Öss-Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öss-Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2008 Perşembe

dil bilgisi ile ilgili anlatim bozuklugu

Yüklem Yanlışları :

Yüklem Eksikliği : İki farklı yargının tek eylemsiye veya tek yükleme bağlanması, çoğu kez yargılardan birinin eylemsiyle ya da yüklemle uyumsuzluğuna neden olur ve bu durum anlatım bozukluğu yaratır. Bu durumda her farklı yargıyı ayrı bir yan cümleye ya da yükleme bağlamak anlatım bozukluğunu ortadan kaldırır. Örnek :

Çok az veya hiç çalışmadan sınava girdiler.

İş konusunda ben onu, o da beni etkilemek istemez.

İş konusunda ben onu etkilemek istemem, o da beni etkilemek istemez.

Hava açık; ama sıcak değildi.

Hava açıktı; ama sıcak değildi.

Yüklem Uyuşmazlığı : Sıralı cümlelerde yüklemlerin kip ve kişi ekleri yönünden uyumlu olmaları gerekir. Bu eklerin uyumsuzluğu anlatım bozukluğu yaratır. Örnek : Sabahları bana uğrar, okula birlikte giderdik.

Sabahları bana uğrardı, okula birlikte giderdik.

Badana boya bitmiş, evi yerleştirecektik.

Badana boya bitmişti, evi yerleştirecektik.

Bu konuda seyircilerle biz eleştirmenler bir kez daha ters düştü sanırım.

Bu konuda seyircilerle biz eleştirmenler bir kez daha ters düştük sanırım.

Birleşik cümlelerde, yan cümlenin yüklem çatısıyla temel cümlenin yüklem çatısı, etkenlik ve edilgenlik yönünden uyumlu olmalıdır. Birinin çatısıyla temel cümlenin yüklem çatısı, etkenlik ve edilgenlik yönünden uyumlu olmalıdır. Birinin çatısı etkenken diğerinin edilgen olması, çatı uyumsuzluğuyla ilgili anlatım bozukluğu oluşturur. Sıralı cümlelerde yer alan yüklemlerin de çatılarının etkenlik edilgenlik yönünden uyumlu olması gerekir. Örnek :

Toplantıda hep aynı konu tartışılıyor, saatlerce aynı şeyler konuşuyordu.

Toplantıda hep aynı konu tartışılıyor, saatlerce aynı şeyler konuşuluyordu.

Midesinden şikayeti olanlara fazla kızartma yememesini tavsiye ediyorlar.

Midesinden şikayeti olanlara fazla kızartma yememelerini tavsiye ediyorlar.

Nesne Yanlışları :

Nesne-Yüklem Uyuşmazlığı : Bu uyuşmazlık, bileşik cümlelerde nesnenin, ilk cümlenin yüklemine uymamasından kaynaklanır. Bu bozukluk ikinci cümleye dolaylı tümleç, edat tümleci veya nesne eklenerek giderilebilir. Örnek :

Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman mektup yazdı.

Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman bana mektup yazdı.

Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, yerine oturttu.

Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, çocuğu yerine oturttu.

Nesnelerin Yapısal Uyuşmazlığı : Bir cümlede aynı eklerle türetilen birden çok eylemsi, nesne görevinde kullanılabilir. Bu nesnelerin ekleri farklı kullanılmışsa bunlar arasında yapısal uyumsuzluk oluşur ve bu uyumsuzluk anlatım bozukluğu yaratır. Örnek :

Seni anladığımı ve onaylayışımı gözden kaçırmazdın sanmıştım.

Seni anladığımı ve onayladığımı gözden kaçırmazdın sanmıştım.

Ne gelişini ne de gittiğini gördüm.

Ne gelişini ne de gidişini gördüm.

Özne Yanlışları : Sıralı ve bağlı bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan öznenin bütün yüklemlere uyması gerekir. Özne, bu eylemlerden birine uymazsa cümlede özne yüklem uyuşmazlığı ortaya çıkar. Bu tür anlatım bozuklukları, her farklı yargıya ayrı bir özne kullanılmasıyla giderilebilir. Ayrıca özneyle yüklem arasında, kişi yönünden ve tekillik çoğulluk yönünden bir uygunluk da olmalıdır. Örnek :

Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve ikinci baskıya girecek.

Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve kitap ikinci baskıya girecek.

O resimlerinde pastel renkleri kullanmış, bu nedenle çok çabuk satılmış.

O resimlerinde pastel renkleri kullanmış, bu nedenle resimleri çok çabuk satılmış.



Tümleç Yanlışları :

Zarf Tümleci-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde, zarf tümleci ortak olmadığı halde, bütün yüklemler için ortak öğe kabul edilirse, anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Bu anlatım bozukluğu, ikinci cümleye bir zarf tümleci ilavesiyle giderilebilir. Bu nedenle bu anlatım bozukluğunun diğer adı, zarf tümleci eksikliğidir. Örnek :

Her zaman senin yanındayım, seni yalnız bırakmayacağım.

Her zaman senin yanındayım, hiçbir zaman seni yalnız bırakmayacağım.

Hiçbir zaman kendini düşünmedi, ailesinin mutluluğu için çalıştı.

Hiçbir zaman kendini düşünmedi, her zaman ailesinin mutluluğu için çalıştı.

Edat Tümleci-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde, edat tümleci durumundaki öğe, ortak olmadığı halde ortak kabul edilirse anlatım bozukluğu meydana gelir. Bu uyuşmazlık ikinci cümleye uygun bir tümleç ya da nesne eklenerek giderilebilir. Aynı şekilde bir dolaylı tümleç, nesne ya da öznenin yüklemle uyum sağlamayış nedeni bir edat tümleci eksikliği olabilir. Örnek :

Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce sohbet ederdi.

Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce onunla sohbet ederdi.

Arkadaşımın babası geldi, bir süre sohbet ettik.

Arkadaşımın babası geldi, bir süre onunla sohbet ettik.



Dolaylı Tümleç-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan dolaylı tümlecin, ilk cümlenin yüklemine uyarken ikinci cümlenin yüklemine uymadığı görülebilir. Böylece tümleç-yüklem uyuşmazlığı ile ilgili anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Örnek : Kadına her fırsatta bağırıyor, sürekli aşağılıyordu.

Kadına her fırsatta bağırıyor, kadını sürekli aşağılıyordu.

Sana her konuda güveniyor ve yardım bekliyoruz.

Sana her konuda güveniyor ve senden yardım bekliyoruz.

Tamlama Yanlışları :

Tamlaması Yanlışları : Bir ad tamlamasında;

§ Tamlayan ya da tamlanan sözcüklerden birinin eksikliği,

§ Tamlayan veya tamlanan eklerinden birinin kullanılmaması dolayısıyla tamlayan eksikliğinin anlam belirsizliği yaratması, ad tamlamasına ilişkin belli başlı yanlışlıklardır. Örnek :

Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de zamanıdır.

Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de bunun zamanıdır.

Sıfat Tamlaması Yanlışları : Sıfat tamlamasına ilişkin yanlışlıklar şu şekilde oluşabilir;

§ “Bir” den büyük sayı sıfatlarıyla kurulan sıfat tamlamalarında adın çoğul eki alması yanlışlık yaratır. Bu tür sıfat tamlamalarında adın tekil kullanılması gerekir. Örnek:

Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacılar söz alacakmış.

Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacı söz alacakmış.

Dışarıda iki insanlar seni soruyordu.

Dışarıda iki insan seni soruyordu.

§ “Birçok, biraz, herhangi, birkaç, hiçbir, her” gibi belgisiz sıfatların tamlayan olduğu sıfat tamlamalarında, adın tekil kullanılması gerekir. Örnek :

İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katıldı.

İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katıldı.

Hiçbir anne ve babaların buna itiraz edeceğini sanmam.

Hiçbir anne ve babanın buna itiraz edeceğini sanmam.

§ “Her” belgisiz sıfatının tamlayan olduğu sıfat tamlamalarında, yüklemin olumsuz olması anlatım bozukluğu yaratır. Örnek :

Bu mevsimde her çeşit kuş avlanmayacaktır.

Bu mevsimde hiçbir çeşit kuş avlanmayacaktır.

Bu tarihlerde her grup sınavlarını aksatmayacak.

Bu tarihlerde hiçbir grup sınavlarını aksatmayacak.

Noktalama Yanlışları : Noktalama işaretlerinin eksik ya da yanlış yerde kullanılması; cümleleri bir anlam belirsizliğine sürükleyebileceği gibi cümleden birden fazla anlam çıkmasına da yol açabilir. Bu nedenle noktalama işaretlerinin anlama etkileri ve kullanıldığı yerler iyi bilinmelidir. Yanlış kullanımlar ortaya çıkarsa amaçlanan anlama ulaşmak mümkün olmaz. Bu durumlar da cümlede bir anlatım bozukluğu yaratır Örnek :

Yabancı dükkandı eşyaları beğenmedi.

Yabancı, dükkandı eşyaları beğenmedi.

Bebekler için, ağlamak, açlık ve korku gibi durumların en doğal ve tek anlatım biçimidir.

Bebekler için ağlamak, açlık ve korku gibi durumların en doğal ve tek anlatım biçimidir.

Kadın şoförü şöyle bir süzdü.

Kadın, şoförü şöyle bir süzdü.

Yapıları Yanlış Olan Sözcükler : Kimi zaman yapım eklerinin sözcüklere, kurallara uygun olarak seçilmemesinden dolayı, kimi zaman da eklerin yanlış seçilmesi nedeniyle sözcüklerin yapıları bozuk olur. Yanlış yapılandırılmış sözcükler, dil bilgisi kurallarına uymaz ve anlatım bozukluğu yaratır. Örnek :

Çocuğu iyi bir doktora bakıtmak gerekiyor.

Çocuğu iyi bir doktora baktırmak gerekiyor.

Alıkoyulan paketleri yarın postaya verelim.

Alıkonulan paketleri yarın postaya verelim.

Bu eşyaları pahalılatmak müşteri kaybına yol açar.

Bu eşyaları pahalılaştırmak müşteri kaybına yol açar.

Yanlış Ek Kullanımı : Bir sözcüğe, gelmesi gereken ekin dışında yanlış bir ekin getirilmesi de kimi zaman anlatım bozukluğuna yol açar. Örnek :

Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olduğundan kaynaklanıyor.

Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olmasından kaynaklanıyor.

Okuduklarını ezberlemek değil, tartışarak özümlemesine sağlamak gerekir.

Okuduklarını ezberlemek değil, tartışarak özümlemesini sağlamak gerekir.

Her ne kadar şehir dışına taşınmışsak bile beklenen rahatlığa kavuşulmamıştır.

Her ne kadar şehir dışına taşınmışsak bile beklenen rahatlığa kavuşamadık.

anlam bakimindan anlatim bozuklugu (sozcuk duzeyinde anlatim bozuklugu)

Gereksiz Sözcük ve Ek Kullanımı : Bir cümlede yeterli sayıda sözcük kullanılması gerekmektedir. Diğer bir deyişle gereksiz sözcükler olmamalıdır. Çünkü, gereksiz sözcük kullanımı cümlenin duruluğunu bozar ve anlatım bozukluğu meydana getirir. Bu anlatım bozukluğu şu şekillerde olabilir :

Örnekler:

Atatürk’ün yaptığı yenilikçi devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.

Atatürk’ün yaptığı devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.

Yatmadan önce dişlerini fırçalamayı unutma.

Yatmadan dişlerini fırçalamayı unutma.

Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranış biçimlerinde bir gariplik yoktu.

Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranışlarında bir gariplik yoktu.



Yardımcı Eylemlerin Gereksiz Kullanılması : “Et, ol” yardımcı eylemlerinin yerini ad ve ad soylu sözcüklere gelen herhangi bir yapım eki tutuyorsa, ya da bunlar cümleden çıkarıldığında, bir anlam değişimi veya daralması olmuyorsa, yardımcı eylemlerin kullanılması gereksizdir.



Örnekler:

Kendine iyi bakmadığı için sık sık hasta oluyor.

Kendine iyi bakmadığı için sık sık hastalanıyor.

Doktorun bütün hastalarını iyi ettiğini duydum.

Doktorun bütün hastalarını iyileştirdiğini duydum.

Bu işin en kısa sürede biteceğini umut ediyordum.

Bu işin en kısa sürede biteceğini umuyorum.

Gereksiz Ek Kullanımı : Örnek :

İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katılmıştı.

İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katılmıştı.

Bu bestesi onun en tanınmış eseridir.

Bu beste onun en tanınmış eseridir.

Babamın başı ağrıdığında aspirin içerdi.

Babam başı ağrıdığında aspirin içerdi.

Yanlış Anlamda Kullanılan Sözcükler : Kimi sözcükler aynı kökten türediği için yazılış ve okunuş olarak birbirine benzer; ancak bunların anlamları farklıdır. Bu sözcükler karıştırılıp birbirinin yerine kullanılırsa, anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Ayrıca kimi durumlarda cümlenin anlamıyla, o cümlenin içinde yer alan bir sözcük anlamaca uyuşmaz, çelişir. Sözcük yanlış anlamda kullanıldığı için de anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Örnek :

Güzelliğinin farkında olduğunu belirten davranışlar sergiliyordu.

Güzelliğinin farkında olduğunu gösteren davranışlar sergiliyordu.

Bu kadar çekimser olmana gerek yok; aralarına katıl, girişken ol.

Bu kadar çekingen olmana gerek yok; aralarına katıl, girişken ol.

Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar sağlamaktadır.

Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar vermektedir.

Yanlış Yerde Kullanılan Sözcükler : Bir cümlede her sözcüğün yerli yerinde, başka bir deyişle her sözcüğün kullanılması gereken yerde olması gerekir. Cümle içindeki bir tek sözcüğün bile yerini değiştirmek farklı anlamlar, farklı yorumlar ve yargılar oluşturur. Kimi zaman da mantıksal tutarsızlıklara yol açar. Örnek :

Ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış ülkemizin belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.

Ülkemizin ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.

Ankara’da Kızılay’ın yapılan yeni binası görkemli olacak.

Kızılay’ın Ankara’da yapılan yeni binası görkemli olacak.

Okulu bitirince doktor olarak doğduğu kasabada çalışmaya başladı.

Okulu bitirince doğduğu kasabada doktor olarak çalışmaya başladı.

Anlamca Çelişen Sözcükler : Anlamca, cümlenin yargısıyla uyuşmayan, cümlede iletilen yargıyla çelişen ya da karşıtlık yaratan sözlerin bir arada kullanılması önemli bir anlatım kusurudur. Cümlenin anlamında çelişki, genellikle “kesinlik” ve “olabilirlik” anlamı taşıyan sözlerin bir arada kullanılmasından kaynaklanır. Örnek : Kapının önünde tamı tamına üç beş nöbetçi vardı.

Kapının önünde üç beş nöbetçi vardı.

Eminim ki bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.

Bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.

Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda belki alacaksın.

Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda alacaksın.



Deyim ve Atasözü Yanlışları : Deyim ve atasözleriyle ilgili iki tür yanlışlık yapılabilir :

§ Deyimler ve atasözleri, kalıplaşmış söz gruplarıdır. Bu kalıpların bozulması ve bir sözün yerine eş anlamlısının getirilmesi anlatım bozukluğu yaratır.

§ Bir deyimin ilettiği anlamla, cümlenin taşıdığı anlam arasında bir uyumsuzluğun olması anlatım bozukluğuna neden olur. Örnek :

Bir koyundan iki deri çıkmaz.

