Dünya dilleri yapı bakımından üç grupta incelenir:
1. Yalınlayan diller (Ayrımlı diller) (Alm: isolierende sprachen; Fr: langues isolantes; İng: isolating languages): Bu dillerde her kelime tek heceden ibarettir. Kelimelerin çekimli şekilleri yoktur, yani daima kök durumundadır. Cümle çekimsiz kelimelerin bir araya gelmesiyle oluşturulur. Cümlenin anlamı genellikle kelimelerin sıralanışından anlaşılır. Konuşmada ise birbirine çok benzeyen kelimeleri ayırt etmek üzere çok zengin bir vurgu sistemi oluşturulmuştur. Çin ve Tibet dilleri bu gruba girer. Bu diller, aynı zamanda, tek seslemli diller (tek heceli diller) (Alm: wurzelsprachen, einsilbige sprachen; Fr: langues monosyllabique, langues atomiques; İng: monosyllabic languages, radical languages) arasında yer almaktadır.
2. Çekimli diller (Bükümlü diller) (Alm: flektierende sprachen; Fr: langues flexionnelles; İng: inflexional languages): Bu dillerde, çekim sırasında ve yeni kelimeler türetilirken kelime kökleri genellikle değişir ve tanınmayacak hale gelir. Ekler kelimenin önüne, ortasına veya sonuna gelebilir. Bazı dillerde ise kelime kökü ile yeni kelime veya kelime çekimi arasında daima açık bir bağ, ilgiyi gösteren bir iz vardır. Kelime kökündeki asıl sesler yeni kelimede veya kelime halinde hep aynı kalırlar. Sami dilleri, Hint-Avrupa dilleri bu gruba girerler.
3. Eklemeli diller (Bitişimli diller, bitişken, bağlantılı diller) (Alm: aglutinierende sprachen; Fr: langues agglutinantes; İng: agglutinating languages): Bu dillerde isim ve fiil çekimleri ile yeni kelimelerin teşkilinde kök değişmez. Kökün önüne veya sonuna birtakım ekler getirilerek kelime yapımı veya çekimi gerçekleştirilir. Ural-Altay dilleri bu gruba girer. Türkçemiz sondan eklemeli bir dildir:
göz-le-m-ci gel-ecek-ler-miş
Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Ocak 2008 Çarşamba
azerice atasozleri
men yanıram min cana mincan yanmır bır cana
allah camışa genet vermesin
beheyre deyipler heyir danış deyip gedesen gelmiyesen
kör köre kör demese körün barğı çattıyar
yap menim için örgen özün için
keçel aynaya bahar özgahısını başkasına yahar
gün istisi ısıtmasa akşam istisi heç ısıtmaz
uşah öz atasını hamıdan güçlü biler
men yanıram min cana mincan yanmır bır cana
allah camışa genet vermesin
beheyre deyipler heyir danış deyip gedesen gelmiyesen
kör köre kör demese körün barğı çattıyar
yap menim için örgen özün için
keçel aynaya bahar özgahısını başkasına yahar
gün istisi ısıtmasa akşam istisi heç ısıtmaz
uşah öz atasını hamıdan güçlü biler
allah camışa genet vermesin
beheyre deyipler heyir danış deyip gedesen gelmiyesen
kör köre kör demese körün barğı çattıyar
yap menim için örgen özün için
keçel aynaya bahar özgahısını başkasına yahar
gün istisi ısıtmasa akşam istisi heç ısıtmaz
uşah öz atasını hamıdan güçlü biler
men yanıram min cana mincan yanmır bır cana
allah camışa genet vermesin
beheyre deyipler heyir danış deyip gedesen gelmiyesen
kör köre kör demese körün barğı çattıyar
yap menim için örgen özün için
keçel aynaya bahar özgahısını başkasına yahar
gün istisi ısıtmasa akşam istisi heç ısıtmaz
uşah öz atasını hamıdan güçlü biler
atasozleri listesi
Aba vakti aba, yaba vakti yaba alan yanılmaz.
» Abanın kadri, yağmurda bilinir.
» Abdal abdalın ne umduğunu, ne bulduğunu ister.
» Abdal ata binmiş bey oldum sanmış.
» Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.
» Abdala kar yağıyor demişler, titremeye hazırım demiş.
» Abdalın arkadaşlığı yol görününceye kadardır.
» Abdalın karnı doyunca gözü pabucundadır.
» Abdestsiz sofuya namaz dayanmaz.
» Acele giden ecele gider.
» Acele işe, şeytan karışır.
» Acele yürüyen yolda kalır.
» Acemi katır kapı önünde yük indirir.
» Acemi marangozun talaşı tahtasından çok olur.
» Acemi nalbant gibi kâh nalına vurur, kâh mıhına.
» Acı acıyı bastırır, su sancıyı.
» Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
» Acı söz insanı dininden çıkarır, tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.
» Acıkan doymam, susayan kanmam sanır.
» Acıkan yanağından, susayan dudağından belli olur.
» Acındırırsan arsız, acıktırırsan hırsız olur.
» Aç ayı oynamaz.
» Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez.
» Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin.
» Aç doymam, tok acıkmam sanır.
» Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
» Aç koynunda azık durmaz.
» Aç köpek fırın deler.
» Aç kurt arslana saldırır.
» Aç tavuk rüyasında kendini buğday ambarında görür.
» Aç tokun halinden anlamaz.
» Aça dokuz yorgan örtmüşler, yine uyuyamamış.
» Açık yaraya kurt düşmez.
» Açık ağız aç kalmaz.
» Açık yerde tepecik kendini dağ sanır.
» Açılan solar, ağlayan güler.
» Açın imanı olmaz.
» Açın karnı doyar gözü doymaz.
» Açlık ile tokluğun arası bir dilim ekmek.
» Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü.
» Adam adamdır olmasa da pulu, eşek eşektir olsa da çulu.
» Adam eşeğinden, kadın döşeğinden belli olur.
» Adam kıtlığında keçiye Abdurrahman Çelebi derler.
» Adam olana bir söz yeter.
» Adam sandık eşeği, altına serdik döşeği.
» Adam yenilmekle marifetli olur, yanılmakla âlim.
» Adamak kolay, ödemek güçtür.
» Adamakla mal tükenmez.
» Adamın iyisi iş başında belli olur.
» Adı çıkacağına canı çıksın.
» Adı çıktı dokuza, inmez sekize.
» Ağaç kökünden yıkılır.
» Ağaç ne kadar meyve verirse, dalı o kadar yere eğilir.
» Ağaç ne kadar uzarsa uzasın göğe değmez.
» Ağaç ne kadar yüksek olsa da yaprakları yere düşer.
» Ağaç ucuna yel değer, güzel kişiye söz değer.
» Ağaç yaşken eğilir.
» Ağaca balta vurmuşlar sapı bendendir demiş.
» Ağaca beşikten mezara kadar muhtacız.
» Ağaca çıkan keçinin dama çıkan oğlağı olur.
» Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur.
» Ağaca dayanma çürür, insana güvenme ölür.
» Ağacı kurt, insanı dert bitirir.
» Ağaçlı köyü su basmaz.
» Ağaçsız memleket duvaksız geline benzer.
» Ağaçtan maşa, aptaldan paşa olmaz.
» Ağaran baş, ağlayan göz gizlenmez.
» Ağır baş iyidir, yenlik olsa uçar.
» Ağır git ki yol alasın.
» Ağır kazan geç kaynar.
» Ağır otur, batman götür.
» Ağır taş batman döver.
» Ağır taş yerinden oynamaz.
» Ağız yemeyince yüz utanmaz.
» Ağlama ölü için, ağla deli için.
» Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
» Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.
» Ağlayak da gözden mi olak? » Ağlayanın malından gülene hayır gelmez.
» Ağrısız baş mezarda olur.
» Ağustos ayında beyni kaynayanın, zemheride Zahmarıda kazanı kaynar.
» Ağustosta beynin kaynasın, kışın da tencere kaynasın.
» Ağzı açık ayran delisi.
» Ağzına bir zeytin verir, ardına tulum tutar.
» Ağzından bal akıyor.
» Ah alan unmaz, ah yerde kalmaz.
» Ahmak misafir, ev sahibini ağırlar.
» Ak akçe kara gün içindir.
» Ak gün ağartır‚ kara gün karartır.
» Ak ile kara dere kenarında belli olur.
» Ak koyunun kara kuzusu da olur.
» Ak köpeğe koyun diye sarılma.
» Akan su yosun tutmaz.
» Akan su, pis tutmaz.
» Akçe bulsam, çıkı yok.
» Akıl, akıldan üstündür.
» Akıl para ile satılmaz.
» Akıl yaşta değil baştadır.
» Akıl yiğide sermayedir.
» Akılı olmayana neylesin sakal, kayışı tarladan götürür çakal.
» Akıllı düşünene kadar, deli oğlunu evermiş, torunu olmuş.
» Akıllı olan katar katar yer, akılsız olan satar satar yer.
» Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.
» Akılsız köpeği yol kocatır.
» Akılsızın şaşkını beyaz giyer kış günü.
» Akıntıya kürek çekme, kurak yere ekin ekme.
» Akranıyla konuşmayanın sesi, semadan gelir.
