Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2008 Perşembe

siir uzerine aforizmalar

Şiir bir çıkartmadır, uyuyan topraklara uyumayışlardan.


Şiir ısrarlı bir telkindir, ama tekin olmayabilir bazı telkinler gibi.


Şiir yazılamaz olunca mı anlaşılır nasıl yazılacağı?


Şiir, kapatmalarla dolu bir haremi elegüne açmak gibi.


Tanrı iyi şairleri şiir ağası olmaktan korusun!


Bazan bir şair, tek şiirle, bir başka şairin yüzlerce şiirini yok eder.


Bazı kitapların yanında not: tükendi. Şiirler, şairler için de geçerli.


Yalnızlıklardaki gibi, şiirlerdeki kalabalık da bir uyumsuzluktur.


Hava ve kara limanları gibi, yer yer şiir limanları da olmalı; şiir trafiğinde yersiz tıkanmaları önleyecek limanlar.


Şair, kendi tarlasına da su isteyen kişidir. Bu istek çekişmelere, çatışmalara yol açar. Sonra bu su, bazen faydalı ürünler verir, bazan baldıran otları. Ne olursa olsun şiir, bir tarlayı koru^ma çabasıdır.


Var mısın bir İzmir ya da Paris Çok bunaldılar mı gezilere çıkamayanlar, oturur şiir yazarlar.


Sevdiğimiz insanlara bile ancak işimiz düşünce uğrarız da, şiirleri arayıp soran yok diye niçin yakınırız?


Şiirler, beraber söylenen solo şarkılardır.


Başarılı bir şiirin keyfi bir yenisine kadar sürer, duyulan o hüzün bir vefasızlık utancıdır.


İki tür şair sevilmez: Ya sızlanan ya da bitpazarında hurdacı dükkânı açmış.


Şiir bir inattır: Ne yazarız onlar gibi ne de bizden başka sanat.


Rahat düşkünlerine uzaktır, bazı algılar. Güçlü şiirler de çaba ister.


Şiir, yananlar ve kendini yakanlarla dolu dönemlerde içten bir yanışı gösterir.


Şiir, İnce ince soğan doğramak gibi. Çok eğilmişseniz üstüne, yaşarır gözleriniz.

Kurşuna dizilir ölürler, şiire dizilir dururlar.


Şiir, varlıklı-yoksul, ikisinin de uzağındadır,


Bir beraberliğin bitişinde her zaman biraz hüzün vardır, hele şiirler için.



Sözlük maddeleri, roman okur gibi ard arda okunur mu?


Bir sözlükte bir maddeye bakarız, bir süre sonra bir başka maddeye, ve kapatırız kitabı.


Sonra bir yenisine, ya da tekrar evvelce baktıklarımızdan birine. Şiir kitapları için de geçerli.


Güçlü şiir ya bir hayır ya bir bedduadır.


Şiir iki şey ister: hem seni, hem hünerini. Tek başına sen sıkıcı bir ağırlıksın, hüner ağırlığı hafifletir.


Biri şiir yazar, biri o şiir üzerine kendini.


Camın hemen yanına oturmak gibidir bazı şiirler; oysa gerilerde bir yerden uzaklar da görü^lür.


Bir kişiyle bile konuşulamaz şeylerle dolmuşsa bardak başlar şiir taşkını.


Solmuş sarı fotoğraf, duvarda, bir zaman çektiğimiz şiirin başka bir tanımı.


Bir şiir yazılırken, daha önce yazılmış, aşağı yukarı aynı havada, aynı temada bir başkası, hayranlık ya da hasetle hatırlanıyorsa, bu yenisinde de iş vardır (bazan da yok).


Bir eldir güçlü şiir, el verse kıvıracağımızısanırız:


İnce, çelimsiz görünür, oynar bizimle ve çok sürmez elimiz yapışır masaya.


Tedavi klinikleri gibi, şiir klinikleri de olmalıydı.


Şiiri hareketli yapan, kimi sözcükler arasında gidiş gelişler, hemen görülemeyen alış verişlerdir.


Şiir ziyaret saatleri 24'ten sonra olmalı. Ne yazık ki 24'e kadar, gelenler de çok değil.


Bazı şairlerin ölümüne yanarız, ancak onların şiirleridir ki, yıllar sonra soğuklarda gene ısıtır bizi.


Bazı besinler insanı tok, bazı şiirler insanı genç tutar ve ikisi hemen hemen aynı kapıya çıkar:


Önlenir oburluklar, erken kocamalar.


Gizli şiir sayısı, gizli işsiz sayısından aşağı değildir.


Birçok şiirler, varlıklarını duyuramaz, kendilerine bir elin uzanmayışına sessizce katlanırlar.


Bir şairin yakındığımız yanı ya dilidir, ya dilsizliği.


Bir duvarı aşamayan seslenişler şiir. Duvarın arkasında millet maç seyrediyor.


Şiir kazalarında ölenlerin, sakat kalanların sayısı, trafik kazalarındakinden kat kat fazladır, hep aşırı hızdan, dikkatsizlikten.


İlham, evet, bir şey vurdu oltaya, ümide kapılırız.


Ama iğneye takılan, atılmalık bir fasarya da olabilir. Önemli olan sözcüklerin birbirini çekmesi, dizelerin dizi dizi ağda birikmesidir.


Çalçene şiircikler, bir kaşık suda gargara. Şiir bir durum, bir sorun üzerinde ölçülü konuşan, susunca da bizim düşünmemizi bekleyen bir olgunluktur.


Siz hangi dizede hangi sözcük, daha da yerinde, daha da güzel - sormadan değiştiriniz!


İyi şair, gereğince Karac'oğlan. O söyle


"Kim var imiş ben burada yoğ iken."


Şiir bir çıkartmadır, uyuyan topraklara uyumayışlardan.


Şiir ısrarlı bir telkindir, ama tekin olmayabilir bazı telkinler gibi.


Şiir yazılamaz olunca mı anlaşılır nasıl yazılacağı?


Şiir, kapatmalarla dolu bir haremi elegüne açmak gibi.


Tanrı iyi şairleri şiir ağası olmaktan korusun!


Bazan bir şair, tek şiirle, bir başka şairin yüzlerce şiirini yok eder.


Bazı kitapların yanında not: tükendi. Şiirler, şairler için de geçerli.


Yalnızlıklardaki gibi, şiirlerdeki kalabalık da bir uyumsuzluktur.


Hava ve kara limanları gibi, yer yer şiir limanları da olmalı; şiir trafiğinde yersiz tıkanmaları önleyecek limanlar.


Şair, kendi tarlasına da su isteyen kişidir. Bu istek çekişmelere, çatışmalara yol açar. Sonra bu su, bazen faydalı ürünler verir, bazan baldıran otları. Ne olursa olsun şiir, bir tarlayı koru^ma çabasıdır.


Var mısın bir İzmir ya da Paris Çok bunaldılar mı gezilere çıkamayanlar, oturur şiir yazarlar.


Sevdiğimiz insanlara bile ancak işimiz düşünce uğrarız da, şiirleri arayıp soran yok diye niçin yakınırız?


Şiirler, beraber söylenen solo şarkılardır.


Başarılı bir şiirin keyfi bir yenisine kadar sürer, duyulan o hüzün bir vefasızlık utancıdır.


İki tür şair sevilmez: Ya sızlanan ya da bitpazarında hurdacı dükkânı açmış.


Şiir bir inattır: Ne yazarız onlar gibi ne de bizden başka sanat.


Rahat düşkünlerine uzaktır, bazı algılar. Güçlü şiirler de çaba ister.


Şiir, yananlar ve kendini yakanlarla dolu dönemlerde içten bir yanışı gösterir.


Şiir, İnce ince soğan doğramak gibi. Çok eğilmişseniz üstüne, yaşarır gözleriniz.


Kurşuna dizilir ölürler, şiire dizilir dururlar.


Şiir, varlıklı-yoksul, ikisinin de uzağındadır,


Bir beraberliğin bitişinde her zaman biraz hüzün vardır, hele şiirler için.


Sözlük maddeleri, roman okur gibi ard arda okunur mu?


Bir sözlükte bir maddeye bakarız, bir süre sonra bir başka maddeye, ve kapatırız kitabı.


Sonra bir yenisine, ya da tekrar evvelce baktıklarımızdan birine. Şiir kitapları için de geçerli.


Güçlü şiir ya bir hayır ya bir bedduadır.


Şiir iki şey ister: hem seni, hem hünerini. Tek başına sen sıkıcı bir ağırlıksın, hüner ağırlığı hafifletir.


Biri şiir yazar, biri o şiir üzerine kendini.


Camın hemen yanına oturmak gibidir bazı şiirler; oysa gerilerde bir yerden uzaklar da görü^lür.


Bir kişiyle bile konuşulamaz şeylerle dolmuşsa bardak başlar şiir taşkını.


Solmuş sarı fotoğraf, duvarda, bir zaman çektiğimiz şiirin başka bir tanımı.


Bir şiir yazılırken, daha önce yazılmış, aşağı yukarı aynı havada, aynı temada bir başkası, hayranlık ya da hasetle hatırlanıyorsa, bu yenisinde de iş vardır (bazan da yok).


Bir eldir güçlü şiir, el verse kıvıracağımızısanırız:


İnce, çelimsiz görünür, oynar bizimle ve çok sürmez elimiz yapışır masaya.


Tedavi klinikleri gibi, şiir klinikleri de olmalıydı.


Şiiri hareketli yapan, kimi sözcükler arasında gidiş gelişler, hemen görülemeyen alış verişlerdir.


Şiir ziyaret saatleri 24'ten sonra olmalı. Ne yazık ki 24'e kadar, gelenler de çok değil.


Bazı şairlerin ölümüne yanarız, ancak onların şiirleridir ki, yıllar sonra soğuklarda gene ısıtır bizi.


Bazı besinler insanı tok, bazı şiirler insanı genç tutar ve ikisi hemen hemen aynı kapıya çıkar:


Önlenir oburluklar, erken kocamalar.


Gizli şiir sayısı, gizli işsiz sayısından aşağı değildir.


Birçok şiirler, varlıklarını duyuramaz, kendilerine bir elin uzanmayışına sessizce katlanırlar.


Bir şairin yakındığımız yanı ya dilidir, ya dilsizliği.


Bir duvarı aşamayan seslenişler şiir. Duvarın arkasında millet maç seyrediyor.


Şiir kazalarında ölenlerin, sakat kalanların sayısı, trafik kazalarındakinden kat kat fazladır, hep aşırı hızdan, dikkatsizlikten.


İlham, evet, bir şey vurdu oltaya, ümide kapılırız.


Ama iğneye takılan, atılmalık bir fasarya da olabilir. Önemli olan sözcüklerin birbirini çekmesi, dizelerin dizi dizi ağda birikmesidir.


Çalçene şiircikler, bir kaşık suda gargara. Şiir bir durum, bir sorun üzerinde ölçülü konuşan, susunca da bizim düşünmemizi bekleyen bir olgunluktur.


Siz hangi dizede hangi sözcük, daha da yerinde, daha da güzel - sormadan değiştiriniz!


İyi şair, gereğince Karac'oğlan. O söyle


"Kim var imiş ben burada yoğ iken."

edebiyatcilarin lakaplari

#

· ADALET CİMCOZ: Fitne Fücur.
#

· ATTİLA İLHAN: Abbas Yolcu, Beteroğlu, Ali Kaptanoğlu, Nevin Yıldız.
#

· ÇETİN ALTAN: Hadi Borazan, Hüseyin Zurna.
#

· ERCÜMENT EKREM TALU: Çekirge, Karga, Torik Necmi, Kertenkere.
#

· FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL: Akıllı Ozan, Çamdeviren, İğne ile Kuyu Kazan.
#

· HALİDE EDİP ADIVAR: Halide Salih.
#

· HALDUN TANER: Can Enişte, Haldun Hasırcıoğlu.
#

· HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER: Toplu İğne.
#

· İSMAİL HAMİ DANİŞMEND: Rabia Hatun.
#

· KEMAL TAHİR: Bedri Eser, Nurettin Demir, Kemal Tahir Tipi, Kemal Tahir Benerci.
#

· MELİH CEVDET ANDAY: Gani Girgin, Zater.
#

· MURAT BELGE: Raif Özben.
#

· MUHSİN ERTUĞRUL: Ertuğrul May, Nabi Zeki, İp Çeken, Suflör, Servet Moray.
#

· NÂZIM HİKMET RAN: Ahmet Oğuz Saruhan, Ercüment Er, İbrahim Sabri, Kartal, M. İhsan, Nazım Hikmet Borjensky, Nurettin Eşfak.
#

· NURULLAH ATAÇ: Sabiha Yağızlar.
#

· AZİZ NESİN: Bahri Filefil, Berdi Birdirbir, Fettane Şatifil, Kerami Pestenkerani, Kerim Kihkih, Ord. Prof. Paf-Puf, Dr. Daim Değer, Oya Ateş, Vedia Nesin.
#

· ORHAN VELİ KANIK: Adil Hanlı, Mehmet Ali Sel.
#

· ORHAN KEMAL: Yıldız Okur, Hayrullah güçlü, Raşit Kemali.
#

· PEYAMİ SAFA: Server Bedi, Çömez.
#

· REŞAT NURİ GÜNTEKİN: Ateşböceği, Mizah Yazarı, Yıldızböceği.
#

· RIFAT ILGAZ: Mehmet Rıfat, Stepne, Remzi Işık.
#

· SEVGİ SOYSAL: Sevgi Nutku, Sevgi Sabuncu.
#

· TARIK DURSUN K.(Kakınç): M. Hasan Göksu, T. Kakınç.
#

· VALA NURETTİN: Veli Nuri, Va-Nu, Akşamcı, Hikayeci.
#

· VEDAT TÜRKALİ: Hüsamettin Gönenli.
#

· YUSUF ZİYA ORTAÇ: Akbaba, Çimdik, Kamber.
#

· YAHYA KEMAL BEYATLI: Ahmet Agah, Süleyman Sadi, S.S.
# · ZİYA GÖKALP: Bimar, Büyük Baba, Meclis-i İdare Vilayet Kitabesi’nden Ziya

5 Ocak 2008 Cumartesi

turkiye disindaki cagdas turk edebiyati

AZERBAYCAN TÜRK EDEBİYATI

BAHTİYAR VAHAPZADE
ESERLERİ:
Menim Dostlarım, Aylı Geceler, Tan Yeri, Çınar,(şiir) İkinci Ses, Yağıştan Sonra, Artık Adam(tiyatro)

ŞEHRİYAR
ESERLERİ:
Heyder Baba’ya Selam, Divan, Türkçe Şiirinden Eserler

CELİL MEHMET KULİZADE
ESERLERİ:
Ölüler, Anamın Kitabı, Feyletonlar,Deli Yığıncağı, Belke De Gaytardılar

BULGARİSTAN TÜRK EDEBİYATI

RECEP KÜPÇÜ
ESERLERİ:

Ötesi Var, Ötesi Düş Değil

KAZAN TÜRK EDEBİYATI

AYAS İSHAKİ
ESERLERİ:
Zindan ,Familye Saadeti, Lokman Hekim, Ulug Bayrem (hikaye) Mulla Bubay,Ulug Muhammed,Tatar’ın Kızı(roman) İki Aşık , Kıyamet ,Muallim (oyun) Anı Defteri ,Otuz Yıllığım(anı)

KIBRIS TÜRK EDEBİYATI

OSMAN TÜRKAY
ESERLERİ:
Yedi Telli, Uyurgezer , Beethoven’dan Aydınlığa Uyanmak Avrupa Şiiri (şiir)

ÖZKER YAŞIN
ESERLERİ:

Kıbrıs’tan Atatürk’e, Namık Kemal Kıbrıs’ta , Kanlı Kıbrıs,Bayrak Destanı (şiir),
Kıbrıs’ta Vuruşanlar, Kıbrıslı Kazım (roman) Bütün Kapılar Kapandı (hikaye)

BATI TRAKYA TÜRK EDEBİYATI

ABDURRAHİM DEDE
ESERLERİ:
Rumeli’de Bırakılanlar, Azınlıklar Ezilmemeli (inceleme) Batı Trakya Türkleri,İlhanlı Destanı (deneme)

KIRGIZİSTAN TÜRK EDEBİYATI

CENGİZ AYTMATOV
ESERLERİ:
Gün Olur Asra Bedel, Beyaz Gemi, Cemile, Kopar Zincirlerini Gülsarı, Toprak Ana, Selvi Boylum, Fuhi Yama, Dişi Kurdun Rüyaları…

KIRIM TÜRK EDEBİYATI

GASPARALI İSMAİL
ESERLERİ:
Kadıların Ülkesi, Aslan Kız , Gündoğdu, Medeniyet-i İslamiye, Selname-i türki, Asya’da Komşularımız, İki Bahadır,

CENGİZ DAĞCI
ESERLERİ:
Korkunç Yıllar, Onlar Da İnsanlar, O Topraklar Bizimdi, Badem Dalına Asalı Bebekler, üşüyen Sokak, Genç Temuçin

ÖZBEKİSTAN TÜRK EDEBİYATI

A.HAMİT SÜLEYMEN ÇOLPAN
ESERLERİ:Uyanış , Tan Sırları, Koşuklarım
AYBEK

ESERLERİ:Tuygular (şiir) Kutluk Kaan , Nevai, Balık ,Ulug Yol (roman)

UYGUR TÜRK EDEBİYATI

ZİYA SAMEDİ
ESERLERİ:

Boynu Kesik (müzikal) , Bir Tane Siyara, Dertlinin İnleyişi , Kaysıların Olgunlaştığı Dönem, Yılların Sırrı , Mayımhan (roman)

TÜRKMENİSTAN TÜRK EDEBİYATI

ATA ATACANOĞLU
ESERLERİ:

Üçlerin Siyahatı , Men Size Baryan , Guşgı Galası

IRAK TÜRK EDEBİYATI

ATA TERZİBAŞI
ESERLERİ:

cumhuriyet donemi turk edebiyati

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ (1923–1940)

* Aruz ölçüsü bırakılmıştır. Serbest ölçü ve hece ölçüsü kullanılmıştır.
* Dilde sadeleşme hareketi başarıya ulaşmış ve İstanbul Türkçesi esas alınmaya başlanmıştır.
* Edebiyatımız İstanbul aydınlarının tekelinden kurtulmaya başlanmıştır. Anadolu’dan aydın yetişmeye başlamıştır.
* Romanda ve hikâyede halk gerçekleri tamamen yerleşmiştir.
* Uluslar arası düzeyde sanatçı yetişmiştir.
* Tiyatro ve deneme alanında büyük gelişmeler gösterilmiştir.
* Bu dönemden itibaren farklı edebi topluluklar ortaya çıkmaya başlamıştır.

