşub’u sırtından vurur. Ali Bey de polislerle gelir ve yerde Dilaşub’un cesedini görür. Çok üzülmüştür. Ali Bey de Mehpeyker’i yakalar ve öldürür. Hapse girdikten  altı ay sonra hayata veda eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        3.KİTABIN ANA FİKRİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğruyu öğrenmeden ve tam bir soruşturma yapmadan hiç bir işe kalkışmayınız yoksa hayatınızla ödeyeceğiniz hatalar yaparsınız. Ve de iş işten geçmiş olur. Şunu unutmamalıyız; SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ALİ BEY: Zengin bir ailenin tek evladı. Yirmibir, yirmi iki yaşlarında yakışıklı bir delikanlı. Ailesinden iyi bir eğitim görmüştür.MEHPEYKER: Feleğin çemberinden geçen ve dünyada şehvetten başka bir şey tanımatan ateşli bir kadındır. Alçak ve namussuz bir aileden yetişmiş; daha ondört onbeşine gelmeden rezaletin her çeşitini öğrenmiş bir fahişedir.ATIF BEY: Ali beyin arkadaşıdır. Her zaman doğruyu söyleyen Ali Bey’in kendisine güvendiği birisidir.MESUT BEY: Atıf Bey’in dayısıdır. Ali Bey’e gerçekleri anlatan kişidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİLAŞUB: Saçları sırma gibi parlak sarı; alnı bembeyaz, kavisli ve kalınca kaşı, mavi gözlü. Boyu bir kadına yakışacak kadar uzun ve har erkeği meftun edecek derecede narindir. Mehpeyker’den daha güzeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın gerçek adı, Son Pişmanlık’tır. Namık Kemal’in büyük hikaye vadisinde ilk tecrübesidir. Kitap ahlaki tez ve tenkit romanıdır. İntibah sürükleyici bir kitaptır. Kitaba başladığımda ne zaman  bitiririm diye düşünüyordum. Ama arkadaşlar inanın kitabı üç-dört saat içinde  bitirdim. Kitabı herkese tavsiye ediyorum.Herkes tarafından okunması gereken bir kitap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kitabın yazarı Nam5ık Kemal’dir.1840-1888 yılları arasında yaşamıştır(48yıl). Vatan şairi olarak bilinmektedir. Çocukluk ve gençliğini dedesinin yanında geçirmiştir. Henüz ondört yaşındayken koca bir defteri dolduracak kadar şiir yazmış, onaltı yaşındayken evlenmiş,yirmi iki yaşındayken divan düzenlemiş, yirmi beş yaşlarındayken de dönemin en ünlü adlarından olmuştur. Kısaca Namık Kemal  değişmeyi yaşamanın zorunlu koşullarından biri olarak kabul eden ve millilik karakterini yitirmeden Avrupalılaşmanın çarelerini arayan bir fikir ve sanat adamıdır. Eserler ; Şiir : Hayatı ve şiirleri(1933)Roman : İntibah / Sergüzeşt-I Ali Bey(1876);Cezmi(1880)Oyun : Vatan Yahut Silistre(1873);Zavallı Çocuk(1873);Akif Bey(1874); Gülnihal (1875); Celalettin Harzemşah(1885);Kara Bela(1910)Eleştiri : Tahrib-i Harabat(1886);Takib-i Harabat(1886)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-6391263155826506848?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/6391263155826506848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=6391263155826506848' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6391263155826506848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6391263155826506848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/intibah-romaninin-ozeti-namik-kemal.html' title='intibah romaninin ozeti namik kemal'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-3842218788604998643</id><published>2008-01-10T04:43:00.004-08:00</published><updated>2008-01-10T04:44:09.483-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>gelibolu romaninin ozeti buket uzuner</title><content type='html'>1. ROMANIN KONUSU: Çanakkale Savaşlarında şehit olan dedesinin kayıp mezarını bulmak için uğraşan Yenizelandalı Viktorianın öyküsü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.      ROMANIN ÖZETİ:   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İnterneti daha hızlı dolaşın. Google Araç Çubuğuyla birlikte Firefox’u da alın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Viktoria Taylor Çanakkle savaşlarında şehit olan dedesinin mezarını bulmak amacıyla Yenizelanda’dan Geliboluy’a gelmiştir. Rehberi Mehmet ile gelibolunun küçük köylerinde gezen Viki bir köy kahvesinde, adına özel bir köşe hazırlanan , Çanakkale savaşlarınd şehit düşmüş olan Ali Osman Taylar’ın resmini görünce bu kişinin dedesi olduğunu iddia eder. Ancak köy halkı vatan için savaşmış ve kanını akıtmış Türk şehidi Ali Osman Taylar’a yapılan bu davranışı çok büyük bir hakaret olarak karşılar ve Viktoria’yı derhal köyden uzaklaştırırlar. Bu olaydan tüm Türkiyenin tv ve basın sayesinde kısa sürede haberi olur. Viktoria bu iddiasını kanıtlamak için Ali Osmanın halen hayatta olan kızı ile görüşmek için elinden gelen herşeyi yapar. Ali Osmanın kızı olan Beyaz Taylar adeta ayaklı bir tarihtir. Çok inatçı olan bu kadın, dış görünüşünün zıttına çok zeki ve biligilidir. Viktoria ile konuşurken tercüman kullanmadan kendisi ingilizce konuşmaktadır. Viki beyaz halanın inadını kırmayı başarır ve onunla görüşür. Bu görüşmeden sonra gerçekler birbir ortaya çıkar. Ali Osman Taylar aslında bir anzak askeridir ve savaşta ağır yaralanmıştır. Onu bir çukurun içerisinde hareketsiz halde bulan Beyazın annesi yaralarını iyileştirmiş ve iyi bir duruma getirmiştir.Bir süre sonra  da evlenmişlerdir. Viktoria, Ali Osmanın torunudur aslında. İşte tüm bunlar Beyaz hala sayesinde birbir ortaya çıkmıştır. Viktoria iddiasında haklıdır ve bunu uzun ve zor uğraşlardan sonra   kanıtlamayı başarmıştır. Ancak bu olay ne basına ne de köy halkına bu şekilde aktarılmamıştır. Çünkü onların tepkisi ile karşılaşabilir ve bunu  kabullenmeyebililerdi. Doğruyu yalnızca üç kişi biliyrdu. Victoria, Beyaz hala ve Beyaz halanın yeğeni Ali Osman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.İÇERİK BİLGİSİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)Eserdeki kişilerin tasviri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz Taylar: Çok inatçı ve sert bir kişiliğe sahiptir. Ancak bu sert kişiliğin altında bambaşka duygusal bir insan daha vardır aslında. Babasından aldığı bilgileri kendi çabaları ile geliştirmiştir. Bu nedenle çok bilgili ve zekidir. Ancak okulu elinde olamayan nedenlerle yarıda bırakmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Viktoria:  Fiziksel olarak; Uzun boylu, biraz zayıf, uzun saçlı ve güzel br turist kızıdır. Manevi değerlerine sıkısıkıya bağlıdır. Bu yüzden dedesinin mezarını bulabilmek için elinden geleni yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; b)Olayın geçtiği yer ve zaman:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay Çanakkale’nin Gelibolu yarımadasında geçmektededir. Eserin içinde mektuplara yer verilliş . Bu mektuplar Birimci dünya savaşında yazılmıştır.Ancak Kitap geçen olay 1993-1995 yılları arasında geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; c)Anafikir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkaları ne derse desin herzaman kendi fikirlerimizin arkasında olamalıyız.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d)Tür Bilgisi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eser bir romandır. Roman, düz yazı biçiminde yazılan ve öyküye göre daha uzun olan bir edebiyat türüdür. Romanın en yaygın ve en kısa tanımlarından birisi budur. Roman, kişi ve olaylar aracılığıyla geçmişin ve bu günün gerçek yaşamını, az ya da çok karmaşık bir örgü içinde anlatan bir edebiyat türü olarak tanımlanır. Bazı tanımlamalara göre  ise roman bir düş ürünüdür. Gerçek yaşama uygun olabileceği gibi uygun  olmayabilirde; romancı kendi kafasında kurduğu bir dünyayı yansıtabilir. Romanda serüven; gelenek. Görenek ve kişilerin incelenmesi duyguların ve tutkuların çözümlemeleri vardır. Bütün bu tanımlamalar ve nitelemeler çağdaş roman içinde geçerli olmakla birlikte, daha çok  19. yy romanının özelliklerine dayanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.ROMAN  HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eser Tarihsel bir roman özelliği taşıyor. Ancak tamamen bir kurgu.Buket Uzunerin akıcı anlatımı sayesinde okuyucuyu kesinlikle sıkmıyor. Sayfa sayısı fazla olmasına rağmen bir solukta okunabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. ROMANIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetelerde yazdığı köşe yazıları ile tanınan Buket Uzuner son zamanlarda yazdığı akıcı  kitapları ile adından çokça söz ettirmiştir. Yazar hakkında ayrıntılı bir bilgi yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-3842218788604998643?