» Akşam gelen misafirin, yiyeceği bulgur sıkısı, yatacağı ahır sekisi.
» Akşamın hayrından sabahın şerri iyidir.
» Al elmaya taş atan çok olur.
» Al malın iyisini çekme kaygısını.
» Al yakışırken, el bakışırken.
» Alacağın bir iğne, çeliğin okkasını orantıya vurursun.
» Alçak tavuk kendini ferik gösterir.
» Alışmış kudurmuştan beterdir.
» Alim unutmuş, kalem unutmamış.
» Allah aptala eşeğini kaybettirir, sonra buldurup sevindirirmiş.
» Allah dağına göre kar verir.
» Allah şaşırttı mı, dayıya hala dedirtirmiş.
» Allı yelek, pullu yelek, canfes neye gerek? » Alma el kızının ahını, gökten indirir şahini.
» Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.
» Alma mazlumun ahını, gökden indirir şahını. » Almadan vermek Allaha mahsustur.
» Almak kolay ödemek zordur.
» Altın anahtar, her kapıyı açar.
» Altın eşik, ağaç eşiğe muhtaçtır.
» Altın kılıç demir kapıyı açar.
» Altın yere düşmekle pul olmaz.
» Altının değerini sarraf bilir.
» Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz.
» Anan gibi saç büyüteceğine, baban gibi bıyık büyüt.
» Anan turp, baban şalgam, sen içinde gülbe şeker.
» Ananın bastığı yavru incinmez.
» Ananın bastığı yerde yavru ölmez.
» Anasına bak kızını al, astarına bak bezini al.
» Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.
» Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
» Aptalın karnı doyunca gözü yolda olur.
» Ar gözden, kâr yüzden anlaşılır.
» Ar namus hak getire.
» Arap eli öpmek, dudak karartmaz.
» Arayan belasını da devasını da bulur.
» Arayan bulur, inleyen ölür.
» Arefe günü yalan söyleyenin, bayram günü yüzü kara çıkar.
» Arı bal yapacak çiçeği bilir.
» Arı kahrını çekmeyen balın kadrini ne bilir.
» Arı satmış namusu tellala vermiş.
» Arkadaş dediğinin gölgesinde suç işlenir.
» Arkadaşını söyle ki, sana kim olduğunu söyleyeyim.
» Arkalı it kurdu boğar.
» Armudu sapıyla, üzümü çöpüyle, pekmezi küpüyle.
» Arpa eken darı biçmez.
» Arpa ekip buğday bekleme.
» Asıl azmaz, bal kokmaz; kokarsa yağ kokar, onun da aslı ayrandır.
» Aslan yattığı yerden belli olur.
» Aslı neyse nesli odur.
» Aslına çekmeyen haramzadedir.
» Aslında olan tırnağına getirir.
» Aslını inkâr eden haramzâdedir.
» Aslını inkâr edenin nesli gevşek olur.
» Aş kaşık ile, iş keşik ile.
» Aş sabahın iş sabahın.
» Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık.
» Aşk olmayınca meşk olmaz.
» At alırsan yazın, deve alırsan güzün, avrat alırsan gezin ha gezin.
» At binenin kılıç kuşananındır.
» At ile avrat yiğidin ikbalindendir.
» At karnından yiğit burnundan bellidir.
» At olacak tay yürüyüşünden belli olur.
» At ölür itlere bayram olur.
» At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
» At ver hasım ol, kız ver hısım ol.
» At yedi günde, it yediği günde unutur.
» At, sahibine göre kişner.
» Ata binmek bir ayıp, inmek iki ayıp.
» Ata et, ite ot verilmez.
» Ata sözü tutmayan, uluya uluya kalır.
» Ateş düştüğü yeri yakar.
» Ateş ile barut bir arada olmaz.
» Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
» Atı alan Üsküdarı geçti.
» Atılan ok geri dönmez.
» Atımın anlı sakar, lakabını ele takar.
» Atın iyisi arkadan gelmez.
» Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.
» Atın ölümü arpadan olsun.
» Atlar tepişirken arada eşekler ezilir.
» Atlı, itli sığmış, bir çocuk sığmamış.
» Attan düşen kaba döşek, eşekten düşen kazma kürek.
» Attan düşen ölmez, eşekten düşen ölür.
» Attan indi eşeğe bindi.
» Avradı er zapt etmez, ar zapt eder.
» Avrat var ev yapar, avrat var ev yıkar.
» Ay bozmaz, süt kokmaz.
» Ayağa değmedik taş, başa gelmedik iş olmaz.
» Ayağın sığmayacağı yere baş sokulmaz.
» Ayağını yorganına göre uzat.
» Aydan gelen halı üstüne, günde gelen kül üstüne.
» Ayranım ekşidir diyen olmaz.
» Az kazanan çok kazanır, çok kazanan hiç kazanır.
» Az menfaat çok zarara mal olur.
» Az sabırda, çok keramet vardır.
» Az tamah, çok ziyan getirir.
» Az veren candan, çok veren maldan verir.
» Az yaşa, uz yaşa, akıbet gelecek başa.
» Azan mevlasını da bulur, belasını da.
» Azı bilmeyen çoğu hiç bilmez.
» Azıcık aşım, kaygısız başım.
» Azıksız yola çıkanın, iki gözü el torbasında olur.
» Azmış, kudurmuştan beterdir.
» Baba borç yapar çol çocuk aç yatar.
» Baba ekmeği zindan ekmeği, koca ekmeği meydan ekmeği.
» Baba koruk yer, oğlunun dişi kamaşır.
» Baba mirası yanan mum gibidir.
» Baba oğula bağ bağışlamış, oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş.
» Babadan mal kalır, kemal kalmaz.
» Baban bana öğüt verirken, ben inek gözünde kırk sinek saydım.
» Babası ölen bey, anası ölen kadın olur.
» Babasına hayır etmeyenin kimseye hayrı olmaz.
» Babaya dayanma, karıya güvenme.
» Baca eğride olsa, dumanı doğru çıkar.
» Bacak kadar boyu var, türlü türlü huyu var.
» Bağ dua değil, çapa dua ister.
» Bağa bak üzüm olsun, yemeye yüzün olsun.
» Bağa gir izin olsun ki, yemeye yüzün ola.
» Bağlı aslana tavşan bile hücum eder.
» Bahar çiçeğiyle güzeldir.
» Baht olmayınca başa, ne kuruda biter, nede yaşta.
» Bakacağın yüze sıçma, sıçacağın yüze bakma.
» Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.
» Bakkal ölenin borcunu, diriye ödettirir.
» Bakmakla öğrenilseydi, kediler kasap olurdu.
» Bal döksen yalanır.
» Bal olan yerde sinek de bulunur.
» Bal tutan parmağını yalar.
» Bal yiyen baldan bıkar.
» Bal, bal demekle ağız tatlanmaz.
» Balı parmağı uzun olan değil, kısmeti olan yer.
» Bana benden olur, her ne olursa, başım rahat bulur, dilim durursa.
» Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.
» Baskın basanındır.
» Baskısız yongayı yel alır.
» Bastığın yer bayram olsun.
» Baş başa, baş da padişaha bağlıdır.
» Baş nereye giderse, oyak oradadır.
» Başıma uymayan takke elin olsun.
» Başındaki fese bak, girdiği kümese bak.
» Başını ecemi berbere teslim eden, cebinde pamuk eksik etmesin.
» Başsız evin köpeği çok havlar.
» Bazen inek, erkek; bazen de dişi doğurur.
» Bebeler birbirinden huy kapar, ayranlarına su katar.
» Bedava sirke baldan tatlıdır.
» Bekâr gözü ile kız alınmaz.
» Bekâr gözü kör gözü.
» Bekâra karı boşamak kolay gelir.
» Bekârlık maskaralıktır.
» Bekarın ahmağı akşam, evlinin ahmağı sabah traş olur.
» Bekârın parasını it yer, yakasını bit.
» Bekleyen derviş muradına ermiş.
» Beleş peynir fare kapanında bulunur.
» Belli düşman, gizli dosttan yeğdir.
» Benden sana öğüt, ununu elinle öğüt.
» Benim adım Hıdır, elimden gelen budur.
» Benim sakalım tutuştu, sen cigara yakmak istersin.
» Besle kargayı oysun gözünü.
» Besledik büyüttük danayı, şimdi tanımaz oldu anayı, babayı.
» Beş kuruşluk fener o kadar yanar.
» Beş parmağın beşi de bir değil.
» Beyaz saç, aklın değil yaşın işaretidir.
» Bıçak sapını kesmez.
» Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.
» Bıldır ki hurmalar götünü tırmalar.
» Bilgisiz insan meyvesiz ağaca benzer.
» Bilinmedik aş, ya karın ağrıtır ya baş.
» Bilmediği beş vakit namaz, bilirde yanına varmaz.
» Bilmediklerimi ayağımın altına koysam, başım göğe değer.
» Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır.
» Bin atın varsa bin dinlen, bir atın varsa in dinlen.
» Bin bilsen de bir bilene danış.
» Bin dinle, bir söyle.
» Bin ölçüp bir biçmeli.
» Binde bir gelinen yere gül döşerler, her gün gelinen yere kül döşerler.
» Bir adamın adı çıkacağına, canı çıksın.