Bir koyundan iki post çıkmaz.

Haydi bakalım seç pirincin taşını.

Haydi bakalım ayıkla pirincin taşını.

Tüm itirazlara göz yummuştu.

Tüm itirazlara kulak tıkamıştı.

Mantısal Tutarsızlık : Bir cümlede, iletilmek istenen anlamın eksiksiz olabilmesi için düşünce ve mantık son derece önemlidir. İyi bir anlatımda sağlam bir düşünme ve mantık yürütme temel koşuldur. Mantıksal hataları ve tutarsızlıkları içeren cümleler, dil bilgisi kurallarına uygun olsalar bile anlamı ve yargıyı eksiksiz iletmezler. Bu tür yanlışlar genellikle dikkatsizlik sonucu ortaya çıkar. Örnek: Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere hatırlatmaya çalıştık.

Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere tanıtmaya çalıştık.

Önlem alınmazsa bu hastalık ölüme, hatta kısmi felce neden olabilir.

Önlem alınmazsa bu hastalık kısmi felce, hatta ölüme neden olabilir.

Son turda atlet, arkasındaki yarışçıyı bir hamlede geçti.

Son turda atlet, önündeki yarışçıyı bir hamlede geçti.



Karşılaştırma Yanlışları : Kimi durumlarda varlıklar, nesneler ve kavramlar arasındaki benzerlik ve farklılıkları göstermek için yapılan karşılaştırmalar ya ikili bir anlam, iki farklı yorum yaratır ya da mantığa uymaz. Böyle durumlarda cümlede anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Örnek :

Kardeşim annemi babamdan çok sever.

Sen futboldan benden daha çok hoşlanırsın.

Sırma gibi siyah saçlarını toplayıp topuz yaptı.

5 Ocak 2008 Cumartesi

siir turleri

1.LİRİK ŞİİR
Duygu ve düşüncelerin coşkulu bir dille anlatan şiire lirik şiir denir.
Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini Lyra (lir) denilen bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere lirik denilmiştir.Lirik şiir, dünya edebiyatında en çok işlenen ve sevilen şiir türüdür.Lirik şiirler insan yüreğine seslenen , okunduğunda insanı duygulandıran , coşkulandıran şiirlerdir.Batı edebiyatında Rönesans devrim şairlerinin(PETRERCA,RONSARD) daha sonra da ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik şairlerin(Lamartine ,Hugo, Goethe, Schiller) duygusal ve öznel bir nitelik gösteren şiirlerin bu türün başarılı örnekleridir.

Örnek-1
Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm
Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni
Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları
( İlhan BERK)
Örnek-2
Kara dutum, çatal karam ,çingenem
Nar tanem , nur tanem , bir tanem,
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın oğulum
Günahımsın vebalimsin .
Dili mercan , dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum,
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum ,çatal karam çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem? (B.RAHMİ EYÜBOĞLU)
Örnek-3
NERDESİN?
Geceleyin bir ses böler uykumu.
İçim ürpermeyle dolar: - Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.
Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: Nerdesin?
Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden bir gün bana "Gel" desin (Ahmet Kutsi TECER)
Örnek-4
ENDÜLÜSTE RAKS
Zil, şal ve gül. Bu bahcede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında endülüs üc defa kırmızı.

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir
İspanya neş'esi ile bu akşam bu zildedir.

Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,
İşveyle devriliş, örtünüşleri...

Her rengi istemez, gözümüz şimdi aldadır.
İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır..

Alnında halka halka aşüfte kakülü
Gögsünde yosma gırnatanın en güzel gülü...

Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü sürmeli,
Şeytan diyor ki, sarmalı yüz kere öpmeli.

Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle
Her kalbi dolduran zile, her sineden "Ole!" (Yahya Kemal BEYATLI)


2.PASTORAL ŞİİR
Çoban ve kır yaşamını,doğa güzelliklerini anlatan şiirlere pastoral şiir denir.
Pastoral şiirlerin her türlü süsten , yapmacıktan ,gösteriş ve söz oyunlarından uzak bir yapısı vardır.Bunlara bukolik şiir ( çoban şiiri) de denir.

Pastoral şiirin iki biçimi vardır:

İDİL: Bir ozanın ya da çobanın ağzından yazılıp kır yaşamının çekiciliğini , güzelliğini anlatan çobanıl aşkı yansıtan kısa şiirlere denir.

EGLOG: BİR kaç çobanın karşılıklı konuşmaları yoluyla oluşturulan , aşk , kır yaşamı üzerine duygu ve düşüncelerini yansıtan pastoral şiirlere denir.

Örnek-1
Avludan geçtiğini gördü gelinin
Suya gidiyordu öğle güneşinde
Ardında bebesi yalınayak
Geride Karabaş
Tozlu yoldan
Söğütlerin oradaki çeşmeye
Yalağında bulutlar yıkanan çeşmeye
(oktay RIFAT)
Örnek-2
Gümüş bir dumanla kapandı her yer
Yer ve gök bu akşam yayla dumanı
Sürüler , çeşmeler , sarı çiçekler
Beyaz kar, yeşil çam, yayla dumanı ( Ö.BEDREDDİN UŞAKLI)
Örnek-3
BİNGÖL ÇOBANLARI
Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.
Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum.
Bekçileri gibiyiz ebenced buraların,
Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
Görmediği gün aynı pınardan doldurup testimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla.
Okuma yok,yazma yok, bilmeyiz eski yeni,
Kuzular bize söyler yılların geçtiğini,
Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;
Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,
Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı.
Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda,
Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam;
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda,
"Suma"mın başka köye gelin gittiği akşam,
Gün biter, sürü yatar ve sararsan bir ayla,
Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.
Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al,
Diye hıçkırır kaval:
Bir çoban parçasısın, olmasan bile koyun,
Daima eğeceksin başkalarına boyun;
Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı,
Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an,
Mademki kara bahtın adını koydu çoban!
Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden,
Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
Anlattı uzun uzun.
Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
Nadir duyabildiği taze bir heyecanla,
Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına,
Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına. (Kemalettin Kamu)
Örnek:4
ÇOBAN ÇEŞMESİ
Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
Ne söyler su dağa çoban çeşmesi.
"Goynunu Şirin'in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca,
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi...
"O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
Değdi kaç dudaga çoban çesmesi.
Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu,
Kerem'in sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
Sızmadı toprağa çoban ceşmesi.
Leyla gelin oldu,
Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
Ateşten kızaran bir gül ararda,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,
Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi... (Faruk Nafiz ÇAMLIBEL)

3.EPİK ŞİİR
Epik sözcüğü , Yunancada destan anlamındaki epope den gelmektedir. Yazının bulunuşundan önceki dönemlerde ulusların hayatında derin izler bırakan tarihsel olayları dile getiren destanlar epik şiir sayılır.Epik şiirlerde yiğitlik, kahramanlık, savaş… temaları işlenir.Her epope ( destan) ya da epik şiirlerde tarihsel bir gerçek vardır. Epik şiir bu gerçekten kaynaklanır.Epik şiirlerin çoğu , okuyucuyu coşkulandırdığı için lirik özellikler de taşır.

Örnek-1
Durduk , süngü takmış kafir ayakta
Bizde süngü yok
Bir hayret kızıllığı akardı üstümüzden
Dehşetten daha çok
Durduk , süngüsü düşmanın pırıl pırıl ,
Önümüze çıktı bir gündüz,bir gece
Korku değil haşa
Bir büyük düşünce .
( F.Hüsnü DAĞLARCA)
Örnek-2
Kalktı göç eyledi Avşar elleri,
Ağır ağır giden eller bizimdir.
Arap atlar yakın eder ırağı,
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.
Belimizde kılıcımız Kirmani,
Taşı deler mızrağımın temreni.
Hakkımızda devlet etmiş fermanı,
Ferman padişahın,dağlar bizimdir.
Dadaloğlu'm birgün kavga kurulur,
Öter tüfek davlumbazlar vurulur.
Nice koçyiğitler yere serilir,
Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. (DADALOĞLU)

4.DİDAKTİK ŞİİR
Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiir türüdür. Eski çağlarda ozanların eğitici öğretici bir kişi olduğu kabul ediliyordu. Eski Yunan edebiyatında HESİODOS bu türün ilk örneklerini vermiştir.Türk edebiyatında "ta'limî" terimi de aynı anlamda kullanılmıştır. Manzum hikâyeler ve fabllar da bu gruba girer.

Örnek-1
KARGA İLE TİLKİ
Bir dala konmuştu karga cenapları;
Ağzında bir parça peynir vardı.
Sayın tilki kokuyu almış olmalı;
Ona nağme yapmaya başladı:
"Ooooo! Karga cenapları, merhaba!
"Ne kadar güzelsiniz; ne kadar şirinsiniz
"Gözüm kör olsun yalanım varsa
"Tüyleriniz gibiyse sesiniz
"Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın."
Keyfinden aklı başından gitti bay karganın;
Göstermek için güzel sesini
Açınca ağzını düşürdü nevâlesini.
Tilki kapıp onu dedi ki: "Efendiciğim,
Size küçük bir ders vereceğim;
Alıklar olmasa iş kalmaz açık gözlere;
Böyle bir ders de değer sanırım bir peynire"
Karga şaşkın, mahcup biraz da geç ama,
Yemin etti gayrı faka basmayacağına. (Çev: Orhan Veli)
Örnek-2
Şunlar ki çoktur malları
Gör nice oldu halleri
Sonucu bir gömlek imiş
Anında yoktur yenleri ( Yunus EMRE )

5.SATİRİK ŞİİR
Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğru olur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir.

Örnek-1
Pek rengine aldanma felek eski felektir
Zira feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönektir
Ya bister-i kemhâda , yâ virânede can ver
Çün bay ü gedâ hâke beraber girecektir
Allaha sığın şahs-ı halimin gazabından
Zira yumuşak huylu atın çiftesi pektir
Yaktı nice canlar o nezaketle tebessüm
Şirin dahi kasdetmesi cana gülerektir
Bed asla necabet mi verir hiç üniforma
Zerdüz palan ursan eşek yine eşektir
Bed mâye olan anlaşılır meclis-i meyde
İşret , güher-i âdemi temyize mihenktir

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tektir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir
Nâdânlar eder sohbet-i nâdânla telezzüz
Divânelerin hemdemi divâane gerektir
Aff ile mübeşşer midir eshâb-ı meratip
Kanun-i ceza âcize mi hâs demektir
Milyonla çalan mesned-i izzetde serefrâz
Bir kaç kuruşu mürtekibin câyı kürektir
İman ile din , akçadır erbâb-ı gınâda
Namus ü hamiyyet sözü kaldı fukarada
(Ziya Paşa)
Örnek-2
Benim bu gidişe aklım ermiyor
Fukara halini kimse sormuyor
Padişah sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim

6.DRAMATİK ŞİİR
Tiyatroda kullanılan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu durum dram tiyatro türünün ( 19. yy. ) çıkışına kadar sürer. Bundan sonra tiyatro metinleri düz yazıyla yazılmaya başlanır.
Dramatik şiir harekete çevrilebilen şiir türüdür. Başlangıçta trajedi ve kommedi olmak üzere iki tür olan bu şiir türü dramın eklenmesiyle üç kere çıkmıştır.
Bizde dramatik şiir türüne örnek verilmemiştir. Çünkü bizim Batı’ya açıldığımız dönemde ( Tanzimat ) Batı’da da bu tür şiirler yazılmıyordu; nesir kullanılıyordu tiyatroda. Bizim tiyatrocularımız da tiyatro eserlerini bundan dolayı nesirle yazmışlardır. Ancak nadirde olsa nazımla tiyatro yazan da olmuştur. Abdülhak Hamit Tarhan gibi...
Batı edebiyatında Corneille, Racine, Shakespeare;Türk edebiyatında Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Faruk Nafiz Çamlıbel dramatik şiirin en güzel örneklerini vermişlerdir.

«Eşber» den bir parça:
Halketsem esirlerle leşker,
Mahveylesem ordularla asker,
Olsa bana hep mülûk çâker;
Cinsince o iktidar münker,
Fevkimde uçar tuyûr-u kemter!
Âvâze-i dehr iken tanînim,
Gördüm ana değmiyor enînim;
Milletlere karşı âhenînim;
Bir âfete karşı nazenînim.
Afetse de ey ilâh göster!
Bilmem bana ân mı, şân mı lâzım?
Gülbün mü ya kehkeşân mı lâzım?
Âguuş-u vefâ-nişân mı lâzım?
Bir pençe-i hun-feşân mı lâzım?
Canan mı güzel, cihan mı hoş-ter? (Abdülhak Hâmit TARHAN)

edebi sanatlar

İNTAK (KONUŞTURMA) SANATI

* Cansız varlıkları ve insan dışındaki canlıları insan konuşturmaya intak denir.
* Mor menekşe:’’Bana dokunma;’’diye bağırdı.
* Minik kuş:’’Anne beni rüyalar ülkesine götür.’’diye yalvarıyordu.
* Not: İntak sanatının olduğu her yerde doğal olarak teşhis sanatı vardır.

TEZAT SANATI

* Aralarındaki bir ilgiden dolayı aynı konu ile ilgili karşıt kavramların ya da özelliklerin bir arada kullanılmasıdır.
Ağlarım hatıra geldikçe gülüşlerimiz.

Neden böyle düşman görünürsünüz.
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar.

Bende gördüm güneşin doğarken battığını

MÜBALAĞA (ABARTMA) SANATI

* Bir varlığın, olayın ya da durumun olduğundan büyük ya da küçük gösterilmesine mübalağa denir.
Âlem sele gitti gözlerimin yaşından.

Aramazdık gece mehtabı yüzün parlarken
Bir uzak yıldıza benzedi güneş sen varken.

HÜSN-Ü TALİL SANATI

* Bir olgunun gerçek nedeni bilindiği halde onu başka bir nedenden oluyormuş gibi gösterme sanatıdır. Gerçek sebep inkâr edilerek yerine heyecan verecek bir neden gösterilir. Gösterilen neden güzel olmalıdır.
Ateşten kızaran bir gül ararda
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi
Biz mutlu olalım diye her şey yeşile boyanmış

TEVRİYE SANATI
* Nükte yapmak için iki anlamı bulunan bir sözcüğün uzak anlamını kastederek kullanma sanatıdır.

Bir buse mi bir gül mü dedi gönlüm
Bir nim tebessümle o afet gülüverdi.
Bize Tahir Efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zahirdir
Maliki mezhebim benim zira
İtikadımca kelp Tahir’dir (Kelp; köpek demektir. Tahir; temiz demektir.
Maliki mezhebine göre köpek temiz varlıktır.)

TECAHÜL-İ ARİF SANATI
* Bir nükte yapmak için bildiği bir şeyi bilmezlikten gelmeye tecahül-i arif denir

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Geç fark ettim taşın sert olduğunu
Su insanı boğar, ateş yakarmış.

TELMİH SANATI
* Bir mısrada veya cümlede geçmişte yaşanmış olan, herkesçe bilinen bir olayı veya şahsı hatırlatmaya telmih denir. …
Tur Dağı’nda Musa ile çağırayım Mevla’m seni

KİNAYE SANATI
* Bir kelimeyi veya sözcük grubunu hem gerçek hem de mecaz anlama gelecek şekilde kullanmaya kinaye denir. Kinaye de mecaz anlam kastedilir

Düşenin elinden tutmak gerekir. Ali gözü açık bir çocuktur.