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/3842218788604998643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=3842218788604998643' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3842218788604998643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/3842218788604998643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/gelibolu-romaninin-ozeti-buket-uzuner.html' title='gelibolu romaninin ozeti buket uzuner'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-8709679964517320413</id><published>2008-01-10T04:43:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T04:43:50.018-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>fureya romaninin ozeti ayse kulin</title><content type='html'>KİTABIN KONUSU:Bir seramik sanatçısının hayatı anlatılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ     :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Şakir Paşanın ikinci evliliğinden doğan altı çocuğundan Hakkiye’nin kızı olan Füreya, 1910-1997 yılları arasında yaşamıştır. Füreya zengin bir ailede şımarık ve mutlu bir hayat sürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Büyük babası, annesi ve asker babasına konak bahçesindeki evi hediye ettiğinden, konakta çok kalabalık bir ailede büyümüştür. Bir kaza sonucu büyük babasını vuran büyük dayısı ailenin perişan olmasına sebep olmuş, savaşın başlaması bu perişanlığı arttırmıştır. Aile para açısından büyük bir sıkıntıya girmiş, hatta konağı satıp İstanbul’daki evlerine taşınmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Henüz umudunu kaybetmemiş, vatan sevgisi ile dolu gençlerden birisi de Füreya’nın babasıdır. Mustafa Kemal ile Harbiye’den sınıf arkadaşı olan babası, vatan kurtarılırken Büyük Önder’in yanında yer almış ve zaferden sonra ordu komutanı olmuştur. “Dame de Sion” daki tahsilini tamamlayan Füreya, üniversiteyi de bitirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Atatürk ve eşinin, evlerini ziyaretlerinde anı defterine “Millet sizden çok şey bekliyor. Siz çalışmalı ve memlekete bir şeyler vermelisiniz.” yazması Füreya’yı derinden etkilemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Erken yaşta evlenen Füreya, eşinin kötü davranışları sonucu çocuğunu kaybederek bunalıma girer. Tedavi ile bunalımı atlatan Füreya ilk evliliğini bitirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         İkinci evliliğini, Atatürk’ün çok yakın arkadaşlarından birisi olan Kılıç Ali ile ailesinin itirazlarına rağmen gerçekleştirir. Kılıç Ali yaşça kendisinden çok daha büyüktür. Bu evlilik onları protokol içerisine sokar. Ankara sosyetesinin ve toplantılarının en aranılan isimlerinden biri olur. 1938′de Atatürk’ün vefatı, Kılıç Ali’yi derin bir bunalıma iter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Eşini motive etmek için büyük bir çaba gösteren Füreya, verem teşhisi ile genç yaşta hastahaneye yatırılır. Adadaki evde bir yıla yakın süre tedavi amaçlı kalır. Hastalığı ilerlemeye devam edince İsviçre’deki bir hastahanaye yatar. Tedavi devam ederken ressam olan teyzesinin yönlendirmesi ile kendisini sanatın (seramik) içinde bulur. Önceleri çamur ile olaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Tedavi için Fransa’ya nakledildiğinde seramik ile haşır neşir olur. Bir sergi açar, artık o ünlü bir seramik sanatçısıdır. Türkiye Cumhuriyetinin ilk bayan seramik sanatçısı olur. Hayatının devam eden günlerinde hem hastalığı ile hem de seramik ile uğraşır. Dünya çapında ödüller, burslar alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Güney Amerika’da Aztek ve Maya uygarlıklarını inceler. Atölyesinde pek çok öğrenci yetiştirir. Çok tehlikeli bir ameliyatla hasta ciğerlerinden birini aldırır. Bu arada Kılıç Ali ile ilişkileri kopma noktasına gelir. Erkek kardeşinin kızı olan Sara’yı gelinlerinin itirazına rağmen evlat edinir. Çocuklara duyduğu özlemi onunla dindirmeye çalışır. İkinci eşi Kılıç Ali’den paylaşacak bir şeyleri kalmadığı için ayrılır. Teyzeleri ve kardeşi maddî ve manevî olarak Füreya’ya her zaman destek olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Füreya da Türkiyenin çeşitli yelerinde ölümsüz sanat eserleri yaratır.Birçok değerli seramik sanatçısının yetişmesinde büyük rol oynar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bundan sonraki yaşantısı tamamen sanata ve seramiğe yönelik olur. Seramik adına Türkiye’deki bir çok ilki gerçekleştirir. 1997′de vefat ettiğinde arkasında pek çok seramik sanatçısı, pek çok eşsiz eser ve büyük bir onur mücadelesi bırakır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ANA FİKRİ:Sanatçıların yaşamlarının normal insanların yaşamlarından farklı olduğu,yaşamlarının mücadele ,heyecan ve sevgi dolu olduğu anlatılıyor.Atatürk’ün Cumhuriyeti kurmakla uğraştığı yıllarda Türk milletine olan güveninin nedeni açıkça anlaşılıyor.Bir Türk sanatçının yapabileceklerinin ne kadar fazla olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FÜREYA:Hayatının tamamına yakınını seramik sanatçılığına adamış olan bir kişidir.Risk almayı seven yapılmamışı yapmaya çalışan bir kişiliği vardır.Bunda da başarılı olduğu bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KILIÇ ALİ:Hayatının büyük bir bölümünü Atatürk’e adamış bir askerdir.Zamanla daha üst makamlara yükselmiştir.Füreya ile aralarında yaş farkının fazla olmasınsa rağmen onu sevmiş ve saygı duymuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fedakarlığı seven bir yapısı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FAHRÜNİSSA:Füreya’nın seramiğe başlamasına neden olan en önemli kişidir.Sevecen ve canlı olması etrafınca beğenilmesine neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu kitabı okuduğumda bir sanatçının hayatından çok Cumhuriyetin kurulmasında ve gelişmesinde etkili olan kişileri daha yakından tanıdım.Atatürk’ün insanları etkileme gücünün ne kadar fazla olduğunu bir kez daha anladım.Dokuz yaşındaki bir kızın defterine yazdığı iki cümlenin kızın hayatını nasıl değiştirdiğini ve Türkiye’ye yararlı bir insan olma yolunda adım atmaya başlamasına neden olduğunu gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         AYŞE KULİN, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi.Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı.Uzun yıllar televizyon,reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı isanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınladı.Bu kitaptaki “Gülizar”adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile senaryolaştırdı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü’nü kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            1986 yılında sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin  En İyi Sanat Yönetmeni Ödülünü kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            1996 yılında Münir Nureddin Selçuk‘un yaşamöyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı romanı yayınlandı.Aynı yıl,Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü ,bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            1997’de yayınlanan Adı:Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı ,1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka romanı,2000’de ise Füreya Koral’ın yaşamöyküsünü anlattığı Füreya kitabı yaınlandı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-8709679964517320413?