» Bir adamın karısı onun yarısıdır.
» Bir ağaçta gül de biter, diken de.
» Bir ağaçtan, oklukta çıkar boklukta.
» Bir ağızdan çıkan, bin ağza yayılır.
» Bir ahırda at da bulunur eşek de.
» Bir ayağı çukurda...
» Bir bulutla kış gelmez.
» Bir bütün bir yarımdan iyidir.
» Bir dalın gölgesinde bin koyun eğlenir.
» Bir dirhem et, bin ayıp örter.
» Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
» Bir elin verdiğini, öbür elin duymasın.
» Bir eve bir baca, bir kadına bir koca.
» Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
» Bir işe başlamak, bitirmenin yarısıdır.
» Bir koyun başı pişinceye kadar, kırk kuzu başı pişer.
» Bir koyundan iki post olmaz.
» Bir musibet bin nasihatten iyidir.
» Bir nalına vurur, bir mıhına.
» Bir yerim diyenden birde yemem diyenden kork.
» Bir yiğit kırk yılda meydana gelir.
» Biri eşikte, biri beşikte.
» Biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar.
» Birlikten kuvet doğar.
» Bitli baklanın kör alıcısı olur.
» Bize gelince yiyip içelim, size gelince gülüp geçelim.
» Boğulursan büyük suda -denizde- boğul.
» Borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmektir.
» Borç yiğidin kamçısıdır.
» Boş duranı Allah da sevmez kuluda.
» Boş fıçı çok langırdar.
» Boşboğazı cehenneme atmışlar, ‘odun yaş’ diye bağırmış.
» Boşboğazın sigarası yanmaz.
» Bu dünya iki kapılı handır, gelen bilmez giden bilmez.
» Bugünün küçükleri yarının büyükleri.
» Budalanın yağı çok olursa sakalına sürer.
» Bugün bana ise yarın sana.
» Bugünkü işini yarına bırakma.
» Bugünkü tavuk, yârınki kazdan iyidir.
» Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş.
» Bülbülün çektiği; dili belasıdır.
» Büyük ekmek, büyük bezeden olur.
» Büyük lokma çukurda kalır.
» Büyük lokma ye, büyük söz söyleme.
» Büyük zekâlar birlikte düşünürler.
» Cahil adam meyve vermeyen ağaca benzer.
» Cahile söz anlatmaktansa, deveye hendek atlatmak iyidir.
» Cahilin dostluğundan alimin düşmanlığı yeğdir.
» Cahille arkadaş olma küstürün, cam kırığıyla kıçını silme kestirirsin.
» Cami ne kadar büyük olsa imam bildiğini okur.
» Caminin kapısını bilmez, sofuluk taslar.
» Can boğazdan gelir.
» Can cümleden azizdir.
» Can çıkar, huy çıkmaz.
» Can çıkmadan ümit kesilmez.
» Cana gelecek mala gelsin.
» Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır.
» Canı yanan eşek atı geçer.
» Cefayı çekmeyen sefanın kadrini bilemez.
» Cins kedi ölüsünü göstermez.
» Cömert derler, maldan ederler, yiğit derler candan ederler.
» Cömert ile nekesin harcı birdir.
» Çabuk parlayan çabuk söner.
» Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme.
» Çağrıldığın yere git, ar eyleme; çağrılmadığın yere gidip yerini dar eyleme.
» Çağrılmadık yere, çörekçi ile börekçi gider.
» Çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez.
» Çalışan demir pas tutmaz; çünkü ölür.
» Çalışmak ibadetin yarısıdır.
» Çalma elin kapısını, çalarlar kapını.
» Çamura taş atma üstüne sıçrar.
» Çatal kazık yere batmaz.
» Çıngıraklı deve kaybolmaz.
» Çıracı olsam ay akşamdan doğar.
» Çiftçilik, eşeğin kuyruğuna benzer, ne uzar ne kısalır.
» Çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek yıl çıkmış.
» Çiftçiye yağmur, yolcuya kurak, cümlenin muradını verecek hak.
» Çingene ciğer pişirir, yemeden karnını şişirir.
» Çingenenin ipini, kendisine çektirirler.
» Çingeneye beylik vermişler, önce babasını asmış.
» Çirkefe taş atma, üzerine sıçrar.
» Çoban ne yesinki köpeğine yedirsin.
» Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
» Çocuk oyundan, aptal düğünden usanmaz.
» Çocuğu işe gönder, peşinden sen git.
» Çocuk evin meyvesidir.
» Çocuktan al haberi.
» Çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin.
» Çok söz yalansız, çok para haramsız olmaz.
» Çok yaşayan bilmez çok gezen bilir.
» Çubuk iken çıtlamayan, hezen iken kütlemez.
» Çürük iple kuyuya inilmez.
» Çürük tahtaya çivi çakılmaz.
» Dağ başından duman eksik olmaz.
» Dağ dağ üstünde olur, ev ev üstünde olmaz.
» Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur.
» Dağ dumansız insan hatasız olmaz.
» Damlaya damlaya göl olur.
» Danışan dağ aşmış,danışmayan yolu şaşmış.
» Darı unundan baklava,incir ağacından oklava olmaz.
» Darlıkta dirlik olmaz.
» Davetsiz gelen döşeksiz oturur.
» Davul dengi dengine çalar.
» Davulun sesi uzaktan hoş gelir.
» Deme dostuna, der dostuna.
» Demir nemden insan gamdan çürür.
» Demir tavında dövülür.
» Demir tavında, dilber çağında.
» Deniz sevilir de, densiz sevilmez.
» Deniz yoğurt olmuş da yemeye kaşık bulunmamış.
» Denize düşen yağmurdan korkmazmış.
» Denize düşen yılana sarılır.
» Derdini söylemeyen derman bulamaz.
» Dereyi görmeden paçayı sıvama.
» Dert saklayanda kalır.
» Dervişin fikri ne ise zikri de odur.
» Devden büyük dert var.
» Deve boynuz ararken kulaktan olmuş.
» Deveyi yardan atlatan, bir tutam ottur.
» Dibi görünmeyen sudan geçme.
» Dikensiz gül olmaz.
» Dinsizin hakkından imansız gelir.
» Dinsizin ipi ile Kuyuya inilmez.
» Dişi kuş yapar yuvayı, içini dışını sıvayı sıvayı.
» Doğru söyleyeni Dokuz köyde kovarlar.
» Doğru söyleyenin bir ayağı üzengide gerek.
» Domuzdan post gavurdan dost olmaz.
» Dost acı söyler.
» Dost başa düşman ayağa bakar.
» Dost kara günde belli olur.
» Dost kazandost; düşman anadan da doğar.
» Dost yüzünden, düşman gözünden belli olur.
» Döğüşerek pazarlık et, güle güle ayrıl.
» Dut kurusuyla yar sevilmez.
» Dünya malı dünyada kalır.
» Dünya Sultan Süleyman'a bile kalmamış.
» Düşenin dostu olmaz.
» Düşman ayağa dost basa bakar.
» Düşmanı karıncaysa, sen fil olur.
» Düşmanın karıncaysa da kork.
» Düt demeye dudak gerek.
» Ecel geldi cihane, baş ağrısı bahane.
» Ecele çare olmaz.
» Eceli gelen keçi, çobanın ekmeğini yer.
» Eceli gelen köpek cami duvarına siyer.
» Eğilen baş kesilmez.
» Eğreti ata binen tez iner.
» Eğri oturalım doğru konusalım.
» Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını.
» Eken biçer, konan göçer.
» Ekmeğin büyüğü hamurun çoğundan olur.
» Ekmeğin kestiğini kılıç kesmez.
» El ağzı ile çorba içilmez.
» El atına binen yaya kalır.
» El deliye, bende akıllıya muhtacım.
» El elden üstündür.
» El elin eşeğini türkü çağırarak arar.
» El içinde vasiyet ettik, ölmemek olmaz.
» El kazanı ile aş kaynamaz.
» El yarası onar, dil yarası onmaz.
» El yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu balyoz sanır.
» Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.
» Eli dar olanın, dili kısa olur.
» Eli doluya: ağa buyur, eli boşa: ağa uyur.
» Eli ile köfte yuvarlıyor, gözü kırık kovalıyor.
» Elin hamuru ile erkek işine karışma.
» Elin ile koymadığını kaldırma.
» Elmanın dibi göl, armudun dibi yol (olmalı).
» Elmayı soy da ye, armudu say da ye.
» Emanet (Amanat) ata binen, tez iner.
» Emanet eşeğin yuları gevşek olur.
» Erkek arslan arslan da, dişi arslan arslan değil mi?
» Erkek koyun kasap dükkânına yakışır.
» Erken evlenen döl alır, erken kalkan yol alır.
» Erken evlenen yanılmamış.
» Esirgenen göze çöp batar.
» Eşek hoşaftan ne anlar; suyunu içer, denesi kalır.
» Eşek olduktan sonra semer vuran çok olur.
» Eşekler çalışır, atlar yer.
» Eşekten at olmaz, ciğerinden aş olmaz.
» Et tırnaktan ayrılmaz.
» Ev sahibinin hatırı olmazsa köpeğini dövmek kolaydır.