TARİZ (İRONİ) SANATI
* Birini küçük düşürmek ve onunla alay etmek amacıyla sözün ya da kavramın gerçek ve mecaz anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektedir.
Düşük alan bir öğrenciye:’’Allah nazardan korusun, bu ne büyük başarı.’’demek gibi.

TENASÜP SANATI
* Anlam bakımından aralarında ilgi bulunan iki veya daha fazla kelimenin bir arada (beyit-mısra- dörtlük) kullanılmasına denir.
Nedir bu zulüm, bu haksızlık, bu işkence.

LEFF-Ü NEŞİR (TOPLAYIP DAĞITMA) SANATI
* Birinci mısrada toplanan en az iki kavramın ikinci mısrada bir benzerinin söylenmesine denir.
Gönlümde ateştin, gözümde yaştın
Ne diye tutuştun, ne diye taştın.

CİNAS SANATI
* Mısra sonlarında sesteş sözcüklerle yapılan uyaklara cinas sanatı denir.

Kalem böyle çalınmış yazıma
Ne kışım benzer kışıma
Ne yazım benzer yazıma

Kısmetindir gezdiren yer yer seni
Arşa çıksan da bu akıbet yer yer seni.


SECİ
* Düz yazıda, kelimelerin kafiyeli olacak şekilde sıralanmasına denir
Sarı saçlı sevgilim seni saat sekizde saray sinemasında bekliyorum.

ALİTERASYON
Mısra veya beyitte ahenk oluşturacak şekilde aynı sesin veya hecenin tekrarlanmasına denir.

AKROSTİŞ SANATI
Mısraların baş harflerinin birleşmesi sonucu anlamlı bir kelime veya isim çıkacak şekilde şiir yazmaktır.

Nasıl ağlar hazan erince yapraklar
İntizar ile bî-mecal sararıp düşerken
Hayalî kaplar ufku geçen yazın
Artık sade hatırası kalacaktır
Leylâklarda müteessir solan

İRSAL-İ MESEL ( Örnek, misal getirme)
Yazılı ve sözlü anlatımda bilhassa şiirde ifade edilen düşünceyi ispat etmek, pekiştirmek ya da daha etkili kılmak maksadıyla meşhur bir sözü ya da vecizeyi söyleme, kullanma sanatıdır. Bu sanat özellikle muhatabı ikna etmek maksadıyla yapılır ve kullanılan atasözü ve vecizeler Türkçenin yanı sıra Farsça veya Arapça da olabilir.

Kirpikleri uzundur yârin hayale sığmaz
Meşhur bir meseldir “Mızrak çuvala sığmaz” ( Hevâî)

Mesel: Örnek, benzer, numune; anlamlı ve dokunaklı etkili söz; ahlâka yararlı hikâye
darb-ı mesel: Atasözü
Sevgilini kirpikleri öyle uzundur ki hayale bile sığmaz, hayal dahi edilemez. Meşhur bir atasözü dür; Mızrak çuvala sığmaz.

TEŞBİH (BENZETME)

* Anlama güç katmak için, aralarında gerçek ya da mecaz, çeşitli yönlerden ilgi, benzerlik bulunan en az iki varlıktan zayıf olanı nitelik bakımından güçlü olana benzetme sanatıdır.
Şair, kendisini etkileyen bir olay veya varlık karşısında heyecanlanır, bu heyecanını daha kuvvetli ve tesirli anlatabilmek için, o ruh hâlini okuyucuda daha iyi canlandırabilecek benzetmeler yapma yoluna gider ve bunun sonucunda da teşbih sanatı meydana gelmiş olur.

Teşbih sanatında en az iki, en fazla dört öğe bulunur. Öğeleri şunlardır :
1- Benzeyen (müşebbeh, teşbih edilen, benzetilen) : Birbirine benzetilen şeylerden nitelik bakımından güçsüz olanıdır.
2- Kendisine Benzetilen : Birbirlerine benzetilen şeylerden nitelik bakımından daha üstün ve güçlü olanıdır.
3- Benzetme Yönü : benzeyen ve kendisine benzetilen arasındaki ortak noktadır. Zaten benzetme bu ortak noktayı belirtmek için yapılır. (Ancak bu ortak nokta her zaman vurgulanarak zikredilmeyebilir.)
4- Benzetme Edatı : Benzeyen ve kendisine benzetilen arasında benzetme ilgisi kuran kelime veya ektir. Teşbihte genellikle şu kelime ya da ekler benzetme edatı olarak kullanılır :
Âdeta, andırır, benzer, bigi, çü, çün, gibi, gûnâ, gûne, gûyâ, gûyiyâ, kimi, mânend, meğerki misal, misillü, misl, nitekü, nitekim sanki sıfat (gül- sıfat), tek, tıpkı, -asa, -vâr, -veş vb.
Aşağıdaki örnekte benzetme ögelerini topluca görebilmekteyiz.

Durmuş zaman gibiydi geçmeyen zaman. ( Yahya Kemal)
1- Benzeyen (benzetilen) : zaman
2- Kendisine benzetilen: durmuş saat
3- Benzetme yönü ( : durup geçmemek, ilerlememek, durmuş
4- Benzetme edatı: gibiydi

Ali aslan gibi cesurdur.
1- Benzeyen-benzetilen: Ali
2- Kendisine benzetilen: aslan
3- Benzetme yönü: cesaret
4- Benzetme edatı: gibi


İSTİARE (İĞRETİLEME)

* Teşbihin ana öğelerinden sadece kendisine benzeyen ya da kendisine benzetilenle yapılan teşbihe istiare denir. Kendisine benzetilenle yapılana "açık istiare" kendisine benzeyenle yapılana "kapalı istiare" denir.
İstiare
Açık İstiare: Benzeyen-Yok Benzetilen-Var
Kapalı İstiare:Benzeyen-Var Benzetilen-Yok


* Bir ihlal uğruna Rab ne güneşler batırıyor.
K.Benzetilen
* Uludağ etekleri al ipekten bu akşam.
* Karadutum, çatal karam, çingenem
* Nar tanem, nur tanem, bir tanem
* Varsın rüzgâr bahçelerde gezsin
* Ay zeytin ağaçlarından yere damlıyordu.


TEŞHİS (KİŞİLEŞTİRME) SANATI

* Cansız varlıklarla ve insan dışındaki canlılara insan özellikleri vermeye teşhis sanatı denir.

Onun ölümüne gökyüzü ağladı.
İçmiş gibi geceyi bir yudumda,
Göğün mağrur bakışlı bulutları.
Ay suda bestelerken en güzel şarkısını
Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı.

dunya edebiyati

YUNAN EDEBİYATI

HOMEROS
* Destan türünde eser yazılır.
* Eserleri: İlyada, Odysseia

HESİODOS
* Didaktik eserler yazmıştır.
* Eserleri: İşler ve günler, Kosmosk

SAPHO
* Lirik aşk şiirler yazmıştır.
* Eserleri: Düğün, Şarkı, İç Savaşlar.

AİSSPOS
* Fabl türünün kurucusudur.

AİSKHYLOS
* Yunan geleneklerini ve ahlakını savunur. .
* Eserleri: Yalvaran Kızlar, Persler, Zincire Vurulmuş, Prometheyus

SOPHOKLES
* İnsanlar arası çatışmaları işlemiştir.

EURUPİDES.
* Eserleri: Kylops(dram),Fenikeli Kadınlar, Heleno, Elektra.

ARİSTOPHANES
* Eserlerinde siyasetçileri aşırı bir biçimde eleştirmiştir.
* İlk büyük komedya şairidir
* Eserleri: Kuşlar, Eşek Arıları.

HEREDOTOS (Tarih’te) SOKRATES(Felsefe’de EFLATUN (PLATON) Felsefe’de) ARİSTO (Felsefe’de)

İSPANYOL EDEBİYATI

CERVANTES
* Osmanlı Devleti ile yapılan İnebahtı deniz savaşında esir olarak alınmıştır. Sonradan serbest bırakılmıştır.
* Döndükten sonra “DON KİŞOT” romanını yazmıştır.
* Bu eserle modern romanın kuruluşu başlamış oldu.
* Bu kitapta Don Kişot adlı bir şahıs kendini şövalye zannedip uşağı Pança ile dünyadaki haksızlığı kaldırmak için yel değirmenlerine saldırır.

İTALYAN EDEBİYATI

DANTE
* Rönesans’ın fikir babalarındandır. Ancak onu göremedi.
* Bilge biridir.
* En önemli eseri: Tanrısal Komedya’dır.

BOCCACIO
* Dünyada küçük hikâye türünün ilk örneklerini yazmıştır.
* Hikâyelerinde insanoğlunun tüm yaşam koşullarını işlemiştir.
* En önemli eseri: DECAMERON’ DUR.

ARİOSTO
* Rönesans’ın önemli yazarlarındandır.
* En önemli eseri: ÇILGIN ORLANDO’DUR.

TASSO
*En önemli eseri: Kurtarılmış Kudüs’tür.

FRANSIZ EDEBİYATI

MONTAIGNE
* Deneme türünün babası sayılır.
* Özgür düşüncenin savunucusu olmuştur.
* Rönesans edebiyatının en önemli temsilcisidir.
* En önemli eseri: DENEMELER’DİR

CORNEILLE
* Fransız tragedyasının babası sayılır.
* Le Cid, Horace, Cinna, Polyeucte en önemli eserleridir.

RACINE
* Klasisizm akımının öncülerindendir.
* Andromague, İphigenle, Phedre en önemli eserleri sayılır.
* Tragedyaları ünlüdür.(Adları bir önceki maddede yazılır)

MOLİERE
* Dünyanın en önemli komedi yazarlarındandır.
* İnsanın gülünç yönlerini ortaya koymaya çalışmışlardır.
* En önemli eserleri: Gülünç Kibarlar, Kadınlar Mektebi, Kocalar Mektep, Zorla Evlenme, Cimri Hastalık Hastası, Kibarlık Budalası.

LA FONTAİNE
* Fabl türünün en önemli temsilcisidir.
* En önemli eseri: Fabl’lar (masallar) dır dır.

VİCTOR HUGO
* Dünyanın en büyük romancılarındandır.
* Şiir, dram, roman türlerinde eser vermiştir.
* En önemli eserleri: Sefiller, Notre Dame Kamburu, Kral Eğleniyor, Hernani, Sonbahar Yaprakları

BALZAC
* Dünyanın en büyük romancılarındandır.
* Realizmin kurucularındandır.
* Toplumun her katmanından kişileri eserlerinde işlemiştir.
* İnsanlık Komedyası adlı bir eserde bütün romanlarını toplamıştır. Bazılarını sonradan ayırmıştır.
* En önemli romanları: Eugenie Grandet, Goriot Baba, Vadideki Zambak’tır.

STENDAL
* Süssüz bir dil kullanmıştır.
* Realist bir yazardır.
* En önemli eserleri: Kırmızı ve Siyah, Parma Manastırı

FLAUBERT
* Realizmin en önemli temsilcilerindendir
* Kuvvetli bir üslubu vardır.
* En önemli eserleri: Madam Bovary, Salambo, Duygusal Eğitim

MAUPASSANT

* Hikâye dalında kendine ait bir tarz oluşturmuştur.
* En önemli eserleri: Tombalak, Ayışığı, Bir Hayat, Güzel Dost, Ölüm Gibi Kuvvetli, Kalbimiz

BOUDELAİRE
* Şiirlerinde kusursuz bir biçim sunmuştur.
* En önemli eseri: Kötülük Çiçekleri adlı eserdir.

ALMAN EDEBİYATI

GOETHE
* Şiir, tiyatro, roman dallarında eser vermiştir.
* Dünya edebiyatının en önemli yazarlarındandır.
* Romantizmin kurucularındandır.
* Lirik şiirler yazmıştır.
* En önemli eseri: Faust’tur.
* Ayrıca Genç Warter’in Istırapları, Roma Elejileri

SCHİLLER
* Romantizmin temsilcilerindendir.
* En önemli eserleri: Wilhem Tell, Don Carlos, Haydutlar, Maria Stuart ‘tır.

İNGİLİZ EDEBİYATI

SHAKESPEARE
* Dünyanın en büyük tiyatro yazarlarındandır.
* Komedi ve dram türlerinde eser vermiştir.
* Eserlerinde nazım ve nesir karışık kullanılmıştır.
* Romeo ve Jüliet, Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear dramlarından biridir.
* Venedik Taciri, Yanlışlıklar Komedyası, Vindsor’lu Şen Kadınlar komedilerinden bazılarıdır.

MİLTON
* Tasvir ve ruh çözümlemelerini oldukça ustaca kullanmıştır.
* En önemli eseri: Kaybolmuş Cennet’tir.

DANİEL DEFOE
* Maceracı bir kimliğe sahiptir
* En önemli eseri: Robinson Crusoe’dir.

SWİFT
* Toplum içindeki aksaklıkları işlemiştir.
* En önemli eseri: Güliver’in Gezileri’dir.

RUS EDEBİYATI

PUŞKİN
* Romantizmin temsilcilerindendir.
* Çeşitli dallarda eser vermiştir.
* En önemli eserleri: Kafkas Esiri, Yüzbaşının Kızı, Çingeneler, Maça Kızı, Bahçesaray Çeşmesi’dir.

TURGENYEV
* Realist bir yazardır.
* Bir Avcının Notları, Babalar ve Oğullar, Rudin, Taşralı Kadın eserlerinden bazılarıdır.

DOSTOYEVSKİ
* Dünyanın en büyük romancılarındandır.
* Derin bir insan sevgisi vardır.
* Yoksul insanların hayat koşullarını işlemiştir.
* Suç ve Ceza, Ölü Bir Evden Hatıralar, Budala, Karamazov Kardeşler en tanınan eserleridir.

TOLSTOY
* Edebiyat dünyasının en usta kalemlerindendir.
* Kuvvetli ve bilge bir üslubu vardır.
* Savaş ve Barış, Hacı Murat, Anna Karanina, Yaşayan Ölü, İvan İliç’in Ölümü, Ölümden Sonra Dirilme, Karanlığın Kudreti en önemli eserleridir.

AMERİKAN EDEBİYATI

MARK TWAİN
* Çeşitli dallarda eser vermiştir.
* Mizahçıdır.
* Eserlerindeki karakterler oldukça canlıdır.
* Tom Savyer’in Maceraları, Mississipi’de Yaşam Huclerbery’in Maceraları en önemli eserleridir.

EDGAR ALLAN POE
* Şiirleri ünlü olmakla beraber hikâye de yazmıştır.
* Kuzgun, Annabel Lee ve Çanlar şiir kitaplarıdır.
* Acayip ve Çapraşık Hikâyeler de hikâye kitabıdır.

ERNEST HEMİNGVAY

* Modern Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarındandır.
* Nobel ödülü almıştır.
* Çanlar Kimin İçin Çalıyor? Silahlara Veda ,İhtiyar Adam ve Deniz eserlerinden bazılarıdır.