BEŞ HECECİLER

* Hecenin beş şairi adıyla da anılan bu sanatçılar milli edebiyat akımından etkilenmiş ve şiirlerinde hece veznini kullanmışlardır.
* Şiirde sade ve özentisiz olmayı ve süsten uzak olmayı tercih etmişlerdir.
* Beş hececiler şiire birinci dünya savaşı ve milli mücadele döneminde başlamışlardır.
* Beş hececiler ilk şiirlerinde aruz veznini kullanmışlar daha sonra heceye geçmişlerdir.
* Şiirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanlıklar ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
* Hece vezni ile serbest müstezat yazmayı da denediler.
* Mısra kümelerinde dörtlük esasına bağlı kalmadılar yeni yeni biçimler aradılar.
* Nesir cümlesini şiire aktardılar ve düzyazıdaki söz dizimini şiirlerde de görülmesi beş hececiler de çok rastlanan bir özelliktir.
* Beş hececiler şu sanatçılardan oluşmuştur:
Faruk Nafiz Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç,
Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy,
Orhan Seyfi Orhon (Kısaca FEHYO diye ezberleyebilirsiniz)

YEDİ MEŞALECİLER

* 1928’de kurulmuştur.
* Heceyi geliştirmek amacıyla ortaya çıkmıştır.
* “Canlılık, samimiyet ve daima yenilik” sloganıyla hareket etmişlerdir.
* Varlaine, Mallerma gibi Fransız şairleri örnek almışlardır.
* Anadolu’yu yurtseverlik anlayışıyla anlatmayı düşünmüşlerdir; ancak pek başarılı olamamışlardır.
* Bunlar: Sabri Esat Siyavuşgil, Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lütfi, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret, Kenan Hulusi Koray.

GARİPÇİLER ( I. YENİCİLER )

* Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının belki de bütün Türk edebiyatının en farklı gurubu olarak edebiyat tarihinde yer almışlardır.
* 1940 yılına kadar gelen bütün şiir anlayışına karşı çıkan Orhan Veli, Oktay Rıfat Horozcu, Melih Cevdet Anday ortaklaşa “Garip” dergisini çıkarıp bu akımı başlatmışlardır.
* Şiirde ölçü ve kafiye gereksizdir.
* Şiir fikirleri aşılamak işin kullanılmamalı.
* Şiirde anlam düz verilmeli.
* Her konu şiire girebilmeli
* Her insan şiirin konusu olabilmeli.
* Şiirde söz ustalığı, laf cambazlığına gerek yoktur.
* Şiirde önemli olan bütün güzelliğidir.

MAVİCİLER

* Atilla İlhan’ın 1955–1956 yıllarında çıkardığı derginin adı olan “MAVİ” nin etrafında toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü gibi sanatçıları oluşturduğu guruptur.
* Garip akımına tepki olarak çıkmıştır.
* Şiirin basit olamayacağını zengin benzetmeli, içli, derin olması gerektiğini savunmuşlardır

İKİNCİ YENİCİLER

* 1950’lerde “Garip” akımına tepki olarak çıkmıştır.
* Şiirin düşürüldüğü basitliğe son vermek amacıyla ortaya çıkmıştır.
* Cemal Süreyya, İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Ülkü Tamer,Sezai KARAKOÇ bu akımın öncüleridir.
* Sözcüklerin anlamı değil söylenişi önemlidir.
* Her şey insanla başlar insanla biter.
* Şiirin kendine göre bir dili olmalı.
* Şiir diğer edebi türlerden kesin çizgilerle ayrılmalı.
* Önemli olan kelimelerin anlamları değil, şairin ona yüklediği anlamlardır.

CUMHURİYET DÖNEMİNİN ÖNEMLİ SANATÇILARI

AHMET HAMDİ TANPINAR (1901-1962)

* Hece ölçüsünü şiirimize en iyi uygulayan şairimizdir.
* Şiir dilimize yeni bir ses getirmiştir.
* Kendine özgü bir söyleyiş geliştirmiştir.
* Hikâye ve romanlarında şiirsel bir dil kullanmıştır. Psikolojik derinlik, bilinçaltına inen bir duyarlılık göstermiştir.
* Vatan sevgisi, geçmişe hasret gibi temalar işlenmiştir.
* Eserleri: Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Abdullah Efendi’nin Rüyası, Beş Şehir, Mahur Beste, 19.Asır Türk Edebiyatı, Yaşadığım Gibi.

SAİT FAİK ABASIYANIK (1906-1954)

* Türk hikâyeciliğinin temel taşlarındandır.
* Çehov tarzı hikâyeciliğinin en usta temsilcisidir.
* Günlük konuşma dilini, argoyu, halk söyleyişini hikâyelerinde işlemiştir.
* Çoğunlukla sıradan insanların hayatlarını eserlerinde işlemiştir.
* Eserleri Sarnıç, Semaver, Şahmerdan, Mahalle Kahvesi, Son Kuşlar, Kayıp Aranıyor, Âlem Dağında Var Bir Yılan, Havada Bulut, yaşamak Hırsı, Şimdi Sevişme Vakti…

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL (1898-1973)
* Beş hececilerdendir.
* Şiirleri aşk, memleket güzelliği, vatan sevgisi üzerine kuruludur.
* Anadolu’yu şiirlerinde en iyi işleyen şairlerimizdendir.
* Anadolu’yu işlenmemiş bir sanat olarak kabul edip ona yönelmiştir. Bu yönü diğer sanatçılarımıza örnek olmuştur.
* Anadolu’yu en güzel işleyen şiiri “Han Duvarları”dır.
* Eserleri: Gönülden Gönüle, Şarkın Sultanları, Dinle Neyden, Çoban Çeşmesi, Bir Ömür Böyle Geçti, Elimle Seçtiklerim, Tatlı Sert, Akıncı Türküleri, Han Duvarları, İlk Göz Ağrısı…

ZİYA OSMAN SABA(1910–1957)
* Şiirlerinde çocukluk özlemi, anılara düşkünlük, ev ve aile sevgisi, yoksul yaşamlara karşı utanç ve acıma, Allah’a kulluk, kadere boyun eğme, küçük mutluluklara yetinme ve ölüm gibi konuları işlemiştir.
* Hece ölçüsünü kullanmakla birlikte 1940’tan sonra serbest şiir yazmaya başladı
Şiir kitapları: Sebil ve Güvercinler, Geçen Zaman, Nefes Almak;
Mesut İnsan Fotoğrafhanesi ise öyküsüdür.

ORHAN VELİ KANIK (1914-1950)
* Edebiyatımızın en serbest şairidir.
* Mecazlı söyleyişi, kapalı anlatımı, benzetmeleri şiirimizden atan kişidir.
* Eski şiirimiz ile yeni şiirimizi tamamen birbirinden ayırmıştır.
* Şiirlerinde gündelik konuşmayı, sıradan insanların hayat koşullarını, yaşama biçimlerini kullandı.
* Garip akımının kurucusudur.
* Eserleri: Garip, Vazgeçemediğim, La Fontaine’den Seçmeler, Karşı, Nasrettin Hoca Hikâyeleri, Destan Gibisi…

OKTAY RIFAT HOROZCU(1914–1988)

* Garip akımının temsilcilerindendir.
* Başlangıçta, yeni bir hava içinde, güçlü aşk şiirleri; toplumcu sanat ilkesinden hareketle halk deyimi ve söyleyişlerinden masal ve tekerlemelerden faydalanarak başarılı taşlamalar; sosyal şiirler yazdı. Perçemli Sokak adlı kitabıyla birlikte şiir anlayışında büyük değişiklik olmuş soyut şiire kaymıştır.
* Son şiirlerinde öz ve biçim yoğunlaştırmalarıyla estetik planda yeni ve güçlü bir şiir estetiği yakalamıştır.
* Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üzerine Şiirler, Güzelleme, Karga İle Tilki, Aşk Merdiveni, Denize Doğru Konuşma, Dilsiz ve Çıplak

MELİH CEVDET ANDAY(1915)

* Garip akımının temsilcilerindendir.
* Şiirlerinde toplumsal gerçekliği inceler.
* Daha sonra ilk şiirlerindeki romantizmden sıyrılarak duygulardan çok aklın egemenliğine, güzel günlerin özlemine bırakır.
* Söz oyunlarında arınmış yalın bir dil vardır. Düz yazılarında ise yoğun bir düşünce, şiirsel, esprili, özlü bir dil vardır.
* Fıkra, makale, gezi, roman, tiyatro ve şiir yazmıştır. Çevirilerde yapmıştır.
* Şiirleri: Garip, Rahatı Kaçan Ağaç, Telgrafname, Yanyana.
* Denemeleri: Çevirileri; İngiliz Edebiyatından Denemeler
Tiyatroları: Komedya, İçerdekiler, Gizli Emi

ENİS BEHİÇ KORYÜREK(1891–1949)

* İlk şiirlerini Servet-i Fünun etkisinde yazdı.
* Şiire aruz vezniyle başlamıştır.
* Hece ile yazdığı ilk şiirlerinde aşk duygularına yer vermekle beraber, daha sonra kurtuluş savaşı yıllarında milli duyguları ve tarihi kahramanlıkları işleyen heyecan yüklü epik şiirler yazmıştır.
* Miras ve Güneşin Ölümü adlı şiir kitabı vardır.

HALİT FAHRİ OZANSOY(1891–1971)

* Şiire aruzla başlamıştır. Aruza veda adlı şiiriyle, aruz veznini bırakıp heceye yönelmiştir.
* Şiirlerinde çoğunlukla egzotik sahnelere, hüzün ve melankoli gibi bireysel duygulara, aşk ve ölüm temalarına rastlanır.
* Şiirlerinde konuşulan Türkçeyi başarıyla kullanmıştır.
* Şiir, roman ve tiyatro türlerinde eserler vardır
* Baykuş, Efsaneler, Cenk Duyguları, Hayalet,Rüya adlı eserleri vardır.

YUSUF ZİYA ORTAÇ(1896–1967)

* Yusuf Ziya da diğerleri gibi şiire aruzla başlamış daha sonra heceye geçmiştir.
* Şiirlerinde günlük hayatın çeşitli görünümlerini sade bir dille işlemiştir.
* Akbaba adlı mizah dergisini çıkarmıştır.
* Akından Akına, Bir Rüzgâr Esti, Yanardağ, Âşıklar Yolu adlı eserleri vardır.

ORHAN SEYFİ ORHON(1890–1972)

* Şiire aruzla başlar daha sonra heceyle devam eder.
* Şiirlerinde daha çok şahsi konuları işler.
* Bazı şiirlerinde halk şiirinin şekillerini de kullanmıştır.
* Bireysel duyguları işleyen, ahenkli ve zarif şiirlerinde temiz duru bir Türkçe kullanmıştır.
* Fırtına ve Kar, Gönülden Sesler, Peri Kızı İle Çoban, O Beyaz Bir Kuştu adlı eserleri vardır.

AHMET KUTSİ TECER (1907-1967)
* Halkın ayağına giden şairdir.
* Şiiri nesirden ayırmaya çalışmıştır.
* Hecenin gelişmesi için elinden geleni göstermiştir.
* Çeşitli alanlarda eser vermiştir.
* Eserleri: Şiirler, Köylü Temsilleri, Sivas Halk Şairleri Bayramı, Köşebaşı, Bir Pazar Günü, Satılık Ev…

HALİKARNAS BALIKÇISI (1886-1974)
(CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI )
* “Denizi, deniz hayatını” edebiyatımıza tam anlamıyla yerleştiren yazardır.
* Bodrum’u, Ege efsanelerini, balıkçıları hayatlarını eserlerinde işlemiştir.
* Eserleri: Ege Kıyıları, Aganta- Burina- Burinata, Merhaba Akdeniz, Turgut Reis, Mavi Sürgün, Anadolu’nun Sesi, Hey Koca Yurt, Deniz Gurbetçileri…

AHMET MUHİP DIRANAS (1909-1982)
* Bireyci şiiri estetik anlayışla özenle uygulamıştır.
* Hece ölçüsünü kullanarak yeni bir şiir dili oluşturmaya çalışmıştır.
* Eserleri: Şiirler, O Böyle İstemezdi, Gölgeler Çıkmaz

MEMDUH ŞEVKET ESENDAL (1883-1952)
* Hikâyeciliğimizin önemli isimlerindendir.
* Her gün gördüğümüz ancak önemsemediğimiz kişileri hikâyelerinde işlemiştir.
* Hikâyelerinin konusunu genellikle gündelik hayattan seçer.
* Günlük konuşmaları içtenlikle yansıtmıştır.
* Hikâyelerinde olağanüstü varlıklar ve olaylar yoktur.
* Eserleri: Ayaşlı ve Kiracılar Miras.

CAHİT SITKI TARANCI (1910-1956)

* Eserlerinde “ölüm korkusu” hâkimdir.
* Heceye yeni şekiller katmıştır.
* Türkçenin incelikleri ustalıkla kullanmıştır.
* Toplumsal konuları kendi penceresinden yansıtmıştır.
* Eserleri: Otuz Beş Yaş, Ömrümde Sükût, Düşten Güzel, Ziya’ya Mektup.

NURULLAH ATAÇ (1898-1957)

* Deneme alanında önemli eserler vermiştir.
* Türkçenin sadeleşmesi için çok uğraşmıştır.
* Eserlerinde ısrarla devrik cümleler kullanmıştır.
* Eserleri: Günlerin Getirdiği, Karalama Defteri, Sözden Söze, Diyelim, Söz Arasında, Günce Açarken..

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU (1911 -1975)
* Milli konulara eğilmiştir.
* Halk folklorünü işlemeye çalışmıştır.
* Şiirlerinde; masallardan, türkülerden yararlanarak, doğa tutkusunu, insan sevgisini, yaşama sevincini, toplumsal sorunları yansıttı.
* Aynı zamanda Cumhuriyet döneminin ünlü ressamlarındandır.
* Yazıları, Tezek (1975), Delifişek (1975), Resme Başlarken (1977) adlı kitaplarda toplandı.

NECİP FAZIL KISAKÜREK (1905-1983)
* Türk edebiyatının en büyük şairlerindendir.
* Sağlam bir dil yapısı, düzgün hece yapısı, sağlam bir teknik, felsefi derinlik, özgün bir anlatış gücüne sahip bir şairdir.
* Aynı zamanda önemli bir fikir adamıdır.
* Ona göre şiir: “Allah’ı arama işidir”
* Şiir Kitapları: Kaldırımlar, Örümcek Ağı, Ben ve Ötesi
Oyun Kitapları: Tohum Künye, Bir Adam Yaratmak ,Satırbaşı
Diğer eserleri: Çöle İnen Nur

ARİF NİHAT ASYA (1904–1974)
* Edebiyatımızda bayrak şairi olarak tanınmıştır.
* Eserlerinde Türklüğü, vatan ve bayrak aşkını işlemiştir.
* Edebiyat öğretmenliği ve milletvekilliği yapmıştır.
Eserleri:Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor Heykeltraş (1924), Yastığımın Rüyası (1930), Ayetler (1936), Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor (1946), Rubaiyyat-ı Arif (1956), Enikli Kapı (1964), Kubbe-i ardâ (1956)

FALİH RIFKI ATAY (1894-1971)
* Eserlerinde Atatürkçülük ön plandadır.
* Aşırı bir Batı taklitçiğini savunmuştur.
* Türkçeyi ustalıkla kullanmıştır.
* Eserleri :Ateş ve Güneş, Zeytindağı,Çankaya,Atatürk’ün Hatıraları, Baş Veren İnkılapçı, Atatürk Ne İdi,
* Denizaşırı, Bizim Akdeniz, Gezerek Gördüklerim ( Seyahat yazıları)
YAŞAR KEMAL (1923- )
* Türk romancılığının en usta kalemlerindendir.
* Eserleri içeride ve dışarıda çokça ödül almıştır.
* Çukurova’da çalışan işçilerin hayat şartlarını, yaşama biçimlerini, ağaların köylülere zulümlerini ustaca ve realist bir yaklaşımla ele almıştır.
* Romanları;
Teneke (1955) Orta Direk (1960) İnce Memed (1.Cilt; 1955, 2. Cilt; 1969, 3. Cilt; 1984) Ağrı dağı efsanesi ( 1970) Kimsecik (1980)
Binboğalar Efsanesi ( 1971 Ölmez Otu Üç Anadolu Efsanesi (1969) Çakırcalı Efe (1972) Yılanı Öldürseler (1976) Höyükteki Nar Ağacı (1982)
Demirciler Çarşısı Cinayeti(1974) Yusufçuk Yusuf (1975 Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca (1977)
Kuşlar da Gitti ( 1978) Allah’ın Askerleri (1978) Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (1998 Kimsecik II (1985)
Kale Kapısı (1986) Kanın Sesi (1991) Ağıt (1992
* Hikâyeleri: Sarı Sıcak (1952) Bütün hikâyeleri (1967)

ATİLLA İLHAN (1925-2006)

* Toplumcu-mücadeleci görüşlerini bireysel romantizmle bütünleştirmiştir.
* Dili zengindir.
* Çeşitli dallarda eserler vermiştir.
* Romanları: Sokaktaki Adam , Kurtlar Sofrası, Yaraya Tuz Basmak..
* Şiirleri: Duvar, Ben Sana Mecburum, Elde Var Hüzün ,Korkunun Krallığı Yasak Sevişmek Tutuklunun Günlüğü…

ABBAS SAYAR (1923–1999)

* Cumhuriyet sonrası edebiyatımızın güçlü kalemlerindendir.
* Anadolu’nun deyişlerini yaşam koşullarını, Orta Anadolu’nun zorlu kış koşullarını eserlerinde çok içten ve güzel yansıtmıştır.
* En önemli eseri:”Yılkı Atı”dır. TRT roman ödülü almıştır.
* Diğer eserleri: Çelo, Can Şenliği, Yorganımı Sıkı Sar, Anılarda Yumak Yumak Noktalar

0RHAN PAMUK ( 1952- )

Nobel edebiyat ödülü almış tek yazarımızdır.
Eserleri : Benim Adım Kırmızı , Cevdet Bey Ve oğulları , Kar , Beyaz Kale, Kara Kitap, Sessiz Ev.