» Evdeki hesap çarşıya uymaz.
» Evin danası evin öküzünden korkmaz.
» Evlenenle ev alana (yapana) Allah yardım eder.
» Evladı ben doğurdum ama gönlü benim değil ki.
» Evlinin (ev sahibinin) bir evi var, evsizin (kiracının) bin evi var.
» Eyyam sana uymazsa sen eyyama uy.
» Fakir oynayacağı zaman davul patlar.
» Fakir parasız olan değil akılsız olandır.
» Fakirin ekmegi umuttur.
» Fakirin tavuğu tek tek yumurtlar.
» Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp.
» Faydasız baş, mezara yaraşır.
» Fazla naz aşık usandırır.
» Fırsat eldeyken sürün devranı.
» Fukaranın düşkünü, beyaz giyer kış günü.
» Gafile kelam, nafile kelam.
» Garip kuşun yuvasını Allah yapar.
» Gavurun tembeli keşiş, Müslümanın tembeli derviş.
» Geçtiğin köprüleri yakma.
» Gel demek kolay, git demek güçtür.
» Gelen gideni aratır.
» Gelin ata binmişde, görkü kimin kapıya inmiş.
» Gelin bindi deveye gör kısmeti nereye.
» Gem almayan atın ölümü yakındır.
» Gençlikte taş taşı, kocalıkta ye aşı.
» Geniş günün de dar gezen, dar günün de geniş gezer.
» Gerçek dost kötü günde belli olur.
» Gergin ip, çabuk kopar.
» Gezen ayağa taş değer.
» Gitti ağalar paşalar, kellere kaldı köşeler.
» Gittiğin yer kör ise, gözünü yum da bak.
» Gizliden gebe kalan, aşikâre doğurur.
» Göğe direk, denize kapak olmaz.
» Görünen dağın uzağı olmaz.
» Görünen köy kılavuz istemez.
» Göz görmeyince gönül katlanır.
» Göz görür, gönül çeker.
» Göz odur ki dağın arkasını göre,akıl odur ki başa geleceği bile.
» Gözün ile görmediğini söyleme.
» Gülme komşuna gelir başına.
» Gülü seven, dikenine katlanır.
» Gündüz yenilen hurmalar, gece mideni tırmalar.
» Güneş balçıkla sıvanmaz.
» Güneş giren eve hekim girmez.
» Güneş girmeyen eve doktor girer.
» Güttüğü iki keçi, ıslığı dağı taşı tuttu.
» Güzel gözünden, yiğit sözünden belli olur.
» Hacı Mekke’de, derviş tekkede.
» Hacı olmayacak hacıyı deve üstünde yılan sokar.
» Hak deyince akan sular durur.
» Hak doğrunun yardımcısıdır.
» Halaya giren kolunu sallar.
» Hamala semeri yük olmaz.
» Harman yel ile, düğün el ile olur.
» Hasta sağ kalırsa hekime karşı gelir.
» Hasta yatan değil, eceli gelen ölür.
» Havada ahreni ile uçmayan kuşun sesi havadan değil, tavadan gelir.
» Haydan gelen huya gider.
» Hazıra hanak, pişmişe konak.
» Helal kazanç ile pilav yenmez.
» Hem kız, hem baldırı düz hem de ucuz olur mu?
» Her akla geleni işleme her ağacı taslama.
» Her işin başı sağlık.
» Her işte bir hayır vardır.
» Her koyun kendi bacağından asılır.
» Her kuşun eti yenmez.
» Her şakanın altında bir gerçek yatar.
» Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.
» Her şeyin yenisi, dostun eskisi.
» Her taş baş yarmaz.
» Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.
» Her zamanı bir sayma.
» Herkes aklını pazara çıkarmış, yine kendi aklını beğenmiş.
» Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.
» Herkesin aklı bir olsaydı, koyunlara çoban bulunmazdı.
» Hırsız sekiz, köşe dokuz.
» Hızlı giden atın boku seyrek düşer.
» Hile ile iş gören mihnet ile can verir.
» Hocanın dediğini tut, yoluna gitme.
» Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
» Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.
» Huylu huyundan vazgeçmez.
» Ihlamurdan odun olmaz, beslemeden kadın olmaz.
» Irmak kenarına çeşme yapılmaz.
» Irmaktan geçerken at değiştirilmez.
» Isıran it, dişini göstermez.
» Isırgan ile taharet olmaz.
» Islanmışın yağmurdan pervası yoktur.
» Ismarlama hac, hac olmaz.
» Işığını akşamdan önce yakan sabaha çırasında yağ bulamaz.
» İbadet de gizli, kabahat da.
» İğneyi kendine, çuvaldızı ele batır.
» İki aslan bir posta sığmaz.
» İki baş bir kazanda kaynamaz.
» İki cambaz bir ipte oynamaz.
» İki çıplak bir hamama yakışır.
» İki gönül bir olunca (olursa) samanlık seyran olur.
» İnsan kocar, gönlü kocamaz.
» İnsan konuşa konuşa, hayvan koklaşa koklaşa (anlaşır).
» İnsan sözünden, hayvan yularından tutulur.
» İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur.
» İp inceldiği yerden kopar.
» İp kırıldığı yerden ulanır(eklenir).
» İstediğini söyleyen, istemediğini işitir.
» İstemek bir ayıp, vermemek iki ayıp.
» İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü.
» İşin yoksa şahit ol, paran çoksa kefil ol.
» İşini kış tut, yaz tutarsa bahtına.
» İşleyen demir ışıldar.
» İt ite buyurur, it de kuyruğuna.
» İt iti ısırmaz.
» İt kağnının gölgesine yatmış, ne koyu gölgem var demiş.
» İt utansa don giyer.
» İt ürür kervan yürür.
» İti an çomağı hazırla.
» İti, öldürene sürütürler.
» İtin ısırmayanı, atın osurmayanı olmaz.
» İven (acele eden) kız ere varmaz, varsa da baht bulmaz.
» İyi insan lafının üzerine gelirmiş.
» İyiliğe karşı iyilik her kişinin işi, kötülüğe karşı iyilik er kişinin işi.
» Kaçan balık büyük olur.
» Kaçan kızın bohçası küçük (hafif) olur.
» Kadı anlatana göre fetva verir.
» Kadının biri alâ, ikisi belâdır.
» Kâfirden hacı, elden bacı olmaz.
» Kakma el kapısını el ucuyla, yiterler kapını var (olanca) gücüyle.
» Kalem kılıçtan üstündür.
» Kanaat gibi devlet olmaz.
» Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu.
» Karga bülbülü taklit edeyim derken, ötmeyi unutmuş.
» Karınca kanatlanınca serçe oldum sanır.
» Karnının doymayacağı yere, açlığını bildirme.
» Kasap et derdinde koyun can derdinde.
» Kasap sevdiği postu yere vurur.
» Kaşıkla verip, sapıyla gözünü çıkartma.
» Katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsi batasıca mutlaka cinsine çeker.
» Kavakta nar olmaz, kötülerde ar olmaz.
» Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.
» Kazma kuyuyu, kazarlar kuyunu.
» Keçinin canı teke isteyince, çobanın değneğine (sopasına) sürtünür.
» Kedi gidince fare bey olur.
» Kedinin kanatları olsaydı, serçenin soyu tükenirdi.
» Kediye kanat takarsan gökte serçe bırakmaz.
» Kel yanında kabak anılmaz.
» Kenarına bak bezini al, anasına bak kızını al.
» Kendi düşen ağlamaz.
» Keskin sirke küpüne zarar verir.
» Kılıç kınını kesmez.
» Kırk hırsız bir çıplağı soyamaz.
» Kırk yıl ecel yağsa, eceli gelen ölür.
» Kız beşikte çeyiz sandıkta.
» Kızım sana diyorum, gelinim sen anla.
» Kızın kimi severse güveyin odur, oğlun kimi severse gelinin odur.
» Kızını dövmeyen dizini döver.
» Kimi bağ bozar, kimi bostan bozar.
» Kimi yer, kimi bakar; kıyamet ondan kopar.
» Kişi refikinden azar.
» Kişiyi nasıl bilirsin, kendin gibi.
» Kol kırılır, yen içinde kalır.
» Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
» Komşuda pişer, bizede düşer.
» Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
» Kork korkmazdan‚ utan utanmazdan.
» Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman çelebi derler.
» Köpekle dalaşmaktansa, çalıyı dolanmak hayırlıdır.
» Köpeklerin duası kabul olsa gökten kemik yağar.
» Köpeksiz köy bulmuş, değneksiz dolaşıyor.
» Köpeksiz köyde değnekle gezilmez.
» Köprüyü gecene kadar, ayıya dayı de.
» Kör alıcının kör satıcısı vardır.
» Körler sağırlar birbirini ağırlar.
» Kötü komşu insanı mal sahibi yapar.
» Kötü tarlanın verdiğini, yiğit kardeş vermez.
» Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur.
» Kurt kuzu kaptığı yeri dokuz defa yoklar.
» Kuru laf karın doyurmaz.
» Kurunun yanında yaş da yanar.
» Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
» Laf ile karın doymaz.
» Laf ile peynir gemisi yürümez.
» Laf lafı açar.
» Laf torbaya girmez.