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/8709679964517320413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=8709679964517320413' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8709679964517320413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/8709679964517320413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/fureya-romaninin-ozeti-ayse-kulin.html' title='fureya romaninin ozeti ayse kulin'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5388888344809821034</id><published>2008-01-10T04:43:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:43:27.369-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>hayvan mezarligi kitabinin ozeti   stephen king</title><content type='html'>Kitabın özeti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Louis karısı ve iki çocuğu ile Chicago’dan Ludlow’da ormanın hemen yanında bulunan bir eve taşındı. Eve yerleştiler ve daha sonra yan komşuları ile tanıştılar. Komşuları çok yaşlı bir çiftti. Jud ve Norma Crandall. Kısa süre sonra Jud ile Louis ahbab oldular. Her akşam birlikte bira içip Ludlow hakkında konuşuyorlardı. Louis ve ailesi bir hafta sonu evlerinin bahçesinde oturuyorlardı, Jud aileyi görüp yanlarına gitti ve onlara yakında bulunan hayvan mezarlığını görmek isteyip istemediklerini sordu. Louis Eileen’nin çok istemesi üzerine teklifi kabul etti. Jud ve bütün aile yola koyuldular. Yarım saat sonra hayvan mezarlığına vardılar. Jud Louis ve ailesine, aşağıda bulunan kasabadaki çocukların hayvanları öldüğü zaman hayvanlarını buraya gömdüklerini söyledi. Hayvan mezarlığı çocuklar tarafından güzelce düzenlenmişti. Etraftaki gereksiz ot ve çalılıklar çocuklar tarafından koparılmıştı. Jud Eileen’i buraya tek başına gelmeye kalkışırsa ormanın içinde kaybolacağı konusunda uyardı. Hayvan mezarlığını gördükten sonra bütün aile ve Jud eve döndü. Evin kedisi Church kapının önünde Eileen’i bekliyordu aslında Church evin değil Eileen’in kedisiydi. Eileen kedisini o kadar çok seviyordu ki bazı akşamlar kedisi ile birlikte yatıyordu. Evi yerleştirme işi yaklaşık bir hafta sürdü ve daha sonra Louis asıl mesleği olan doktorluğa başladı. Yakında bulunan bir üniversitede rahatsızlanan öğrencileri tedavi ediyordu.&lt;br /&gt;Birgün kafası yarılmış Pascow adında bir öğrenci revire getirildi, fakat Louis daha öğrenciyi muayene edemeden öğrenci öldü. Daha ilk gününde böyle bir durumla karşılaşması Louis’i çok etkilemişti. Louis her akşam Jud’un yanına gidiyor, birkaç bira içip gündelik hayat hakkında konuşuyorlardı. Jud seksen yaşında o bölgenin en yaşlı insanıydı. Louis işe başladıktan birkaç ay sonra Rachel iki çocuğu ile Chicago’ya babasının yanına ziyarete gitti. Louis kayınbirader’i ile arası iyi olmadığı için ziyarete gitmedi. Ertesi sabah Jud Louis’i telefonla aradı ve church’un anayolun kenarında kımıldamadan durduğunu ve ölmüş olabileceğini söyledi. Louis kedinin yanına gitti ve kedinin bir kamyon çarpması sonucu öldüğünü anladı fakat kedinin öldüğünü Eileen’a söyleyemezdi. Eileen her akşam evi arayıp babası ile konuşuyor ve kedisinin nasıl olduğunu soruyordu. Jud bunları öğrenince Louis’e vakit kaybetmeden kediyi bir poşete koymasını, yanına bir kazma kürek alıp kendisini takip etmesini söyledi. Jud hayvan mezarlığı yoluna girdi ve hiç konuşmadan yoluna devan etti. Hayvan mezarlığını geçip farklı bir yola girdiler. Jud hala hiçbirşey konuşmuyordu ta ki ağaçlardan oluşan tepe gibi bir yere gelinceye kadar. Tepe ağaç dallarından oluşuyordu ve burayı aşmak çok zor görünüyordu. Jud Louis’e aşağı hiç bakmadan dümdüz yürümesini söyledi ve önden kendisi hareket etti. Tepede sihirli bir şeyler vardı. Jud zorlanmadan tepeye çıkabiliyordu. Daha sonra Louis de hareketlendi ve sanki birşeyler kendisini yukarıya doğru çekiyordu. Tepeyi kolayca aştılar ve aşağı indiler. Aşağı indiklerinde Jud Louis’e kedi için bir çukur kazmasını istedi. Louis hiçbirşey sormadan çukuru kazdı ve kediyi gömdü ve eve doğru yürümeye başladılar.&lt;br /&gt;Eve vardıklarında Jud kediyi gömdükleri yerin eskiden Kızılderelilerin toprakları olan büyülü bir yer olduğunu söyledi. Jud oraya gömülen hayvanların tekrar cankandığını fakat bazı özelliklerini kaybettiklerini söyledi. Jud da köpeği öldüğü zaman onu büyülü yere gömmüş ve köpek tekrar canlanmıştı, fakat toprak kokuyordu ve uyuz gibi davranıyordu. Eski hareketliliği kalmamıştı. Bazı arkadaşlarının hayvanları canlandıktan sonra çok değişmiş ve etrafa zarar vermişti. Büyülü hayvan mezarlığının sırrını kimse çözememişti. Louis, eğer kedi sabah döndüğünde etrafa zarar verirse onu tekrar öldürecekti, fakat eskisi gibi olusa öldürmeyecekti. En azından kedinin gerçek bir kopyası evde duracaktı. Eileen bunu farketse bile bu durum onu kedinin öldüğünü öğrenmesinden daha az etkileyecekti. Kedi eve eski hali ile dönmüştü. Jud’un söylediği gibi toprak kokuyor ve uyuz davranıyordu. Rachell ve çocuklar eve döndüklerinde Eileen kedideki değişimi farketti, fakat kedinin yaşlandığını düşünerek kimseye birşey sormadı. Artık kediyle yatmıyordu çünkü kedi sürekli toprak kokuyordu. Kısa süre sonra ailede bütün işler bir raya oturdu. Eileen her sabah okula gidiyor ve öğleden sonra geliyordu. Louis her sabah işe gidip akşam geliyordu ve üç yaşında olan Gage her gün biraz daha büyüyordu. Son günlerde babası ile sürekli kovalamaca oynuyorlardı. Bir hafta sonu bütün aile evlerinin bahçesinde piknik yapıyordu. Gage bir ara ailenin yanından uzaklaştı. Louis Gage’in uzaklaştığını farkedince arkasından durması için bağırdı ve arkasından koşmaya başladı. Gage anayola doğru ilerliyordu, babasının sesini duyunca kovalamaca oynadıklarını sanıp daha da hızlanmaya başladı. Louis oğlunun yola çıkmasını engelleyemedi ve Gage yola çıktığı anda bir tanker ona çarptı. Gage yirmi metre ileriye uçtu, narin başı vücudundan koptu.&lt;br /&gt;Louis ve ailesi bir hafta bu olayın şokundan kurtulamadı. Eileen kardeşinin fotoğrafını almış ve elinden hiç bırakmıyordu. Bir hafta sonra Gage’in cenaze töreni vardı. Cenaze töreni bittiğinde Louis’in kafası çok karışıktı. Gage’in yokluğuna kendisini alıştıramıyordu. Aklında sürekli hayvan mezarlığı fikri dolaşıyordu. Kediyi gömmüştü ve kedi tekrar canlanmıştı. Uyuz hareketleri ve toprak kokması dışında kötü bir tarafı yoktu. Ayrıca büyülü bir şey onu hayvan mezarlığına doğru çekiyordu. Uzun süre düşündükten sonra karısını ve kızını olayın şokunu üzerlerinden atmaları bahanesi ile Chicago’ya gönderdi ve oğlunu hayvan mezarlığına götürmeye karar verdi. Çok zor şartlar altında oğlunu mezarlıktan kaçırıp hayvan mezarlığına götürdü. Oğlunun ölümünden dokuz gün geçmişti. Eve döndüğünde vücudunun hiçbir yeri tutmuyordu. Sabah uyandığında Gage eğer etrafa zarar verirse ailesinin haberi olmadan onu öldürecekti. Yattı ve hemen uyudu. O gece Eileen ve Rachell Chicago’da bulunuyordu. Eileen rüyasında babası ile ilgili kötü bir rüya gördü ve annesinden babasının yanına gitmesini istedi. Rachell da Louis’in kendilerini evden uzaklaştırması konusunda süpheleri vardı ve hemen evi aramaya karar verdi. Evi aradı fakat kimse cevap vermiyordu, belirli peryotlarla tekrar aradı fakat cevap veren yoktu. O gece yola koyuldu ve sabaha doğru evin önüne vardı. Arabadan indiğinde Jud’un evinin kapısının açık olduğunu farketti ve başına birşey gelmiş olabileceğini düşünüp içeri girdi. Giriş katını dolaştı fakat kimse yoktu. İkinci kata çıktı ve mutfağın kapısının açık olduğunu farketti. Mutfağa gittiğinde Jud Crandall’ın ölü vücudunu gördü. Cesedin yanında Gage duruyordu. Gage annesini görünce elleri arkada annesine doğru koşmaya başladı ve yanına geldiğinde elindeki neşter ile boğazını kesti. Jud’u da Gage öldürmüştü. Neşteri ise kendi evlerine gidip babasının çantasından almıştı. Louis sabah kalktığında Jud’un kapısının önündeki arabayı gördü ve içinde bir kuşku oluştu. Aşağı kata inip dört şırınga içine morfin doldurdu ve bu arada çantasında neşterinin bulunmadığını farketti. Jud’un evine doğru hareketlendi. Şırıngalardan bir tanesi ile Church’u öldürdü ve yoluna devam etti. Jud’un evine girdi ikinci katın mutfağına geldiğinde adeta şok olmuştu. Jud ve karısı yerde ölü olarak yatıyordu. Bir süre karısına baktı ve sonra mutfaktan çıktı. On metre ilerisinde Gage elleri arkasında babasına doğru yaklaşıyordu. Louis Gage’in elini yakaladı ve şırıngaların ikisini oğluna sapladı. Şırıngalardakimorfin miktarı çok fazlaydı ve Gage hemen öldü. Bu arada Louis cesedin hayvan mezarlığına ne kadar geç gömülürse o kadar çok zararlı olduğunu farketti. Karısını dışarıya çıkarıp evi yaktı. Vakit kaybetmden karısını hayvan mezarlığına götürdü ve gömdü. Sabah olduğunda eski karısı geri dönmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Kitabın ana fikri:&lt;br /&gt;Louis Creed’in kedisi ve oğlunu kaybettikten sonra onları hayvan mezarlığına gömmesi ve bu olyın sonuçları.