KEMAL TAHİR (1910-1973)
* Toplumcu yazarlarımızdandır.
* Eserlerinde köy insanı, gurbete çıkmış garibanların hayat şartlarını gözlemci bir tiple anlatmıştır.
* Eserleri: Esir Şehrin İnsanları, Yorgun Savaşçı, Devlet Ana,Hür Şehrin İnsanları, Köyün Kamburu…

ORHAN KEMAL (1914-1970)

* Sosyalist görüşleri ile ön plana çıkaran bir yazardır.
* Anadolu insanının yaşam koşullarını, köylülerin ,işçi sınıfının ezilmişliğini eserlerinden sıkça işlemiştir.
* Eserleri : Eskici ve Oğulları, Baba Evi, Cemile, Ekmek Kavgası, Tersine Dünya, Üç Kağıtçı, Hanımın Çiftiği…

ÖZDEMİR ASAF (1923-1981)

* Şiirlerinde toplumla, yaşadığı çağla, kendisiyle hesaplaşma içindedir.
* Şiirlerinde toplumsal ve bireysel çelişkilerini “sen-ben” ikileminde yansıttı.
* Eserleri : Dünya gözüme Kaçtı, Sen Sen Sen, Yalnızlık Paylaşılmaz, Çiçekleri Yemeyin
* Özdemir Asafça (deneme),Dün Yağmur Yağacak (öykü)

TARIK BUĞRA (1918-
* Önemli romancılarımızdandır.
* Anadolu insanının kültürünü . inançlarını, tarihini işlemiştir.
* Eserleri : Küçük Ağa, Osmancık,İbiş’in Rüyası, Firavun İmamı, Küçük Ağa Ankara’da…

milli edebiyat donemi

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

* Osmanlıcılık fikrinin iflasından sonra artık Türkçülük akımı yükselen değer olmaya başlamıştır.
* 1911’da Selanik’te çıkarılmaya başlanan “Genç Kalem”Dergisi etrafında bir araya gelen Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp gibi aydınlar Milli Edebiyatın oluşumunu başlatmışlardır.
* Daha sonra İstanbul’da Türk Derneği, Türk Yurdu, Türk Ocağı dergileri yayınlanmıştır.
* Milli Edebiyatının genel özellik olarak;
* Dil sade olmalıdır.
* Dildeki yabancı kelimeler atılmalı; ancak Türkçeye yerleşmiş kelimeler Türkçe gibi kullanılmaya devam edilmelidir.
* İstanbul Türkçesi esas kabul edilmelidir.
* Şiirde hece ölçüsü kullanılmalı.
* Edebiyat toplumun hizmetinde olmalı.
* Milletin dertleri, sevinçleri esas alınmalı.
* Roman ve hikâye teknik açıdan kuvvetlenmiştir.

MİLLİ EDEBİYATIN SANATÇILARI

ÖMER SEYFETTİN (1884–1920)

* Türk edebiyatının en önemli hikâyecisidir.
* Yeni Lisan adlı makalesi Milli Edebiyatın kanunlarının ilanı sayılır.
* Sade dil akımının öncüsüdür.
* Anadolu’nun insanın hayat şartlarını hikâyelerini yansıtmıştır.
* Dilde, fikirde, işte milliyetçilik fikrini yerleştirmiştir.
* Çocukluk anıları, efsaneleri hikâyelerinde işlemiştir.
* Eserleri: Bomba, Yalnız Efe ,Efruz Bey, İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Gizli Mabet,Bahar ve Kelebekler…

ZİYA GÖKALP (1876–1924)

* Türk milliyetçiliğini esaslara bağlamıştır.Sistematize etmiştir.
* Sosyal hayatı ve kurumlarımızı Batı’ya göre düzenlenmelidir.
* Eserlerinde halk dilini kullanmıştır.
* Halkın dertlerini isteklerini yansıtmaya çalışmıştır.
* “Türkçülük, Türk milletini yükseltmektir” diyerek bu ifade doğrultusunda hareket etmiştir.
* Eserleri: Türkçülüğün Esasları, Kızıl Elma, Türkleşmek-İslamlaşmak -Muasırlaşmak, Türk Medeniyet Tarihi, Malta Mektupları.

MEHMET EMİN YURDAKUL (1869–1944)

* Anadolu insanın yabancılara başkaldırısını çok güzel yansıtmıştır.
* Toplumcu sanat anlayışıyla milliyetçi çizgide eserler vermiştir.
* Hece ölçüsü kullanılmıştır.
* Eserleri: Türkçe Şiirler, Türk Sazı, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Ordunun Destanları, Zafer Yolunda, Turana Doğru, İsyan ve Dua, Mustafa Kemal, Fazilet ve Adalet…

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU (1889–1974)

* Edebiyatın her alanında eser vermiştir.Fecr-i Ati’nin dağılmasından sonra Milli Edebiyat içinde yer almıştır.
* Çoğunlukla içinde yaşadığı toplumun dertlerini eserlerinde işlemiştir.
* Anadolucu, Atatürkçü bir çizgide kalmıştır.
* Esas ününü romancılık alanında bulmuştur.
* Kuvvetli bir gözlem gücü vardır.
* Realist bir çizgide yaşamıştır.
* Eserlerinde aydın-halk çatışmasını yansıtmıştır.
* Eserleri: ROMANLARI: Kiralık Konak, Ankara, Nur Baba, Hüküm Gecesi,Sodom ve Gomore, Yaban, Bir Sürgün, Panorama
HİKÂYELERİ: Milli Savaş Hikâyeleri, Rahmet
DİĞER ESERLERİ: Erenlerin Bağından, Zoraki Diplomat, Vatan Yolundan, Anamım Kitabı

HALİDE ADİP ADIVAR (1884–1964)

* Edebiyatçılığının yanında bir asker gibi cephe gerisinde mücadele vermiştir.
* Romanlarında aşk, kadının psikolojisini, doğu-batı çatışmasını, eski-yeni kavgasını işlemiştir.
* Romanlarında kuvvetli bir gözlem vardır.
* Kurtuluş Savaşı eserlerinde çokça yer edinmiştir.
* Edebiyatın hemen her alanında eser vermiştir.
* Dili çok başarılı değildir.
* Eserleri: Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye, Türkün Ateşle İmtihanı, Sinekli Bakkal, Mor Salkımlı Ev, Dağa Çıkan Kurt, Tatarcık, Zeyno’nun Oğlu…

REŞAT NURİ GÜNTEKİN (1889–1958)

* Anadolu’nun dertlerini, sıkıntılarını, inançlarını eserlerinde işlemiştir.
* Sade ve yapmacıksız bir dil kullanmıştır.
* “Çalıkuşu”romanı en ünlü eseridir.(aslında bir tiyatro eseri olarak yazılmıştır)
* Müfettişlik yaptığı için Anadolu’yu gezmiş ve onların sıkıntılarını, sevinçlerini edebi eserlerinde sıkça kullanmıştır.
* Eserleri: Çalıkuşu, Damga, Dudaktan Kalbe, Acımak, Yeşil Gece, Yaprak Dökümü, Kızılcık Dalları, Gökyüzü, Eski Hastalık, Ateş Gecesi, Miskinler Tekkesi

REFİK HALİT KARAY (1888-1965)

* Halk dilini eserlerinde oldukça başarılı olmuştur.
* Kuvvetli bir gözlemciliği vardır; ancak iç gözlemde başarılı değildir.
* Eserleri: Memleket Hikâyeleri, İstanbul’un İçyüzü, Yezidin Kızı, Çete, Sürgün, BU Bizim Hayat, Kadınlar Tekkesi, Karlı Dağdaki Ateş…

YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958)

* Modern edebiyatımızın en büyük şairlerindendir.
* Batılı tarzda şiirimize düzen vermiştir.
* Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır. “OK” şiiri hariç bütün şiirlerini aruzla yazmıştır.
* Şiir musikiden başka bir musiki”dir derdi.
* Parnasizmden etkilenmiştir.
* İstanbul’u, Osmanlı’nın ihtişamlı zamanında gezmek, tabiat, ölüm, rintlik gibi konuları işlemiştir.
* Şiirlerinin mükemmel olması için uğraş vermiştir, bu konuda oldukça titizdir.
* Edebiyatın hemen her alanında eser vermiştir; ancak asıl ününü şiirde kazanmıştır.
* Eserleri: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Portreler,
* Rubailer ve Hayyam’ın Rubailerini Türkçe Söyleyiş.

PEYAMİ SAFA (1899-1961)

* Geçim derdiyle yazarlığa başlamıştır.
* Bir ayağından sakat olduğu için bu psikolojiyi eserlerine yansıtmıştır.
* “Server Bedii” lakabıyla eser yazmıştır.
* Edebiyat, felsefe, tıp, psikoloji alanında yeterli bir bilgin sayılır.
* Psikolojik çözümlemeleri çok başarılıdır.
* Eserleri; Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Sözde Kızlar, Mahşer Bir Akşamdı, Canan, Matmazel Noralya’nın Koltuğu, Atilla, Harbiye, Şimşek… gibi eserleri vardır.

servet-i funun edebiyati

EDEBİYATI CEDİDE (YENİ EDEBİYAT)
* Recaizade’nin önderliğinde Servet-i Funun Dergisi etrafında toplanan bazı gençler Tevfik Fikret’in derginin başına getirilmesiyle edebi bir topluluk özelliği kazanır.
* Sonraları Cenap Şahabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Celal Şahin, Ali Ekrem, Halit Ziya’nı katılımıyla genişler.
* Devlet yönetiminin baskıcılığını bahane ederek toplumsal konulara eğilmediler.
* Fransız edebiyatına aşırı bağlı kaldılar.
* Aruz başarıyla ölçüsü kullanılmıştır.(Sadece T. Fikret “Şermin” adlı eserini hece ölçüsüyle yazmıştır.)
* Hep uzak ülkelere gitme hayaliyle yaşadılar.
* Sanat, sanat içindir ilkesine bağlı kaldılar.
* Nazım (şiir) nesre (düz yazı) yaklaştırılmıştır. Konu bütünlüğüne önem verilmiştir.
* Batı’dan sone ve terza-rima gibi yeni nazım şekilleri ithal edilmiştir.
* Roman dalında Halit Ziya oldukça başarılı eserler vermiştir.
* Şiirde parnasizm ve sembolizmden etkilenmişlerdir.

SERVET-İ FUNUN EDEBİYATININ SANATÇILARI

TEVFİK FİKRET(1867-1915)

* Kendi akımının ve Türk edebiyatının en önemli şairlerindendir.
* Aruz ölçüsünü Türkçeye başarıyla uygulamıştır.
* Fen, bilim, teknik onun kalemiyle şiirimize girmiştir.
* Parnasizm akımından etkilenmiştir.
* Şiiri düz yazıya yaklaştırmıştır.
* Şermin adlı eserinde hece ölçüsünü kullanmıştır.
* Servet-i Funun dan sonra her hangi bir topluluğa katılmamış, bazı sosyal şiirler yazmıştır.
* Türk edebiyatında ilk defa İstanbul’u eleştiren şair olmuştur.(SİS şiiri)
* Mehmet Akif ile atışmışlardır. Oğlu Amerika'ya okumak için gider; ancak papaz olur.
* Eserleri: Rubab-ı ŞİKESTE, Haluk’un Defteri, Rubab-ın Cevabı, Tarih-i Kadim, Doksan Beşe Doğru, Şermin,

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1866–1945)

* Birçok edebi türde eser vermesine rağmen asıl ününü romanlarda bulmuştur.
* Sanatlı bir söyleyişi, iyi bir gözlemciliği vardır.
Romanlarında üst tabakanın hayat özelliklerini işlemesine rağmen hikâyelerinde sıradan insanları işlemiştir.
* Realizm ve natüralizmi benimsemiştir.
* Eserleri teknik açıdan kuvvetlidir, bu yönüyle romancılığımızın üstadı sayılır.
* Şiirleri düz yazıya oldukça yakındır.
* Eserleri : Aşk-Memnu, Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar, Bir Ölünün Defteri, Aşka Dair,Kâbus, Füruzan…

CENAP ŞAHABETTİN (1870–1934)

* Sanat, sanat içindir görüşünü benimsemiştir.
* Halk arasında birçok dizesi atasözü gibi kullanılmaktadır.
* Dilini süslemiş, kelime oyunları bol, söz sanatları oldukça fazla kullanmıştır.
* Şaire göre “şiir kelimelerle resim yapma işidir”.
* Eserleri: Hac Yolunda, Evrak-ı Eyyam, Tamat, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Afak-ı Irak Tiryaki Sözler.

MEHMET RAUF (1876–1931)

* İlk psikolojik romanımız olan “EYLÜL”ü yazmıştır.
* Çok fazla bir edebi kimliği yoktur.
* Halit Ziya’nın etkisinde kalmıştır.

SERVET-İ FUNUN DÖNEMİNİN BAĞIMSIZ İSİMLERİ

MEHMET AKİF ERSOY(1873–1936)

* Türk edebiyatının en meşhur şairidir.
* Sanat toplum için kullanmıştır.
* Osmanlı toplumunun üzerine serpilen ölü toprağını kaldırmak için gecesini gündüzüne katan mücadeleci fikir adamıdır.
* Hayatı olduğun gibi edebiyata yansıtmıştır.
* Aruzu başarıyla kullanmıştır.
* Epik –lirik şiiri ustaca kullanmıştır.
* İslam birliği (ümmet bilinci) ni yerleştirmek için uğraşmıştır.
* Tek eseri “SAFAHAT”tır.

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR(1864–1944)

* Realist-natüralist bir yazardır.
* Toplum için sanat görüşündedir.
* Hemen her şey onun eserlerine konu olmuştur.
* Mizaha, günlük konuşmalara çok sık başvurmuştur.
* Ona göre roman sokağın aynasıdır.
* Yabancı hayranlığı, mürebbiye takıntısını, kadın dedikodularını eserlerinde sıkça işlemiştir.
* Eserleri İstanbul merkezlidir. Anadolu yoktur.
* Eserleri: Şık, Mürebbiye, İffet, Şıpsevdi, Gulyabani, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Ben Deli Miyim? Nimetşinas

FECR-İ ATİ DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI( 1908–1911)

* Servet-i Funun’un dergisinin kapanmasından sonra II. Meşrutiyet’in ilanıyla ortaya çıkan özgür ortamda her hangi bir edebi topluluk yoktu. Bu değerlendirmek için bir araya gelen Tahsin Nihat, Faik Ali, Emin Bülent, Ahmet Haşim, Fazıl Ahmet, Refik Halit, Yakup Kadri, Cemil Süleyman gibi birkaç şair ve yazarın oluşturduğu topluluktur.
* Türk edebiyatında ilk kez bildiri yayınlayan edebi topluluktur.
* Yetenekli sanatçıların bir araya getirilmesi gerektiği bildirildi.
* Batının eserleri Türkçeye çevrilecek.
* “Sanat şahsi ve muhteremdir” ilkesi savunulmuş.
* Şiirlerde aşk doğa ve kişisel konular işlenmiştir.
* Aruz ölçüsü kullanılmıştır.
* Fransız sembolistlerden etkilenmiştir.
* Çok fazla bir etki bırakmadan dağılmışlardır.

FECR-İ ATİ DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATININ SANATÇILARI

AHMET HAŞİM(1884–1933)

* Dış görünüşü düzgün olmadığı için genellikle akşam dışarı çıkmayı yeğlemiştir. Bu psikoloji bütün hayatını etkilemiştir.
* Hep bilinmeyen bir yere “O Belde”ye gitmeyi arzulamıştır.
* Hece ölçüsünü hiç kullanmamış hep aruz ölçüsünü kullanmıştır.
* Şiir sözden çok musikiye yakındır.”der.
* Şiir duyulmak için yazılır anlaşılmak için değildir.
* Dili oldukça ağırdır.
* Batılı sembolistler gibi her şeyi sembollerle ifade etmiştir.
* Özellikle akşam güneşinin batışını, günün şafağını anlatmaya çalışmıştır.
* Ahmet Haşim aslında bir empresyonisttir.
* Eserleri Göl Saatleri, Piyale, Guraphane-i Laklakan, Bize Göre, Frankfurt Seyahatnamesi.

EMİN BÜLENT SERDAROĞLU(1886-1942)

* Diğer Fecr-i Aticilere göre toplumsaldır.
* Victor Hugo’ya karşı yazdığı “Kin” şiiri önemlidir.
* Grup arkadaşlarına göre başarılı bir şairdir.

tanzimat edebiyati

* Tanzimat Fermanının ilanından sonra bu edebiyatın tohumları serpilmeye başlamıştır.
* Batılı tarzda ilk eserler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
* Hak, adalet, özgürlük, vatan kelimeleri b u dönemde ilk defa kullanılmaya başlanmıştır.
* Tanzimat edebiyatı kendi arasında ikiye ayrılır.(Birinci-ikinci dönem)
* Yazı dilini halkın anlayacağı dile yakınlaştırmaya çalışmışlardır.
* Tiyatroyu halkı aydınlatma aracı olarak görmüşlerdir.
* Toplumcu bir çizgi tutmaya çalışmışlardır.
* Divan edebiyatındaki “bölüm güzelliğine” karşın “konu bütünlüğüne, güzelliğine” önem vermişlerdir.
* Tanzimat birinci dönem sanatçıları(Şinasi, N. Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat) ikinci dönem sanatçılarına göre daha halkçı olmuşlardır.

BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI

* Divan edebiyatını eleştirmelerine rağmen onun etkisinden kurtulamamışlardır.
* Vatan millet, hak adalet, özgürlük gibi kavramlar ilk defa bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
* Batılı anlamda ilk esereler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
* Toplumu bilinçlendirmek için edebiyatı bir araç olarak görmüşlerdir.
* Dilin sadeleşmesi gerektiğini söylemişler ancak pek başarılı olamamışlardır bu konuda.
* Roman, modern hikâye, tiyatro, gazete, eleştiri, anı bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
* Bu dönemin sanatçıları aynı zamanda devlet adamı sıfatı da taşıyorlardı.
* Klasizim(Şinasi, A.Vefik Paşa) romantizm (N. Kemal, A. Mithat) den etkilenmişlerdir.

BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI SANATÇILARI

ŞİNASİ (1826–1871)
* Edebiyatımıza birçok yeniliğin yerleşmesini sağlamıştır.
* Asıl adı İbrahim’dir.
* İlk tiyatro, ilk şiir çevirisi, ilk özel gazete, ilk makale, ilk noktalama işaretini kullanan kişidir.
*? Halk için sanat görüşünü benimsemiştir.
* İlk tiyatro eserimizi: ŞAİR EVLENMESİ ni yazdı.
* İlk makaleyi yazdı: TERCÜMAN-I AHVAL MUKADDİMESİ
* İlk özel gazetesi çıkardı: TERCÜMAN- I AHVAL
* Eserleri: Durub u Emsalı Osmaniyye (Osmanlı Atasözleri Kitabı)
Tercüme i Manzume (Çeviriler)
Müntehabat –ı Eşar(şiirleri)
Divan-ı Şinasi
Tasvir i Efkâr

NAMIK KEMAL (1840–1888)

* Vatan şairimizdir.
* Toplumcu bir sanat çizgisindedir.
* Vatan, millet, özgürlük kelimelerini edebiyatta ilk kullanan kişidir.
* Tiyatroları oldukça ses getirmiştir. Tiyatroyu bir eğlence ve halkı bilinçlendirme aracı olarak görmüştür.
* Romantizmin etkisindedir.
* Eserleri: ilk tarihi romanımız; CEZMİ
İlk edebi romanımız ;İNTİBAH
Tiyatroları : Vatan yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Gülnihal, Kara Bela,Celalettin Harzermşah
Eleştiri eserleri: Renan Müdafenamesi, Tahrb-i Harabat (Ziya Paşa’ya karşı)
İrfan Paşa’ya Mektup, Takip
Diğer eserleri: Kanije, Silistre Muhasarası, Osmanlı Tarihi, Büyük İslam Tarihi, Evrak-ı Perişan

ZİYA PAŞA (1825–1880)

* İlk edebiyat tarihi taslağı sayılan “Harabat”eserini yazmıştır.
* Halk şiirinin ve dilinin gerçek edebiyatımız olduğunu belirten “Şiir ve İnşa”adlı makalesini yazmasına rağmen kendisi böyle davranmamıştır.
* Biçimce eski içerikçe yeni olmaya gayret göstermiştir.
* Terkib-i bent, terci i bent’leri meşhurdur.
* Bir çok dizesi halk arasında atasözü gibi kullanılmıştır.
* Eserleri: Zafername, Harabat, Eş’ar-ı Ziya, Defter-i Amal, Terkib-i Bent, Terci-i Bent

AHMET MİTHAT EFENDİ (1844–1912)

* Halk için roman geleneğini benimsemiştir.
* Halkın anlayacağı bir dilde ve onları ilgilendiren konularda eserler vermiştir.
* İlk hikâye örneklerimizden biri sayılan :”Letaif-i Rivayet”i yazmıştır.
* Romantizmden etkilenmiştir.
* Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Falatun Bey ve Rakım Efendi, Yer Yüzünde Bir Melek, Henüz On Yedi Yaşında.

ŞEMSETTİN SAMİ ( 1850–1904 )

* Devrinin en büyük dil bilgini sayılmıştır.
* İlk romanımız olan: Taaşşuk –U Talat ve Fıtnat adlı eseri yazmıştır.
* Kamus u Türkî adlı sözlüğü yazmış.
* Kamus u Fransevi ve Kamus-ı Alam’ı yazmıştır.

AHMET VEFİK PAŞA (1829-1892)

* Tiyatromuzun en büyük kilometre taşı sayılır.
* Bursa’da kendi adıyla tiyatro kurmuştur.
* Halkın tiyatroyu sevmesi için özellikle Moliere’den çeviriler yapmıştır.
* İnfiali Aşk, Dudu Kuşlar, Zor Nikâh, Zoraki Tabip, Kadınlar Mektebi ,Şecere-i Türk eserlerinden bazılarıdır.

İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ

* Bireysel konulara dönülmüştür.
* Sanat, sanat içindir, görüşü benimsenmiştir.
* Dil oldukça ağırlaştırılmıştır.
* Tiyatro eserleri oynanmak için değil okunmak için yazılmıştır.
* Realizm ve natüralizm baskın akımlar olarak göze çarpar.

İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ SANATÇILARI

RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847- 1914)

* İlk realist romanımız olan: ARABA SEVDASI’nı yazmıştır.
* Tevfik Fikret’in akıl hocasıdır.
* Muallim Naci ile uzun yıllar süren “eski-yeni”kavgasında yeniyi savunmuştur.
* “Sanat sanat içindir ve kafiye kulak içindir”. Görüşünü benimsemiştir.
* Oğlunun erken ölümü onu bireysel ve hüzünlü eserler vermeye zorlamıştır.
* “Her güzel şiirin konusudur”diyerek şiirin konu zenginliğine katkı yapmıştır.
* Muallim Naci’nin Zemzeme’sine karşılık DEMDEME adlı kitabı yazmıştır.
* Tiyatroları: Afife Anjelik, Çok Bilen Çok Yanılır, Vuslat
* Şiirleri: Zemzeme, Nağme-i Seher
* Talim-i Edebiyat adlı eseri onun edebiyata dair görüşleri içeren en önemli eseridir.

ABDULHAK HAMİT TARHAN ( 1852–1937)

* Edebiyatımızın en bireysel şairlerindendir.
* Batılılaşma hareketinin asıl öncüsü olarak kabul gördüğü için kendisine “şairi azam”(büyük şair) lakabı verilmiştir.
* Gözlem ve izlenimleriyle şiir yazmıştır.
* Düşünen adamdan çok yapan adam özelliği taşımaktadır.
* Tiyatroları oynanmaya uygun değildir.(Macera-yı Aşk, Sabru Sebat, içli Kızlar, Finten, Nesteren, Liberte )
* Romantizmin etkisinde, metafizik konuları, ölüm, aşk gibi temalar içeren eserler vermiştir.
* Makber, Ölü, Bunlar O’dur, Hacle, Garam, İlham-ı Vatan şiir kitaplarıdır.

DÖNEMİN BAĞIMSIZLARI SAYILAN SANATÇILAR

MUALLİM NACİ (1850–1893)

* Recaizade Mahmut Ekrem’le eski- yeni kavgasında eski’yi savunmuştur.
* Batılı tarzda şiirler de yazmıştır.
* Dili ağırdır ;ancak başarılıdır.
* Eserleri: Ateşpare, Füruzan, Şerare (şiir)
Demdeme, Muallim (eleştiri)
Islahat-ı Edebiye (sözlük)

NABİZADE NAZIM (1862–1893)

* İlk köy romanımız kabul edilen: Karabibik’i yazmıştır.
* Realizm, natüralizm’in öncülerinden sayılır.
* İlk psikolojik roman denemesi sayılan: Zehra’yı yazmıştır.

TANZİMAT EDEBİYATINDA ROMAN VE HİKÂYE
* Bütün eserler teknik açıdan zayıftırlar.
* Duygusal ve acıklı konular işlenmiştir.
* Yazarlar olaylara müdahalede bulunmuştur.
* Eserlerde karakter oluşturulamamıştır. Genellikle ya iyi ya da kötü özellik taşıyan tipler kullanılmıştır.
* İyiler eserlerin sonunda mükâfat alırlar, kötüler de cezalarını alırlar.
* Tanzimat ikinci dönemin sanatçıları birinci döneminkilere göre daha başarılı olmuştur.

TANZİMAT EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ
* Bu dönemde genellikle “eski- yeni”kavgasına dayanan eleştiriler olmuştur.
* N.Kemal’in Ernest Renan’ı eleştiren Renan Müdafaanamesi bu dönemin önemli eserlerindendir.
* Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki Demdeme-Zemzeme tartışması da bu dönemin önemli örneklerindendir.

TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO
* Tiyatro ilk defa bu dönemde görülmeye başlanmıştır.
* İlk tiyatro örneği Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir.
* İlk dönemin sanatçıları tiyatroyu bir eğitim aracı olarak görmüşlerdir.
* İkinci dönemin sanatçıları da tiyatroyu eğlence olarak görmüşler; ancak onların tiyatroları oynanmak için değil okunmak için yazılmışlardır.

divan edebiyati

İslamiyet’in kabulünden sonra Türkler yaşamın her alanında Araplardan, Farslardan etkilenmişlerdir. Bu etkileşimin en belirgin olduğu alanların başında edebiyat göze çarpmaktadır.
* 13. yy dan dan itibaren şair ve yazarlar Fars- Arap etkisine girmeye başlamıştır.
* Şairler şiirlerini “DİVAN” adını verdikleri bir kitapta topladıkları için bu edebiyatına “Divan Edebiyatı” denilmiştir.
* Ayrıca “klasik-eski –zümre edebiyatı” da denilir
* Bu edebiyatın özünde dinde tasavvuf vardır.
* Dil çoğunlukla halkın anlayacağı tarzda değildir.
* Arap ve Fars edebiyatı örnek alınmıştır.
* Saraydan destek gördüğü için “saray edebiyatı” da denilmiştir
* Ölçü olarak “aruz ölçüsü” kullanılmış.
* Çoğunlukla aşk, şarap, kadın övgü, din, ahlak, tasavvuf konuları işlenmiştir
* Kafiye hem göz hem de kulak için anlayışı hakimdir.
* Zengin ve tam kafiye sıklıkla kullanılmıştır.
* Divan dışında beş mesnevinin toplandığı kitaba “hamse” denilir.
Nazım biçimleri “beyitle” yazılanlar: Gazel, kaside, mesnevi,
* “bentlerle”yazılanlar:rubai, tuyuğ,şarkı,terkib-i bent,terci-i bent,murabba

BEYİTLERLE YAZILAN NAZIM ŞEKİLLERİ

1) GAZEL
* Güzellik, aşk, kadın, şarap gibi konuları işleyen nazım türüdür.
* Araplarda Farslara onlardan da Türklere geçmiştir.
* Gazelin ilk beyitine “matla”son beyitine “makta” denir.
* En güzel beyitine “beyt’ül gazel ya da şah beyit” denir
* Kafiye şeması: “aa,ba, ca da...” şeklindedir.
* “En az beş en fazla on beş beyit” ten oluşur.
* Konu birliği yoktur. Her beyit başka bir konudan bahsedebilir.

2) KASİDE
* Herhangi bir kişiyi ya da durumu övmek amacıyla yazılan şiirlerdir.
* En 33 en fazla 99 beyitten oluşur.
* İlk beyitine matla, son beyitine makta, şairin adının bulunduğu beyite taç beyit adı verilir.
* Kafiye düzeni gazelle aynıdır.
* Allah’ın birliğini anlatan kasidelere: TEVHİT
* Allah’a dua etmek için yazılanlara: MÜNACAAT
* Herhangi bir şahsı övmek için yazılanlara: METHİYE
* Peygamberleri övmek için yazılanlara: NAAT
* Birini eleştirmek için yazılanlara: HİCVİYE
* Ölen birinin arkasından yazılanlara MERSİYE kasidesi denir.
* Kaside: nesip-girizgâh-methiye-tegazzül-fahriye-dua bölümlerinden oluşur.
* En önemli kasideci NEFİ’dir.

3) MESNEVİ
* Roman ve hikâyenin yerini tutan çoğunlukla uzun konuların işlendiği nazım biçimine denir.
* Her beyit kendi arasında kafiyeli olduğu için uzun yazılmaya imkân vermiştir.
* Beyit sınırı yoktur.
* Çoğunlukla hikemi konular, efsaneler, kahramanlık ve aşk konuları işlenmiştir.
* Leyla-Mecnun mesnevisi en çok okunan olmuştur.
UYARI: Bunların dışında uzun ve kısa mısraların ard arda sıralanmasıyla yazılan Müstezat, günümüz manileri gibi kafiyeleşen kıt’alar da yazılmıştır. Kıtalar aaxa şeklinde kafiyelenir.

BENTLERLE YAZILAN NAZIM ŞEKİLLERİ

1) TERKİB_İ BENT

* 5 ile 15 bent arasıda değişir uzunluğu.( 15 ten fazla olan da var)
* Her bent 8–15 beyit arasında değişir.
* Didaktik, felsefi, eleştiri konularında yazılır.
* Gazel gibi kafiyelenir.
* Ziya Paşa’nın terkib-i bendi meşhurdur

2) TERCİ_İ BENT
* Terkibi-i bente benzer.

3 ) TUYUĞ
* Divan edebiyatına Türklerin kattığı bir türdür.
* Felsefi konular işlenmektedir.
* Kadı Burhanettin’in tuyuğları meşhurdur

4) RUBAİ
* Kafiyelenişi aaxa şeklindedir.
* Aruzun belli kalıplarıyla yazılır.
* Felsefi ve hikemi derinliği olan konular işlenmiştir.
* İran’da ÖMER HAYYAM, Türk edebiyatında MEVLANA ‘nın rubaileri meşhurdur.

5 ) ŞARKI
* Türklerin divan edebiyatına kattığı bir türdür.
* Aşk kadın şarap konuları işlenmiştir.
* Nedim bu türün en önemli temsilciliğini yapmıştır.
* Üçüncü mısrasına “miyan” denir.

DİVAN EDEBİYATININ ŞAİR VE YAZARLARI

HOCA DEHHANİ
* Divan edebiyatının kurucusu kabul edilir.
* Yirmi bin beyitlik “Selçuk Şehnamesi”adlı kitabı vardır.
* Vatan hasreti ile ilgili şiirleri vardır.

MEVLANA
* Mevlevi tarikatının kurucusudur.
* Mesnevi adlı yüz bin beyitlik eseri vardır
* Divan-ı Kebir, Mektubat adlı eserleri de vardır.
* 13.yy. tasavvuf şairidir.
* Bütün eserlerini Farsça yazmıştır.

NECATİ BEY

* Divanı vardır.
* Millileşme akımını savunmuştur.
* Eserlerinde sade bir dil kullanmıştır.
* Divan şiirine bir yerlilik, bir ulusallık kazandırmaya çalışmıştır.

AHMEDİ
* 14. yy. da tanınmış bir şairdir.
* İran edebiyatının bütün özelliklerini edebiyatımıza katmaya çalışmıştır.
* Din dışı konularda şiirler yazmıştır.
* “Cemşit u Hurşit, İskendername Divan’ı”adlı eserleri vardır.

ŞEYHİ
* 15. yyda yaşamıştır.
* Tasavvufi şiirleri ağırlıktadır.
* Çağının dil inceliklerini eserlerinde yansıtmıştır.
* Devrinin bozukluklarını bir eşekten yola çıkarak şikâyet ettiği “HARNAME”adlı kitabı meşhurdur. Bu kitap birçok yönüyle fabl özelliği taşımaktadır.
* Harname, Hüsrev ü Şirin ve Divan adlı kitapları vardır.

ALİ ŞİR NEVAİ
* Çağatay Türk edebiyatını en önemli temsilcisi sayılır
* “Muhakemet’ül Lugateyn”adlı kitabıyla Türkçe-Farsçayı karşılaştırmış ve Türkçenin Farsçadan üstün olduğunu söylemiştir.
* “Hamse” (beş mesnevi) sahibidir.
* İlk bibliyografya kitabımız (şairlerin hayatını almış) olan “Mecalisü’ün Nefais”adlı kitabı vardır.
* Türkçenin musiki ve vezin kalıplarını içeren Mizanül Evzan adlı kitabı vardır.
* Devlet adamlığı yapmıştır.

FUZULİ
* Duygu, düşünüş ve edebiyat açısından Türk edebiyatının en büyük şairi sayılır.
* Lirik şiirleri oldukça meşhurdur.
* Platonik bir aşk anlayışı vardır.
* Azeri Türkçesini kullanmıştır.
* Uçsuz bir hayal dünyasına, derin bir bilgiye sahiptir.
* Kerbela da türbedarlık yaptığı söylenir.
* Ona göre şair bilgisiz olamaz, ilham olmadan şiir yazılmaz. Şiir bir Allah lütfüdür.
* “Şikâyetname” adlı eseri devrin bozukluklarını anlatan “hiciv”dalında ilk mektuptur.
* Türkçe Divanı, Farsça Divanı, Arapça Divanı, Hadikat’üs Süeda, Beng ü Bade, Leyla ü Mecnun Mesnevisi, Hadisi Erbain, Şikâyetname adlı kitapları vardır.

SİNAN PAŞA
* 15.yüzyılın nesir yazarıdır.
* Dili oldukça süslüdür.
* “Tazarru -name”adlı eseri oldukça meşhurdur. Seciler ve söz sanatlarıyla doludur.

BAKİ
* Şairlerin sultanı lakabıyla anılır(sultan’uş şuara)
* Kanuni’nin iltifatına çokça mazhar olmuştur.
* Genellikle din dışı konularda şiir yazmıştır.
* Ahenk ve kulak için kafiyeye çok düşkündür.
* 16.yyda yaşamış en büyük şairdir.
* Divan’ı ve Kanuni Mersiyesi meşhurdur.

NEFİ
* Kasidenin Türk edebiyatındaki tartışmasız lideridir.
* Övdüğünü göğe çıkarır, yerdiğini yerin dibine geçirir. Sınırlaması yoktur.
* Dili oldukça süslüdür.
* Öldürüldüğü söylenir şiirleri yüzünden.
* “Sihamı- Kaza adlı eseri vardır.

KÂTİP ÇELEBİ

* “Cihan-numa, Keşf’uz Zunün, Mizan’ül- Hak”adlı eserleri vardır.
* Didaktik eserler yazmıştır.

BAĞDATLI RUHİ
* Toplumcu bir özelliğe sahiptir.
* Döneminin aksaklıklarını terki-i bentleriyle eleştirmiştir.
* Tarikata girmesine rağmen din dışı şiirleri vardır.