» Lafın azı uzu, çobana verme kızı, ya koyun güttürür ya kuzu.
» Lakırdı lakırdıyı açar, lakırdı bilmeyen meclisten kaçar.
» Latife latif gerek.
» Lâzıma hazine yetmez, elverire para gitmez.
» Leyleğin ömrü laklak ile geçer.
» Lezzetsiz çorbaya tuz kâr etmez.
» Lisan gönlün tercümanıdır.
» Lokma bile çiğnemeden yutulmaz.
» Lokma karın doyurmaz, şefkat artırır.
» Mahkeme kadıya mülk değil.
» Mal canı kazanmaz, can malı kazanır.
» Mart ayı, dert ayı.
» Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır.
» Merhametten maraz doğar.
» Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
» Minnetle gül koklama, dikeni sancar seni.
» Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.
» Mum dibine ışık vermez.
» Müflis bezirgân, eski defterlerini karıştırır.
» Mühür kimde ise Süleyman odur.
» Namazda gözü olmayanın kulağı ezanda olmaz.
» Ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.
» Ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl.
» Nefesine güvenen borazancı başı olur.
» Nerede birlik, orada dirlik.
» Nerede hareket, orada bereket.
» Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.
» Oduncunun gözü omcada (bağ kütüğü) dilencinin gözü çömcede (tahta kepçe).
» Oğlan dayıya, kız halaya çeker.
» Oğlanınki oğul bağı, kızınki bahçe gülü.
» Okumayı sevmeyene dokuz hoca az.
» Olacakla öleceğe çare yoktur.
» Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.
» Onbeşindeki kız ya erdedir, ya yerde.
» Ortak atın beli kırık olur.
» Osmanlı’nın ekmeği dizindedir.
» Osurmadan bu memlekette sıçtı derler.
» Otu çek köküne bak.
» Oynayamayan gelin yerim dar dermiş.
» Oğlan yer oyuna gider, çoban yer koyuna gider.
» Ödünç güle güle gelir, ağlaya ağlaya gider.
» Öfke gelir gider, kelle gider gelmez.
» Öfkeyle kalkan zararla oturur.
» Öğüt, bir hazine kadar değerli olduğu halde genellikle bedava verilir.
» Ölecek tavşan çomağa karşı gelir.
» Ölmüş eşek kurttan korkmaz.
» Ölümü gören, hastalığa razı olur.
» Ölürse yer beğensin‚ kalırsa el beğensin.
» Ölüsü olan bir gün, delisi olan her gün ağlar.
» Öz ağlamayınca göz ağlamaz (yaşarmaz).
» Padişah yasağı üç gün sürer.
» Palamut çok biterse kış erken olur.
» Papaz her gün pilav yemez.
» Para ile imanın kimde olduğu bilinmez.
» Para insana dil, elbise insana yol öğretir.
» Parasız pazara, kefensiz mezara gidilmez.
» Paraya nereye gidiyorsun demişler, çoğun olduğu yere demiş.
» Pek yaş olma, sıkılırsın; pek de kuru olma, kırılırsın.
» Perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir.
» Pilav yiyen, kaşığı belinde gerek.
» Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.
» Pire itte (köpekte), bit yiğitte bulunur.
» Pisboğaz ile boş boğaz, beladan kurtulmaz.
» Rağbet güzel ile zenginedir.
» Rahat ararsan mezarda.
» Ramazanda yalan söyleyenin yüzü, bayramda kara olur.
» Rençper kırk yılda, tüccar kırk günde.
» Rüşvet kapıdan girince insaf bacadan çıkar.
» Rüzgâr eken fırtına biçer.
» Rüzgâr esmeyince yaprak oynamaz.
» Rüzgâra tüküren kendi yüzüne tükürür.
» Rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu.
» Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.
» Sabreden derviş muradına ermiş.
» Saç sefadan, tırnak cefadan uzar.
» Sakalda keramet olsa, keçi şeyhlik ederdi.
» Sakınan göze çöp batar.
» Sakla samanı gelir zamanı.
» Saman elinse samanlıkta mı elin?
» Sanat altın bileziktir.
» Sayılı koyunu kurt kapmaz.
» Sen işlersen mal işler, insan böyle genişler.
» Sen kendini övme el seni övsün.
» Sen seversen oğlunu, o da sever oğlunu.
» Sev beni, seveyim seni.
» Soğuk su, sıcak aş diş düşmanı, genç avrat koca herifin baş düşmanı.
» Sopayı yiyen eşek, atı geçer.
» Soydur çeker, huydur geçer.
» Sormaz ki bilsin, sorsa bilirdi; bilmez ki sorsun, bilse sorardı.
» Söyle arkadaşını söyleyeyim sana seni.
» Söyleme dostuna, o da söyler dostuna.
» Söylemeyen ağız, söyleyen ağzı yorar.
» Söz büyüğün sus küçüğün.
» Söz gümüş sükût altın.
» Söz var insanı yola getirir, söz var insanı yoldan çıkartır.
» Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.
» Su akar yatağını bulur.
» Su akarken küpünü doldurur.
» Su akmayınca durulmaz.
» Su bulanmayınca durulmaz.
» Su testisi su yolunda kırılır.
» Suç gelin olsa güvey bulunmaz.
» Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer.
» Şahin ile deve avlanmaz.
» Şahin küçük et yer, deve büyük ot yer.
» Şapkası dar gelen, başım büyük sanır.
» Şaraptan bozma sirke keskin olur.
» Şaşkın ördek kıçın kıçın dalarmış.
» Şaşkın ördek, tersten dalar.
» Şaşkın ördek başını bırakır, kıçından dalar.
» Şer işi uzat hayra dönsün, hayır işi uzatma şerre dönmesin.
» Şeriatın kestiği parmak acımaz.
» Şeytanla ortak buğday eken samanını alır.
» Şeytanla saman eken, sapını alır.
» Şimşek çakmadan gök gürlemez.
» Tabancanın dolusu bir kişiyi, boşu kırk kişiyi korkutur.
» Tandır başında bağ dikmek kolaydır.
» Tartılırsan denginle tartıl.
» Tasa doyurur, acı acıktırır.
» Taş yerinde ağırdır.
» Taşıma su ile değirmen dönmez.
» Tatlı söz (dil) yılanı deliğinden çıkarır.
» Tavşan (Fare) dağa küsmüş dağın haberi olmamış.
» Tekkeyi bekleyen, çorbayı içer.
» Tembele iş buyur sana akıl öğretsin.
» Tereciye tere satılmaz.
» Tırnağın varsa başını kaşı.
» Tırnağın varsa kaşın, yoksa düşün.
» Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır.
» Tok açın halinden anlamaz.
» Tok ağırlaması güçtür.
» Topalla gezen aksama öğrenir.
» Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.
» Ucuna bak bezini al, anasına bak kızını al.
» Ucuzdur vardır bir illeti, pahalıdır vardır bir hikmeti.
» Ulu sözü dinlemeyen uluya kalır.
» Ulular köprü olsa basıp geçme.
» Ummadığın taş baş yarar.
» Umut fakirin ekmeğidir.
» Ustanın çekici bin altın.
» Uşağı işe koş, sende ardına düş.
» Uyku ölümün kardeşidir.
» Uyuyan yılanın kuyruğuna basılmaz.
» Uzaktan davulun sesi hoş gelir.
» Üç elli, yaz belli.
» Üç göç, bir yangının yerini tutar.
» Ürkütme kurbağayı, yiğit edersin.
» Ürümesini bilmeyen it, sürüye getirir kurt.
» Üşenenin oğlu, kızı olmamış.
» Üveye etme özünde bulursun, geline etme kızında bulursun.
» Üzerine laf düşmedikçe uyu.
» Üzüm üzüme baka baka kararır.
» Üzümün çöpü var, armudun sapı.
» Üzümünü ye, bağını sorma.
» Vakit nakittir.
» Vakitsiz açılan (açan) gül çabuk solar.
» Vakitsiz öten horozun başını keserler.
» Var evi, kerem evi; yok evi, verem evi.
» Var ne bilsin yokun halinden.
» Varda topu gibi yatsıda patlar.
» Vardan, yoktan anlamaz.
» Varsa eşin rahattır başın, yoksa eşin zordur işin.
» Varsa hünerin, her yerde vardır yerin.
» Varsa pulun, herkes kulun; yoksa pulun dardır yolun.
» Venedik'ten tiryâk (panzehir) gelinceye kadar, Mısırda adamı yılan helâk eder.
» Veren el, alandan üstündür.
» Veresiye şarap içen iki kere sarhoş olur.
» Verirsen doyur‚ vurursan duyur.
» Vurursan acıt, yedirirsen doyur.
» Vücut kocar, gönül kocamaz.
» Yabancı koyun kenarda yatar.
» Yağ yiyen köpek tüyünden belli olur.
» Yağmurlu gün tavuk su içmez.
» Yalancı kim? İşittiğini söyleyen.
» Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
» Yalın varsa karnına, çulun varsa sırtına.
» Yanık yerin otu tez biter.
» Yanlış hesap Bağdat'tan döner.
» Yardımcının yardımcısı olur.
» Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder.
» Yaş kesen baş keser.
» Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.
» Yazın eli yaş olanın, kışın ağzı yaş olur.