&lt;br /&gt;4.Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:&lt;br /&gt;Louis Creed:&lt;br /&gt;Creed ailesinin babası. Ludlow kasabası yakınlarında bir üniversitede doktor olarak çalışıyor. Ailesine çok bağlı ve çabuk sinirlenen bir kişiliğe sahip.&lt;br /&gt;Rachell Creed:&lt;br /&gt;Louis’in karısı. Çocukların eğitimi ile çok ilgilenen, aile bağları çok kuvvetli ve ayrıca çabuk sinirlenen bir kişiliğe sahip.&lt;br /&gt;Eileen :&lt;br /&gt;Creed ailesinin tek kızı. Kedisini çok sever ve ayrı kalmaya dayanamaz.&lt;br /&gt;Gage :&lt;br /&gt;Creed ailesinin en küçük bireyi. Konuşmatı ve yürümeyi yeni yeni öğrenmeye başlayan bir kişi.&lt;br /&gt;Jud Crandall:&lt;br /&gt;Kasabanın en tecrübeli ve en yaşlı kişisi. Çok soğukkanlı bir kişi. Louis’e kasabaya alışmasında ve hayvan mezarlığı ile tanışmasında yardımcı oldu.&lt;br /&gt;Norma Crandall:&lt;br /&gt;Jud’un karısı. Romatizmalarından rahatsız ve çok yaşlı bir kişi.&lt;br /&gt;5.Kitap hakkındaki şahsi görüşler:&lt;br /&gt;Kitap baştan sona heyecan ve devamını merak edici bir biçimde anlatılmış çok akıcı bir kitap. Kişilerin psikolojik durumları ve içinde bulundukları sosyal durum iyi bir şekilde aktarılmış, fakat kitabın sonunda sanki kişide tam bir sonuca ulaşılmamış gibi bir his uyandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.Kitabın yazarı hakkında bilgi:&lt;br /&gt;Stephen King 1947 yılında Portland’da doğdu. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında büyüdü. 1973 yılı baharında “Göz” adlı romanı yayınlandı.&lt;br /&gt;Zamanla kısa hikayelerden roman yazmaya, ardından da senaryo çalışmalarına yöneldi. Bir süre, senaryosunu yazdığı filmlerde hem oyunculuk, hem yönetmenlik yaptı. 1974′te Colorado’ya taşınan King, burada “Medyum” adlı kitabını yazdı ve 1975 yazında yeniden Maine’e döndü. Aynı yıl içinde “Mahşer” adlı yapıtını kaleme aldı. Eserleriyle, birçok ödül kazanan Stephen King korku-gerilim dalında bir klasik olmuştur. Ülkemizde de büyük bir hayran kitlesine sahip olan King; “Kujo, Hayvan Mezarlığı, Christine, Tepki ve Sadist” gibi birçok unutulmaz yapıta imzasını atmıştır. King’in Richard Bachman takma adıyla yazdığı az sayıda kitabı da bulunmaktadır.&lt;br /&gt;En iyi romanları: King’in neredeyse tüm eserleri dünyada büyük bir beğeni toplamış ve tamamına takını en çok satanlar listelerinde aylarca 1 numara olmuştur. Bununla birlikte subjektif bir yorumla en iyi eserleri şu şekilde sıralanabilir:&lt;br /&gt;1- O&lt;br /&gt;2- Sis&lt;br /&gt;3- Tılsım&lt;br /&gt;4- Medyum&lt;br /&gt;5- Ejderhanın Gözleri&lt;br /&gt;6- Mahşer&lt;br /&gt;7- Gerekli Şeyler&lt;br /&gt;8- Hayvan Mezarlığı&lt;br /&gt;9- Christine&lt;br /&gt;10- Kujo Ayrıca bu listeye dahil edilmemesine rağmen bir seri olan Kara Kule serisinin de geniş bir hayran topluluğu olduğunu ve farklı bir türde kaleme alındığı için, klasik King okumayan kişilerden bile milyonlarca okuyucusu olduğunu belirtmek gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5388888344809821034?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5388888344809821034/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5388888344809821034' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5388888344809821034'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5388888344809821034'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/hayvan-mezarligi-kitabinin-ozeti.html' title='hayvan mezarligi kitabinin ozeti   stephen king'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-7905056671620149893</id><published>2008-01-10T04:42:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T04:42:59.608-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>huzur romaninin ozeti ahmet hamdi tanpinar</title><content type='html'>1.KİTABIN KONUSU:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mümtaz’ın Nuran’a olan aşkının öyküsü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.KİTABIN ÖZETİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İnterneti daha hızlı dolaşın. Google Araç Çubuğuyla birlikte Firefox’u da alın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mümtaz ve Suat’ın Nuran’a olan aşklarıdır öykünün merkezi. Mümtaz ve Nuran birbirini sevmekte ve evlenmeyi tasarlamaktadırlar. Ümitsizliğe düşen Suat ise kendini asarak intihar eder. Bu trajedi nedeni ile Nuran’dan ayrılan Mümtaz’ın iç dünyası yıkılmıştır. Radyoda II.Dünya savaşının başladığı haberi verildiği sırada, Suat’ın hayalini gören Mümtaz merdiven başına yıkılır (bazı edebiyat incelemecileri, sonda Mümtaz’ın öldüğü biçiminde yorumlar yapmış olsalar da, Tanpınar’ın metninde ölüm telaffuz edilmiyor).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mümtaz, Beyazıt Sahaflar Çarşısında, salaş dükkanlarda, bit pazarında, Çekmece’de balıkçı muhitinde ve kır kahvelerinde dolaştırırken, İstanbul’un bir kronikçisi, İstanbul’da eski zamanın donup kaldığı ve biriktiği köşelerin bir tasvircisi oluyor romanda. Huzur’un sonraki bölümlerinde Boğaz’a, zengin bir eve, sanki başka bir dünyaya geçiyoruz. Pırıl pırıl görünen modern semtte önceleri çok mutlu olan Mümtaz, giderek bu çevrede yaşayan insanlardan kaynaklanan olayların sonucunda yıkılır. Geçilmemesi gereken bir sınırı çiğnemiştir o!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yeni tecrübe gibi şahsîdir, her yeni tecrübe gibi ilktir. Mümtaz, bindiği bir Ada vapurunda Nuran’a rastlamış ve “Tehlikeli denecek derecede zengin, her ihtimale gebe, her mânasında velûd bir kadınlık hayatı(nın), bakımsız bir tarla gibi sırf kendisini işleyecek erkeğin yokluğundan yarı hülyâ, yarı verimsizliğin bütün sebeplerini kendisinde gören bir aşağılık duygusu içinde akıp gittiğini” farketmiştir. Bu tesbitin arkası kendiliğinden gelecek ve zalim bir çocukluğun ara sokaklarından geçerek kendisini İhsan’ın kollarına atan Mümtaz, fikrî zeminini sağlamlaştırmış bir insan olarak duygusal arka planını inşa etmeye soyunacaktır: “O madem ki artık benim için herşeydir, o halde bütün kâinatımla ona taşınmalıyım.” der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.KİTABIN ANA FİKRİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her aşkın bir ızdırap ve çilesi bazen insana mutluluk bazen de mutsuzluk verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört bölümden oluşan kitabın her bölümü, öykünün dört kahramanının, İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz’ın adlarıyla verilir. Ancak, romanın ana karakteri Mümtaz’dır. Yazar, diğer üç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karakteri de Mümtaz’la olan ilişkileri çerçevesinde tanıtır bize. Birinci dönem Türk romanında mekan Doğu-Batı değerlerini temsil etmek bakımından bir anlam taşıyor ve kent ikiye ayrılıyordu. İstanbul tarafının mahalleleri Osmanlı-İslam geleneklerinin, göreneklerinin değerlerinin yaşadığı semtlerdi. Beyoğlu tarafı ise kentin Batılılaşmış öteki yarısıydı. Oturulan mekan olarak konak ve apartman Doğu-Batı karşıtlığının simgesiydi. İlk dönem yazarları arasında, Doğu-Batı karşıtlığı ve kimlik sorununu, İstanbul’un farklı semtlerini karşı karşı getirerek işlemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okuyucuyu aşırı şekilde etkilememekte ve okurken insanı çok sıkmakta,bunalmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Hamdi Tanpınar, 1901 İstanbul doğumlu. Babasının işi gereği, ilkokuldan liseye kadar Andolu’nun çeşitli şehirlerinde sürdürdü eğitmini. İstanbul Darülfünun Edebiyat bölümününden 1923′de mezun olduktan sonra Erzurum, Konya ve Ankara’da edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler veren Tanpınar, İÜ Edebiyat Bölümü Tanzimat Edebiyatı kürsüsünde proesörlüğe seçildi. 1942-1946 yılları arasında Maraş milletvekili olduktan sonra yeniden eğitim hizmetine döndü, 1949 yılında İÜ Edebiyat Bölümü Yeni Türk Edebiyatı profesörlüğüne getirildi. 1962 yılında kalp rahatsızlığı sonucu ölen Ahmet Hamdi, çok sayıda şiir, hikaye, roman ve deneme yazmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1949 tarihinde basılan “Huzur”, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın en tanınmış romanıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-7905056671620149893?