NABİ
* Asıl adı Yusuf’tur.
* 17. yy da yetişmiştir.
* Didaktik – hikemi şiirin edebiyatımızdaki en iyi temsilcisi sayılır.
* Akıcı ve düzgün bir dili vardır.
* Oğlu için yazdığı “Hayriye”adlı kitabı meşhurdur.
* Farsça ve Türkçe Divanı, Hayrabat, Sürname adlı kitapları vardır

EVLİYA ÇELEBİ
* Edebiyatımızın seyahat yazarlarının piridir.
* “Seyahat-name” adlı eseri vardır.

NEDİM
* Lale Devri (18. yy) nin eğlencelerini eserlerinde en iyi yansıtan şairdir.
* Şiirde mahallileşme akımını başlatan ve yerleştiren şairdir.
* Tasavvufun etkisinde kalmayan tek şairdir.
* İstanbul Türkçesi ile yazmıştır.
* Halk dilini, inanışlarını şiirlerinde işlemiştir.
* Divan edebiyatının klasik söylemlerine(mazmun) yenilerini katmıştır.
* “Şarkı” nazım şeklini en ustaca kullanan şair olmuştur.
* Hece vezniyle şiirleri de vardır.

ŞEYH GALİP

* Divan edebiyatının son büyük şairidir.
* Yenileşme hareketlerine uygun şiirler yazmıştır, halk söylemlerini serlerinde kullanmıştır.
* Hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır.
* Genel olarak dili süslü ve ağırdır.
* “Hüsn ü Aşk” adlı mesnevisi meşhurdur.

islamiyetin kabulunden sonraki turk edebiyati

Talas savaşından sonra Türkler kabileler halinde Müslüman olmaya başlamıştır. Karahan Devletinin hükümdarı Satuk Buğra Han zamanında İslamiyet resmi din olarak kabul edilmiştir.(942) B u tarihten sonra İslam�a dair eserler verilmeye başlanmıştır. Bu geçiş dönemine ait en önemli eserler şunlardır:

a) Divan-ı Lügat� it Türk.( Türk Dilinin Sözlüğü) ( 1072�1074 )

* Kaşgarlı Mahmut yazmıştır.
* Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmıştır.
* 1074 yılında bitirildiği düşünülüyor.
* Türkçenin ilk sözlüğüdür.
* Türklere ait gelenek göreneklerden tarihten folklordan bahsettiği için bir ansiklopedi özelliği taşımaktadır.
* Kitapta 7500 kelimenin Arapça karşılığı verilmiş olup ayrıca halk şiirleri, atasözleri, deyimler kullanılmıştır.
* Ebu� l Kasım� a sunulmuştur.
* Hakaniye Türkçesi ile yazılmıştır.

b) Kutatgu Biliğ (Mutluluk Veren Bilgi) (1069- 1070 )
* 1069�1070 tarihlerinde Yusuf HAS Hacip tarafından yazılmıştır.
Türk edebiyatının ilk siyasetnamesidir.
* Öğretici bir nitelik taşımaktadır.
* Tapgaç Buğra Han�a sunulmuştur.
* Devletin nasıl yönetilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
* Hakaniye (Doğu ) Türkçesi ile yazılmıştır.
* 6645 beyitten müteşekkildir.
* Eserde öğütler; devlet, akıl saadet, adalet sembolleriyle verilmiştir.
* Hakaniye Türkçesi ile yazılmıştır.

c) Divan-ı Hikmet
* Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır.
* İlahi aşk kavramı ilk defa bu eserde kullanılmıştır.
* Yesevi tarikatının esasları ve dinin temel öğretileri anlatılmıştır.
* 12. yy da yazılmıştır.
* Hece ölçüsüyle halk dili kullanılmıştır.
* Hakaniye Türkçesi ile yazılmıştır.

d) Atabet�ül Hakayık (Hakikatlerin Eşiği)

* Yüknekli Edip Ahmet tarafından yazılmıştır.
* 12. yyda yazılmıştır.
* Eserde ahlakın önemi ve yolları üzerinde durulmuştur.
* Beyit ve dörtlükler bir arada kullanılmış. Dolayısıyla aruz ve hece vezni birlikte kullanılmıştır.

KİTAB-I DEDE KORKUT

* Destandan halk hikâyesine geçiş döneminin ürünüdür.
* 12 hikâyeden oluşur.
* Olağanüstü olaylarla gerçeğe uygun olaylar eserde iç içedir.
* Türklerin eski yaşam tarzları ile ilgili ayrıntılar yanında İslam dini ile ilgili özelliklerde vardır.
* Eserde geçen ��Dede Korkut��meçhul bir halk ozanıdır.
* Hikâyelerde oğuzların çevredeki boylar ile aralarındaki savaşlar ve kendi iç mücadeleleri yer alır.
* Hikâyelerin konuları; aşk, yiğitlik gösterisi, kahramanlık, boylar arasındaki savaştır.
* 15. yy�da kaleme alınmıştır.
* Eserin yazarı belli değildir. �
* Nazım ile nesir iç içedir.
* Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.

islamiyet oncesi turk edebiyati

Bilinmeyen bir tarihte başlamıştır. İslamiyet�in kabulüne kadar devam ede gelmiştir. Atlı- göçebe kültürünün izlerini taşımaktadır. Ölüm, yiğitlik, savaş, aşk konuları en çok işlenen konular olarak göze çarpmaktadır. İki koldan gelişmiştir.

a) SÖZLÜ EDEBİYAT

Şaman , kam baksı ozan adı verilen sanatçılar tarafından icra edilmiştir. Bu sanatçılar �kopuz�adı verilen bir saz aleti kullanırlardı. Doğuşu her ne kadar dini törenlere dayansa da zamanla din dışı konular da gelişmiştir.
* Hece ölçüsü kullanılmıştır.
* Aşk doğa ölüm konuları sık işlenmiştir.
* Anomin özellik taşımaktadır.
* Yarım kafiye kullanılmıştır.
* Koşuk , sav, sagu ,destan başlıca ürünleri sayılır.

KOŞUK

Kopuz eşliğinde �sığır� denilen sürek avlarında söylenen lirik şiirlerdir. Günümüzdeki �koşma�ların ilk versiyonu sayılırlar. Kafiye şeması �aaab,cccb,dddb�şeklindedir.

SAGU
Yuğ adı verilen ölü törenlerinde ölümün acısının hafifletmek amacıyla söylenen günümüz �ağıt�larının ilk versiyonuna denir. Hece ölçüsünün 7�li-8�li parçaları sıkça kullanılmıştır.
UYARI: Bilinen en eski sagu :�Alp er Tunga�sagusudur.

SAV
Atasözü demektir. Atasözlerimiz ilk defa �Divan-ı Lugati�t Türk�kitabında bir araya getirilmiştir.

DESTAN
Toplumu derinden etkileyen savaş, kıtlık, afet vb. olayların olağanüstülüklerle bezendirilerek anlatıldığı manzum (bazen nazım- nesir karışık)uzun hikâyelere denir.
Destanlar �Doğal-Yapay�olmak üzere ikiye ayrılır.

1) DOĞAL DESTANLAR
Gerçekte var olan herhangi bir olayın milletin dilinde yüzyıllar süren bir anlatımdan sonra bir ozan tarafından kaleme alınması sonucu oluşan destanlara denir.

Dünyadaki en önemli doğal destanlar
Kalevala ������.. FİNLANDİYA
Mahabharata ����� HİNT
Ramayana ����� HİNT
Şant do Rölant���� FRANSIZ
Nibelungen������ ALMAN
İgor ��������� RUS
Beovful ������.. İNGİLİZ
İliada ������� YUNAN
Odyssa ������. YUNAN
Şehname ������İRAN
Gılgameş������..SÜMER
Oğuz Kağan �����TÜRK
Ergenekon ������TÜRK
Manas �������. KIRGIZ


2) YAPAY DESTANLAR
Herhangi bir olaydan yola çıkarak bir ozanın destan kurallarına riayet edip oluşturduğu şiirlere denir.

Yapay Destanlar:
Kaybolmuş Cennet ( Milton)
Kurtarılmış Kudüs ( Tasso)
İlahi Komedya (Dante)
Üç Şehitler Destanı ( F. Hüsnü Dağlarca)
Çanakkale Şehitlerine (M. Akif)

TÜRK DESTANLARININ ÖZELLİKLERİ
* Çoğunlukla manzumdurlar (şiir şeklinde)
* Anonimdirler
* Oluştukları dönemlerin özelliklerini taşımaktadırlar.
* Olağanüstü özellikleri çokça bulunmaktadır.
* Çok sonra yazıya geçirilmişlerdir.

BAŞLICA TÜRK DESTANLARI

SAKA TÜRKLERİNİN DESTANLARI
* Alp Er Tunga Destanı: Türk-İran savaşlarıyla Alp Er Tunga�nın yiğitliklerinin anlatıldığı destanlardır.
* Şu Destanı: İskender ile Türkler arasındaki savaşların ve Hükümdar Şu�nun destanıdır.

HUN TÜRKLERİNİN DESTANLARI
* Oğuz Kağan Destanı: Hun Hükümdarı Mete�nin yiğitliklerini, ülkesini genişletip oğulları arasında nasıl bölüştürdüğünü anlatan destandır.

GÖKTÜRK DESTANI
* Bozkurt Destanı: Savaşta yaralanan bir Türk�ün, dişi bir kurt tarafından kurtarılmasını, korunmasını ve Türklerin sözü edilen kurtla bu Türk�ten çoğaldığı anlatılır.
* Ergenekon Destanı: Bir yenilgi sonunda Ergenekon�a çekilen Türklerin orada çoğalıp, bir demir dağı erittikten sonra öçlerini alışlarını anlatan destandır.

UYGUR TÜRKLERİNİN DESTANLARI
*Türeyiş Destanı: Uygur hakanının, üç kızını insanoğluyla evlendirmeyi uygun bulmayarak tanrıya, kızlarıyla evlenmesi ve Uygur Türklerinin bu evlenmeden çoğaldığı anlatılır.
* Göç Destanı: Türklerin, Kutsal taşı Çinlilere vermeleri üzerine, tanrı tarafından cezalandırılmaları kuraklığın başlaması nedeniyle de göç etmeleri anlatılır.

B ) YAZILI EDEBİYAT

Türklerin GÖKTÜRK alfabesini kullanmasıyla başlayan dönemdir. Daha eskilere ait maalesef herhangi bir eserimiz yoktur. Tarihi bilinen en eski yazıtımız(mezar taşı): Çoyren (687�692)dir.
Tarihimizin ve dilimizin ilk en önemli belgeleri Göktürk Yazıtlar(Orhun Kitabeleri)dir.
*Doğu Göktürklerine aittirler.
*720,732,735 yıllarında dikilmişlerdir.
*Vezir Tonyukuk, Bilge Kağan, Kültigin adına dikilmişlerdir.
*Yollug Tigin adlı bir yazara yazdırmıştır.
*Öz Türkçe ile yazılmıştır.
Hakanlar Göktürkleri nasıl birleştirdiklerini, devleti nasıl idare ettiklerini, gelecek kuşakların ne yapmalarını anlatan bir nutuk (söylev)tur.
* Aslında birer mezar taşı olarak tasarlanmışlardır.
* Taşların üç tarafı Göktürk alfabesiyle bir tarafı da Çince yazılmıştır.
* Eserler şu an MOĞALİSTAN sınırları içindedir.
* 1900� lü yılların başında Strahlanberk tarafından bulunmuş, Danimarkalı Thamson tarafından okunmuşlardır.

turk edebiyatinin devirleri

1) İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI
a) Sözlü Edebiyat
b) Yazılı Edebiyat

2) İSLAMİYETİN KABULÜNDEN SONRAKİ TÜRK EDEBİYATI
a) Divan Edebiyatı
b) Halk Edebiyatı
* Anonim Türk Halk Edebiyatı
* Dini �Tasavvufi Türk Halk Edebiyatı
* Âşık Tarzı Türk Halk Edebiyatı

3 ) BATI TESİRİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI
a. Tanzimat Edebiyatı
b. Servet-i Fünun Edebiyatı
c. Fecr-i Ati Edebiyatı
d. Milli Edebiyat
e. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı
f. Beş Hececiler
g. Yedi Meşaleciler
h. Garipçiler( Birinci Yeniciler)
i. Maviciler
j. İkinci Yeniciler
k. Günümüz Türk Edebiyatı