» Yazın gölge hoş kışın çuval boş.
» Yemeye hazır dayanmaz.
» Yenice elek duvarda gerek.
» Yenilen pehlivan, güreşe doymaz.
» Yiğidi öldür; hakkını yeme.
» Yol sormakla bulunur.
» Yol üstüne bostan ekme el için, kocalıkta (ihtiyarlıkta) avrat alma el için.
» Yol yürümeyle, borç ödemeyle biter.
» Yola giden yorulmaz.
» Yolu yordamıyla, ormanı baltayla (geçersin-bitirirsin).
» Yolundan giden yorulmaz.
» Yöğrük at yemini artırır.
» Yuvarlanan taş, yosun tutmaz.
» Yük altında ancak eşek (HAMAL)kalır.
» Zahmetsiz rahmet olmaz.
» Zaman sana uymazsa sen zamana uy.
» Zan, hatıranın yalanıdır.
» Zannetmediğin yerden tilki çıkar.
» Zalim kadıdan insaflı subaşı yeğdir.
» Zarar faydanın kardeşidir.
» Zararın neresinden dönersen (dönülürse) kârdır.
» Zâtı memduh olanın sıfata ihtiyacı yoktur.
» Zelzeleyi gören yangına razı olur.
» Zemheride sür de çalı ile sür.
» Zemheride yoğurt isteyen, cebinde bir inek taşır.
» Zemheriden sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez.
» Zengin adam, elindeki kendine yeten adamdır.
» Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır.
» Zengin dağlar aşar, olmayan yolda şaşar.
» Zengin kesesini, züğürt dizini döver.
» Zengin helvasını baldan pişirir, züğürt derman için pekmez bulamaz.
» Zengine bir kıvılcım, güzele bir sivilce yetermiş.
» Zengine dokun geç, züğürtten sakın geç.
» Zenginin basması ipekli görünür.
» Zenginin gönlü olasıya, fakirin canı çıkar
» Abanın kadri, yağmurda bilinir.
» Abdal abdalın ne umduğunu, ne bulduğunu ister.
» Abdal ata binmiş bey oldum sanmış.
» Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.
» Abdala kar yağıyor demişler, titremeye hazırım demiş.
» Abdalın arkadaşlığı yol görününceye kadardır.
» Abdalın karnı doyunca gözü pabucundadır.
» Abdestsiz sofuya namaz dayanmaz.
» Acele giden ecele gider.
» Acele işe, şeytan karışır.
» Acele yürüyen yolda kalır.
» Acemi katır kapı önünde yük indirir.
» Acemi marangozun talaşı tahtasından çok olur.
» Acemi nalbant gibi kâh nalına vurur, kâh mıhına.
» Acı acıyı bastırır, su sancıyı.
» Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
» Acı söz insanı dininden çıkarır, tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.
» Acıkan doymam, susayan kanmam sanır.
» Acıkan yanağından, susayan dudağından belli olur.
» Acındırırsan arsız, acıktırırsan hırsız olur.
» Aç ayı oynamaz.
» Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez.
» Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin.
» Aç doymam, tok acıkmam sanır.
» Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
» Aç koynunda azık durmaz.
» Aç köpek fırın deler.
» Aç kurt arslana saldırır.
» Aç tavuk rüyasında kendini buğday ambarında görür.
» Aç tokun halinden anlamaz.
» Aça dokuz yorgan örtmüşler, yine uyuyamamış.
» Açık yaraya kurt düşmez.
» Açık ağız aç kalmaz.
» Açık yerde tepecik kendini dağ sanır.
» Açılan solar, ağlayan güler.
» Açın imanı olmaz.
» Açın karnı doyar gözü doymaz.
» Açlık ile tokluğun arası bir dilim ekmek.
» Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü.
» Adam adamdır olmasa da pulu, eşek eşektir olsa da çulu.
» Adam eşeğinden, kadın döşeğinden belli olur.
» Adam kıtlığında keçiye Abdurrahman Çelebi derler.
» Adam olana bir söz yeter.
» Adam sandık eşeği, altına serdik döşeği.
» Adam yenilmekle marifetli olur, yanılmakla âlim.
» Adamak kolay, ödemek güçtür.
» Adamakla mal tükenmez.
» Adamın iyisi iş başında belli olur.
» Adı çıkacağına canı çıksın.
» Adı çıktı dokuza, inmez sekize.
» Ağaç kökünden yıkılır.
» Ağaç ne kadar meyve verirse, dalı o kadar yere eğilir.
» Ağaç ne kadar uzarsa uzasın göğe değmez.
» Ağaç ne kadar yüksek olsa da yaprakları yere düşer.
» Ağaç ucuna yel değer, güzel kişiye söz değer.
» Ağaç yaşken eğilir.
» Ağaca balta vurmuşlar sapı bendendir demiş.
» Ağaca beşikten mezara kadar muhtacız.
» Ağaca çıkan keçinin dama çıkan oğlağı olur.
» Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur.
» Ağaca dayanma çürür, insana güvenme ölür.
» Ağacı kurt, insanı dert bitirir.
» Ağaçlı köyü su basmaz.
» Ağaçsız memleket duvaksız geline benzer.
» Ağaçtan maşa, aptaldan paşa olmaz.
» Ağaran baş, ağlayan göz gizlenmez.
» Ağır baş iyidir, yenlik olsa uçar.
» Ağır git ki yol alasın.
» Ağır kazan geç kaynar.
» Ağır otur, batman götür.
» Ağır taş batman döver.
» Ağır taş yerinden oynamaz.
» Ağız yemeyince yüz utanmaz.
» Ağlama ölü için, ağla deli için.
» Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
» Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.
» Ağlayak da gözden mi olak? » Ağlayanın malından gülene hayır gelmez.
» Ağrısız baş mezarda olur.
» Ağustos ayında beyni kaynayanın, zemheride Zahmarıda kazanı kaynar.
» Ağustosta beynin kaynasın, kışın da tencere kaynasın.
» Ağzı açık ayran delisi.
» Ağzına bir zeytin verir, ardına tulum tutar.
» Ağzından bal akıyor.
» Ah alan unmaz, ah yerde kalmaz.
» Ahmak misafir, ev sahibini ağırlar.
» Ak akçe kara gün içindir.
» Ak gün ağartır‚ kara gün karartır.
» Ak ile kara dere kenarında belli olur.
» Ak koyunun kara kuzusu da olur.
» Ak köpeğe koyun diye sarılma.
» Akan su yosun tutmaz.
» Akan su, pis tutmaz.
» Akçe bulsam, çıkı yok.
» Akıl, akıldan üstündür.
» Akıl para ile satılmaz.
» Akıl yaşta değil baştadır.
» Akıl yiğide sermayedir.
» Akılı olmayana neylesin sakal, kayışı tarladan götürür çakal.
» Akıllı düşünene kadar, deli oğlunu evermiş, torunu olmuş.
» Akıllı olan katar katar yer, akılsız olan satar satar yer.
» Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.
» Akılsız köpeği yol kocatır.
» Akılsızın şaşkını beyaz giyer kış günü.
» Akıntıya kürek çekme, kurak yere ekin ekme.
» Akranıyla konuşmayanın sesi, semadan gelir.
» Akşam gelen misafirin, yiyeceği bulgur sıkısı, yatacağı ahır sekisi.
» Akşamın hayrından sabahın şerri iyidir.
» Al elmaya taş atan çok olur.
» Al malın iyisini çekme kaygısını.
» Al yakışırken, el bakışırken.
» Alacağın bir iğne, çeliğin okkasını orantıya vurursun.
» Alçak tavuk kendini ferik gösterir.
» Alışmış kudurmuştan beterdir.
» Alim unutmuş, kalem unutmamış.
» Allah aptala eşeğini kaybettirir, sonra buldurup sevindirirmiş.
» Allah dağına göre kar verir.
» Allah şaşırttı mı, dayıya hala dedirtirmiş.
» Allı yelek, pullu yelek, canfes neye gerek? » Alma el kızının ahını, gökten indirir şahini.
» Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.
» Alma mazlumun ahını, gökden indirir şahını. » Almadan vermek Allaha mahsustur.
» Almak kolay ödemek zordur.
» Altın anahtar, her kapıyı açar.
» Altın eşik, ağaç eşiğe muhtaçtır.
» Altın kılıç demir kapıyı açar.
» Altın yere düşmekle pul olmaz.
» Altının değerini sarraf bilir.
» Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz.
» Anan gibi saç büyüteceğine, baban gibi bıyık büyüt.
» Anan turp, baban şalgam, sen içinde gülbe şeker.
» Ananın bastığı yavru incinmez.
» Ananın bastığı yerde yavru ölmez.
» Anasına bak kızını al, astarına bak bezini al.
» Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.
» Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
» Aptalın karnı doyunca gözü yolda olur.
» Ar gözden, kâr yüzden anlaşılır.
» Ar namus hak getire.
» Arap eli öpmek, dudak karartmaz.
» Arayan belasını da devasını da bulur.
» Arayan bulur, inleyen ölür.
» Arefe günü yalan söyleyenin, bayram günü yüzü kara çıkar.
» Arı bal yapacak çiçeği bilir.
» Arı kahrını çekmeyen balın kadrini ne bilir.