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/7905056671620149893/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=7905056671620149893' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7905056671620149893'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/7905056671620149893'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/huzur-romaninin-ozeti-ahmet-hamdi.html' title='huzur romaninin ozeti ahmet hamdi tanpinar'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-4213541499039456192</id><published>2008-01-10T04:42:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:42:37.097-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>gencligim eyvah romaninin ozeti tarik bugra</title><content type='html'>1-KİTABIN KONUSU            :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’deki anarşinin otopsisidir. Romanda, yalnız boşa giden gençliklerin hikâyesini değil, içine düşürüldüğümüz kaosun çarpıcı grafiğini de bulacaksınız. Yıllardan beri Türkiye’de bütün görevleri, ödevleri ve sorumlulukları, dolayısı ile de toplum hayatımızı paslandıran kalleş demagojileri sergilemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         İlk başlarda kitabın sonundan başlıyor aslında kitap.Son sahne olarak sayılabilecek İhtiyar ve Delikanlı arasındaki tartışmayı göz önüne seriyor.Güliz’den sonra Sıdıka’yı da kaybetmek onu çileden çıkarmıştır.Delikanlı etrafında gösterdiği mertlik ve delikanlılık sayesinde gizli servise alınmıştır.İhtiyarın onu seçmesindeki sebep gençlik yıllarına çok benzemesi ve kendi yaptığı hataların onda bulunmamasıdır.Çünkü kendisinden sonra teşkilatın başına onu geçirmeyi planlamaktadır.Delikanlı bunu bilir ama daha sonraları teşkilata giren Güliz’le tanışır.Mesleğine göre ona aşık olmaması lazımdır ama duygularına yenilir.İtiyardan gizlerler ama günün birinde öğrenir.Daha sonra ayrılırlar.Delikanlı sonraları Sıdıka’ya aşık olur.Buna dayanamayan Güliz onu öldürür.Kitabın finalinde İhtiyar ve Delikanlının konuşmaları vardır.İhtiyar Delikanlıya baştan güli’ze aşık olmaması gerektiğini söyler.Ve en sonunda Delikanlı ‘merhumeyi nasıl bilirdinz?’ sorusunu güçlükle cevaplar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-KİTABIN ANA FİKRİ         :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Kitap bazı yaşanılan görev ve gerçeklerin nasıl kendi şahsi çıkarlarımız doğrultusunda kötüye kullanıldığının göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ    :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Olaylar yaşanılan hikayeler olduğu için çok gerçekçidir.Yazarın özellikle Delikanlı ve İhtiyarı anlatması çok etkileyici olmuş.Güliz ve Sıdıka’nın anlatılmasıda çok profesyönelcedir.kişilerin tahlili , davranışlar ve yaşantıları çok güzel yansıtılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-ŞAHSİ GÖRÜŞLER           :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bana göre kitapta 1980 lılı ve devamında gelan yıllarda Türkiye’deki gerçek olan fakat insanların yoldan çıkınca görevlerini nasıl kötüye kullandıklarını anlatan çok güzel bir eser.Yasanan bir askıda konu edinmesi beni gerçekten çok etkiledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ  :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1918- 26 Şubat 1994)Yazar, Akşehir’de doğdu. İlk ve orta okulu Akşehir’de, liseyi Konya’da okudu (1936). İstanbul Tıp, Hukuk ve Edebiyat fakültelerine devam ettiyse de hiçbirini bitirmedi. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi’ne girdi ancak son sınıftan ayrıldı. Hayata atıldı. Akşehir’de Nasrettin Hoca gazetesini çıkardı (1947-1948). İstanbul’da Milliyet (1952-1956), Yeni İstanbul (1960-1966), Yol (Haftalık, 1968), Tercüman (1970-1976) gazetelerinde sanat sayfası düzenleyiciliği, fıkra yazarlığı ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. Türkiye gazetesinde haftalık yazı yazdı. İstanbul’da öldü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-4213541499039456192?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/4213541499039456192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=4213541499039456192' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4213541499039456192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/4213541499039456192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/gencligim-eyvah-romaninin-ozeti-tarik.html' title='gencligim eyvah romaninin ozeti tarik bugra'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-5694780266270757594</id><published>2008-01-10T04:41:00.002-08:00</published><updated>2008-01-10T04:42:09.817-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>gurbet hikayeleri kitabinin ozeti refik halid karay</title><content type='html'>KİTABIN KISA ÖZETİ :&lt;br /&gt;Eskici :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan adında bir çocuk vardır ve İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul’da yaşarken anne ve babasını kaybetmiş, hiç yakın akrabası kalmamıştır. Yöre halkı Hasan’ı Filistin’e halasının yanına göndermeyi uygun görmüşlerdir. Hasan’ı vapura bindirip Filistin’e gönderirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halasının yanına giden Hasan, o yörenin diline yabancı olduğu için hiç kimsyle konuşmaz. Bir gün halasının evine ayakkabıları tamir için bir eskici gelir ve Hasan onun karşısına oturarak onu seyretmeye başlar. Daha sonra eskiciye ‘ çiviler ağzını acıtmıyor mu?’ der. Eskici önce çocuğun Türkçe konuşmasını garipser. Daha sonra sen nerelisin diye sorar. Hasan anlatmaya başlar. Hiç durmadan konuşmaktadır. Eskiciyle beraber memleketlerinden bahsederler. Eskicinin işi bitmiş, gitme zamanı gelmiştir. Ayrılırken hasan çok ağlar ama elinden hiçbirşey gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köpek :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osman memleketinden uzun süre önce ayrılır ve Lübnan’da çalışmaya başlar. Osman kimseyle konuşmayan çok yalnız biridir. Bir gün yine işe çıkmışken arkasına bir köpek takılır. Ona bakınca onunda memleketinden uzak olduğunu düşünür. Köpeğin kaderinin kendisine benzediğini düşünerek onu yanına alır. Artık her yere onunla gider olmuştur. Köpek, Osman’ın yanına geldiğinden beri kilo alır, Osman’la oynamaya onu sevmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Osman’ı Lübnan’da zabitler yakalar. Yasak olarak çalıştığından dolayı onu şehir dışı etmek isterler. Ama köpeğin onunla beraber gitmesini istemezler. O zamanlar hayvanların hastalık bulaştırma tehlikesi olduğu için, onları şehir dışı etmek yasaktır. Bu nedenle Osman’ı köpeksiz şehir dışı ederler. Osman çok üzülür hatta ayrılırken köpekle bile vedalaşır. Köpek ağlamaklı olmuştur ama bir şey yapamaz. Osman’ın eski neşesi artık kalmamıştır. Kader yine ona kazığını atmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Testi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer adında bir genç lübnanda şöförlük yapmaktadır. Bir akşam arabasına üç bedevi biner ve ondan hemen bir doktara gitmesini isterler. Adamlardan biri nefes alırken zorluk çekmektedir. Ömer merak edip nesi olduğunu sorar. Bedevilerden tyaşlıca olanı yanındakinin testşden su içerken, testinin içine düşmüş olan bir arının boğazına kaçarak onu soktuğunu söyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lübnan halkı ozamanlar hastalık bulaşır korkusuyla bardak kullanmaz, testiyle içerlerdi. Testiyle içerkende ağızdan birkaç parmak yukarıdan akıtarak içrelerdi. Bu tür olaylar orada çok sık olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam bir ara nefes almamaya başlar. O sırada ömer doktor yazılı bir yerde durur ve adamı içeri taşırlar. Fakat doktor birkaç saat önce hayata gözlerini yummuştur. Arı tarafından sokulan adamda aradan çok geçmeden doktorun yanında yerini alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.KİTABIN ANA FİKRİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta, insanın memleketi kadar güzel bir yere sahip olamayacağı, onun kıymetini, ondan uzak kalanların daha iyi bildiğini