JOHN STEİNBECK
* İşçi haklarını savunmuştur.
* Realist bir yazardır.
* Nobel ödülü almıştır.
* Eserleri: Bitmeyen Kavga, Gazap Üzümleri, Yukarı Mahalle, Fareler ve İnsanlar

İSKANDİNAV EDEBİYATI

KANT HAMSUN
* Genellikle kendi çevresini işlemiştir.
* Tasvir gücü oldukça gelişmiştir.
* Açlık, Pan, Victoria, Dünya Nimeti en önemli eserleridir.

edebi akimlar

Avrupa’da edebi akımlar başlamadan önce, iki önemli düşünce ve sanat anlayışı vardı:
Hümanizm ve Rönesansçılık

HÜMANİZM:
* İnsana değer vermek esastır.
* Tabiatı Tanrı yaratmıştır düşüncesi kabul edilmiştir.
* İnsanı sevip onu yüceltme.
* Dante bu düşüncenin temsilcisidir.

RÖNESANSÇILAR:
* Hem hümanizmin getirdiklerin hem de16.yy bilim ve akılcılığını benimsemişlerdir.
* Özgürlük düşüncesini geliştirirler.
* Petrarca, Montaigne, Bocan, Cervantes, Shakspeare bu dönemde eser verirler.

KLASİSİZM
* 17.yy ortalarında Fransa’da ortaya çıkan edebiyat akımıdır.
* Akla ve sağduyuya değer verirler.
* İnsandaki tabiata, insanların iç dünyasına saygı göstermek esastır,
* Konularını eski Yunan ve Latin edebiyatından alırlar.
* Kahramanları seçkin kişilerdir. Sıradan insanlara eserlerinde yer vermezler.
* Önemli olan konu değil konunun işleniş biçimidir
* Dil, üslup kusursuz bir şekilde işlenmiştir. Dil açık, yalın ve soyludur.
* Sanat için sanat görüşünü savunurlar.
* Sanatçı eserde kendini gizler.
* Tiyatroda üç birlik kuralına uyulur.(olay, zaman, mekân)
* Bu akımın en önemli temsilcileri: Moliere ,Corneille, Racine, La Fontaine, La Bruyere, Daniel Defoe
* Türk edebiyatında ise Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa ‘dır.

ROMANTİZM
* Fransa’da 1830 yıllarında klasizme tepki olarak doğmuştur.
* Klasik edebiyatın kural ve şekilleri bırakılır.
* Konular eski Yunan ve Latin edebiyatı yerine Hıristiyanlıktan tarihten ve günlük yaşamından alınır.
* Akıl yerine duygulara ve hayallere önem verirler.
* Sanatçılar kendi eserlerinin kişiliklerini gizlemezler.
* Sanat toplum içindir görüşünü benimsemişlerdir.
* Tabiat önemlidir. Gözlem ve tasvire önem verilir.
* Konular işlenirken iyi, kötü, doğru, yanlış gibi karşıtlıklardan yararlanırlar.
* Üç birlik kuralı terk edilir.
* Temsilcileri: J. J. Rousseau, Voltaire, Victor Hugo, Goethe, Schiller, Chateaubriand, George Sand
* Türk edebiyatında ise Namık Kemal, A.Hamit Tarhan, A.Mithat Efendi.

REALİZM
* 19.yy’ın ikinci yarısında Fransa’da romantizme tepki olarak doğmuştur.
* Konu gerçekten alınır. Olay ve kişiler yaşanan ve yaşayan kişilerin benzerleridir
* Kişilerin ruhi davranışlarını etkileyen onların kişiliklerini çizen çevre ve ortamın tanıtılmasına önem verilir.
* Betimlemeler yazarın gözüyle yapılmaz kahramanın gözüyle yapılır.
* His ve hayale kapılmadan toplum gerçeklerini olduğu gibi yansıtır.
* Sanat için sanat görüşünü savunurlar.
* Hikâye ve Romanda uygulanır.
* Temsilcileri: Honero De Balzac, Stendhal, Gustave Flubert, Tolstoy, Dostoyevski, Ernest Hemingvay, Steinbeck
* Türk edebiyatında ise; Recaizade Mahmut, Nabizade Nazım Yakup Kadri, R. Halit Karay

NATÜRALİZM
* Determinizm anlayışını romana getiren bu akım 19. asrın ikinci yarısında Fransa’da ortaya çıkmıştır.
* Determinizme göre tabiat olaylarında aynı sebepler aynı sonucu doğurur. Natüralistler, Determinizmi topluma ve insan uyguladılar.
* Toplum büyük bir laboratuar, insan deney konusu, sanatçı da bilgin sayıldı.
* İnsan kişiliğini anlatabilmek için soya çekim yasalarından ve toplum biliminden yararlandılar.
* Romanlarda kahramanların portreleri ince ayrıntılarına kadar verilir.
* Yazar eserde kişiliğini gizler.
* Gözlem ve tasvir önemlidir.
* Eserlerinde hayatı bütün yönüyle anlatırlar.
* Bedenden ayrı bir ruh yoktur.
* Dil her seviyedeki insanın anlayabileceği bir düzeyde tutulmuştur
* Sanat toplum içindir anlayışı doğrultusunda eserler verilmiştir.
* Temsilcileri: Emile Zola, Goncoutr Kardeşler, Guy De Maupassent, Alphonse Daudet
* Türk edebiyatında ise; H. Rahmi Gürpınar, Nabizade Nazım, Beşir Fuat

PARNASİZM

* Romantik şiir anlayışı ile Fransa da ortaya çıkmıştır.
* Doğal güzelliğe ve dış görünüşe büyük önem verir.
* Sanat sanat içindir ilkesini savunmuştur.
* Nesneleri dış görünüşünü aktarmışlardır.
* Kelimeler seçilerek kullanılır. Kelimelerin sıralayışı ve ahenk önemlidir.
* Kafiye ve Redife önem verilir.
* Romantizm’de bırakılan eski Yunan ve Latin kültürüne dönüşmüştür.
* Temsilcileri: Th. Gauthier, Theodore Debanvaille, Francois Coppee
* Türk edebiyatında ise; Tevfik Fikret, Cenap Sahabettin, Yahya Kemal

SEMBOLİZM

* 19.yy’ın son çeyreğinde ortaya çıkmıştır.
* Nesneleri olduğu gibi anlatmak mümkün değildir. Nesneler değişerek anlatılabilir.
* Anlatımda sözlerin sözlük anlamından bıkan sembolistler yaşatmaya çalışırlar.
* Şiirde anlam açıklığından kaçındılar.
* Şiir anlaşılmak için değil hissedilmek içindir.
* Şiirde alaca karanlık üzüntü ve ay ışığı, gün doğumu, gün batımı gibi belli belirsiz varlıklar görüntüleri yansıtırlar.
* Şiirde musiki her şeyden önce musiki ilkesini savundular.
* Sanat için sanat anlayışına bağlılardır.
* Dil herkesin anlayacağı seviyede değil oldukça ağırdır
* Temsilcileri: Baudelaire, P. Verlaine, A. Rimbaud
* Türk edebiyatında ise; Ahmet Haşim, A. Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, biraz da Cenap Sahabettin

SÜRREALİZM (GERÇEK ÜSTÜCÜLÜK)

* Kelime anlamı "gerçek üstüncülük" demek olan bu akım 1924’te Fransa’da çıkmıştır.
* Sürrealistler Sigmund Freud’un etkisinde kalmışlardır.
* Bilinçaltı rüyada ortaya çıkar.
* Hipnotize edilmiş insanlara şiir söylettiler.
* Akıl ve mantık değersizdir. İnsanı yönlendiren İçgüdü, bilinçaltıdır demişlerdir.
* Temsilcileri: Breton Aragon, Paul Eluard
* Türk edebiyatında ise; Orhan Veli ve arkadaşları, Cemal Süreyya, İlhan Berk (II. Yeniciler)

FÜTÜRİZM

* Geleceği makineleştiren sanattır.
* 20.yy. başında Marinetti tarafından kurulmuştur.
* Geçmişin sanat değerlerini bırakmalı ve yeni anlatım biçimleri bulmalı.
* Makinalaşma çalışmaları kutsallığı savunulmalıdır.
* Temsilcileri: Marinetti ve Mayatovski
* Türk edebiyatında ise: Nazım Hikmet

EGZİSTANSİYALİZM ( VAR OLUŞÇULUK)

* Var olmayı her şeyden önce görenlerdir. Bu akıma var oluşçuluk da denir.
* İnsan kendi değerlerini kendi oluşturabileceğini bilmelidir.
* İnsan bütünüyle özgür olmalıdır.
* Temsilcileri: J.Paul Sartre, Simon de Beauvoir, A.Camus

DADAİZM

* Kelimeleri rasgele kullanmak suretiyle oluşan şiirlere denir.
* Dil ve estetik kurallarını yıkma.
* Şiir gelişimini güzel seçilmiş kâğıt üzerine dizilmesiyle yazılır.
* Temsilcileri: Tristan Zara, L.Aragon, Paul Elaud

anlatim turleri

1-BETİMLEYİCİ ANLATIM

Özellikleri:
1.Betimlemeler açıklayıcı ve sanatsal betimleme olmak üzere ikiye ayrılır.
2.kişinin iç dünyasını anlatan betimlemelere tahlil(ruhsal portre) denir.
3.Kişinin dış görünüşünü anlatan betimlemelere simgesel betimleme denir.
4.Roman, hikâye, tiyatro, gezi yazısı, Şiir gibi türlerde kullanılır.
5.Kelimenin yan ve mecaz anlamlarına yer verilebilir.

Sanatsal Betimleme:
1.İzlenim kazandırmak amacıyla yazılır.
2.Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur.
3.Ayrıntılar sübjektif olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmaktır.
Örnek metinler:s.91-92�İnce Memed� ve �Çarşı�

Açıklayıcı Betimleme:
1.Bilgi vermek amacıyla yazılır.
2.Genel ayrıntılar üzerinde durulur.
3. Ayrıntılar objektif (olduğu gibi)olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmak için değil, bir konu hakkında bilgi vermektir.
5. Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulmaz.
6.Betimlenecek varlığa kişisel duygu ve düşünceler katılmaz.
Örnek metinler: s.92�Akdeniz Bölgesi�

2-ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM

Özellikleri:
1.Olay, kişi, mekân ve zaman ortak öğeleridir.
2.Olaylar birinci şahsın ağzından anlatılabilir.(Anlatıcı olay kahramanlarından biridir)
3.Sanat metinleri öyküleyici anlatımla yazılır.
4.Olaylar ilahi bakış açısıyla anlatılabilir.
5.Olaylar 3.şahsın ağzından anlatılabilir.(Olan biten bir kamera sessizliğiyle izlenip anlatılır
6. Kişi, mekân ve zaman olay ve olay örgüsünü oluşturmak için kullanılan ögelerdir.
7.Öyküleyici anlatım hikâye, roman, anı, söyleşi, görüşme(mülakat) gibi metin türlerinde kullanılır.
8.Öyküleyici anlatımda bir olayın olması şarttır.
9.Yaşanmış olaylarda olay zincir, kurgulanmış olaylarda olay zinciri vardır.
10. 3.Şahıs anlatımda anlatıcı her şeyi bilir.
11. Öyküleyici anlatım sanat metinlerinde ve öğretici metinlerde kullanılır.
12.Sanat metinlerinde anlatıcı kurmaca kişi öyküleyici metinlerde ise gerçek bir kişidir.
13.Kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 73 (Kefil), 75 (Kıbrıs�ın Fethi)76,(Cemile),77(On İkiye Bir Var),78(Biz İnsanlar),81(Ayı ve İki Ahbap),82(İstanbul�un Fethi),83 (Başını Vermeyen Şehit)adlı metinler.

3-COŞKU VE HEYECANA BAĞLI (LİRİK) ANLATIM

Özellikleri:
1.Lirik anlatımda dil �heyecana bağlı işlev�de kullanılır.
2.Coşku ve heyecana bağlı anlatım daha çok şiir, roman, hikâye, tiyatro türlerinde kullanılır.
3.Öyküleyici anlatımda bir olay ve durumun anlatılması; betimleyici anlatımda kişi, durum ve varlıkların betimlenmesi; lirik anlatımda ise duyguların ifade edilmesi esastır.
4. Coşku ve heyecana bağlı anlatımlarda kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.
5.Öyküleyici anlatımlarda olay ve durumlar anlatılırken duygusal düşünceler katılmaz. Coşku ve heyecana bağlı anlatımda duygular ve içinde bulunulan ruh hali yansıtılır.

4-DESTANSI(EPİK)ANLATIM

Özellikleri:
1.Olağanüstü olaylar ve kişiler anlatılır.
2.Destan türünün yiğitçe havası vardır.
3.Yapıp etmeler yani fiiller ön plandadır.
4.Tarihi konular ve kahramanlıklar işlenir.
5.Etkileyici bir özellik taşır.
6.Sürekli hareket vardır.
7.Kelimeler mecaz ve yan anlamlarda kullanılabilirler.
8 Şiir, destan roman, hikâye, tiyatro, destansı anlatımın kullanıldığı türlerdir.
9.Anlatımda abartıya yer verilebilir.
10.Sanatlı bir dil kullanılır.

Örnek metin: s.124 Çanakkale Şehitlerine, s. 125Sivastopol,Osmancık, Kanije Kalesi�nin Fethi, Genç Osman

5-EMREDİCİ ANLATIM

Özellikleri:
1.Dil alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılır.
2.Emir, telkin, öneri anlamı taşıyan ifadeler yer verilir.
3.Öğretici ve açıklayıcı yönleri vardır.
4.Cümlelerde fiiller hakimdir.
5.Uyulması beklenen bir üslubu vardır.(Zorlama anlamı vardır)
6.Sosyal hayatın düzenlenmesinde emredici anlatım kullanılır.
7.Trafik kuralları, bazı eşyaların kullanma kılavuzları, ilaçların kullanma kılavuzları emredici anlatıma örnek verilebilir.

6-ÖĞRETİCİ ANLATIM

Özellikleri:
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.Söz sanatlarına, kelimelerin mecaz anlamlarına yer verilmez.
3.Verilen bilgiler örneklerle ve tanımlarla pekiştirilir.
4.Daha çok nesnel cümleler kullanılır.
5.Açıklama, aydınlatma, bilgi verme amaçlarıyla yazılır.
6.Öğretici metnin anlaşılması ve yorumlanması için okuyucunun verilen bilgiyi kavrayabilecek birikime sahip olması gerekir.
7.İfade hiçbir engele uğramadan akıp gider.
8.Gereksiz söz tekrarı yapılmaz.
9.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
10.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
11.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
12.Bu anlatım türü daha çok ansiklopedilerde ve ders kitaplarında kullanılır.
13.Tarihi metinler, Felsefi metinler, Bilimsel metinler gibi bölümleri vardır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabı sayfa 147�148 �Meridyenler� ,�Klasizm�, Maddenin Üç Hali�

7-TARTIŞMACI ANLATIM

Özellikleri:
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
3.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
4.Gereksiz ifadelere yer verilmez.
5.Karmaşık ve anlaşılması güç cümleler kullanılmaz.
6.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
7.Savunulan ve karşı çıkılan görüşlere yer verilir.
8.İki farklı bakış açısının olduğu konular bu türde işlenmeye daha elverişlidir.
9.Fıkra, deneme, makale, röportaj gibi türlerde kullanılır.
10.Yeteneğe, bilgi ve deneyime göre yöntem belirlenir.
11.Eleştirici bir bakış açısıyla yazılırlar. Anlatım tarzı sohbete varabilir.
12.İhtimal bildirmeyen, kesin, kanıtlanmış bilgiler kullanılır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 160�161�162�deki metinler

8-KANITLAYICI ANLATIM

Özellikleri:
1.İnandırma, aydınlatma, kendi görüşünü kabul ettirme amaç edinilir.
2.Kavramları tanımlama ve açıklama önemlidir.
3.Okuyucu ve dinleyiciyi ikna etmek, düşündürmek ve üzerinde durulan konudan uzaklaşmamak için bazı kelime, kelime grupları ve cümleler tekrar edilir.
4. Konuşmacı ve yazar üzerinde durduğu konuyu aydınlatmak ve düşüncelerini kabul ettirmek için örneklere başvurur.
5.Konuşmacı ve yazar konuyu aydınlatmak maksadıyla farklı kişilerin düşüncelerine müracaat eder.
6.Kelimeler ve kelime grupları gerçek anlamında kullanılır.
7.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
8. �Tanımlama, açıklayıcı betimleme, sınıflandırma örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma � gibi düşünceyi geliştirme yollarından faydalanılır.
9.Kanıtlayıcı anlatımda hitap edilen toplumun kültür düzeyi ve beklentileri önemlidir.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 165�166�167�169 �daki metinler.