bati edebiyati

BATI EDEBİYÂTI
Giriş
Bilinen en eski dönemlerden günümüze kadar Batılı ulusların nazım ve düzyazı türlerinde ortaya koydukları edebî ürünlerin tümüne birden Batı edebiyatı adı veri-lir. Batılı uluslar, temelde aynı uygarlığa, Batı uygarlığına bağlı oldukları için, düşünüş ve duyuş tarzları da pek çok noktada ortak özellikler göstermektedir. Bu bakımdan genel bir kavram olarak Batı edebiyatından söz edilebilir. Bu ünitede Batılı ulusların edebiyatları , dönemlerine ve ayrı ayrı edebî anlayışlarına ve akımlara göre incelenerek, sonuçta Batı edebiyatı adlı bütüne ulaşılacaktır.
2. Klâsik Batı Edebiyatı
En eski zamanlardan Rönesans dönemine kadar Batı edebiyatı, Yunan ve Lâtin edebiyatlarıyla temsil edilmiştir. Batılı ulusların yazı dilleri ve millî edebiyatları ise aşağı yukarı Rönesans döneminde ortaya çıkmıştır. Onun için batı edebiyatının ilk örnekleri Yunan ve Lâtin edebî metinleridir.
2.1. Yunan Edebiyatı
Yunan edebiyatı birkaç dönemde incelenebilir:
2.1.1. I. Dönem (M.Ö. IX. - VII. yy.)
M.Ö. IX-VIII. yüzyıllarda Homeros ve Hesiodos gibi iki büyük şair yetiştirmiş olan Yunan edebiyatının en önemli türü şiirdir. Şiirler vezinli, ancak kafiyesizdir. Şiir türleri içinde de en çok görülen destan (epik şiir) dır. Destan nedir ?Bir milletin ortak tarihinde önemli izler bırakan savaş, doğal afet , türeyiş, ölüm ,büyük başarı ya da yenilgileri ve bu olaylarda önemli rol oynamış büyük kahramanların hayatlarını manzum hikâyeler hâlinde anlatan metinlere destan de-nir.Ulusların ortak bilinçlerinde yaşayan destanlarda olay ve kişiler genellikle mitolojik ve menkıbevî nitelikte olağanüstü bir karaktere sahiptir. Homeros , M.Ö. IX. yüzyılda yaşamış, Hem Yunan edebiyatının hem de dünya ede-biyatının en büyük destan şairlerinden biridir. İzmir'de doğmuş ve İonia bölgesinde yaşamıştır. İlyada ve Odysseia adlı iki destanı vardır. Bu destanlar , Yunanlıların temel kültürel kaynakları arasında yer alır. İlyada destanında, Yunanlıların Troia'lılarla 10 yıl savaşıp, sonunda onları yenmeleri anlatılır. Odysseia destanında ise İthaka adasının kralı olan Odysseus'un 10 yıl süren Troia Savaşı dönüşünde yolda karşılaştığı olaylar ve ülkesine döndüğünde kendisinin yokluğunda olan bitenler anlatılır. Bu destanlarda mitolojik tanrıların insanlarla olan değişik ilişki biçimlerine , insanların ve tanrıların duygu , düşünce , hayal , özlem , tutku , öfke , kin ve sevinçlerine , olağanüstü ve tarihsel birtakım olaylara yer verilir. Hesiodos M.Ö.VIII. yüzyılda Askra kasabasında yaşamıştır. Didaktik (eğitici-öğ-retici) şiir türünün kurucularındandır. Şiirleriyle halka adaletli davranma , iyilik yapma , çok çalışma gibi olumlu değerleri aşılamaya , öğüt vermeye çalışmıştır. Hesiodos'un İşler ve Günahlar , Theogonia adlı iki eseri vardır.
2.1.2. II. Dönem (M.Ö. VII. - VI. yy.)
M.Ö. VI. yy. da yaşamış olan Sappho, bu dönemin ünlü ozanlarındandır. Midilli adasında doğmuş, genç kızların eğitimi için çalışmıştır; zengin bir ailenin kızıdır.170 parçadan oluşan şiirlerinde en çok aşk temasını işlemiştir. Yunan edebiyatının önde gelen lirik şairlerindendir. M.Ö. VI. yy.da yaşamış olan Aisopos (Ezop) , Anadolu'da Phrigia'da doğmuş ,Mısır , Asya , Yunanistan'a seyahatler yapmış; tanrı Apollon'a karşı geldiği için uçuruma yuvarlanarak öldürülmüştür. Gezdiği Doğu ülkelerinden öğrendiklerinden , gözlemlerinden edindiği materyallerle düzyazı tarzında fabl (masal) lar yazmıştır. Tek eserinin adı Fabllar olup fabl türünün kurucusudur.Fabl nedir?Kişileri insan gibi konuşup davranan hayvan , bitki ve cansız varlıklardan olu-şan, kıssadan hisse çıkarıp ders vermeyi amaçlayan masaldan kısa öykülere denir. Bu dönemin diğer önemli şairleri arasında Alkalos (M.Ö. VII. yy.) ve Anakreon (M.Ö. VI. yy.) sayılabilir.
2.1.3. III. Dönem (M.Ö. VII. - VI. yy.)
Yunan edebiyatı en parlak ürünlerini M.Ö. V.-IV. yüzyıllarda vermiştir. Aiskhylos (M.Ö. 525-456) , dönemin en büyük tragedya şairidir. İlk defa, tragedyanın aktör sayısını ikiye çıkararak, koro yerine diyaloğu ön plâna geçirmiştir. Maske,aktörün yüzünü saklayan bir alet olmaktan çıkıp, onun karakterini de yansıtır olmuştur. Eserlerinde tanrıların belirleyici gücüne önem vermiş; dünyayı ve insanları tanrıların, olması gerektiği gibi, iyi bir şekilde yönettiği , tanrılara isyan edenlerin cezalandırılması gerektiği tezini savunarak, yerleşik düzeni , gelenekleri ve toplum ahlâkını benimsemiştir. Ona göre insanlar tanrılar tarafından belirlenen alınyazılarını kabullenmek zorundadırlar. Ele geçen yedi tragedyası şunlardır : Yalvaran Kızlar Persler, Thebai'ye Karşı Yediler , Zincire Vurulmuş Prometheus, Oresteia trilogia , Agamemnon , Kheephoroi , Eeumenides.
Sophokles (M.Ö. 495-406) de tragedyayı geliştirerek oyuncu sayısını 3'e , korodaki şarkıcıların sayısını da 12'den 15'e çıkarmış; trilogia denilen üçleme yazma biçimini kaldırmıştır. Aiskhylos'un tragedyalarında insanlar tanrılara boyun eğmek zorunda iken, Sophokles'in eserlerinde insanlar alınyazıları ve tanrılarla mücadele ederler. Ancak sonunda yenilen insanlar olur. Elde Kral Oidipus , Oidipus Kolonos'ta ,Antigone , Aias , Elektra , Trakhisli Kadınlar ve Philoktetes adlı yedi eseri bulunmaktadır.Üçüncü büyük tragedya şairi olan Euripides (M.Ö. 480-406) , insan-tanrı mücadelesi yerine insanın kendi kendisiyle olan mücadelesine yer vermiştir. İnsan kendi ihtiraslarıyla mücadele hâlindedir , ancak yenik çıkar. Başlıca eserleri şunlardır : Medeia , Hippolytos , İphigeneia Aulis'te , phigeneia Tauris'te , Orestes , Elektra , Hekabe , Andromakhe.İlk büyük komedya şairi Aristophanes (M.Ö. 445-385) 'tir. Aristophanes, gelenekçi bir anlayışa sahip olup sanat , siyaset ve felsefe alanlarında yapılan yeniliklere ve yenilikçilere saldırmıştır. En önemli komedileri : Atlılar , Eşek Arıları , Kuşlar , Kurbağalar , Bulutlar , Barış , Lysistrate.
2.1.4. IV. Dönem (M.Ö. III. - II. yy.)
Büyük kütüphanelerin , meşhur sanatçı ve bilginlerin bulunduğu İskenderiye, "İskenderiye Çağı" da denen bu döneme damgasını vurmuştur. Pastoral nazım türünün kurucusu olan Theokritos (M.Ö. III. yy.) yazdığı kısa şiirlerinde doğa sevgisini işlemiştir. Şiirlerine Eidyllia (kısa şiirler) adı verilmiştir. Pek çok ülke gezmiş olan Herodotos (M.Ö. 482-425) , tarih türünün kurucusu olup ,Tarih adlı eserinde gezdiği ülkeler ve halkları hakkında bilgi vermiştir. Hitabet türünde Demosthenes (M.Ö. 385-322); felsefede ise Sokrates (M.Ö. 470-399) , Eflatun (M.Ö.429-347) ve Aristoteles (M.Ö. 384-322) dönemin önde gelen isimlerin-dendir.
2.1.5. V. Dönem (M.Ö. II.-M.S.II. yy.)
"Yunan-Lâtin Çağı" adı verilen Roma egemenliğinin sürdüğü bu dönemde en önemli yazar , biyografi yazarı olan Plutarkhos (46-120)'tur. Paralel Hayatlar adlı eserinde eski Yunan kültürünü canlandırmaya , ahlâk ve insanlık dersi vermeye çalışmıştır.
2.2. Lâtin Edebiyatı
Romalılar Yunanistan'ı M.Ö. 250'li yıllarda siyasî anlamda egemenlikleri altına aldıktan sonra Lâtin edebiyatı , daha çok Roma'da Yunan kültür ve edebiyatının etkisiyle ve taklidiyle oluşmuştur. Eski Atina'da Yunan sanatçıları daha özgür ortamlarda ürün veriyorlardı. Onlar kendi dönemlerinde yaşayan kişileri , yöneticileri serbestçe hicvedip eleştirebiliyorlardı. Ancak Roma'da Lâtin komedya şairleri bu bakımdan özgür değillerdi.Lâtin edebiyatının ilk önemli sanatçıları arasında tragedya şairi Ennius (M.Ö. 240-170), komedya şairi Plautus (M. Ö.184) ve Terentius (M.Ö. 159) yer alır. Bunlar Yunan sanatçılarını örnek almışlardır. Daha sonra Lucretius (M.Ö. 98-53) didaktik nazım, Catullus(M.Ö. 78-54) lirik nazım türünde ; Vergilius (M.Ö. 70-19) pastoral , epik ve didaktik nazım; Horatius (M.Ö. 64-8) lirik ve didaktik nazım; Ovidius (M.Ö. 43-M.S. 18) lirik nazım türlerinde ve mitolojide ; Cicero (M.Ö.106-43) hitabet türünde; Sallustius (M.Ö. 86-34) , Titus Livius (M.Ö. 59-M.S. 19) ve Tacitus (54-129) tarih yazıcılığında; Seneca (M.Ö. 4-M.S. 65) da felsefe ve tragedyada önde gelen isimlerdendir.
3. Alman Edebiyatı
3.1. Rönesans Dönemi Alman Edebiyatı
Bu dönemde Luther (1483-1546) İncil'i Latinceden Almancaya çevirerek edebî Almanca için önemli bir zemin hazırlamış oldu.
3.1. Romantik (Coşumcu) Dönem Alman Edebiyatı
Goethe (1749-1832), özellikle şiir ve romanlarıyla romantizm akımını başarılı bir şekilde temsil etmiştir. Lirizme, aşk maceralarına, halk edebiyatı unsurlarına ve birtakım felsefî yorumlara yer vermiştir. Başlıca şiirleri Roma Eyejileri ve Divan adlı eserlerinde toplanmıştır. En önemli tiyatro eseri Faust, en önemli romanı da Genç Werther'in Acıları adını taşır.Alman edebiyatının diğer önemli romantik sanatçıları arasında Schiller (1759-1805), Schlegel Kardeşler (Wilhelm 1767-1845, Friedrich 1772-1829), Heine (1798-1856) gibi şairler; Hoffmann (1776-1822) gibi romancılar; Kleist (1777-1811), Hebbel (1813-1883) gibi tiyatrocular sayılabilir.
3. Gerçekçi (Realist) Dönemde Alman Edebiyatı
Alman edebiyatında Fontane (1819-1898), Storm (1817-1888), Hauptmann (1862-1946) gerçekçi yazarlar arasında gösterilir.Gerçekleri olduğu gibi yansıtmanın üzerinde durmuşlardır. Günlük olayları ve ayrıcalığı olmayan kişileri işlemişlerdir. Günlük konuşma dilini kullanmışlar ve abartılı coşkulardan kaçınmışlardır. Bütünü görmeyi ve düşündürmeyi amaçlamışlardır.
3.4. 20. Yüzyıl Alman Edebiyatı
Şiir türünde bu yüzyılda Alman edebiyatının en önemli şairlerinden birisi Rainer Maria Rilke(1875-1926)'dir. En çok aşk, ölüm, tabiat gibi temalara yer vermiş; lirik bir üslûbu benimsemiş ve Alman halk şarkıları geleneğine ait unsurlardan yararlanma yoluna gitmiştir.Roman türünde Thomas Mann (1875-1955), Hesse (1877), tiyatro türünde ise Brecht (1898-1956) belli başlı yazarlar arasında yer alırlar.
3.5. 20 Yüzyıl Avusturya Edebiyatı
Önde gelen bir yazar, Franz Kafka (1833-1924)'dır. O da varoluşçu yazarlar gibi insanın saçma ve kötü bir dünyadaki trajedisine, bunalımlarına, kişinin çağına, ailesine, işine yabancılaşması temalarına yer vermiştir. Onun en önemli teması "yabancılaşma"dır. Başlıca Eserleri: Değişim (1915), Hüküm (1916), Ceza Sömürgesi (1919), Bir Taşra Doktoru (1920), Dava, Şato, Amerika.
4. Amerikan Edebiyatı
4.1. Romantik Dönem Amerikan Edebiyatı
Amerikan edebiyatında ilk büyük sanatçılar bu dönemde yetişmeye başlamıştır.Moby Dick romanlarıyla Herman Melville (1819-1891), şiirleriyle Edgar A. Poe (1809-1849) ve Walt Whitman (1816-1892); şiir ve denemeleriyle R. W. Emerson(1803-1882) başlıca romantik sanatçılardandırlar.
4.2. Gerçekçi Dönem Amerikan Edebiyatı
Gerçekçilik, önce romantizmle iç içe görünür. Nathaniel Hawthorne(1804-1864) ve Moby Dick romanıyla tanınan Melville romantizmi ve gerçekçiliği eserlerinde dengeli biçimde kullanan yazarlardır. Gerçekçilik akımını daha sonra sürdüren öteki yazarlar Hanry James (1843-1916), Louise May Alcott (1832-1898)'tur.
4.3. 20. Yüzyıl Amerikan Edebiyatı
20. yüzyılda Amerika'da özellikle roman ve hikâye türlerinde daha çok ürün verilmiştir.Mark Twain(1835-1910), Tom Sawyer'in Maceraları(1876), Missisippi'de Hayat(1833) gibi eserlerinde daha çok mizahî bir üslûbu benimsemiştir. O'henry (1862-1910) ise küçük hikâye türünde büyük bir üne sahiptir. Olaylarda sürpriz unsuruna ve yalın bir anlatıma önem verir.Jack London (1876-1916), Vahşetin Çağrısı (1903), Uçurum Halkı (1903) ve Martin Eden (1909) gibi romanlarının konularını daha çok kendi yaşantılarından ya da çevresinden almıştır.John Steinbeck (1902-1968), toplumcu gerçekçi bir Amerikan yazarıdır. Yoksul ve sömürülmüş kitlelerin, işçilerin sorunlarına, bireysel ve sosyal dünyalarına eğilmiştir. Daha çok California çevresine yer vermiştir. Başlıca romanları şunlardır: Ke-nar Mahalle (1935), Farelere ve İnsanlara Dair (1937), Gazap Üzümleri (1939), Sardalya Sokağı (1945).Ernest Hemingway (1898-1961) de ezilen yığınların sorunları, adalet, baskıyla boyun eğmeme gibi konuların yanında uluslararası savaşların kötülüğü, tabiatın güzelliği ve yaşama sevinci temalarına ağırlık vermiştir. Başlıca romanları: Bahar Selleri (1926), Güneş Gene Doğar (1926), Silâhlara Veda (1929), Çanlar Kimin İçin Çalıyor (1940), İhtiyar Adam ve Deniz (1953).Şiir türünde ise en önemli Amerikan şairlerinden biri olan Ezra Pound (1885-1972)tüm dünya milletlerinin kültürlerinden yararlanma yoluna gitmiş ve imgecilik (imajizm) akımının öncüleri arasında yer almıştır. Ayrıca I. Dünya Savaşı yıllarında faşizmi desteklemesiyle ünlüdür.
5. Fransız Edebiyatı
5.1. Rönesans Dönemi Fransız Edebiyatı
Villon (1431 ?), Ortaçağın sonlarında ve Rönesans’a geçiş süreci içinde yaşamış önemli Fransız şairlerinden birisidir. Şiirleri Küçük Vasiyetname ve Büyük Vasiyetname adlı kitaplarda toplanmıştır.Asıl yeni Fransız şiiri, XVI. yüzyılda Lâtinceyi bırakıp Fransızca ile şiir yazma davasını güden ve La Pleiade adındaki edebiyat okulunu kuran yedi şairin şiirleriyle başlar. Bu grubun en önemli şairlerinden birisi Ronsard (1524-1585)'dır. Başlıca eserleri Aşklar, Odlar, Egloglar adlarını taşır. Bu dönemin önde gelen Fransız romancısı Rabelais (1490-1553)'dir. Gargantua ve Pantagruel adlı romanları ünlüdür.Rönesans dönemi Fransız edebiyatının en önemli ismi hiç şüphesiz deneme türü-nün öncüsü Montaigne (1533-1592)'dir. Denemeler adlı eserinde yer alan metinlerinde Hristiyanlıktan ve geleneksel düşünce biçimlerinden farklı olarak bağımsız insan düşüncesini ortaya koyan örneklere yer vermiştir. İnsan ve toplumla ilgili hemen her konuda alışılmışın dışında yeni yaklaşımlar getirmiştir.
5.2. Klâsik Dönem Fransız Edebiyatı
Pierre Corneille (1606-1684), Klâsisizmin ilkelerini uygulayan ilk büyük tragedya şairidir. Onun oyunlarındaki kişilerin, tutkularıyla görevleri çatışır. Ancak sonunda güçlü iradeleriyle tutkularını bastırırlar. En önemli eserleri Le Cid, Horace, Cinnave Polyeucte'tür.İkinci önemli tragedya şairi Jean Racine (1639-699)'dir. Racine'in oyun kişileri tut-kularının, yazgılarının ve tanrıların esir olurlar. Başlıca eserleri And Romaque, İphige-nie, Phedre'dir.
Moliere (1622-1673) ise komedya alanında başarılı ürünler vermiştir. Toplum ve insandaki gülünç âdetleri, çirkin ve kötü huyları, kusurları sergileyerek, güldürerek düşündürmeyi, eğlendirerek öğretmeyi amaç edinmiştir. Başlıca eserleri şunlardır:Gülünç Kibarlar. Kadınlar Mektebi. Zorla Evlenme, Tartuffe, Don Juan, Zoraki Hekim,Cimri, Hastalık Hastası.La Fontaine (1621-1695) özellikle Aisopos'tan yararlanarak yazdığı fabllarıyla ünlüdür. En önemli eseri Fabllar'dır. La Rochefoucauld (1613-1680) özdeyiş (vecize), Boileau (1636-1711) eleştiri türü-nün, Descartes(1596-1650) ve Pascal(1623-1662) felsefe alanının önde gelen isimlerindendir.
5.3. Romantik Dönem Fransız Edebiyatı
En önemli romantik sanatçı Victor Hugo (1802-1885)'dur. O, Cromwell adlı dramının önsözünde romantizmin temel ilkelerini ortaya koymuştur. Şiir, roman ve oyunlarında tabiat, özgürlük, vatan, milliyetçilik gibi temalara yer vermiştir. Sefiller adlı romanında seçkin sınıftan olmayan halktan ve toplum dışında kalmış insanların da dünyalarına, duygu ve düşüncelerine yer vermiştir.Hugo'nun yanında Lamartine (1790-1869) ve Musset (1810-1857) de şiir türünde etkili olmuş şairlerdendirler.

5.4. Gerçekçi Dönem Fransız Edebiyatı
Honore de Balzac (1799-1850) her ne kadar romantik edebiyat döneminde yaşamış olsa da gerçekçiliğin (realizmin) müjdecisi olmuştur. Balzac kişileri ve toplumu enince ayrıntılılarıyla incelemiş, olayları ve olguları eleştirel bir tutumla sergilemiş, insanlar arası ilişkileri dikkatli bir gözle gözlemleyerek romanlarını yazmıştır. En önemli romanları: Goriot Baba ve Vadideki Zambak'tır.
Gerçekçiliğin müjdecilerinden bir başka yazar da Henri Beyle Stendhal (1783-1842)'dir. O da gördüklerini olduğu gibi, süslemeden yalın bir dil ve üslûpla aktar-mıştır. İnsanı içinde yaşadığı sosyal çevreden koparmadan vermiştir. Stendhal'e göre "roman, yol boyunca gezdirilen bir ayna olup, gördüklerini aynen yansıtır". Başlıca romanları: Kırmızı ve Siyah, Parma Manastırı.
Gustave Flaubert (1821-1880), romanlarında gözlemlediklerini kendi duygu ve düşüncelerine yer vermeden sergilemeye, hayatı olduğu gibi aktarmaya çalışmıştır.En önemli romanı Madam Bovary'dir.
Guy de Maupassant (1850-1893) da özellikle küçük hikâye türünde gerçekçi ürünler vermiştir. Hikâye türünde klâsik kurguya dayalı "Maupassant tarzı hikâye" denilen bir çığır açmıştır. Yani hikâye, sürükleyici bir merak unsuru barındırır. Giriş,gelişme, sonuç bağlamında devam edip etkili, çarpıcı ve vurucu bir sonla biter. Bu tarz hikâyede "olay" unsuruna önem verilir.Emile Zola(1840-1902), müspet bilimlerin deneysel olguculuğunu edebiyata uyar-layarak, doğalcılık (natüralizm) adı verilen gerçekçiliğin farklı bir anlayışını başlatmıştır.Doğalcılığın (natüralizm) temel ilkesi şudur: Gerekirciliğe (determinizm) göre nasıl müspet bilimlerde aynı koşullar aynı sonuçları doğurursa, kişiler ve toplumlar da içinde bulundukları doğal ve sosyal çevrelerinin ürünüdürler. Yani bir kişinin karakterinde, kimlik ve kişiliğinde doğuştan getirdiği biyolojik ve fizyolojik özelliklerinin yanında sosyal çevresinden aldığı eğitim ve kültür de belirleyici rol oynar. Zola bu yöntemi uygulayarak Meyhane, Germinal gibi deneysel roman denilen örnekler vermiştir.19. yüzyıl Fransa'sının en büyük ozanlarından Charles Baudehireise sembolizmin ve gerçeküstücülüğün öncüsü olmuştur.