ve uğruna herşeyden vazgeçilebilecek bir şey olduğu savunulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HASAN: Hasan kendi halinde, sevecen, yadımsever ve yaşamaktan zevk alan biridir. Başından geçen olaylar onu derinden etkilemişsede, hayata bağlılığı fazla zayıflamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESKİCİ: Hayatta öylesine yaşayan, memleketinden uzun süre önce ayrılmış işini çok iyi yapan ve memleketlilerine karşı çok iyi davranan biridir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖMER: Küçük yaşta memleketinden ayrı düşmüş, çok iyi araba kullanan, bilgili, kültürlü ve görmüş geçirmiş birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OSMAN: Çok duygusal bir yapıya sahip, hayattta başından geçen olaylardan sonra kimseye güveni kalmamış, ama sevgiye sevilmeye muhtaç biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap memleketimizin ne kadar güzel ve pahabiçilmez değerde olduğunu gözler önüne seren, okuyanı çok derinden etkileyen ve onların memleketlerine karşı olan duygularını çoşturan güzel bir yapıttır. Dili sade ve anlaşılması kolaydır. Yazar herkesin anlayacağı tüden bir üslup kullanmıştır. Herkesin okuması ve olaylardan ders çıkarması gereken bir kitaptır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1888′de İstanbul’da doğan Refik Halit, Bank-i Osmani serveznedarlarından, “bâlâ” rütbesine sahip Mehmed Halid Bey’in oğludur. Vezneciler’de Şemsu’l-Maarif ve Göztepe’de Taş Mektep’te okuyan ve ayrıca özel dersler de alan Refik Halid, Mekteb-i Sultani’yi terkettiği gibi, Mekteb-i Hukuk’u da yarıda bırakıp Maliye Merkez Kalemi’ne katip olarak girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1908′de katipliği bırakarak, Servet-i Fünun’da ve Tercüman-ı Hakikat’te çalışmaya başladı, bu arada kendisine ait Son Havadis adıyla bir gazete çıkardı ancak bunu on beş sayı sürdürebildi. Fecr-i Ati Topluluğu’na katıldı, Servet-i Fünun’a yazılar verdi. Kalem adındaki mizah dergisinde de “Kirpi” müstear ismiyle siyasi mizah yazıları yazdı. Sada-yı Millet’te, bilahare Cem’de Kirpi müstear ismiyle yazılar yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazeteci Ahmet Samim’in 9 Haziran 1910′da İttihatçılarca katledilmesi üzerine İştirak adlı gazetenin 13 Haziran 1910 tarihli nüshasının buna ilişkin yazılara ayrılmasını sağladı ve bu yüzden İttihat ve Terakkicilerce mimlendi. “Kirpi” müstear ismiyle yazdığı, İttihat ve Terakki Fırkası’nı yerden yere vuran yazılarını “Kirpinin Dedikleri” adıyla bir kitapta topladı ve bu arada Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın elindeki Beyoğlu Belediyesi’nde yedi ay süreyle Başkatip olarak çalıştı, Mahmud Şevket Paşa’nın katlinden hemen sonra da, yargılanmaksızın Sinop’a sürüldü (1913), bilahare Çorum, Ankara ve Bilecik’e gönderildi. Bilecik’teyken ongünlük bir izinle İstanbul’a geldiğinde Ziya Gökalp’in yardımlarıyla geri dönmedi yani sürgünlüğü son buldu (1918).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Robert Kolej’de bir yıl kadar Türkçe öğretmenliği yaptı, bu arada Vakit, Tasvir-i Efkar ve Zaman gazetelerinde makaleler yayınlayan Refik Halid, Damat Ferit Paşa’nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı, Posta ve Telgraf Umum Müdürü olarak görevlendirildi (1919). İzmir’in işgalinden sonra Anadolu Hareketiyle İstanbul Hükumeti arasında yaşanan telgraf krizinde İstanbul Hükumetini tuttuğu için, İstanbul’un işgalcilerden kurtarılışının ardından 09.11.1922 tarihinde Beyrut’a kaçtı. Yüzellilikler listesine alınması ve ihracı konusunda baskı yapılması üzerine Suriye’nin vatandaşlığını kabul etmek zorunda kalan Refik Halid, Halep’te yayımlanan Doğruyol ve Vahdet gazetelerini yönetti, bir ara kendi adına çıkardığı gazeteyi de tepkiler yüzünden kapatmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Af Kanunuyla, 1938′de yurda dönüp, yazmaya ve geçimini bu yoldan sağlamaya devam eden Refik Halid, 18.7.1965 tarihinde İstanbul’da öldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESERLERİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanları:İstanbul’un İçyüzü,Yezidin Kızı, Çete, Sürgün, Anahtar, Bu Bizim Hayatımız, Nilgün 1-2-3, Yeraltında Dünya Var, Dişi Örümcek, Bugünün Saraylısı, İkibin Yılın Sevgilisi, İki Cisimli kadın, Kadınlar Tekkesi, Karlı Dağdaki Ateş, Dört Yapraklı Yonca, Sonuncu Kadeh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye Kitapları:Memleket Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri,Kirpinin Dedikleri, Ago Paşa’nın Hatıraları, Ay Peşinde, Sakın Aldanma İnanma Kanma, Tanıdıklarım, Guguklu Saat, Bir Avuç Saçma, Bir İçim Su, İlk Adım, Üç Nesil Üç Hayat, Minelbab İlelmihrab.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk baskısı yayınevimiz tarafından yapılan Bir Ömür Boyunca, yazarın 1922-1938 arasındaki sürgünlük yıllarını kapsayan anılarıdır. Ama anlattıkları bu yıllarla ve bu dönemin olaylarıyla sınırlı değildir. Beyoğlu’nun lokanta adabı, Sinop’taki sürgün dünyası kadar Resneli Niyazi’nin meşhur geyiğinin akıbetini de Refik Halid’in güzel ve özgün üslubundan okuruz. Bir Ömür Boyunca, yazarın ölümünden sonra yayınlanan en güzel ve önemli eseridir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-5694780266270757594?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/5694780266270757594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=5694780266270757594' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5694780266270757594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/5694780266270757594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/gurbet-hikayeleri-kitabinin-ozeti-refik.html' title='gurbet hikayeleri kitabinin ozeti refik halid karay'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-9153366080724057982</id><published>2008-01-10T04:41:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:41:28.126-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>devlet ana romaninin ozeti kemal tahir</title><content type='html'>Bu romanın ilk baskısı 1967 yılında Bilgi Yayınevi tarafından yapılmıştır. Romanın elimizdeki en son basım tarihi 1984′ün Ocak ayıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman tek ciltten ibaret olup, ön kapak sade bir baskıya yer verirken arka kapakta kitabın özeti ve yazardan birkaç söz yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanın Konusu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı imparatorluğunun aşiretliğideki yaşam tarzı, adaletleri gelenek ve görenekleri konu edilerek nasıl devlet olma mertebesine yükseldiğıinin destansı bir ifade tarzı ile okuyucuya verilmesi sözkonusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserde Osmanlı imparatorluğunun aşiretlik devrine inilerek Söğüt’ teki yaşam tarzı dikkatlere sunulmuştur. Bu mekan içerisinde Osmanlı imparatorlğunun yükselmesine sebep olan tarihi şahsiyetler dahil edilmiştir. Bu şahsiyetler içinde osmanlı aşiretinin kurucusu ertugrul Gazi ile ağlu osman Bey ve onun oğlu Orhan Bey mütelaa edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay:&lt;br /&gt;Notüs Gladyüs, burada geçici olarak konaklamaktadır. Bu hanı Mavro ablası Liya ile birlikte işlemektedir. Notüs Gladyüs’ ün Türkopol Uranha isminde arkadaşı vardır. Notüs Gladyüs, oldukça alçak ve karaktersiz bir kişidir. Karanlıktan yararlanarak Liya’nın odasına girer ve ona tecavüz etmeye kalkar ancak Liya’nın elindeki bıçağın zehirli olduğuni söylemesi üzerine bu emelini gerçekleştiremez. Diğer yandan Liya, Türk genci olan Demircan’a aşıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Liya ile Demircan’ı buluşma halinde yakalar ve acımadan Demircan’ı öldürür aynı zamanda Liya’ ya tecavüz eder. Yardımcı Türkopal Uranha’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olay Osmanlı aşiretinde Osman Bey’in oğlu Orhan ve Demircan’ın kardeşi Kerim tarafından görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerim, olay karşısında şok geçirir inanamaz. Orhan Bey Kerim’i yatıştırır ve olaydan bütün söğüt haberdar edilir. Diğer yandan Demircan’ın annesi Bacıbey oğlunun ölümüne fazla bir tepki göstermez. Bu fuygunsuz durumda öldürülmesinin yiğitliğe