9-DÜŞSEL (FANTASTİK) ANLATIM

Düşsel Anlatımın Özellikleri:

1.D.A.da konu; olağanüstü ve fantastik özelliklere sahip, hayal ürünüdür.
2.Zaman belirli ya da belirsizdir; olağanüstü özelliklere sahip olabilir.
3.Mekân, olağanüstü, düşsel öğelerden oluşmuş olabilir. Mekân günlük yaşamda karşılaşamayacağımız niteliktedir.
4.Kişiler çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir. Olağanüstü nitelikte olabilirler.
5.Düşsel anlatımda hayal, varsayım, abartma, kişileştirme gibi unsurlar çok kullanılır.
6.Daha çok di� li veya miş�li geçmiş zaman kipi kullanılır.
Örnekler: Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Gora, E.T,Yıldız Savaşları

Düşsel Anlatımla; Düşsel Olmayan Metinlerin Benzer Ve Farklı Yönleri:

Benzerlikleri:
Her iki anlatımda da yapıyı meydana getiren ögeler (kişi,zaman,mekan,ve olay örgüsü)aynıdır.

Farklılıkları:
1.Düşsel anlatımda: D.A.da konu; olağanüstü ve fantastik özelliklere sahip,hayal ürünüdür.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Konu yaşanmış ya da yaşanabilir olmalıdır. Günlük yaşama ait unsurlar konu olabilir.

2. Düşsel anlatımda: Tema hayali unsurlardan oluşur
Düşsel Olmayan Anlatımda: Tema konuyla ilgili olarak günlük yaşama ait, yaşanabilir özelliktedir.

3. Düşsel anlatımda: Zaman belirli ya da belirsizdir. Bazen zaman ötesi nitelikler taşır.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Zaman belirli ya da belirsizdir. İçinde bulunduğumuz zamanın özelliklerine sahiptir.

4. Düşsel anlatımda: Mekân olağanüstü, düşsel ögelerden oluşmuş olabilir. Mekân günlük yaşamda karşılaşamayacağımız niteliktedir.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Mekân, olağanüstü düşsel ögelerden uzak sıradan, günlük yaşamda karşılaşacağımız mekânlardır.

5. Düşsel anlatımda: Kişiler çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir. Olağanüstü nitelikte olabilirler.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Kişiler gerçekte olabilecek, sıradan, günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz kişilerdir.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 176(�Bitmeyecek Öykü� ,�Ağrı Dağı�), 177 (Dünyalar Savaşı) adlı metinler

10-GELECEKTEN SÖZ EDEN ANLATIM

Gelecekten söz eden anlatımın kullanıldığı metin türleri: roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme

Gelecekten söz eden metinlerin ortak özellikleri:
1. Gelecekten söz eden metinler varsayım ile oluşmuştur.
2. Gelecekten söz eder.
3. Verilerden yola çıkılarak geleceğe ait tahmin yapılabilir.
4. Olandan çok olması istenilen anlatılır.
5. Gerçekleşmesi mümkün olmayan tasarı ve düşünceler(ÜTOPYA) anlatılır.
6. Genellikle gelecek zaman ifadesi kullanılır.

�Gelecekten söz eden anlatım� ile �Düşsel anlatım� arasındaki benzerlik ve farklılıklar: Gelecekten söz eden anlatımda ve düşsel anlatımda kişinin kendi hayal dünyasındakiler dile getirilir ve buna göre bir anlatım yolu seçilir. Düşsel anlatımda gerçeklikle ilgisi olmayan tamamen çağrışımlara dayalı olaylar, kişiler, zamanlar anlatılır ve bu yapı unsuruyla konu ve tema oluşturulur. Gelecekten söz eden anlatımda ise gerçeklerden yola çıkılarak tahmine dayalı bir anlatım yolu benimsenir. Yani gelecekten söz eden anlatım gerçeğe daha yakındır. (Bakınız dil ve anlatım kitabı sayfa 183 �Ütopya� ve �İklim Değişikliği� başlıklı metinler.)

11-SÖYLEŞMEYE BAĞLI ANLATIMLA OLUŞTURULMUŞ METİNLERİN ÖZELLİKLERİ

1.Jest ve mimikler anlatımın gücünü arttırır.
2.Sohbet, mülakat ve diyalog, monolog metinleri söyleşmeye bağlıdır.
3.Karşılıklı konuşmalar, bağlama ve konuşulan kişiye göre değişebilir.
4.Görme ve işitmeyle kurulan iletişim önemlidir.
5.Vurgu ve tonlama önemlidir.
6.Hikâye Roman Tiyatro, Mülakat, Röportaj, Monolog söyleşmeye bağlı anlatımın kullanıldığı metin türleridir.
7.Roman, hikâye ve tiyatrolardaki karşılıklı konuşmalara diyalog, iç konuşmalara ise monolog denir.
8.Tekrarlar söyleşmeye bağlı anlatımlarda ifadeyi kuvvetlendirir.
9.Söyleşmeye bağlı metinlerde anlatımın süresi sınırlandırılmalıdır.

12-MİZAHİ ANLATIM

Özellikleri:
1.Okuyucuda uyandırılmak istenen etkiye göre düzenlenir.
2.Ses, taklit, hareket ve konuşma önemlidir.
3.Mizahi unsurlarda gerçekten sapma vardır.
4.Mizahi unsurları oluşturmada karşılaştırmalar, durumlar, hareketler, kelime ve kelime gruplarından yararlanılabilir.
5.Amaç okuyucuyu düşündürmek ve eğlendirmektir.
6. Roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme gibi türlerde kullanılır.
7.Mizahi anlatımlarda dil bir olayı anlatmak için kullanılır.(sanatsal, edebi işlevlerde kull.)

3 Ocak 2008 Perşembe

isim ve isim tamlamalari

Bütün sözcük türleri,iki gruba ayrılarak değerlendirilir.

A)Ad Soylu Sözcükler:



1)Ad (İsim)

2)Sıfat (Önad)

3)Zamir (Adıl)

4)Zarf (Belirteç)

5)Edat (İlgeç)

6)Bağlaç

7)Ünlem



B)FİİLLER (Eylemler)



1)Adlar:Varlıkları ya da kavramları karşılayan,onları tanımamızı sağlayan sözcüklere �ad� denir.Bir kelimeye -mek, -mak ya da -ma, -me olumsuzluk ekini getiremiyorsak o kelime addır.



*Bahçe, kum, Ali, kitap, çanta, Almanya, Merkür,�

İsimleri:

A)Görev ve anlamlarına göre,

B)Varlıkların türüne göre,

C)Varlıkların sayısına göre,

D)Yapılarına göre olmak üzere 4grupta inceleyebiliriz.



GÖREV VE ANLAMLARINA GÖRE İSİMLER



1)Somut İsimler:Taş,kitap,çiçek,�

2)Soyut İsimler:Akıl,sevgi,saygı,şeytan,iyilik,keder,�

3)İş ve Eylem Gösteren İsimler:Fiil soylu kelimelere �-mek, -mak, -ış, -iş, -me, -ma� ekleri getirilerek türetilen ve iş,oluş,eylem bildiren isimlerdir.Bunlara �fiilimsi� (isim-fiil) de denir.

*Çalışmak, uyumak, dokunma, eğlenme, bakış, gülüş,�



VARLIKLARIN TÜRÜNE GÖRE İSİMLER



1)Özel İsimler:Tek olan,diğer varlıklara benzemeyen varlıkların özel adlarıdır.

*Köroğlu, Nedim, Türkçe, Mehmet,Minnoş, Pamuk, Türk Dil Kurumu,...

2)Tür (Cins) İsimleri:Aynı türden birçok varlığın ortak adlarıdır.

*El, ayak, kardeş, amca, kedi, kaşık,şehir, kasaba,�



VARLIKLARIN SAYILARINA GÖRE İSİMLER



1)Tekil İsimler:Aynı türden varlıkların bir tekinin adıdır.

*Çocuk, ay, kalem, kitap, elbise,�



2)Çoğul İsimler:-ler,-lar çokluk ekini almış isimlerdir.

*Çocuklar, ağaçlar, kitaplar, öğrenciler,�



3)Topluluk İsimler:Biçim bakımından tekil göründüğü halde çokluk ya da topluluk anlamı veren adlardır.

*Ordu, alay, sürü, kurultay, meclis, takım,�

YAPI BAKIMINDAN İSİMLER



1)Basit İsimler:Hiçbir yapım eki almamış isimlerdir.

*Araba, insanlar, evimiz, yoldan, tahtayı, çanta, kuşlarım,�



2)Türemiş İsimler:İsim ya da fiil kök ve gövdelerinden yapım ekiyle türeyen isimlerdir.

*Yol-cu, meslektaş, silgi, ölüm,�



3)Birleşik İsimler:İki ismin aralarına başka bir kelime girmeyecek şekilde birleşip kalıplaşmasıyla oluşan isimlerdir.

*Anayurt, Çanakkale, açıkgöz, boşboğaz, aslanağzı, gecekondu, ateşkes, biçerdöver, bakarkör, giderayak,�

Msn Öğretmen öss kpss Gazeteler Sohbet hazır mesajlar ders izle Belirli Gün ve Haftalar Çanakkale savaşı şiir

İSİM TAMLAMALARI



1)Belirtili Ad Tamlaması:Tamlayanın �-in� ilgi ekini tamlananın da �-i,si� 3.tekil kişi iyelik ekini aldığı tamlamalardır.



NOT:Belirtili isim tamlamasını bulmak için tamlanana neyin,kimin sorularını sorarız.

Türkçe�nin önemi,

Yolun sonu,

Ali�nin amcası,

Arabanın boyası,

Fırtınanın gücü,

Bizim köyümüz.



2)Belirtisiz Ad Tamlaması:Tamlayanı yalın halde bulunan,tamlananı 3.kişi iyelik ekini alan tamlamalardır.

*Sokak kapısı,

*Tarla kuşu,

*Çam ağacı,

*Okul müdürü,

*Hızlı koşanı (sıfat)

*Devlet memurları



NOT:Belirtisiz isim tamlamasını bulmak için tamlanana �-ne� sorusunu sorarız. �Nasıl,ne kadar,kaç,hangi� gibi sorular sıfat tamlamasını buldurur.



3)Takısız Ad Tamlamaları:Tamlayan ve tamlananın tamlama ekleri almadan oluşturdukları ad tamlamasıdır.Bu tür tamlamalarda tamlayan,tamlananın ya neye benzediğini ya da neden yapıldığını anlatır.

*Yünden çorap

*Çelik tencere

*Ahşap dolap

*Taş duvar

*Bakır tel



Tamlayan tamlananın neden yapıldığını belirtiyor. Tamlayanla tamlananın arasına �den� ekini getirdiğimizde anlam bozulmuyor.Oysa sıfat tamlamalarında bozulur.



*Sarı çorap (sıfat)

*İnci (gibi) diş

*Kömür göz

*Altın kalp

*Çelik bilek

Tamlayan,tamlananın neye benzediğini ifade ediyor.Tamlayanla tamlananın arasına �gibi� edatını getirirsek sıfat tamlamasıyla karıştırmayız.Çünkü sıfat tamlamalarının arasına �gibi� edatını getiremeyiz.

NOT:Takısız isim tamlamalarının tamlayanları doğada tek başına bulunurken sıfat tamlamalarındaki doğada tek başına bulunmaz.



4)Zincirleme Ad Tamlamaları:Bir ad tamlamasının üçüncü bir adla ya da başka bir ad tamlamasıyla oluşturduğu tamlamaya zincirleme ad tamlaması denir.

*Bahçe kapısının anahtarı

b.siz ad tam. ad

zincirleme ad tam.

*Çevre yolunun ağaçlandırma çalışmaları

b.siz ad tam. b.siz ad tam.

zincirleme ad tam.



Ad Tamlamalarıyla İlgili özellikler:



1)Belirtili ad tamlamalarında tamlayan çoğul,tamlanan da belgisiz bir sözcük olursa tamlayan eki �-in� yerine �-den� eki kullanılabilir.

*Aşağıdakilerden hangisi (Aşağıdakilerin hangisi)

*Yolculardan biri (Yolcuların biri)



2)Belirtili ad tamlamalarında kimi zaman tamlayan ile tamlanan yer değiştirebilir.

*Tadı yok sensiz geçen günlerin.



3)Belirtili ve zincirleme ad tamlamalarında tamlayan ile tamlanan arasına sözcükler girebilir.

*Masanın ayağı:(Masanın kırık ayağı)

*Evin borcu.(Evin bir türlü bitmek bilmeyen borcu)



4)Belirtili ad tamlamalarında tamlayan,tamlanan ya da ikisi birden zamir olabilir.

*Onun kızı (Tamlayan zamir)

*Çocukların bir çoğu (Tamlanan zamir)

*Onların bir çoğu (Tamlayan da tamlanan da zamir)



5)Tamlayanı zamir olan belirtili ad tamlamalarında tamlayan genellikle düşer.Bunlara �tamlayanı düşmüş ad tamlaması� denir.

*Olayı bize babası anlatmıştı. (Onun babası)

*Evimiz çok güzel oldu. (Bizim evimiz)

*Paran var mı?(Senin paran)



6)Bir tamlayan,birden çok tamlanan için;bir tamlanan da birden çok tamlayan için ortak kullanılabilir.

*Evin kapısı ve penceresi açık kalmıştı.(Tamlayan ortak)

*Ahmet�in,Murat�ın ve Deniz�in velisi toplantıya katılmadı.(Tamlanan ortak)

ADLARDA KÜÇÜLTME



Adlarda küçültme �cik ve ceğiz� ekleriyle sağlanır.

*Şu tepeciği aşarsak köy görünür.(Küçük tepe)

*Çocukcağız evin yolunu şaşırdı.(Küçük çocuk)



Adların sonuna getirilen �cik,ceğiz� ekleri adlara değişik anlamlar da katabilir.



*Anneciğimi çok özledim.(Sevgi)

*Bir milyarcık borç verir misin?(önemsememe-azımsama)



NOT:-cik eki kimi zaman somut bir varlığa ad oldukları zaman küçültme anlamını yitirebilir.

*Mehmetçik (Türk askeri)

*Gelincik (Çiçek ismi)

*Maymuncuk (Kapı kilidini açan araç)

ÇOĞUL EKİNİN (-LER,-LAR)GÖREVLERİ VE EKLENDİĞİ SÖZCÜKLERE KATTIĞI ANLAMLAR:

-Ler,-lar eki eklendiği sözcüğe her zaman çoğul anlamı katmaz;farklı anlam ilgileri de katabilir.