» Arı satmış namusu tellala vermiş.
» Arkadaş dediğinin gölgesinde suç işlenir.
» Arkadaşını söyle ki, sana kim olduğunu söyleyeyim.
» Arkalı it kurdu boğar.
» Armudu sapıyla, üzümü çöpüyle, pekmezi küpüyle.
» Arpa eken darı biçmez.
» Arpa ekip buğday bekleme.
» Asıl azmaz, bal kokmaz; kokarsa yağ kokar, onun da aslı ayrandır.
» Aslan yattığı yerden belli olur.
» Aslı neyse nesli odur.
» Aslına çekmeyen haramzadedir.
» Aslında olan tırnağına getirir.
» Aslını inkâr eden haramzâdedir.
» Aslını inkâr edenin nesli gevşek olur.
» Aş kaşık ile, iş keşik ile.
» Aş sabahın iş sabahın.
» Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık.
» Aşk olmayınca meşk olmaz.
» At alırsan yazın, deve alırsan güzün, avrat alırsan gezin ha gezin.
» At binenin kılıç kuşananındır.
» At ile avrat yiğidin ikbalindendir.
» At karnından yiğit burnundan bellidir.
» At olacak tay yürüyüşünden belli olur.
» At ölür itlere bayram olur.
» At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
» At ver hasım ol, kız ver hısım ol.
» At yedi günde, it yediği günde unutur.
» At, sahibine göre kişner.
» Ata binmek bir ayıp, inmek iki ayıp.
» Ata et, ite ot verilmez.
» Ata sözü tutmayan, uluya uluya kalır.
» Ateş düştüğü yeri yakar.
» Ateş ile barut bir arada olmaz.
» Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
» Atı alan Üsküdarı geçti.
» Atılan ok geri dönmez.
» Atımın anlı sakar, lakabını ele takar.
» Atın iyisi arkadan gelmez.
» Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.
» Atın ölümü arpadan olsun.
» Atlar tepişirken arada eşekler ezilir.
» Atlı, itli sığmış, bir çocuk sığmamış.
» Attan düşen kaba döşek, eşekten düşen kazma kürek.
» Attan düşen ölmez, eşekten düşen ölür.
» Attan indi eşeğe bindi.
» Avradı er zapt etmez, ar zapt eder.
» Avrat var ev yapar, avrat var ev yıkar.
» Ay bozmaz, süt kokmaz.
» Ayağa değmedik taş, başa gelmedik iş olmaz.
» Ayağın sığmayacağı yere baş sokulmaz.
» Ayağını yorganına göre uzat.
» Aydan gelen halı üstüne, günde gelen kül üstüne.
» Ayranım ekşidir diyen olmaz.
» Az kazanan çok kazanır, çok kazanan hiç kazanır.
» Az menfaat çok zarara mal olur.
» Az sabırda, çok keramet vardır.
» Az tamah, çok ziyan getirir.
» Az veren candan, çok veren maldan verir.
» Az yaşa, uz yaşa, akıbet gelecek başa.
» Azan mevlasını da bulur, belasını da.
» Azı bilmeyen çoğu hiç bilmez.
» Azıcık aşım, kaygısız başım.
» Azıksız yola çıkanın, iki gözü el torbasında olur.
» Azmış, kudurmuştan beterdir.
» Baba borç yapar çol çocuk aç yatar.
» Baba ekmeği zindan ekmeği, koca ekmeği meydan ekmeği.
» Baba koruk yer, oğlunun dişi kamaşır.
» Baba mirası yanan mum gibidir.
» Baba oğula bağ bağışlamış, oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş.
» Babadan mal kalır, kemal kalmaz.
» Baban bana öğüt verirken, ben inek gözünde kırk sinek saydım.
» Babası ölen bey, anası ölen kadın olur.
» Babasına hayır etmeyenin kimseye hayrı olmaz.
» Babaya dayanma, karıya güvenme.
» Baca eğride olsa, dumanı doğru çıkar.
» Bacak kadar boyu var, türlü türlü huyu var.
» Bağ dua değil, çapa dua ister.
» Bağa bak üzüm olsun, yemeye yüzün olsun.
» Bağa gir izin olsun ki, yemeye yüzün ola.
» Bağlı aslana tavşan bile hücum eder.
» Bahar çiçeğiyle güzeldir.
» Baht olmayınca başa, ne kuruda biter, nede yaşta.
» Bakacağın yüze sıçma, sıçacağın yüze bakma.
» Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.
» Bakkal ölenin borcunu, diriye ödettirir.
» Bakmakla öğrenilseydi, kediler kasap olurdu.
» Bal döksen yalanır.
» Bal olan yerde sinek de bulunur.
» Bal tutan parmağını yalar.
» Bal yiyen baldan bıkar.
» Bal, bal demekle ağız tatlanmaz.
» Balı parmağı uzun olan değil, kısmeti olan yer.
» Bana benden olur, her ne olursa, başım rahat bulur, dilim durursa.
» Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.
» Baskın basanındır.
» Baskısız yongayı yel alır.
» Bastığın yer bayram olsun.
» Baş başa, baş da padişaha bağlıdır.
» Baş nereye giderse, oyak oradadır.
» Başıma uymayan takke elin olsun.
» Başındaki fese bak, girdiği kümese bak.
» Başını ecemi berbere teslim eden, cebinde pamuk eksik etmesin.
» Başsız evin köpeği çok havlar.
» Bazen inek, erkek; bazen de dişi doğurur.
» Bebeler birbirinden huy kapar, ayranlarına su katar.
» Bedava sirke baldan tatlıdır.
» Bekâr gözü ile kız alınmaz.
» Bekâr gözü kör gözü.
» Bekâra karı boşamak kolay gelir.
» Bekârlık maskaralıktır.
» Bekarın ahmağı akşam, evlinin ahmağı sabah traş olur.
» Bekârın parasını it yer, yakasını bit.
» Bekleyen derviş muradına ermiş.
» Beleş peynir fare kapanında bulunur.
» Belli düşman, gizli dosttan yeğdir.
» Benden sana öğüt, ununu elinle öğüt.
» Benim adım Hıdır, elimden gelen budur.
» Benim sakalım tutuştu, sen cigara yakmak istersin.
» Besle kargayı oysun gözünü.
» Besledik büyüttük danayı, şimdi tanımaz oldu anayı, babayı.
» Beş kuruşluk fener o kadar yanar.
» Beş parmağın beşi de bir değil.
» Beyaz saç, aklın değil yaşın işaretidir.
» Bıçak sapını kesmez.
» Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.
» Bıldır ki hurmalar götünü tırmalar.
» Bilgisiz insan meyvesiz ağaca benzer.
» Bilinmedik aş, ya karın ağrıtır ya baş.
» Bilmediği beş vakit namaz, bilirde yanına varmaz.
» Bilmediklerimi ayağımın altına koysam, başım göğe değer.
» Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır.
» Bin atın varsa bin dinlen, bir atın varsa in dinlen.
» Bin bilsen de bir bilene danış.
» Bin dinle, bir söyle.
» Bin ölçüp bir biçmeli.
» Binde bir gelinen yere gül döşerler, her gün gelinen yere kül döşerler.
» Bir adamın adı çıkacağına, canı çıksın.
» Bir adamın karısı onun yarısıdır.
» Bir ağaçta gül de biter, diken de.
» Bir ağaçtan, oklukta çıkar boklukta.
» Bir ağızdan çıkan, bin ağza yayılır.
» Bir ahırda at da bulunur eşek de.
» Bir ayağı çukurda...
» Bir bulutla kış gelmez.
» Bir bütün bir yarımdan iyidir.
» Bir dalın gölgesinde bin koyun eğlenir.
» Bir dirhem et, bin ayıp örter.
» Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
» Bir elin verdiğini, öbür elin duymasın.
» Bir eve bir baca, bir kadına bir koca.
» Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
» Bir işe başlamak, bitirmenin yarısıdır.
» Bir koyun başı pişinceye kadar, kırk kuzu başı pişer.
» Bir koyundan iki post olmaz.
» Bir musibet bin nasihatten iyidir.
» Bir nalına vurur, bir mıhına.
» Bir yerim diyenden birde yemem diyenden kork.
» Bir yiğit kırk yılda meydana gelir.
» Biri eşikte, biri beşikte.
» Biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar.
» Birlikten kuvet doğar.
» Bitli baklanın kör alıcısı olur.
» Bize gelince yiyip içelim, size gelince gülüp geçelim.
» Boğulursan büyük suda -denizde- boğul.
» Borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmektir.
» Borç yiğidin kamçısıdır.
» Boş duranı Allah da sevmez kuluda.
» Boş fıçı çok langırdar.
» Boşboğazı cehenneme atmışlar, ‘odun yaş’ diye bağırmış.
» Boşboğazın sigarası yanmaz.
» Bu dünya iki kapılı handır, gelen bilmez giden bilmez.
» Bugünün küçükleri yarının büyükleri.
» Budalanın yağı çok olursa sakalına sürer.
» Bugün bana ise yarın sana.
» Bugünkü işini yarına bırakma.
» Bugünkü tavuk, yârınki kazdan iyidir.
» Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş.
» Bülbülün çektiği; dili belasıdır.