yakışmadığı düşencesiyle tepkide bulunmamıştır. Ancak yüreği ağlunun kin acısıyla yanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Orhan Bey ve Kerim de bu işin peşindedir. Demircan ölünce Bacıbey mollalık yapmakta olan oğlu Kerim’in artık bu işi bırakıp kılıç kuşunması gerektiğini belirtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaylar böyle gelişmekteyken Ertuğrul Gazi çok ağır bir şekilde hastalanır. Artık ölmek üzeredir. Oymağa yeni bir Bey gerekmektedir. Sonunda oymağın ileri gelenleri tarafından oylama yapılır ve osman Bey oymağın başına getirilir. Ancak bu iş için başka bir istekli kişi de Osman Beyin amcası Dündar alp’ tir. Dündar Alp beyliği ele geçirme pahasında da olsa Rum taraflarına büyük bir yakınlık göstermiş, osmanlılara karşı onlara arka olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan ablası öldürülen Mavro hanı kapatmak zorunda kalır. Mavro’nun Türk’lere karşı senpatisi vardır. Mavro ablasının Demircan’la olan ilişkisini bilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olayda Nilüfer’e tekfurla evlenmesi için baskı yapılmış ve bir yere haps edilmiştir. Bu işte de Notüs Gladyüs ve Uranha’nın parmağı vardır. Demircanın öldürülmesi olayındada Notüs Gladyüs ve Uranha’nın parmağı olduğu anlaşımştır. Tekfurlara karşı savaş açılmış yapılan savaşta Dündar Alp karşı tarafı desteklemiştir. Ancak savaş onların yenilgileri ile bitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaştan sonra Nilüfer ile Orhan Bey’in düğününe gelmiştir. Aynı şey Kerim ve Aslıhan içinde sözkonusudur. Roman bu olayların sonucunda neticelenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eser, Ertuğrul Beyin at bakıcısı Demircan’ın öldürülmesi olayı ile başlar. Olay, atla geziye çıkan Kerim ve Orhan Bey aracılığı ile görülür ve herkez bu olaydan heberdar edilir. Kerim, Demircan’ın kardeşidir. Gördüğü bu olay karşısında şok geçirir ancak aynı tepkiyi annesi Bacıbey’in göstermemesine şaşar. Bacıbey’in herhangi bir tepki göstermemesindeki sebep oğlu Demircan’ın vurulduğu anın hoş bir manzara orz etmeyişidir. Ama intikam ateşiyle yanıp tutuşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra romanda ikinci derecedeki olay Ertuğrul’un ölümü ve Osman Bey’in oymağın beyliğini üstlenmesidir. Diğer yandan oğlu ölen Bacıbey Kerimin ağabeyisinin yerini alması için onu zorlaması sözkonusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu amaçla Kerim kılıç derslerine başlar. Orhan Bey’le birlikte Kaptan Çavuş’tan kılıç dersi alırlar. Bu arada kaptan Çavuş’un güzel kızı Aslıhan ile Kerim’in arasında bir duygusal ilişki söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan Osman Bey zamanının ulularından Şeyh Edebali’nin kızını alır ve Edebali’nin kızı olan Bala Hatun Osman Bey’in ikinci hanımıdır. Evlendikten sonra Osmanlı aşiretinin geleneklerine kolaylakla uyar. Diğer yandan Orhan Bey, Nilüfer Hatunla olan ilişkisini evlenmeye kadar vardırır. Ancak, roman Orhan Bey evlenmeden son bulur. Diğer yandan Kerim ile Aslıhan’ın ilişkisinin sonucunun evlilikle sonuçlanması eser bitmeden okuyucuya sezdirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eser konusundan da anlaşılacağı gibi tarihi bir eserdir. Eserin bu yönden geçmiş zamanlardaki olayı mevzu olarak seçtiği çıkarılmaktıdır. Roman, Osmanlı imparatorluğunun aşiretliğindeki zamanı konu olarak ele alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani imparatorluğun kuruluş yılları olan 1299 tarihi devir sözkonusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osman Beyin Bala Hatun’la ilişkisi hakkında da zaman açısından geriye dönülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserde mekan önce Notüs Gladyüs ve Uranha’nın kaldığı bir rum hanıdır. Eserde, şahıslar yer değistirince normal olarak mekan da değişiklik arzetmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserde Rum’lara ait mekanın dışında Türk’lerin ikamet ettiği mekan da vardır ki, oda Sögüt’tür. Osman Bey’in Şeyh Edebali’nin tekkesine gittiğinde normal olarak mekan buraya ait çizgileri ihtiva etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanda mekan bakımından bir başka özellik Türkların yaylalara olan göçlerinin mekanla birlikte verilmesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi Kadrosu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osman Bey&lt;br /&gt;Orhan Bey&lt;br /&gt;Kerim&lt;br /&gt;Bacıbey&lt;br /&gt;Şeyh Edebali&lt;br /&gt;Mavro&lt;br /&gt;Kaptan Çavuş&lt;br /&gt;Yunus Emre&lt;br /&gt;Aslıhan&lt;br /&gt;Notus Gladyüs&lt;br /&gt;Uranha ve diğer figüranlar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-9153366080724057982?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/9153366080724057982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=9153366080724057982' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/9153366080724057982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/9153366080724057982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/devlet-ana-romaninin-ozeti-kemal-tahir.html' title='devlet ana romaninin ozeti kemal tahir'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6997072054178876315</id><published>2008-01-10T04:40:00.003-08:00</published><updated>2008-01-10T04:40:53.413-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>eylul romaninin ozeti mehmet rauf</title><content type='html'>1. KİTABIN  KONUSU       :     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreyya ve onun karısı Suat ve akrabaları olan Necip Bey ile aralarında geçen olayları anlatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.KİTABIN  ÖZETİ              :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Süreyya ve karısı Suat’ la birlikte babasının evinde oturmaktadır. Ama bu halden memnun değildirler. Babası hem yaşlı, hem dediği dediktir. Onun yüzünden her yaz  bir tane taş ocağına benzeyen köye gelirler ve orada sıkıntıdan patlarlar. Suat bu arada başka olaylardan da sıkılmaktadır. Suat’ ın kardeşi Hacer  akrabası olan Necip Bey’ le gönül eğlendirmektedir. Hacer evli ve eşi de onun için herşeyini verecek nitelikte bir eştir. Daha sonraları Suat ile Süreyya birlikte mutlu bir şekilde yaşayabilmenin yolunu aramışlar ve bulmuşlardır. Suat Hanım gizlice babasından para isteyip eşi için bir yalı kiralar. Kocası bu duruma çok sevinir. Necip de hem dostarı hemde akrabaları  olarak Suat ve Süreyya’ nın yanına gelir. Süreyya için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir. Süreyya bu alışkanlıklarını sürdürürken  Suat  da Necip’le birlikte piyano çalmaktadır. Başbaşa geçen bu uzun yaz tatilinin sonlarında Necip Bey birşeylerin olduğunu, Suat Hanım’a aşık olduğunu anlar. Bu durumdan kurtulmaya çalışsada başarılı olamaz. Sonunda çare olarak onların yanından ayrılmaya  karar verir. Giderkende Suat’ın eldivenlerinden bir tanesini izinsiz olarak hatıra olması için alır.Daha sonraları Necip’in tifoya tutulduğu öğrenilir. Süreyya ve Suat buna çok üzülürler. Tehlike devresi geçince Necip’in yanına giderler. Necip hastalığın etkisiyle sinir yorgunluğu içerisindedir. Hacer Necip’in hastalığı sırasında yanında bulunmuş ve o sıralarda Necip’in kendiden  geçmiş olduğu  zamanda yastığının altından bir bayan eldiveni bulmuştur. Hep birlikte hasta hakkında konuşurlarken Necip’in annesi eldiveni gösterir. Suat kendi eldivenini görünce şok olur ve olayı anlar fakat kimseye  sezdirmez. O sırada Necip’te sapsarı olur utancından ve çaresizliğinden ne yapacağını bilemez.Necip hastalıktan sonraki iyileşme devresini yalıda geçirilmek üzere mecbur edilir. Halbuki O, onlardan kaçmak için uğraşmaktadır. Bir yaz sessiz ve olaysız bir şekilde geçmiştir. Eylül gelince Süreyya konağa gider. Bu gidiş beklenen bir gidiş değildir. Suat bu duruma anlam veremez. Daha gitmeden önce kışı bile beraber geçireceklerini söylemiştir. Ama Süreyya  birşeyleri sezmiş olup, o yüzden gitmiştir.Konağa geri dönülür. Necip artık eskisi kadar yalıya gelmemektedir. Hele Hacer’in davranışları , onların her bakışlarından anlam çıkarmaya çalışan tavrı her ikisini de deliye döndürür. Birbirlerini buldukları anda , ister istemez kaybedeceklerdir. Suat kendisinden kalan , Necip’in aldığı eldivenin diğerini de verir. Bunun sebebi ise artık hayatın Suat için yaşamaya değer bir tarafı kalmamasıdır. O gece konakta yangın çıkar.Herkesi bir telaş ve korku alıp götürür. Canlarını zor kurtarırlar. Ama Suat  ortalıklarda yoktur. Süreyya alevlerin içine doğru Suat diye inlemektedir. Ama cesaret edemez. Necip bir haykırışla içeriye fırlar . Her ikiside çöken tavanın altında can verirler.