5.5. 20. Yüzyıl Fransız Edebiyatı
Alman filozofu Heidegger'in ortaya attığı varoluşçu felsefeyi bu yüzyılda bazı Fransız yazarları edebiyata uyarlamışlardır. Varoluşçu düşünce kısaca şöyle ifade edilebilir: İnsan dünyaya geldikten sonra kendi varlığını gerçekleştirir, kendi özgün kişiliğini, özünü, bilincini kendisi oluşturur. İnsana kendisinden başka yol gösterebilecek kimse yoktur. Onun için özgürdür.
Jean Paul Sartre(1905-1980), insan doğasının en önemli unsurlarından biri olan öz-gürlük kavramını işlemiş, insan özgürlüğünün yasak ve yasalarla sınırlandırılamayacağını öne sürmüştür. Başlıca eserleri romanda Bulantı (1938), Özgürlük Yolları(1945); hikâyede Duvar (1930); Oyun: Sinekler (1942), Saygılı Yosma (1945), Kirli Eller (1948) dir.
Yine varoluşçu bir romancı olan Albert Camus (1913-1960) ise daha çok saçma kav-ramını irdelemiştir. Ona göre insanın içinde yaşadığı evren saçma, mantıksız, akıldışı ve anlamsız bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla insan hayatı da saçmadır. İnsan hayatının anlamı, ancak saçmalık ve haksızlıklara başkaldırarak ortaya çıkar. İnsan salt doğruluk, iyilik, dostluk, barış, adalet için yaşamalıdır. Başlıca eserleri romanda: Yabancı (1942), Veba (1947), Düşüş (1956); tiyatroda: Yanlışlık (1944), Caligula' (1945)dır.
Simone de Beauvoir (1908-1986), varoluşçu açıdan kadının sosyal, siyasî ve cinsel sorunları üzerinde durmuştur. Aynı zamanda feminist hareketin de öncülerinden-dir. Başlıca eserleri şunlardır: Konuk Kız (1943), Mandarenler (1954).Andre Malraux (1901-1976), İnsanlık Durumu, Büyük Yol, Umut, Melekle Savaş gibi eserlerinde olumsuz koşulların hâkim olduğu güler yüzlü cehennemin de insanın yalnızlığını, kaderiyle baş başa kaldığı dramatik macerasını anlatır.

6. İspanyol Edebiyatı
6.1. Rönesans Dönemi İspanyol Edebiyatı
İspanyol yazarlar Rönesans devrinde daha çok roman ve tiyatro türlerinde eser vermişlerdir. Rojas, Celestina (1499 ve 1526) adlı romanında pek çok engeller sebebiyle kavuşamayan iki sevgilinin başından geçenleri konu edinir. Hem İspanya'da hem de Avrupa'da gerçek dışı kişilerin kahramanlıklarını ve aşklarını konu edinen abartılı pek çok şövalye romanı yazılmıştır. Ayrıca çobanların gerçek dışı aşk ilişkilerini konu edinen çoban romanları da yazılmıştır.İspanya'nın bu dönemdeki en önemli roman yazarı Cervantes (1547-1616)'tir.
Cervantes'in Don Kişot (1605) adlı romanı modern romanın başlangıcı sayılmaktadır.Cervantes, gerçekle hayalin çatışması temeline kurulu olan romanda şövalyeliğin eleştirisi ve yergisinin yanında insan gerçeğinin pek çok boyutlarına yer verir.Tiyatroda ise Lope de Vega (1562-1635) en önemli isimdir.

6.2. Gerçekçi Dönem İspanyol Edebiyatı
En önemli realist yazar Miguel de Unamuno(1864-1936)'dur. Yaşamanın amacı, insanın sonsuzluk ve ölümsüzlük arzusu gibi temalara ağırlık vermiştir. Sis adlı romanı önemlidir.

6.3. 20. Yüzyıl İspanyol Edebiyatı
Bu yüzyılın en önemli iki şairi Juan Ramon Jimenez (1881) ve Federico GarciaLorca (1899-1936)'dır. Jimenez'in şiirlerinde eski Endülüs İslâm uygarlığının kalıntılarının izlerine rastlamak mümkündür. Şiirde mısranın önemsizliğine inanır. Manzum hikâyelere ve mensur şiire önem vermiştir. Lorca, halk kültür ve edebiyatından, folklordan yararlanmıştır.

7. İngiliz Edebiyatı
7.1. Rönesans Dönemi İngiliz Edebiyatı
İngilizcenin yazı diline dönüşmesinde büyük katkıları olan ve Canterbury Hikâyeleri adlı eseri bulunan Chaucer (1340-1400) İngiliz edebiyatında Rönesans’a zemin hazırlayan yazarlardan birisidir."Elizabeth Dönemi "adı verilen XVI. yüzyılda tiyatro ve şiir türlerinde önemli eserler ortaya konmuştur.
Rönesans dönemi İngiliz edebiyatının en önemli tiyatro yazarı Shakespeare(1564-1616)'dir. Shakespeare dram ve komedya türlerinde hem nazım, hem düzyazı, hem de her iki-sini birlikte kullanarak başarılı oyunlar yazmıştır. Oyunlarının tamamı beşer perdeden oluşur. Kin, aşk, dostluk, yükselme, öç alma gibi hemen hemen tüm insanî boyutları derinlemesine irdelemiştir. Başlıca dramları arasında Romeo ve Juliet, Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear; en önemli komedyaları arasında da Venedik Taciri,Yanlışlıklar Komedyası sayılabilir.Marlowe (1564-1593) ve Ben Jonson (1573-1637) da dönemin önemli tiyatro yazarları arasında yer alırlar.İlk büyük İngiliz şairi olan Edmund Spenser (1552-1599) ise pastoral türde yazdığı şiirlerini Çoban Takvimi, alegorik bir destanını da Peri Kraliçesi adlı eserlerinde topladı. Tasvir ve ruh çözümlemelerinde başarılı olan ve üslûba önem veren dönemin son büyük şairi John Milton (1608-1674)'un en önemli eseri Kaybolmuş Cennet adlı konusunu Tevrat'tan aldığı dinî destanıdır.Montaigne gibi deneme türünde başarılı ürünler veren Bacon (1561-1626)'un en önemli eseri ise Denemeler'dir.

7.2. Klâsik Dönem İngiliz Edebiyatı
Klâsisizm akımı İngiltere'de çok kısa sürmüştür. Bu akımın İngiliz edebiyatında iki önemli temsilcisi vardır: Şiir ve oyunlarıyla Drydon (1631-1700) ve şiirleriyle Pope (1688-1744).

7.3. Romantik Dönem İngiliz Edebiyatı
İngiltere'nin kuzeybatısında yer alan göller bölgesinde bir süre yaşamış olan ve bundan dolayı kendilerine "Gölcüler" denilen Wordsworth (1770-1850), Coleridge (1772-1834) gibi sanatçılar, ayrıca Lord Byron (1788-1824), Shelley (1792-1822)ve Keats (1795-1821) gibi şairler bu akımın başlıca temsilcileri arasında yer alırlar.

7.4. 20. Yüzyıl İngiliz Edebiyatı
20. yüzyılda İngiliz edebiyatı en çok roman türünde başarılı ürünler vermiştir. J. Conrad (1857-1941) macera ve deniz romanları yazmıştır. İrlandalı romancı James Joyce (1882-1941) ise klâsik roman kurallarını bir tarafa bırakarak, modern roman tarzının örneklerini vermiştir. Kronolojik zaman akışını değil, insanın bilinçaltının belirlediği zaman sistemini esas almıştır. İnsanın iç dünyasını kendi mantıkî gerçekliği içinde olduğu gibi sunmaya çalışır. Bir olaydan başka bir olaya, bir zamandan başka bir zamana atlar, kalemini çağrışımların emrine verir, bazen dilin gramatikal sistemini bozar, başka dillerden alıntılar yapar, kahramanların iç konuşmalarına geniş yer verir. Onun romanları alışılmış klâsik roman kurgusuna uymaz.Dublinler (1914) adlı eserinde on beş hikâye yer almaktadır. Üçü çocukluk, dördü genlik, dördü orta yaşlılık, dördü de sosyal hayatla ilgilidir. Kitap, bütün bir roman olarak da okunabilir. Diğer önemli eseri ise Ulysses (1922) adlı romanıdır. O bu romanında Dublin özelinde çağdaş dünyanın bir destanını verirken, asıl olarak modern bireyin zihinsel hayatını tüm yoğunluğu ve düşünce karmaşıklığı ile sunmak-tadır. Eserleri genellikle Dublin kenti etrafında yoğunlaşır.
V. Woolf (1882-1941) önemli bir İngiliz kadın roman yazarıdır. O da James Joyce gibi bilinç akımı tekniğine başvurmuştur. "Acı" ve "yalnızlık", "kadın sorunları" temalarına ağırlık vermiştir. Romanlarında insan zihninin herhangi bir günde algıladığı şeyleri aktarmaya çalışır. Eserlerinin başlıcaları Jacob'ın Odası (1922), Perde Arkası(1941), Mrs. Dalloway, Orlando, Dalgalar, Yıllar'dır.

8. İtalyan Edebiyatı
8.1. Rönesans Döneminde İtalyan Edebiyatı
Rönesans’ın ilk önemli temsilcilerinden biri Dante (1265-1321)’dir. Yazı dilini halkın diliyle oluşturmuş olan Dante, İtalyan edebiyatının kurucusu sayılır.Rönesans’ın ilk temsilcilerinden biri de lirik şiirin en büyük ozanlarından olan Petrarca (1304-1374) dır. Dante gibi o da Laura adlı bir kadına âşık olmuş ve hemen hemen tüm şiirlerinden bu kadının aşkını terennüm etmiştir. Halkın konuşma diliyle Laura’nın aşkı için yazılmış şiirleri Canzoniere (Türküler) adı altında toplanmıştır.Bunların çoğu sone tarzındadır. Boccacio (1313-1375), küçük hikâye tarzının önde gelen bir yazarı olarak tanınmıştır. Hikâyelerinde dinî konular yerine insanın sorunlarına, insanların türlü durumlarına: tutku, öfke, sevinç, kötülük gibi değişik boyutlarına yer vermiştir. Başlıca eseri Decameron (On Gün) adını taşır. Bu kitabında veba hastalığından kaçıp sığındıkları evde on kişinin anlatmış olduğu yüz hikâye yer alır.Bunlardan başka destan türünde Ariosto (1474-1533) ve Tasso (1544-1595) iki önemli isimdir. Bunlar konularını Ortaçağdan almış olmalarına rağmen işleyiş, şekil ve teknik bakımından klâsik kurallara bağlı kalmış, Yunan ve Lâtin edebiyatlarını örnek almışlardır. Ariosto'nın Çılgın Orlondo, Tasso'nun Kutarılmış Kudüs adlı destanları ünlüdür. Ayrıca iktidarın korunması konusunu işlediği Prens adlı eseriyle Macchiavelli(1469-1527) adlı siyaset yazarını da anmak gerekir.

8.2. Klâsik Dönemde İtalyan Edebiyatı
XVII. yüzyılda girdiği gerileme döneminin ardından, İtalyan edebiyatında 18. yüz-yılda klâsisizmin etkileri kendini gösterir. Klâsisizme bağlı ürün veren üç önemli sanatçı vardır: Goldoni (1707-1793) komedya, Alfieri (1749-1803) tragedya, Parini (1729-1799) ise yergi türünde yazmışlardır.

8.3. Romantik Dönemde İtalyan Edebiyatı
Güldürüde Carlo Goldoni(1707-1793) romanda Alessandro Manzoni(1785-1873),anı türünde Silvio Pellico(1788-1854) ve şiirde Giacoma Leopardi (1798-1837) başlıca romantik sanatçılardandır. Manzoni, şiir ve oyun türlerinde de ürün vermekle birlikte en önemli eseri bir romandır: Nişanlılar. Leopardi ise hüznü, acıyı, doğa sevgisini anlatan karamsar şiirleriyle tanınır.

8.4. 20. Yüzyıl İtalyan Edebiyatı
Fillippo Marinetti (1876) Avrupa ülkelerinde de etkisi görülen fütürizm akımının kurucusudur.Fütürizm akımına göre, modern zamanların makine ve onun hız sistemine bağlı kalarak çağın ve geleceğin hızlı ve dinamik yaşanması gerekir.Makine çağının hız ve dinamizmi fütürizmin itici gücü olmuştur. Şiirde mısraların düzenlenişi ve müzikal yapısı fabrika işleyişini, sistemini ve makine seslerini çağrıştırmalıdır.
20. yüzyıl İtalyan edebiyatının öncülerinden sayılan Alberto Morario, yapıtlarında genel olarak orta sınıfı işlediğini görürüz. Bu sınıfın içinde bulunduğu ahlâk çökün-tüsünü, kişinin bencilliği yüzünden yalnız kalışını anlatır

9. Rus Edebiyatı
9.1. Klâsik Dönem Rus Edebiyatı
Kantemir (1708-1744) ve Lomonosov (1711-1765) şiir türünde, Krilov (1768-1844)fabl türünde, Fonvizin (1744-1792) de komedya türünde bu akımı Rusya'da tem-sil etmişlerdir.

9.2. Romantik Dönem Rus Edebiyatı
Hemen hemen her edebî türde eser vermiş olan Puşkin (1799-1837), en önemli romantik Rus sanatçısıdır. Puşkin, romantizmi (coşumculuk) Rus halkının yaşamından yerel renkler alarak zenginleştirmiştir. Ayrıca canlandırdığı kişilikleri eleştirel bir tutumla vermesi; insanın bencilliğini, çıkarcılığını, insan ile toplum arasındaki ilişkiyi anlatması nedeniyle gerçekçiliğin hazırlayıcısı sayılmıştır. En ünlü eserleri Bahçesaray Çeşmesi, Çingeneler, Yüzbaşının Kızı, Maça Kızı'dır.

9.3. Gerçekçi Dönem Rus Edebiyatı
Realizm akımı Fransız edebiyatından sonra en önemli sanatçılarını Rus edebiyatından yetiştirmiştir. Nikoloi Gogol (1809-1852) özellikle yergi üslûbuyla toplumunun kokuşmuş, bozulmuş yöntemlerini eleştirmiştir. Müfettiş adlı oyunu ve Ölü Canlar adlı romanı ünlüdür.
Fiodor Mihayloviç Dostoyevski (1822-1881) ise toplumdan çok, birey olarak insanın ruh dünyasını hem tabiî hem de sosyal çevresi içinde en ince ayrıntılarına kadar sergiler. Psikolojik tahlilleri oldukça başarılıdır. Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler,Ölü Bir Evden Anılar en ünlü romanlarıdır.
Bir başka önemli realist yazar Lev Nikoleyeviç Tolstoy(1828-1910), özellikle köylülerin dünyasını yazmıştır. Başlıca romanları: Harp ve Sulh, Anna Karenina, Hacı Murat.
Anton Çehov (1860-1904) daha çok hikâye ve tiyatro türlerinden ürün vermiştir.Hikâye türünde "Çehov tarzı hikâye" denilen bir çığır açmıştır.Bu tarz hikâyede giriş, gelişme, sonuç gibi kronolojik bir düzenlemeye itibar edil-mez; bir anı, bir durumu, ortamı, hayatın bir kesitini, olayların en çarpıcı yanını etkili bir şekilde vermeyi amaçlar. Üslûpta şiirsellik ve deneme türünü andıran bir anlatı-mı vardır. "Olay" yerine "durum" öğesine ağırlık verilir. Hikâyelerinden seçmeler 4cilt hâlinde MEB'da yayımlanmıştı. En önemli oyunları ise Vişne Bahçesi, Vanya Dayıve Martı'dır.Diğer önemli Rus realist yazarlar arasında İvan Turgenyev (1818-1883) ve Maksim Gorki (1868-1936) sayılabilir.

9.4. 20. Yüzyıl Rus Edebiyatı
Fütürüzmin Rus edebiyatındaki önemli temsilcisi Mayakovski (1893-1930) olmuştur. Şiirde Pasternak (1890-1960); hikâye ve romanda ise Zoşçenko (1895-1958),Şolohov (1905) ve Soljenitsin (1918) önde gelen sanatçılar arasında yer alırlar.

Özet
Batı uygarlığını oluşturdukları için, Batılı ulusların düşünüş ve duyuş tarzları temelde ortak özelliklere dayanmaktadır. Bu yüzden Batı edebiyatı adıyla genel bir kavram ortaya çıkmıştır. Batı edebiyatı, Batılı ulusların nazım ve düzyazı türlerinde yarattıkları edebî ürünlerden oluşur.Batı edebiyatının başlangıcı Klâsik Batı edebiyatını oluşturan Yunan ve Lâtin edebi-yatlarına dayanır. Rönesans’a birlikte, ulusların edebiyatı Alman edebiyatı, Fransız edebiyatı, İspanyol edebiyatı, İngiliz edebiyatı, İtalyan edebiyatı gibi adlarla kendi başlarına gelişimlerini sürdürürler.Amerikan ve Avusturya edebiyatlarında ise ilk büyük sanatçılar 19. yüzyılda yetişmeye başlamıştır.Batı edebiyatını oluşturan ulusların edebiyatları Rönesans, klâsik, romantik, gerçekçi ve 20.yüzyıl olmak üzere birbirini izleyen dönemler içinde ele alınabilir.

Kaynaklar
Batur, Enis, Modern Dünya Edebiyatı Antolojisi, İstanbul: Gergedan Yayınları,1988.
Cevdet, Kudret, Batı Edebiyatından Seçme Parçalar,İstanbul, İnkılâp ve Aka Kitabevleri, 1972.
Halide, Edib, İngiliz Edebiyatı Tarihi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fa-kültesi Neşriyatından, 1940.
Nutku, Özdemir, Dünya Tiyatro Tarihi, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1985.
Özdemir, Emin, Türk ve Dünya Edebiyatı, A.Ü. SBF Yayınları, No. 457, Basın ve Yayın Yüksekokulu Basımevi, 1980.
Perin, Cevdet, Fransız Edebiyatı Tarihi, İstanbul, Üniversite Matbaası, 1946.
Yusuf, Şerif, Muhtasar Avrupa Edebiyatı Tarihi,İstanbul, Devlet Matbaası, 1935.

halk edebiyati

Türk Halk edebiyatı, XIII. yüzyıldan başlayarak, Anadolu'da başlıca iki kolda eserler vermiştir. Bunlardan biri, tasavvuf inanış ve düşünüşleriyle meydana gelen Halk Tasavvuf Edebiyatıdır ki buna Tekke edebiyatı demek de doğrudur.
İkincisi, en önemli eser ve şairlerini bu bölümde göreceğiniz din dışı halk edebiyatıdır. Bu manada halk edebiyatı, İslam inanışlarına bağlı kalmak onun hey canlarını da yaşatmakla birlikte genel olarak, aşk şiirleri, tabiat şiirleri, destanlar, aşk ve kahramanlık hikâyeleri söyleyen ve daha başka sosyal konularda eser veren bir edebiyattır. Aynı edebiyat, aynı konular ve vakalarla bir halk tiyatrosu da meydana getirmiştir.
Tasavvuf edebiyatı, XIII. yüzyılda Anadolu'da Mevlana Celâleddin Rumî gibi, yüksek zümrenin büyük sofileri elinde ve Fars diliyle eserler vermekte idi. Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled de yine Farsça ile yazdığı eserlerine bazı Türkçe kısımlar eklemişti.
Fakat XIII. yüzyıl Anadolu'sunda Tasavvuf felsefesini, o zamana kadar görülmemiş derecede güzel bir Türk diliyle, Türk vezin, şekil ve kafiyeleriyle söyleyerek, yeni yurtta halk diliyle büyük bir tasavvuf edebiyatı kuran Ünlü şair Yunus. Emre'dir.