*Birazdan Zeynepler gelir.(Belirli bir aileyi belirtiyor)

*Bu cami Karahanlılar döneminde kalma.(Sülale,soy anlamı katmış)

*Müdür Beyler henüz gelmediler.(Saygı)

*Hanımefendiler daha uyanmadılar. (Alay,küçümseme, sitem anlamı katmış)

*On yaşlarında bir çocuktu.(Yaklaşık anlamı katmış)

*Hasta ateşler içinde kıvranıyordu.(Abartma)

*Anadalu�da Yunus�lar bitmez.(Özel ada benzerleri anlamı katmış)

*Akşamları televizyon seyrederim.(Belgisiz sıfat yerine geçerek �her� anlamı katmış)

2 Ocak 2008 Çarşamba

sozlu anlatim

Konuşma

Düşünce ve duyguların, başkalarına sözlü olarak bildirilmesine konuşma yada sözlü anlatım denir. Konuşma, insanın çevresiyle doğrudan iletişim kurmasının en etkili yoludur. Konuşma için sesli düşünme de denir. Buna göre insanlar, düşüncelerini başkalarına seslerle iletirler. Ancak bunu yaparken de sözlerini etkili kılmak için, jest, mimik, tonlama, vurgulama… gibi konuşmayı tamamlayıcı öğelere başvururlar. Konuşma olgusu; dil, düşünce, duygu, ses ve konuşma organları gibi öğelerle doğrudan ilgilidir. Bunlardan birinin eksikliği yada yetersizliği, çeşitli konuşma kusurlarına yol açar.

Konuşma İlkeleri


İyi konuşma, güzel konuşma; her şeyden önce iyi ve sağlıklı düşünmeyle ilgilidir. İyi ve sağlıklı düşünmeyse, kişinin yeteneği yanında, doğuştan itibaren edindiği bilgi, beceri birikimine ve gördüğü eğitime bağlıdır.
Ancak her konuda olduğu gibi konuşmada da yetenek, tek başına belirleyici etken değildir. Yetenek ancak bilgi ve deneyimle birleşirse bir anlam taşır.Ayrıca burada ele alacağımız konuşma türlerinin çoğu için özel bir yeteneğe gerek yoktur. Bunlar, belli bir eğitimle herkesin başarabileceği türden konuşmalardır.
İyi bir konuşmacının başlıca ilkeleri şunlardır :
· Yapıcılık : Toplumun değer yargılarına, inançlarına, gelenek ve göreneklerine ters düşen, onları yok sayan söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır.
· İnandırıcılık : Konuşmacı ; sözleriyle, davranışlarıyla, yargılarıyla, konuya hakimiyetiyle dinleyicide güven duygusu yaratmalıdır.
· Amaca dayanma : Konuşmacı, niçin konuştuğunu bilmeli ve dinleyici üzerinde bu amaca yönelik bir etki bırakabilmelidir.
· İlginçlik : Konuşma konusu, gerek konuşmacı, gerekse dinleyici yönlerinden ilgi çekici olmalıdır. İyi bir konuşmacı, pek ilginç olmayan, hatta sıkıcı sayılan bir konuda dahi ilgi yaratmayı bilmelidir.
· Bilgi sağlamlığı : İyi bir konuşma, sağlam bilgi ve belgelere dayanmalıdır.
· Ön çalışma :Konuşmanın hazırlanmasında; konu, dinleyici, konuşma süresi göz önünde bulundurulmalıdır.
· Yöntem : İyi bir konuşmada yöntem önceden belirlenmelidir ; birlikte düşünme ve tartışma, öğretme, duygulandırma yöntemlerinden hangilerinin seçileceği bilinmelidir.
· Konuşmayı destekleyen öğeler : Konuşma, söz yanında bir takım el, yüz hareketleri ( jest, mimik ) ve iyi bir tonlama ile desteklenmelidir.
· Dil ve üslup : İyi bir konuşma elbette ki iyi bir dil ve üslup becerisi gerektirir. Kelimelerin seçimine, cümledeki yerlerine, kültür dilindeki biçimleriyle kullanılmalarına özen gösterilmelidir.

Konuşma Türleri

Günlük Konuşmalar

Günlük konuşmalar; insanların günlük yaşamda çok sık olarak yaptıkları hazırlıksız, anlık, doğal konuşmalardır. Konuşmalar gelişigüzel de denilen bu türlerin, elbette kendine özgü kuralları vardır. Bunların başında da içtenlik, incelik, saygı ve hoşgörü gelir. Ayrıca günlük konuşmaların pek çoğunda, ortak bir kültür dilinin herkesçe kullanılan söz kalıpları bulunur.

Selamlaşma

Selam, bir yerde buluşan,bir yolda karşılaşan kişilerin birbirlerine karşı duydukları sevgi ve saygının sözle ve davranışla anlatımıdır; uygar insan olmanın gereğidir. Merhaba, günaydın, iyi günler, hoşça kal, Allahaısmarladık, güle güle, yolun açık olsun… gibi sözler; dilimizde, yerine, zamanına hatta kişisine göre sırası geldiğinde kullanılması gereken hazır söz kalıplarıdır.
Güzel dilimizde ve kültürümüzde yeri olmayan Hadi çav, hadi by by ( bay bay )… gibi sözlerden kaçınılmalıdır.

Hatır sorma

Karşılaşan insanlar, birbirlerine hal hatır sorarlar. Hal hatır sormada, durumun gerektirdiği biçimde nasılsınız?, iyi misiniz?… sözleri; bunlara karşılık olarak da teşekkür ederim, iyiyim, siz nasılsınız, sizi sormalı… sözleri en sık kullanılan kalıplardır.

Tanışma ve Tanıştırma

İlk kez karşılaşan insanların birbirlerine adlarını, soyadlarını, gerekliyse mesleklerini söylemeleri görgü ve uygarlık gereğidir. Buna tanışma denir. Tanışma sırasında karşılıklı olarak Memnun oldum, ben de gibi sözler söylenmelidir.
Birbirlerini tanımayan insanlar, üçüncü kişilerle karşılıklı tanıtılıyorsa buna da tanıştırma denir.
UYARI : Tanıştırma sırasında sizi arkadaşıma tanıtayım demek yanlıştır. Doğrusu, sizi arkadaşımla tanıştırayımdır. Ayrıca tanışma sırasında bendeniz, kulunuz, köleniz… gibi abartılı ve küçültücü sözlerden kaçınılmalıdır.

Soru sorma-Cevap verme

Ulaşımın çok geliştiği günümüzde, her an kendimizi yabancı bir çevrede, yabancı insanlarla karşı karşıya bulabilir, onlara soru sormak yada onların sorularına cevap vermek durumuyla karşılaşabiliriz. Böyle durumlarda sorular yada cevaplar açık ve kısa olmalıdır.
Konuşma sırasında, duruma göre, affedersiniz, bakar mısınız?, yetişkinler için hanımefendi, gençler ve çocuklar için kardeşim, yavrum…? gibi hitaplar kullanılmalı; hey!, hişt!, baksana!… gibi ünlemler, birader, dayı, babalık… gibi sözler kullanılmamalıdır. Tanımadığımız ve yaşını kestiremediğimiz kişilere amca, teyze… gibi sözlerle hitap etmek de yanlıştır.

Kutlama

Kutlama; insanların kazandıkları bir başarı, yükseldikleri makam yada eriştikleri bir mutluluktan dolayı, onların sevinçlerini paylaşmak amacıyla söylenen sözlerdir.
Yüzyüze kutlamalarda, önce kutlamaya konu olan olay belirtilir.Sonra kişinin konumun ve onunla olan ilişkinin özelliğine göre, sevincimizi bildiren sözler ve mutluluğun artması dileğiyle bitirilir.

Baş sağlığı (Taziye)

İnsanlar, bir yakınlarını kaybettiklerinde, acılarını paylaşacak, kendilerini teselli edecek dostlar ararlar. Dilimizdeki dost kara günde belli olur sözü, bu gerçeğin en özlü anlatımıdır.
Başsağlığı ziyaretleri, yakınlık derecesiyle uyumlu olmalıdır. Böyle günler, üzüntülerin yoğun biçimde yaşandığı anlardır. Konuşmalar; insanları yatıştıracak, teselli edecek nitelikte, kısa, içten ve abartısız olmalıdır.
Duruma göre, başınız sağolsun, Allah sabır versin, Allah taksiratını affetsin, Allah rahmet eylesin, nur ( huzur ) içinde yatsın, Allah başka acı göstermesin… gibi söz kalıpları yanında, içten duyguları dile getirecek sözler de kullanılabilir. Ayrıca, Anadolu bölge ağızlarında kullanılan ve insanların bu acılarını unutturacak başka büyük acılar görmemeleri dileğini güçlü biçimde anlatan Allah bu acınızı unutturmasın gibi sözler de duygularımızı dile getirmede etkili olabilir.

Özür Dileme

İnsanlar bazen yanlış söz ve davranışlarıyla arkadaşlarını, dostlarını elde olmayan nedenlerle kırabilirler. Bazen bu kırgınlıklar, dostlukları kopma noktasına getirebilir. Bunu önlemek için, yapılan yanlışın söz yada davranışla giderilmesi gerekir. Buna özür dileme denir.
Özür dilenirken, önce konu belirtilmeli, ardından, yapılan yanlışlığın, varsa bağışlanabilir sebebi açıklanmalıdır. Hiçbir sebep yokken böyle bir surum doğmuşsa, yapay nedenlere sığınmadan hata itiraf edilmeli, asla yalana başvurulmamalıdır. Özür dileyen kişi, karşısındaki insanın sitem ve kızgınlığını anlayışla karşılamalı, gerekirse alttan almalıdır. Yoksa, özrü kabahatinden büyük sözüne hak verdirecek yeni yanlışlıklara düşebilir.

Telefonla Konuşma

Gelişen iletişim teknolojisi, telefonu günümüz insanının vazgeçilmez aracı durumuna getirmiştir. Gün geçmiyor ki, evimizde, işyerimizde… en az birkaç kez telefon konuşması yapmış olmayalım.
Elbette ki telefonla konuşmanın da yöntem ve kuralları vardır. Şimdi bunları sıralayalım :
· Telefonun yanında sürekli bir kalem, not defteri ve rehber bulunmalıdır.
· Uzun ve ayrıntılı konuşmalar için önceden hazırlık yapmalı, iletilecek istekler ve görüşler, sorulacak sorular, karşılaşabileceğimiz sorulara vereceğimiz cevaplar açık seçik belirlenmelidir.
· Telefon açılınca ilk söz olarak karşı numara sorulmalı, aradığımız numaranın doğruluğu anlaşılınca, kendimizi tanıtmalıyız.
· Daha sonra aradığımız kişi sorulmalı ve kendisiyle konuşmaya başlamamız sağlanmalıdır.
· Karşılıklı konuşma kısa, özlü olmalı, gereksiz ayrıntılara girilmemelidir.
· Telefon konuşmasını, arayan kişinin bitirmesi ve telefonu yine arayan kişinin kapatması bir incelik gereğidir. Aranan kişinin telefonu önce kapatması kaba bir davranıştır. Kapatmadan önce ayrılış selamı verilir, iyi dilekler iletilir.

Kitle Konuşmaları


Bir konuda toplumu aydınlatmak, bu alanda kamuoyu oluşturmak amacıyla yapılan konuşmalardır. Kitle konuşmaları, tek kişi tarafından belli bir topluluğa yönelik olabileceği gibi, birden çok kişinin katılımıyla gerçekleşen toplu görüşmeler yada tartışmalar biçiminde de olabilir.

Konferans

Bilim ve sanat konularında, yazar, bilim adamı, sanatçı ve düşünürlerin, bir konu hakkında derin bilgisi, görüşleri olan kimselerin, özel toplantılarda dinleyicilerine karşı düşüncelerini, bilgilerini açıklamak, öğretmek amacıyla yaptıkları konuşmalardır.
Bilimsel bir düşünceyi, akademik bir konuyu, orijinal bir görüşü anlatmak, bir tezi savunmak konferansın en belirgin amacıdır.
Konferanslar; genellikle bir topluluğa, bir kitleye, bilim, teknik, düşünce ve sanat öğeleriyle ilgili konuları açıklar. Her türden kompozisyonda olduğu gibi, konferansta konunun ilgi çekici olması, birlik, açıklık, ses, güzel Türkçe, dinleyenlerin sabır dereceleri, dikkat edilecek temel kurallardır.

Açık Oturum

Toplumu yakından ilgilendiren güncel bir konunun değişik görüşlerdeki uzman kişiler tarafından seçkin bir izleyici önünde tartışılmasıdır. Açık oturumda, değişik görüşlerin eşit oranda temsil edilmesi temel ilkedir, tartışmayı bir başkan yönetir. Başkan konuyu belirler, konuşmacıları tanıtır, sonra konuşmacılara sırasıyla söz verir. Konuşmacılar birbirlerini dikkatle dinler, gerekirse not alırlar. Başkan genellikle yapılan konuşmaları oturumun sonunda toparlayıp özetler.

Panel

Bir başkanın yönetiminde, küçük bir tartışmacı grubun izleyiciler önünde belli bir konuya ilişkin görüş ve düşüncelerini belirttikleri grup tartışmasıdır. Açık oturumdan farklı olarak, konuşmacıların görüşlerini bildirmelerinden sonra, izleyiciler soru olarak tartışmaya katılabilir, kendi görüşlerini açıklayabilirler. Sonunda başkan konuşmaları toparlayarak görüşleri özetler.

Sempozyum

Bir dinleyici topluluğu karşısında özellikle bilim, sanat ve fikir ağırlıklı konularda değişik konuşmacıların önceden hazırlanmış bir dizi konuşma yapmalarıdır. Her konuşma 5-20 dakika ile sınırlıdır. Sempozyumda ele alınan ortak konu çeşitli yönlerden incelenir, değişik görüşler ve yorumlar dile getirilir.
Sempozyumda da bir başkan bulunur. Konuyu bölümlere ayırır. Her bölüm için değişik mesleklerden belli sayıda konuşmacı bulunur. Başkan sempozyumu açarken konuyu belirler, gerekli açıklamaları yapar. Konuşmacıları tanıtır. Konuşmaların sonunda görüşleri kısaca özetler.
Sempozyumda yapılan değişik konuşmalar, konuyu bütünleyici niteliktedir. Burada tartışmadan çok sohbet havası vardır. Konuşmalardan sonra dinleyiciler soru sorabilirler.