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 3.KİTABIN ANA FİKRİ                       :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;               Her ikisi de evli olan kişilerin ellerinde olmadan , birarada bulundukları sürede birbirlerine , eşlerinden habersiz yakınkaşmaları ve aralarındaki yasak aşkı anlatmaktadır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ  :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Suat         : Kocası Süreyya ile mutlu bir evlilik sürdürürken Necip Bey’e aşık olur.      Necip       : Akrabaları olan Süreyya ve Suat’ın yanına gelip , Suat’a aşık olan bir adamdır.      Süreyya : Suat’ın kocasıdır. Onun için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir.      Hacer       : Suat’ın kardeşi ve Necip ile gönül eğlendiren bir kadındır.     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞ                 :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Kitap, psikolojik bir roman olup, ruhsal çözümlemelerde çok başarılı bir çalışma sergilemiştir. Şahısların ruh hallerini çok iyİ bir şekilde okuyucuya aktarmaktadır. Yalnız biraz ağır olduğu için okurken zorluk çekilmekte ve bu yüzden biraz da okuyucuyu sıkmaktadır.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ                          :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   İstanbul’da doğdu. Soğuk Çeşme Askeri Rüştiye’sini ve Bahriye Mektebi!ni bitirdi. Bir süre subaylık yaptıktan sonra, 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra bu görevinden ayrıldı. Hayatını yazarlıkla kazanmaya başladı. 1923’ ten sonra da ticaretle uğraşmaya başladı. Küçük yaşlarda iken edebiyata merak sarmıştı. Birçok eser yazdı,çeviri yaptı. Servet-I Fünun hareketine katıldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7207268733045201164-6997072054178876315?l=egitimciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://egitimciyim.blogspot.com/feeds/6997072054178876315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7207268733045201164&amp;postID=6997072054178876315' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6997072054178876315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7207268733045201164/posts/default/6997072054178876315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://egitimciyim.blogspot.com/2008/01/eylul-romaninin-ozeti-mehmet-rauf.html' title='eylul romaninin ozeti mehmet rauf'/><author><name>sarkisitesi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07291094355166172036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7207268733045201164.post-6922312557201072940</id><published>2008-01-10T04:40:00.001-08:00</published><updated>2008-01-10T04:40:30.642-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roman Ozetleri'/><title type='text'>esir sehrin insanlari romaninin ozeti kemal tahir</title><content type='html'>Kitabın yazarı Kemal Tahir’dir.Kitabın ilk basımı 1956 yılında yapılmıştır.Yazarın Mütareke dönemi aydınlarını anlattığı “Esir Şehir” üçlemesinin ilk kitabıdır.Kısaca Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul’daki sivil aydınların durumunu konu edinir.Ana kahramanlar; Kamil Bey, Nermin Hanım, Ayşe,Fuat Bey, Nedime Hanım, İhsan Bey, Ahmet Bey, Niyazi Ağabey, Ramiz Efendi ve Fatma Hanım’dır. Kamil Bey Abdülhamid’in en zengin vezirlerinden Selim Paşa’nın tek çocuğudur.Genç yaşta çok büyük bi mirasa konmuş ve hayatının büyük bölümünü yurt dışında geçirmiştir.Nermin Hanım,Kamil Bey’in eşidir.O da bir Paşa kızıdır.Maddi manevi hiç bir zorlukla karşılaşmamış,bolluk içinde yaşamıştır.Ancak babası ansızın öldüğünde kumar borçlarından dolayı varlıkları yağma edilmiştir.O dönemde karşısına çıkan Kamil Bey ile evlenerek hayatını düzene sokmayı amaçlamıştır.Ayşe,Kamil Bey ve Nermin Hanımın tek çocuğudur.İspanyada doğmuştur ve İstanbul’a döndüklerinde altı yaşına gelmiştir.Küçük yaşına rağmen bir genç kız gibi girişken,hoş sohbet ve bilgilidir.Fuat Bey,Kamil Bey’den dört yaş büyük Galatasaray’da beraber okudukları bir tanıdığıdır. Mahir Paşa’nın oğludur.Bağlarbaşı’ndaki köşkün komşusudur.İhsan Bey ve Ahmet Bey, Kamil Bey’in Galatasaray Lise’sinden sınıf arkadaşlarıdır.Nedime Hanım, İhsan Bey’in eşidir.Niyazi Ağabey; İhsan Bey,Ahmet Bey ve Nedime Hanım’ın Anadolu’ya yaptıkları yardımlar için aracılık yapan en önemli yardımcıları ve güvenilir dostlarıdır. Ramiz Efendi,Mütareke’den sonra savaşa geri dönmemiş ve Anadolu’ya yardım etmek için çalışan bir yedek subaydır.Fatma Hanım,Ramiz Efendi’nin karısıdır. Eğitimsiz ancak son derece cesur ve vatansever bir kadındır.&lt;br /&gt;1914 Dünya Savaşı karışıklığından iki yıl kadar sonra Kamil Bey,karısı Nermin ve kızı Ayşe ile birlikte İstanbul’a döner.Savaş yılları süresince yurtdışında mülklerinin bazılarını satarak geçindiği için bir miktar para sıkıntısı çekmektedir.İstanbul’a döneceklerini öğrenen Nermin Hanım’ın halası ve eniştesi israrla kendilerini köşklerinde misafir etmek isterler.Kamil Bey’de kabul eder. İstanbul’a kendilerini getiren vapur Çanakkale’de durduğunda limana inen Kamil Bey İstanbul’un içinde bulunduğu acı durumu daha iyi öğrenme fırsatı bulur.Şehir yangın yeri halindedir.Kuçuk kız çocukları sefaletten kendilerini satmaktadır ve bulaşıcı hastalıklar giderek yayılmaktadır.Vatanın felaketine dayanamayan subay ve memurların bazıları intihar etmektedirler.&lt;br /&gt;Nermin Hanım’ın halası ve eniştesi son derece büyük ve gösterişli bi köşkte oturmaktaydılar.Enişte Bey, işgal kuvvetlerinin ileri gelenleri ile işbirliği içinde olan, gönülden Padişaha bağlı,vatanseverlik duyguları gelişmemiş,her şeye sadece ticaret gözüyle bakan bir insandır.Kamil Bey’i Kerkük’deki topraklarını İngilizlere satması için ikna etmeye çalışmaktadır;ancak Kamil Bey bu emrivakiyi kabul etmez ve en kısa zamanda kendi evine taşınmaya karar verir.&lt;br /&gt;Serencebey’deki konakla,Çengelköy’deki yalı yanmış olduğundan Bağlarbaşı’nda bulunan çok uzun yıllardır bakım görmemiş köşkü tamir ettirerek orada yaşamayı planlar.Köşkün tamiri esnasında eski arkadaşı Fuat Bey’le görüşür ve o’nun başına gelen bir felaket neticesinde yaşamını tamamen değiştirerek bir kadiri dervişi olduğunu öğrenir.Fuat Bey İtalyan olan karısının, çocuğunu da yanına alarak başka birine kaçması yüzünden çocuğunu da kaybetmiş olmanın acısıyla derviş olmaya karar vermiştir.İki yıllık derviş Fuat Bey’le,iki yıllık yoksul Kamil Bey köskün yeniden yapılmasında kader birliği yaparlar.Birbirlerine hayat görüşlerini anlatarak etkilerler.&lt;br /&gt;16 Mart 1920′de işgal altında olan İstanbul tekrar işgal edildi.İngilizler İstanbul’u ikinci kez işgal ederken Eskişehir ve Afyonkarahisar’daki askerlerini geri çektiler.Osmanlı yanlısı olanlar sanki İstanbul’u Kuvayi Milliyeciler işgal etmişler gibi Anadoluya ateş püskürmekteydiler.Bazaıları içinse son umut Anadoludaydı.Kamil Bey ömründe Yakacık’tan öteye geçmemiş bir İstanbullu olduğundan Anadolu hakkında hiç bir fikri yoktu. ve bu düşünceye bu sebeple katılmıyordu.Anadolu’dan Mustafa Kemal ile ilgili bazı haberler geliyordu.İstanbul’da aydınlar bazı dernekler aracılığıyla Anadolu’ya yardım gönderiyorlar,subaylar gizlice Anadolu’ya kaçıyorlardı.Kamil Bey vatansever olmanın neyi gerektirdiğine hala karar verememişti.Bu dönemlerde karşısına Galatasaray Sultani’sinden sınıf arkadaşı Ahmet Bey çıktı.Ona arkadaşları İhsan’ın yedek subay olarak harbe gitmiş,beş kere yaralanmış,büyük yaralar göstermiş, esir düşmüş,kurtulup gelince küçük bir sermaye uydurup bi dergi çıkartmaya başlamış, Kuvayi Milliye’yi tuttuğu için mimlenmiş,üzerine işlemediği bir suç atılarak on yıl kürek cezasına çarptırılmış olduğunu anlattı.İhsanın karısı Nedime Hanım’ın dergiyi çıkartmaya d