YUNUS EMRE (1238?-1320?):
Yunus Emre, yedi yüzyıldan beri, Türk halkı arasında, bir dinî destan kahramanı şöhretiyle yaşayan ve sevilen şairdir. Anadolu halkı, onun hayatı, şahsiyeti ve şiirleri çevresinde çeşit çeşit menkıbeler söylemiş; güzel şiirlerinin, ancak ilâhî bir kaynaktan alınan ilhamla söylendiği inancına varmıştır.
Bu sebeple onun, çok az bildiğimiz, gerçek hayatıyla ölçülemeyecek kadar geniş ve zengin bir destanî hayatı vardır. Yunus Emre'nin saf bir toprak adamı olduğu, hayatının ilk çağlarında rençberlikle yaşadığı söylenir. Allaha varma yollarını Hacı Bektaş Veli'den öğrenme fırsatını, saflığı yüzünden kaçırdığı, sonra Tapduk Emre'nin tekkesine koşarak, uzun yıllar bu tekkenin hizmetinde bulunduğu anlatılır; yıllarca bu tekkeye düz ve kuru odun taşıdığı, yıllarca seyahat ettiği ve bir gün kilidi açılıp dili çözülerek, duyulmamış derecede güzel şiirler, ilâhîler söylemeye başladığı hikâye edilir.
İşte, her menkıbenin bir parça da hakikat taşıdığı düşünülerek, gerek bu destanlardan, gerek Yunus'un kendi şiirlerinden ve ele geçen yazılı belgelerden çıkarılan bilgilere göre, Yunus'un büyük hayatı, şöylece özetlenir:
Yunus Emre, Anadolu'ya Horasan illeri'nden gelmiş bir aileye mensuptur. Şair XIII. yüzyılın ikinci yarısında ve XIV. yüzyıl başında Orta Anadolu’da yaşamış bir Türkmen dervişi idi
İlim âlemi yıllardan beri onun hayatını, nerede doğup, nerede öldüğünü araş­tırıyor. Halbuki bu büyük şairin Anadolu'da dokuz yerde mezarı vardır. Bir tek vücudun birden fazla yerde gömülü olması, daha bazı din uluları için de düşünülmüştür. Her şehir, her köy, Yunus'un kendi topraklarında gömülü olmasını istemiş, ona kendi bağrında bir makam hazırlamış, herhangi bir mezarın, onun mezarı olabileceği hayaline kapılmıştır.
Yine menkıbelerden ve şiirlerinden öğrendiğimize göre, Yunus, Mevlâna Ce­lâleddin Rumî ile Hacı Bektaş Veli ile ve XIII. yüzyılın diğer büyük Anadolu sofilerinden Saltuk Baba, Barak Baba, Tapduk Baba gibi şahsiyetlerle görüşmüş, bun­lardan Tapduk Baba'ya müritlik yapmıştır.
“Mescidde medresede çok ibâdet eyledüm”

gibi sözler söylediği halde, bu büyük şairin medrese öğrenimi görüp görmediği bilinemiyor.
ESERLERİ: Yunus’un, Risâlet-ün-Nushiyye adlı, öğretici bir mesnevisi vardır. Aruzla yazılan bu eser, bize şairin bir mürşit sıfatıyla da çalışmış olabileceğini düşündürüyor. Onun asıl ölmez eseri, büyük bir aşk ve düşünüş heyecanı ile söylediği şiirlerini bir araya toplayan Divan’ıdır.Yunus divanında aruz vezniyle ve gazel şeklin­de söylenmiş şiirler de vardır, fakat şair ilahilerinin çoğunu ve en güzellerini hece ile ve dörtlüklerle söylemiştir.



EDEBİ ŞAHSİYETİ
Yunus Emre, Türk düşünüş edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Onun uzun, devamlı hayat tecrübeleri, varlık, yokluk, aşk ve Allah hakkında hummalı zihin yoruşları vardır.
İslam inanışının, üzerinde durmaktan çekindiği birçok problemler, Yunus'un serbest ve zeki düşüncelerine konu olmuştur. Şair, duyup düşündüklerini, sade bir Türkçeyle anlatmıştır
“Salınur Tûba dalları - Kur'an okur hem dilleri
Cennet bağının gülleri - Kokar Allah deyü deyü”
gibi sade, basit, fakat söylenilmesi güç mısralardır. Yunus Emre, her nesnede, her yerde, Allah’ın varlığını bulan bir şairdir. O yüzden şiirlerinde genellikle mistik bir hava vardır.

DİLİ ve SANATI
Onun, hiç bir yapmacığa sapmadan, bir sanat kaygısına düşmeden söylediği sade, külfetsiz fakat güzel şiirlerine bütün tasavvuf edebiyatında benzer şiirler bulmak kolay değildir. Yunus’un şiirlerinde tasavvufun söylenmesi güç fikir ve heyecanları, berrak bir su içindeymiş gibi, hemen görülür. Yunus bu şiirleri, eskiden öğrendiği bazı unutulmaz şiirleri hatırlıyor, onları tekrarlıyormuşçasına kolay söylemiştir.
Yunus'un şiirlerinde İslami bir duyuş ve düşünüş sistemi olan tasavvuf felse­fesi, Yakın Doğu medeniyeti'nin ilhamıdır. Fakat geri kalan her şey, dil, vezin, nazım şekli ve eşsiz bir Türkçe ile söyleyiş, hemen tamamıyla millidir.

PÎR SULTAN ABDAL
XVI. yüzyıl Tekke edebiyatının coşkun ve Ünlü bir şairi de Pir Sultan Ab­dal'dır. Heyecanlı bir şair olması; halk tarafından çok tutulması; onun adının ve şiirlerinin yaşama­sını sağlayan sebeplerdendir. Pir Sultan'ın, halk deyimleriyle; Sivas dolaylarına ait coğrafya isimleriyle ve günün olaylarından yankılanmış heyecanlarla süslediği şi­irler, çok kere güzel ve samimidir. Ancak bu şiirlerde Yunus Emre'de okumaya alıştığımız, derin ve feragat dolu, ilahi aşk felsefesine, aynı kuvvetle rastlamak kolay değildir. Pir Sultan'ın şiirlerinde, bu şairin dünya işlerine ve dünya ihtiraslarına karışmasından doğan bir maddilik sezilir.

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ
Dede Korkut Hikâyeleri, fetih yıllarından beri Anadolu'nun doğusunda yaşayan Oğuz Türkleri'nin, Gürcü'ler, Abaza'lar, Trabzon Rumları ile yaptıkları savaşları anlatır; eski Türk mitolojisinden hatıralar yaşatır; bu ülkelere yerleşen Oğuz Türkleri'nin kendi iç maceralarını hikâye eder. Fakat bu hikâyelerin özü sayılan temel konular, Oğuz Türkleri'nin eski destanlarından alınmıştır: Bu gibi destan hatıraları, yeni coğrafyada, yeni tarih olaylarıyla birleşerek, yeni hikâyeler haline gelmiştir. Esasen Dede Korkut Hikâyeleri, bazen hikâye çehresi taşıdıkları, bazen masal çeşnisi gösterdikleri halde, daha çok destan adı verilecek özelliklerle söylenmiştir.

HİKÂYELERİN DİLİ
Dede Korkut Hikâyeleri, Türk halk dilinin kendi kelimeleri, kendi deyimleri, kendi hikâye üslubuyla ne güzel eserler verebileceğini meydana koyan değerli kaynaktır. Dede Korkut Hikâyeleri, yarı manzum, yarı nesir diliyle söylenmiş hikâyelerdir. Ancak bu hikâyelerdeki nesirde, nesirden çok nazma yakın bir ahenk vardır. Bu ahenk, nesir cümlelerinin yer yer vezinli parçalarla, iç kafiyeleriyle seslendirilmesinden doğmuştur. Manzum parçalarda, bazen, muntazam nazma, bazen serbest söyleyişe yaklaşan bir çeşitlilik vardır. Muntazam mısraları 4 + 4 + 4 ya da 4 + 3 ve 4 + 4 vezinleriyle, bazen de 4+ 4 + 3 ahengiyle söylenmiştir. Nesir cümlelerindeki vezinli parçalarda da yine bu vezinlerin ahengi vardır.

HİKÂYELERİN YAZARI
Bugün elimizde bulunan Kitâb-ı Dede Korkut adlı yazma eserde bir başlangıç yazısından sonra, 12 ayrı hikâye vardır. Fakat müstakil maceralar gibi görünen bu hikâyelerin birleşen tarafları çoktur. Bazı hikâyelerdeki olay ve kahramanların öteki hikâyelerle ilgili olması, Dede Korkut isimli, bilgili Oğuz atası'nın, her hikâyede ufak, büyük bir vazife görmesi, hikâyeleri birleştiren taraflardandır.
Hikâyelerin gerek manzum, gerek mensur parçalarında, böyle birbirine benzer sözler, hitaplar, şahıs ve tabiat tasvirleri çoktur. Hatta bazı araştırıcılar Dede ­Korkut Hikâyeleri’ndeki bu söyleyiş benzerliğine dikkat ederek, hikâyelerin bugün adını bilmediğimiz -çok usta- bir yazar tarafından yazıldığını ileri sürmüşlerdir.
Şu halde Dede Korkut Hikâyeleri’ni -şimdilik- Oğuz Türkleri arasında o çağların gelenekleşmiş hikâye Üslubuyla söylenen destanî halk hikâyeleri diye tanımaktayız. Bu hikâyeler, XV. yüzyılın ilk yıllarında, okuma yazma bilen herhangi bir meraklı, belki de hikâye anlatmayı meslek edinmiş bir halk hikâyecisi tarafından bir deftere yazılarak ölümsüzleştirilmiştir. Bu hikâyeler tıpkı Türk destanları gibi, bir tek şahsın değil, bütün bir milletin hikâye yaratma hünerleriyle meydana gelmiş ortak halk edebiyatı verimleridir.

HİKÂYELERDE DESTAN ve MİTOLOJİ HATIRALARI
Dede Korkut Hikâyeleri'nde eski Türk destanlarından yankılar yaşadığını söylemiştik. Mesela bir kısım Dede Korkut kahramanları, eski destanlardaki gibi, bir canavar öldürdükleri ya da canavarlarla güreştikleri için şöhret kazanırlar; at, ağaç, ışık, su sevgisi gibi milli destan unsurları, Dede Korkut Hikâyeleri’nde de vardır. Altın, gümüş, bakır, çelik (pulat) gibi. Türkçe maden isimleri hikâyelerde aynı Önemle anılmaktadır.

HALK EDEBİYATININ GELİŞMESİ
Anadolu'da Türk Halk Edebiyatının, bu arada Halk şiirinin, milli vezinler, milli şekiller, milli duygu ve söyleyişlerle adeta klasik bir çehre alarak gelişmesi, XV.-XVII. yüzyıllarda olmuştur. XV. yüzyılda Bahşi XVI. yüzyılda Kul Mehmed, Öksüz Dede, Hayalî ve Köroğlu gibi tanınmış şairler yetiştiren halk şiirinin, daha çok sayıda kudretli şairler elinde bir altın devri yaşadığı yüzyıl ise XVII. yüzyıldır.
Bu yüzyıllarda ellerinde sazlarla; diyar diyar dolaşıp, gördükleri yurt güzelleri ve yurt güzellikleri için şiirler söyleyen saz şairleri, Türkiye'de gittikçe gelişen bir Halk edebiyatının şöhretli ozanlarıydı. Saz şairleri, ordularda, kışlalarda, hudut boylarında bazen bir Türk askeri olarak vazife alıyor; çeşitli savaş türküleri ve kahramanlık şiirleri söylüyorlardı. Aynı şairlerin türkülerinde, koşma'larında, des­tanlarında, yaşadıkları çağın sosyal hayatından yankılar bulunuyor, Türk milleti­nin, tarih ve topluluk olayları karşısındaki duygu ve düşünceleri işleniyordu.
Saz şairleri, halk toplantı yerlerinde çok sevilen, çok aranılan kimselerdi. Ay­nı toplantılarda Halk hikâyecileri de bulunuyordu. Hikâyeciler, halka eski des­tanları tekrarlıyor, dini hikâyeler anlatıyor; günün sosyal hayatından alınmış ko­nuları hikâye ediyorlardı. Sosyal hayatın bozuk tarafları, komik sahneleri, halkın gözünden kaçınıyor, halk zekâsı, hikâyecilerin eliyle bunları kuvvetle karikatürize ediyordu.
Hikâyecilerin yaptığı iş, bir taraftan da halk tiyatrosunda, Ortaoyunu, gölge oyunu (Karagöz) olarak sahneye konuluyordu.
Bütün bu Halk edebiyatı hareketleri yüksek zümre tarafından layıkıyla mühimsenmediği için, onların bu söyleyişleri, okuryazarlar tarafından yazıya geçirilmiyordu. Bazı mutlu tesadüflerle yazıya geçebilenlerin dışında kalan birçok şiirler ve hikâyeler, ancak Türk halkının vefalı hafızasında yaşıyor, birçokları da tarihin karanlığına gömülüyordu. Sazlarla birlikte söylendikleri için halk dilinde güzel sesleriyle yaşayan bu şiirlerin birçoğu, yazılı edebiyata daha sonraki yüzyıllarda geçmiştir.
Halk edebiyatı, XVII. yüzyılda, halk şiiri, halk hikâyesi, halk tiyatrosu alanla­rında eserler vermiş; Halk şiirinin en büyük saz şairleri, halk hikâyecileri, Karagöz, Orta-oyunu gibi halk tiyatroları, saraylara da girerek, yüksek zümre arasında ciddi bir rağbet görmeye başlamıştır.
İmparatorluğun her köşesine yayılan saz şairleri, yeniçeriler, sipahiler, levent­ler gibi askerî topluluklar içinde; kahvehaneler, bozahaneler, gezinti yerleri gibi, halk toplantı yerlerinde yetişiyor, şiirlerini de yine buralarda söylüyorlardı. Cura, çöğür, tanbura gibi çeşitli sazlar çalan bu şairlerin, askeri alaylara katıldıkları da oluyordu.
Bir kısım saz şairleri, yalnız hece vezniyle ve milli nazım şekilleriyle şiir söylemekle yetinmiyor, aruz veznini ve Divan şiirinin nazım şekillerini de kullanı­yorlardı. Bu tarz Halk şiirlerinde Divan şiirinin kelime, deyim, teşbih Ve kavramlarına yer verildiği görülüyor; buna karşı, Divan şiiri lisanında da halk deyimlerinin yer bulduğu oluyor, yüksek zümre şairlerinin halk tarzı şiirden hoşlanmaya başladıkları seziliyordu.
XVII. yüzyılın tanınmış saz şairleri içinde, Kuloğlu, Kâtibi, Kayıkçı Kul Mus­tafa, Âşık Gazi, Âşık Hasan, Demircioğlu gibi önemli isimler vardır. Bunlar ara­sında sivrilerek, büyük şöhret yapmış en namlı şairler ise, Âşık Ömer, Gevheri ve Karacaoğlan'dır.
KARACAOĞLAN
Türk saz şairleri içinde tamamıyla halk zevkine bağlı kalarak, şiirlerinde bu zevkin bütün inceliklerini, saf ve yerli söyleyişlerini dile getiren şair, Karacaoğ­lan'dır. Karacaoğlan, elde edilen son bilgilere göre, XVI. asrın ikinci yarısında ve XVII. asır başlarında yaşamış bir saz şairidir. Şiirlerinde Divan kültürü bulunan, XVII. asır saz şairi Âşık Ömer'in Karacaoğlan'dan bahsederken, onu, «saçma sa­pan söz söyleyen kimse» anlamında kullandığı ozan kelimesiyle yâd ettiği bilinir. Âşık Ömer, ozan kelimesini, yüksek zümre dilindeki mana ile kullanmış ve ken­dinden önce yaşayarak, yalnız halk tarzında söyleyen Karacaoğlan'ı küçük görmüştür. Buna mukabil, Karacaoğlan, (belki de kendisine divan kültürü'nü tanıta­cak bir çevrede yetişmediği için) daha çok, halk nazım geleneğinin ve tarihi halk söyleyişinin bir temsilcisi olmuştur.
Gezici saz şairi hayatına uyarak diyar diyar dolaşan şair, her ayrıldığı yerden yeni bir yurt güzelinin özlemini yüklenerek ayrılmış; her vardığı yerde, yeni bir yurt güzeline gönül vermekte gecikmemiştir. Al veya mavi kadife şalvarlar giyen, saçları dizlerine kadar uzanmış, ibrişim kuşaklar sarınan; ellerinde, başlarında gül ve papatya dizileri taşıyan bu yurt güzellerini Karacaoğlan öve öve bitiremez. Ağızlarının oğul balı gibi tatlı olduğunu, seslerinin kumru sesi gibi nazlı olduğunu, bu yerli ve milli güzelliğin farkında olarak söyler. Şair: Ela gözlerini sevdiğim dilber
Kokuya benzettim güller içinde
İnceciktir belin, hilaldir kaşın
Selviye benzettim dallar içinde
gibi söyleyişleriyle, ne kadar yerli ise,
İndim seyran ettim Frengistanı
İlleri var bizim ile benzemez
Levin tutmuş goncaları açılmış
Gülleri var bizim güle benzemez
gibi söyleyişleriyle de o kadar millidir. Aynı şiirde. Karacaoğlan'ın, bu yabancı illerde konuşulan dili yadırgayarak çok sevdiği Türkçe'ye benzemeyen bu dillerden hoşlanmadığını;
Güzelleri şarkı söyler çığrışır
fakat
Dilleri var bizim dile benzemez
diye, Türkçe konuşulmayan yerleri sevmediğini ve bu duygusunu:
Vatan tutup bu yerlerde kalınmaz
İlleri var bizim ile benzemez
diye ifade eder.