Forum

Panel gibi bir toplu tartışma türüdür. Belli bir konuda ortaklığı bulunan bir grubun, ortak sorunlarının çözümlenmesinde görüş birliğine varmak üzere düzenlenen toplu tartışmaya forum denir. Genellikle grup başkanı denilen bir kişi tarafından yönetilen forumda, topluluğun her üyesinin konuşmada ve görüşlerini bildirmede eşit hakkı vardır. Forum sonunda, tartışma konusu olan sorunun çözümünde tutulacak ortak yolun belirlenmesi amaçlanır. Burada başkanın hem konuşmacıları hem de dinleyicileri yönetmesi daha güçtür. Bu bakımdan forum başkanının yönetmede ve konuşmada yetenekli ve birleştirici olması gerekir.

yazili anlatim

Düşünce Türleri

MAKALE


Bir konuda bilgi verirken veya bir gerçeği savunurken, türlü kanıtlardan faydalanan, bunları bilimsel biçimde inceleyen gazete ve dergi yazılarına makale denir. Makaleler her konuda yazılabilir.
Makale türü, edebiyatımıza Tanzimat döneminde gazete ile birlikte Batı’dan giren bir türdür. Düşünce yazıları içinde en ağırbaşlı ve en zor olan tür makaledir. Makalenin amacı bilgi vermektir ama bu bilgi ansiklopedik bilgilerden çok farklıdır. Ansiklopedik bilgide, tanıtma, açıklama, sıralama ve kendiliğinden kesinleşmiş olma özellikleri vardır. Oysa makalede kişilik sezinleten bir anlatım, bir yorum ve inandırma eğilimi, bir amaç vardır.
Bilim ve kültür alanında yazılan makaleler, sınırlı bir kültür kesimine ulaşmayı amaçladığından bu makalelerde daha bilimsel bir dil kullanılır.
Gazete ve dergilerdeki makalelerse, geniş halk kitlelerine ulaşmayı amaçladığından yazar, dilini daha açık,daha popüler ve daha anlaşılır bir düzeyde tutar,özel terimler kullanmaktan kaçınır.


FIKRA ( KÖŞE YAZISI)


Gazete ve dergilerde yayımlanan güncel, siyasal, toplumsal sorunları ele alan yazılardır. Gülmece nitelikli fıkralar da olmakla birlikte yazılı kompozisyon türü olarak fıkra, düşünsel ağırlıklı kısa yazılardır.
Fıkralarda siyasal ve toplumsal olaylar ele alınırken belgelere, kanıtlara, aşırı ayrıntılara yer verilmez. Makaleler gibi iddialı ve ispatlayıcı yönü ağırlıklı değildir. Fıkra yazarı, geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır bir dil olmalıdır. Her konuda fıkra yazılabilir.


DENEME

Edebi türlerin tümü gibi deneme için de bir tanım vermek çok güçtür. Deneme günümüzde hemen bütün yazı türlerine doğru yayılma göstermektedir. Bu türler içinde en çok eleştiriyle bir arada anıldığı görülmektedir.Ancak burada söz konusu olan daha çok izlenimsel eleştiridir.
Deneme için bir tanım yapmak gerekirse şunları söyleyebiliriz:
Deneme;bir yazarın,herhangi bir konu üzerinde,özel görüş ve düşüncelerini hiçbir iddiaya yer vermeden,kesin yargılara varmadan anlattığı yazı türüdür.
Batı edebiyatında essai (ese ) adı verilen deneme konuları genellikle edebiyat,sanat,bilim,felsefe…vb.dir. Özellikle Fransız edebiyatında Montaigne,İngiliz edebiyatında Bacon en tanınmış deneme yazarlarıdır.
Denemede bir konu sınırlılığı,belli bir biçim yoktur.Yazar,konu seçmede tam bir özgürlüğe sahiptir.Denemede yazar,kendi kendine konuşur gibi bir anlatım rahatlığı içindedir. Denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak gayesi güdülmez.


ELEŞTİRİ

Bir eseri değerlendirme amacıyla yazılan yazılara eleştiri denir.Eleştiride eserin yada sanatçının gerçek değerinin belirtilmesi amaçlanır.
Eleştirmeci,bir sanat eserinin gerçek değerini,özünü yapılışını,değerli-değersiz yanlarını ortaya koyar.Eleştirmecinin görevi güzellik yaratmak değil,yaratılmış güzelliği yargılamak,okurlara tanıtmaktır.
Eleştiriler;okura dönük eleştiri,topluma dönük eleştiri,sanatçıya dönük eleştiri,yapıta dönük eleştiri… olmak üzere türlere ayrılır.


İNCELEME

Bir eserin,bir sorunun,bir olayın özelliklerini,en ince ayrıntılarını araştırarak göz önüne seren yazı türlerine inceleme denir.Her obje bir inceleme konusu olabilir.Ama konumuz kompozisyon olduğu için biz yalnız bu anlamda inceleme yazıları üzerinde duracağız.
İnceleme,ister sözlü,ister yazılı olsun,bir tartışma niteliği taşır.
İnceleme yazıları yazarın teknik ve üslubuna göre diğer türlerin özelliklerini de gösterir; buna göre kimi yerde makale,kimi yerde deneme,kimi yerde sohbet havasına bürünür.
İnceleme yazılarında bir kolaylık olmak üzere şu soruları sırasıyla sorarak çalışmak,faydalı sonuçlar verecektir:
a. Ne? ( Bize eserin ve sorunun konusunu verir. )
b. Niçin? ( Eserin yazılma amacını, ana fikrini, temasını buldurur. )
c. Nasıl? ( Eserin yöntemini kavratır. )
d. Nerede? ( Yer,dekor. )
e. Kim? ( Kişileri verir. )
f. Ne zaman? ( işin süresini belirtir. )
İnceleme Planı :
A. Eserin Dış İncelemesi:
Eserin adı
Yazarı,çevireni
Basıldığı matbaa ve basılış tarihi
Kaçıncı baskı olduğu
Sayfa sayısı,fiyatı
Eserin boyutları
B. Eserin İç İncelemesi :
Yazarı hakkında bilgi
Türü hakkında bilgi
Özet
Eserdeki kişiler
Başroldekilerin kısaca tanıtımı
Ana fikir
Dil ve anlatım
Değerlendirme ( kritik )


RAPOR

Rapor,araştırma ve inceleme esasına dayanan bir yazı türüdür. Herhangi bir konuyla ilgili bilgi vermek,mesleki ve teknik bakımdan bazı noktaları açıklamak; görüş,düşünce ve önerileri bildirmek gibi amaçlarla yazılır.
Günümüzde rapor, geniş kapsamlı bir kelime olarak çok çeşitli alanlarda karşımıza çıkar. Doktor raporu, bilirkişi raporu, polis raporu, mühendis raporu, müfettiş raporu, deney raporu gibi çeşitli isimlerle anılan raporları ; meslek ve iş raporları, araştırma ve inceleme raporları gibi kısaca sınıflandırabiliriz.
Her rapor türünün kendine özgü yazılış kuralları vardır. Genel esas, konunun iyi kavranması ve konu üzerinde yeterli bilginin bulunmasıdır. Ancak, çok iyi anlaşılan,ilgi duyulan ve bilgi sahibi olunan konularda rapor yazılabilir.
Sağlam bir rapor yazabilmek için; raporun konusunu ilgilendiren kitapları,dergileri,gazeteleri okumak,yetkili kimselerle konuşmak,gözlem yolundan faydalanmak,özel deneylerde bulunmak,faydalanılan kaynakları göstermek gerekir.


RÖPORTAJ

Herhangi bir konu yada sorunun değişik boyutlarıyla ele alınıp işlendiği gazete ve dergi yazılarıdır. Röportajcı,yalnız gördükleriyle, izlenimleriyle yetinmez. Konuyla ilgili derinlemesine araştırma ve inceleme yapar,ilgililerin bilgisine başvurur. Röportajcının amacı, konuyu çarpıtmadan belgesel olarak okuyucuya sunmak,okuyucuyu konunun içinde yaşatmak,kamuoyunu aydınlatmaktır.
Röportaj, tek bir yazı olabileceği gibi,aynı konuda dizi yazı da olabilir.

ANLATI TÜRLERİ

Edebi türler yada sanatsal türler de denilen bu türlerin kesin kuralları,kesin tanımları yoktur. Her sanat eseri kendi kurallarını getirir, böylelikle de şimdiye kadar saydığımız türlerden ayrılır. Bir başka ifadeyle, her sanat eseri tektir,yaratıcısının özgün bir ürünüdür. Sanat eserine bu açıdan bakıldığında, genellemelere sığdırılamaz. Bu yüzden anlatı türlerini çok kalın çizgilerle ele aldık. Ayrıca bunların hepsini sıralamak yerine,yaygın olan birkaçına değinmekle yetineceğiz. Bunlar hikaye ve romandır.

HİKAYE VE ROMAN

Her iki türün geleneksel tanımında birleşilen nokta, olmuş yada olması mümkün bulunan olayları anlatan türler oluşlarıdır. Bunu, gerçek yada hayal edilmiş bir evrene ait gerçeklik duygusunu uyandıran olayların anlatımıdır,diye genişletebiliriz. Hikaye ve roman tanımlarında bu ortak noktadan sonra, iki türü birbirinden ayıran özellikler kısaca şöyle sıralanabilir :
a. Romanlar uzun, hikayeler kısa anlatı türleridir.
b. Romanlarda kişiler ( karakterler ) çok, hikayelerde azdır.
c. Romanlar geniş bir zaman kesitinde geçerken, hikayelerde bu kesit dardır.
d. Romanlardaki karakterler genellikle çok yönlü, hikayelerdeki karakterler tek yönlüdürler.
Ancak bu özellikler bile hikaye ve romanı kesin çizgilerle birbirinden ayırmaya yetmez. Bu sayılan özellikler her iki türde de bulunabilir.


Yazışma Türleri

MEKTUP

Başka bir yerde bulunan kişiye yada kuruma bir bilgi iletmek amacıyla yazılan yazılara mektup denir.
Mektubun diğer yazı türlerinden ayrı bir özelliği vardır. Herşeyden önce; bağımsızdır,ufukları alabildiğine geniştir,dar kalıplar ve kurallar içinde tanımlanamaz. Konuları oldukça bol ve sınırsızdır. Doğallığın ve içtenliğin en çekici belgesidir. Elbette ki herkese aynı içtenlikle mektup yazılmaz. Gönderdiğimiz kişi yada kurumla olan ilginin derecesine göre,mektubun hitap bölümünden,amaç,hatta sonuç bölümüne kadar değişen üslup özelliği vardır.
Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır. Saygımız,sevgimiz,karakterimiz,inancımız,görüş ve düşüncelerimiz hatta kültürümüz mektubumuza yansır.
Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen mektubun da kendine özgü bir düzeni,bir disiplini,bir planı vardır.
Mektup Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?
· Mektup yazarken kullanacağımız kağıt ve zarf temiz olmalıdır. Bu basit ayrıntı karşımızdakine verdiğimiz değeri gösterir.
· Mektuptaki hitap,göndereceğimiz kişi yada kurum göz önünde bulundurularak seçilmelidir: Sevgili Kardeşim, Canım Kardeşim, Canım
· Babacığım, Aziz Dostum, Saygıdeğer Büyüğüm, Sayın Murat Bey, Sayın Genel Müdür…
· Mektupta daha sonra giriş ve amaç bölümüne geçilir. Bu bölümde mektubun niçin yazıldığı belirtilir.
· Sonuç bölümünde daha çok klişe sözlere yer verilerek, hoşa gidici bir dilekle mektup bitirilir ; sevgi ve saygılar sunar,esenlikler dilerim. gibi.
· Öfkeli anlarda kesinlikle mektup yazılmamalıdır.
· Mektupta kullanılan ağır ve kırıcı sözler, ileride pişmanlığa yol açabilir. Ancak, yazının kalıcı etkisi nedeniyle, yarattığı kırgınlık tümüyle unutulamaz.

· Mektup Türleri

Mektuplar, konularına ve yazanla yazılan arasındaki ilgiye göre üçe ayrılır :
1. Özel mektuplar
2. Resmi mektuplar
3. İş mektupları

Özel Mektuplar

Birbirine yakın, tanışık insanlar ve eş dost arasında yazılan mektuplardır.

Tebrikler

Bayramlarda, yılbaşlarında veya mutlu bir olay dolayısıyla karşı tarafa iyilik ve mutluluk dileklerinde bulunmak amacıyla yazılan kısa,öz ve içten mektuplardır. Bunlarda kağıt yerine daha çok basılı kartlar kullanılmaktadır.

Telgraf

Mektubun gecikebileceği ivedi durumlarda bildirilmesi gereken istek, olay ve haberleri, kısa ve öz olarak anlatan bir mektup türüdür. Telgrafta az ve öz ifade önemlidir.
- Alacak olanın adı,soyadı ve açık adresi yazılır.
- Telgraf çekmemize sebep olan konu,kısa ve öz olarak ifade belirtilir.
- Sağ alt köşeye gönderenin adı ve soyadı yazılır.
- Telgraf metninin altına bir çizgi çekilir. Bu çizginin altına gönderenin adresi yazılır. Bu bilgi,alıcının bulunmaması durumunda telgrafın iadesi için gereklidir. Ücrete tabi değildir.
Telgraf,bugün kullanım alanı yok denecek kadar az kalmış bir yazışma türüdür.

Resmi Mektuplar

Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devler daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz,beyaz kağıtlar kullanılır. Anlatım ciddi ve ağırbaşlı olmalıdır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Üst makam yetkilisi alt makamdakine yazdığı yazıyı rica ederim, alt makamdaki üst makamdakine bilgilerinize saygıyla sunarım veya arz ederim şeklinde bitirmelidir.
Resmi Yazışmalarda Dikkat Edilecek Noktalar :
· Kağıdın üst yanından iki santim aşağıda ve ortada olmak üzere yazının çıktığı dairenin adresi bulunur.
· Sağ üst köşeye tarih konur.
· Yazıya başlamadan,hangi tarih ve sayılı yazıya cevap olarak yazıldığı belirtilir.
· Yazının ilk paragrafında sorun veya konu ortaya konur.
· Gelişme paragraflarında,bizim konu hakkındaki görüşümüz belirtilir,bizden istenilen bilgiler verilir.
· Sonuç bölümünde,yazının gönderildiği makamın durumuna göre ( alt makam,üst makam ) yazı,rica yada sunu biçimlerinden biriyle bitirilir.
· Resmi yazıyı tamamlayan evraklar,metnin sol alt kısmına,sıra numarası verilerek belirtilir.
· Kağıdın sol en alt köşesine yazıyı daktilo edenle,konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadlarının ilk harfleri yazılır.

İş Mektupları

Ticaret ve endüstri kurumlarının birbirlerine ve kişilere, kişilerin bu kurumlara gönderdikleri mektuplara iş mektubu denir. İşyerleri bu mektuplarda, firma ismini taşıyan başlıklı ( antetli ) beyaz kağıtlar kullanırlar. Yazıda daktilo ( veya bilgisayar ) kullanmak yerleşmiş bir kuraldır. İş mektuplarında da konu kısa,öz olarak açık ve yalın bir anlatımla ele alınmalıdır. Resmi mektupların özellik ve yazılışlarını kavramış olmak bu tür mektup yazmada da büyük kolaylık sağlar.
İş Mektuplarının Yazılışında Uyulacak Kurallar :
· Ciddi bir anlatım kullanılmalı, kısa ve özlü bir anlatım yolu seçilmelidir.
· Her iş için ayrı bir mektup yazılmalıdır.
· Daktilo veya mavi mürekkepli dolma kalem kullanılmalıdır.
· Ele alınan konu hakkında amaca uygun açıklamalar yapılmalı, gerekli yerlerde teknik terimler kullanılmalıdır.
· İstekler yapmacıklığa kaçmadan ciddi bir hava içinde belirtilmeli, saygı bildiren kelimeler ölçülü şekilde kullanılmalıdır.
· Eğer yazılan iş mektubu, bir başka mektuba cevap niteliği taşıyorsa,bu, metnin başında ilgi bölümünde belirtilmelidir. Bunun için o mektubun tarihi ve numarasının yazılması yeterlidir.


DİLEKÇE

Bir dilekte yada şikayette bulunmak veya bilgi vermek amacıyla resmi makamlara sunulan tarihli,imzalı mektuptur.Kişiyi ve kamuyu ilgilendiren bir hakkın sağlanması, bir haksızlığın düzeltilmesi, kaldırılması için gerçek yahut tüzel kişilerce ilgili makamlara yazılan yazılara dilekçe denildiği gibi, istida, arzuhal de denir.
Dilekçe Yazımında Göz Önünde Bulundurulması Gereken Kurallar :
· Dilekçeler,konularına göre uzun veya kısa olabilir. Konular kısa v öz olarak belirtilir. Gereksiz ayrıntılara yer verilmez.
· Dilekçelerde ciddi, ağırbaşlı bir dil kullanılır. Anlatımın yalın ve duru olmasına özen gösterilir. Süslü,yapmacık,laubali bir ifadeden kesinlikle kaçınılmalıdır.
· Dilekçeler ; çizgisiz,beyaz dosya kağıdına daktiloyla veya dolmakalemle,okunaklı el yazısıyla yazılmalıdır.
· Dilekçe hangi kuruma veriliyorsa,bu makamın adı başa yazılır. Kurum adının sağ altına kurumun bulunduğu şehir adı yazılır.
· Konunun kısa bir özeti bu başlığın altına yazılır.
· Daha sonra konunun belirlendiği metin bölümüne geçilir. Bu bir şikayet dilekçesiyse,şikayet sağlam kanıtlara dayandırılmalıdır. Eğer iş isteme dilekçesiyse, öğrenim durumu,yaş,kısa bir özgeçmiş,kurumca aranan seçkin nitelikler açık seçik belirtilmelidir.
· Dilekçede bir durum belirtiliyorsa ,son cümle Durumu bilgilerinize saygılarımla sunarım, bir istek belirtiliyorsa Gereğini izinlerinize saygılarımla sunarım şeklinde olmalıdır.
· Dilekçe bitiminde sağ alt köşeye ad ve soyadı yazılmalı, imzalanmalıdır. Tarih, isim ve imzanın bir satır üstünde olabileceği gibi dilekçenin sağ üst köşesine de konulabilir.
· Sol alt köşeye açık adres yazılmalıdır.
Dilekçe, herkesin zaman zaman yazmak zorunda kalabileceği bir mektup türüdür. Dilekçenin ilk bakışta güven verici bir düzen içinde olması gerekir.

ses bilgisi

ÜNLÜ DARALMASI

Sözcüklerin sonlarında bulunan geniş ünlüler (a, e) özellikle “-yor” ekinin darlaştırıcı özelliğinden dolayı daralarak, ı, i, u, ü dar ünlülerine dönüşür. Buna ünlü daralması denir.

bekl-e-yor > bekl-i-yor
kalm-a-yor > kalm-ı-yor
özl-e-yor > özl-ü-yor
soll-a-yor > soll-u-yor

örneklerinde bu daralma görülmektedir. “-yor” ekin den başka bir ekin ya da sesin darlaştırma özelliği yoktur. Ancak tek heceli olan “de- , ye-” fiilleri, kendinden sonra gelen “y” sesinden dolayı darlaşabilir.

de - yor > di - yor
de - yerek > di - yerek
de - yen > di - yen

Ancak bazen darlaşma olmayabilir.

de - y - ince > de - y - ince

KAYNAŞTIRMA HARFLERİ (KORUYUCU ÜNSÜZLER)

Türkçe kurallara göre bir sözcükte iki ünlü yan yana gelmez. Araya kaynaştırma harfi girer. Türkçe’de dört tane kaynaştırma harfi vardır: ş, s, n, y. Bunların her birinin özel kullanım yerleri vardır.

ş kaynaştırma harfi:

* Üleştirme sayı sıfatlarında kullanılır.
Örnek: İki-ş-er, altı-ş-ar, yedi-ş-er

s kaynaştırma harfi:

* Üçüncü tekil şahıs iyelik ekinden önce kullanılır. Daha çok isim tamlamalarında tamlanan görevindeki sözcükte görülür.
Örnek: Çocuğun oda-s-ı, Balığın koku-s-u

Not: Ancak “su” ve “ne” kelimeleri bu kurala uymaz.
Örnek: Yemeğin su-y-u yok. , Çocuğun ne-y-i kaybolmuş. örneklerinde olduğu gibi…

n kaynaştırma harfi:

* Zamirlerden sonra ek geldiğinde kullanılır.
Örnek: O-n-a haber verin. , Bu-n-u biliyoruz.

* İyelik eklerinden sonra hal eki gelirse kullanılır.
Örnek: Çocuğun kitabı-n-ı almışlar. , Fakirin evi-n-i yıkmışlar.

* İlgi eklerinden önce kullanılır.
Örnek: Soba-n-ın kapağı düşmüş. , Sene-n-in sonu geldi. , Kasaba-n-ın sıcağı çok bunaltıcı.

y kaynaştırma harfi: Yukarıdaki kuralların dışında olan her yerde “y” kaynaştırma harfi kullanılır.
Örnek: Oda-y-a girdim. , Üşü-y-erek uyandım. , Ağla-y-anı tanıyorum.

Not: Kaynaştırma harfleri aslında iki ünlü arasında kullanılır. Ancak bazen iki ünlü arasına gelmediği halde de kullanıldığı olur. Özellikle “ile, idi, imiş, ise” gibi sözcükler ünlüyle biten bir sözcüğe eklendiğinde baştaki “i” ünlüsü düşer ve yerine “y” kaynaştırma harfi gelir.
Örnek: silgi > silgiyle, soba > sobayla, hasta > hastaydı, kısa > kısaymış, bitti > bittiyse

Örneklerinde görüldüğü gibi “y” kaynaştırma harfi iki ünlü arasında değildir. Bu durum “n” kaynaştırma harfinde de görülebilir. Zamirlerden sonra hal eki geldiğinde gerekmese de bu harf bulunur.

Örneğin; “Ondan bunu hiç beklemezdim.” cümlesinde altı çizili sözcükte “n” kaynaştırma harfi iki ünlü arasında değildir.



ULAMA

Sessizle biten sözcükten sonra sesliyle başlayan bir sözcük gelirse, iki sözcük birbirine bağlanarak okunur. Buna ulama denir.
Örnek: Bakkaldan ekmek aldım. cümlesinde iki yerde ulama yapılmıştır. Sözcükler arasında herhangi bir noktalama işareti varsa ulama yapılmaz.



SES DÜŞMESİ

Sözcüğün aslında bulunduğu halde, ek geldiğinde bazı sesler düşebilir. Bu düşme hem ünlülerde hem ünsüzlerde görülür.



Ünlü Düşmesi

Sözcüğün aslında bulunan bir ünlünün düşmesidir.
Örnek: “Yapraklar daha şimdiden sarardı.” cümlesinde sözcüğün aslı “sarı”dır; “-ar-” eki geldiğinde sözcüğün sonundaki “ı” düşmüştür.

Ünlü düşmesinin en yaygın kullanımı ise “Hece düşmesi” adıyla anılan kuraldır. Buna göre, sözcüğün son hecesinde bulunan dar ünlüler, ünlüyle başlayan bir ek sözcüğe eklendiğinde düşer. Bu özellik bazı organ isimlerinde, Arapçadan dilimize geçen bazı sözcüklerde, bazı Türkçe fiillerde görülür.

sabır - ı > sabrı
akıl - ı > aklı
burun - u > burnu
gönül - üm > gönlüm

Örneğin; “Kahvaltıya hazırlanın.” cümlesinde altı çizili söz “kahve altı” sözlerinin birleşmesinden oluşmuş, bu sırada “kahve” sözündeki “e” düşmüştür.



Ünsüz Düşmesi

Sözcüğün aslında bulunan ünsüzün, ek geldiğinde düşmesidir.

küçük - cük > küçücük
büyük - cek > büyücek örneklerinde sözcüklerin sonlarında bulunan “k” ünsüzlerinin düştüğü görülüyor.



SES TÜREMESİ

Sözcüğün aslında olmadığı halde, ek geldiğinde ortaya çıkan seslerdir.

genç - cik > gencecik
bir - cik > biricik
az - cık > azıcık

örneklerinde ünlü türemesi görülmektedir. Buna benzer bazı sözcükler de vardır. Bunlar “öpücük, gülücük” gibi fiilden türeyen sözcüklerdir. Ancak “-cik”” eki isim soylu sözcüklerden yeni sözcükler türetebilir. Fiilden türeyen bu sözcüklerin “öpüşcük, gülüş - cük” gibi sözcüklerden “ş” sesinin düşmesiyle oluştuğunu söylemek daha mantıklı olacaktır. Dolayısıyla bir ünlü türemesinin olduğunu söylemek bu sözcükler için pek doğru olmaz.

Not: Bazen sözcüklerde ünsüz de türeyebilir. Arapçadan dilimize geçen his, af, zan gibi sözcükler ek ya da yardımcı fiil aldıklarında, sonlarındaki sessizler çiftleşir.



his - etmek > hissetmek
af - etmek > affetmek
zan - etmek > zannetmek

örneklerinde bu görülüyor. Burada aslında bir ses türemesinden çok sözcüğün Arapçadaki aslında bulunan şeklinin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ancak sözcükler Türkçe kurallara göre incelendiğinden, bu, türeme olarak alınagelmiştir.



Büyük ve Küçük Ünlü Uyumları

Her dilde olduğu gibi, dilimizde de sesler ünlü ve ünsüz olmak üzere iki grupta incelenir. Bir sözcükte ünlüler arasında olduğu gibi ünsüzler arasında da bazı özellikler, hatta ünlülerle ünsüzler arasında bazı özellikler vardır. Bunları belli başlıklar altında inceleyelim.



BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU

Türkçe’de sekiz ünlü vardır. Bunlardan a, ı, o, u kalın, e, i, ö, ü incedir. Bir sözcükte kalın ünlülerden sonra kalın, ince ünlülerden sonra ince ünlülerin gelmesi kuralına büyük ünlü uyumu denir.

Örneğin; “öğretmen” sözcüğü, bütün ünlüleri ince olduğu için kurala uyar, “asker” sözcüğü “a” kalın “e” ince ünlü olduğundan kurala uymaz. Üniversite sınavlarında bununla ilgili bir soru bugüne dek sorulmamıştır.



KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU

Bir sözcükte düz ünlüden sonra düz, yuvarlak ünlüden sonra düz - geniş veya dar - yuvarlak ünlülerin gelmesi kuralıdır. Özetle bu kurala göre;

a, ı, e, i ünlüleri birbirinden sonra gelebilir.

o, ö, u, ü ünlülerinden sonra ise u, ü, a, e gelebilir.

Bundan da soru çıkmadığından üzerinde fazla durmuyoruz.



ÜNSÜZ BENZEŞMESİ

Dilimizde ünsüzler sert ve yumuşak olmak üzere iki gruba ayrılır. Sert ünlüler “ç, f, t, h, s, k, p, ş” ünsüzleridir. Bunun dışında kalanlar ise yumuşak ünsüzlerdir.

Bir sözcük sert bir ünsüzle bitiyor ve o sözcüğe ünsüzle başlayan bir ek geliyorsa, ekin başındaki ünsüz sertleşir. Buna ünsüz benzeşmesi denir. Elbette bu benzeşme sert ve yumuşak şekli olan seslerde söz konusudur. Bu özelliği dört seste görüyoruz;

p - b, ç - c , t - d, ğ - g

Şimdi bu kuralı örneklendirelim:

“Kitap” sözcüğünün sonundaki “p” sesi serttir. Bu sözcüğe biz “-de” hal ekini getirirsek “kitapda” sözü oluşur. Bu durumda ekin başındaki “d” sesi yumuşak olduğundan sözcükte ünsüz benzeşmesine aykırı bir durum görülür. Kurala uyulması için, “d” sesi sertleşmelidir. Bunun serti ise, yukarıda göstermiştik, “t” dir. Dolayısıyla sözcük, “kitapta” olacaktır.



okul-dan > okuldan
av-cı > avcı
ağaç-dan > ağaçtan
ocak-cı > ocakçı

Yukarıdaki sözcüklerde eklerin sözcüğe nasıl uyduğu görülüyor. Birinci gruptaki sözcüklerde ek, yumuşak ünsüzle biten sözcüklere geldiğinde değişmemiş, ancak ikinci gruptaki sert ünsüzlere geldiği zaman sertleşmiştir. Bu durum sadece çekim eklerinde değil yapım eklerinde de geçerlidir. Ekler sayılara geldiğinde de aynı durum geçerlidir. Sayının sesleri nasılsa ek de öyle olmalıdır.

Örnek: 11′de, 8′den, 5′te, 3′ten



Özel isimlerde de aynı kural geçerlidir.

Örnek: Samsun’dan, Emin’de, Sinop’tan, Yunus’ta



ÜNSÜZ YUMUŞAMASI

İki ünlü arasında kalan sert ünsüzler yumuşar. Buna “ünsüz değişimi” denir. Elbette bu özellik, ancak yukarıda da söylediğimiz sert ve yumuşak şekli bulunan seslerde geçerlidir. Bunlar p, ç, t, k sert sessizleridir. Örneğin; “ağaç” sözcüğüne -i hal ekini getirsek, sözcüğün sonundaki “ç” sert sessizi yumuşayarak “c” olur; yani “ağacı” şeklinde yazılır.

Örnek: dolap - a > dolaba, çekiç - e > çekice, kanat - ı > kanadı, yemek - e > yemeğe

Yukarıdaki örneklerde sert sessizlerin yumuşadığı görülüyor. Ancak bu kural her sözcükte geçerli değil.

Örneğin; “Davranışları, doğruluğunun kanıtıdır.” cümlesinde altı çizili sözdeki “t” sert ünsüzü iki ünlü arasında kaldığı halde yumuşamamıştır.

Hangi sözcükte bu yumuşamanın olacağı hangisinde olmayacağı, belli bir kurala bağlanamaz. Hatta tek heceli sözcüklerin çoğunda olmazken, bazılarında olabilir. Bunu sözcüğün günlük kullanımlarını dikkate alarak anlayabilirsiniz.

Örnek: tek - i > teki, çok - u > çoğu görüldüğü gibi birincide değişim olmadığı halde ikincide olmuştur.



Dilimize Arapçadan geçen ve son hecesindeki ünlünün uzun okunduğu kelimelerde ünsüz değişimi yapılmaz.
Örnek: “Sınavda hukuku seçecekmiş.” cümlesindeki altı çizili söz buna örnektir.

Bazı sözcüklerde ise ses iki ünlü arasında kalmamasına rağmen yumuşar.
Örnek: kalp - i > kalbi, art - ı > ardı, renk - i > rengi, harç - ı > harcı

Görüldüğü gibi iki ünlü arasında kalmadığı halde “p, ç, t, k” sert ünsüzleri yumuşamıştır. Bazı sözcüklerde ise bu seslerin yumuşamadığı görülür.

Örneğin; “Sonunda işler sarpa sardı.” cümlesinde altı çizili sözcükte yumuşama olmamıştır.

Örneğin; “Zonguldak’a yerleştiklerini duydum.” cümlesinde altı çizili sözdeki “k” sert sessizi yumuşamamış ancak biz onu okurken “Zonguldağa” diye okumalıyız.