» Büyük ekmek, büyük bezeden olur.
» Büyük lokma çukurda kalır.
» Büyük lokma ye, büyük söz söyleme.
» Büyük zekâlar birlikte düşünürler.
» Cahil adam meyve vermeyen ağaca benzer.
» Cahile söz anlatmaktansa, deveye hendek atlatmak iyidir.
» Cahilin dostluğundan alimin düşmanlığı yeğdir.
» Cahille arkadaş olma küstürün, cam kırığıyla kıçını silme kestirirsin.
» Cami ne kadar büyük olsa imam bildiğini okur.
» Caminin kapısını bilmez, sofuluk taslar.
» Can boğazdan gelir.
» Can cümleden azizdir.
» Can çıkar, huy çıkmaz.
» Can çıkmadan ümit kesilmez.
» Cana gelecek mala gelsin.
» Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır.
» Canı yanan eşek atı geçer.
» Cefayı çekmeyen sefanın kadrini bilemez.
» Cins kedi ölüsünü göstermez.
» Cömert derler, maldan ederler, yiğit derler candan ederler.
» Cömert ile nekesin harcı birdir.
» Çabuk parlayan çabuk söner.
» Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme.
» Çağrıldığın yere git, ar eyleme; çağrılmadığın yere gidip yerini dar eyleme.
» Çağrılmadık yere, çörekçi ile börekçi gider.
» Çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez.
» Çalışan demir pas tutmaz; çünkü ölür.
» Çalışmak ibadetin yarısıdır.
» Çalma elin kapısını, çalarlar kapını.
» Çamura taş atma üstüne sıçrar.
» Çatal kazık yere batmaz.
» Çıngıraklı deve kaybolmaz.
» Çıracı olsam ay akşamdan doğar.
» Çiftçilik, eşeğin kuyruğuna benzer, ne uzar ne kısalır.
» Çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek yıl çıkmış.
» Çiftçiye yağmur, yolcuya kurak, cümlenin muradını verecek hak.
» Çingene ciğer pişirir, yemeden karnını şişirir.
» Çingenenin ipini, kendisine çektirirler.
» Çingeneye beylik vermişler, önce babasını asmış.
» Çirkefe taş atma, üzerine sıçrar.
» Çoban ne yesinki köpeğine yedirsin.
» Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
» Çocuk oyundan, aptal düğünden usanmaz.
» Çocuğu işe gönder, peşinden sen git.
» Çocuk evin meyvesidir.
» Çocuktan al haberi.
» Çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin.
» Çok söz yalansız, çok para haramsız olmaz.
» Çok yaşayan bilmez çok gezen bilir.
» Çubuk iken çıtlamayan, hezen iken kütlemez.
» Çürük iple kuyuya inilmez.
» Çürük tahtaya çivi çakılmaz.
» Dağ başından duman eksik olmaz.
» Dağ dağ üstünde olur, ev ev üstünde olmaz.
» Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur.
» Dağ dumansız insan hatasız olmaz.
» Damlaya damlaya göl olur.
» Danışan dağ aşmış,danışmayan yolu şaşmış.
» Darı unundan baklava,incir ağacından oklava olmaz.
» Darlıkta dirlik olmaz.
» Davetsiz gelen döşeksiz oturur.
» Davul dengi dengine çalar.
» Davulun sesi uzaktan hoş gelir.
» Deme dostuna, der dostuna.
» Demir nemden insan gamdan çürür.
» Demir tavında dövülür.
» Demir tavında, dilber çağında.
» Deniz sevilir de, densiz sevilmez.
» Deniz yoğurt olmuş da yemeye kaşık bulunmamış.
» Denize düşen yağmurdan korkmazmış.
» Denize düşen yılana sarılır.
» Derdini söylemeyen derman bulamaz.
» Dereyi görmeden paçayı sıvama.
» Dert saklayanda kalır.
» Dervişin fikri ne ise zikri de odur.
» Devden büyük dert var.
» Deve boynuz ararken kulaktan olmuş.
» Deveyi yardan atlatan, bir tutam ottur.
» Dibi görünmeyen sudan geçme.
» Dikensiz gül olmaz.
» Dinsizin hakkından imansız gelir.
» Dinsizin ipi ile Kuyuya inilmez.
» Dişi kuş yapar yuvayı, içini dışını sıvayı sıvayı.
» Doğru söyleyeni Dokuz köyde kovarlar.
» Doğru söyleyenin bir ayağı üzengide gerek.
» Domuzdan post gavurdan dost olmaz.
» Dost acı söyler.
» Dost başa düşman ayağa bakar.
» Dost kara günde belli olur.
» Dost kazandost; düşman anadan da doğar.
» Dost yüzünden, düşman gözünden belli olur.
» Döğüşerek pazarlık et, güle güle ayrıl.
» Dut kurusuyla yar sevilmez.
» Dünya malı dünyada kalır.
» Dünya Sultan Süleyman'a bile kalmamış.
» Düşenin dostu olmaz.
» Düşman ayağa dost basa bakar.
» Düşmanı karıncaysa, sen fil olur.
» Düşmanın karıncaysa da kork.
» Düt demeye dudak gerek.
» Ecel geldi cihane, baş ağrısı bahane.
» Ecele çare olmaz.
» Eceli gelen keçi, çobanın ekmeğini yer.
» Eceli gelen köpek cami duvarına siyer.
» Eğilen baş kesilmez.
» Eğreti ata binen tez iner.
» Eğri oturalım doğru konusalım.
» Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını.
» Eken biçer, konan göçer.
» Ekmeğin büyüğü hamurun çoğundan olur.
» Ekmeğin kestiğini kılıç kesmez.
» El ağzı ile çorba içilmez.
» El atına binen yaya kalır.
» El deliye, bende akıllıya muhtacım.
» El elden üstündür.
» El elin eşeğini türkü çağırarak arar.
» El içinde vasiyet ettik, ölmemek olmaz.
» El kazanı ile aş kaynamaz.
» El yarası onar, dil yarası onmaz.
» El yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu balyoz sanır.
» Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.
» Eli dar olanın, dili kısa olur.
» Eli doluya: ağa buyur, eli boşa: ağa uyur.
» Eli ile köfte yuvarlıyor, gözü kırık kovalıyor.
» Elin hamuru ile erkek işine karışma.
» Elin ile koymadığını kaldırma.
» Elmanın dibi göl, armudun dibi yol (olmalı).
» Elmayı soy da ye, armudu say da ye.
» Emanet (Amanat) ata binen, tez iner.
» Emanet eşeğin yuları gevşek olur.
» Erkek arslan arslan da, dişi arslan arslan değil mi?
» Erkek koyun kasap dükkânına yakışır.
» Erken evlenen döl alır, erken kalkan yol alır.
» Erken evlenen yanılmamış.
» Esirgenen göze çöp batar.
» Eşek hoşaftan ne anlar; suyunu içer, denesi kalır.
» Eşek olduktan sonra semer vuran çok olur.
» Eşekler çalışır, atlar yer.
» Eşekten at olmaz, ciğerinden aş olmaz.
» Et tırnaktan ayrılmaz.
» Ev sahibinin hatırı olmazsa köpeğini dövmek kolaydır.
» Evdeki hesap çarşıya uymaz.
» Evin danası evin öküzünden korkmaz.
» Evlenenle ev alana (yapana) Allah yardım eder.
» Evladı ben doğurdum ama gönlü benim değil ki.
» Evlinin (ev sahibinin) bir evi var, evsizin (kiracının) bin evi var.
» Eyyam sana uymazsa sen eyyama uy.
» Fakir oynayacağı zaman davul patlar.
» Fakir parasız olan değil akılsız olandır.
» Fakirin ekmegi umuttur.
» Fakirin tavuğu tek tek yumurtlar.
» Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp.
» Faydasız baş, mezara yaraşır.
» Fazla naz aşık usandırır.
» Fırsat eldeyken sürün devranı.
» Fukaranın düşkünü, beyaz giyer kış günü.
» Gafile kelam, nafile kelam.
» Garip kuşun yuvasını Allah yapar.
» Gavurun tembeli keşiş, Müslümanın tembeli derviş.
» Geçtiğin köprüleri yakma.
» Gel demek kolay, git demek güçtür.
» Gelen gideni aratır.
» Gelin ata binmişde, görkü kimin kapıya inmiş.
» Gelin bindi deveye gör kısmeti nereye.
» Gem almayan atın ölümü yakındır.
» Gençlikte taş taşı, kocalıkta ye aşı.
» Geniş günün de dar gezen, dar günün de geniş gezer.
» Gerçek dost kötü günde belli olur.
» Gergin ip, çabuk kopar.
» Gezen ayağa taş değer.
» Gitti ağalar paşalar, kellere kaldı köşeler.
» Gittiğin yer kör ise, gözünü yum da bak.
» Gizliden gebe kalan, aşikâre doğurur.
» Göğe direk, denize kapak olmaz.
» Görünen dağın uzağı olmaz.
» Görünen köy kılavuz istemez.
» Göz görmeyince gönül katlanır.
» Göz görür, gönül çeker.
» Göz odur ki dağın arkasını göre,akıl odur ki başa geleceği bile.
» Gözün ile görmediğini söyleme.
» Gülme komşuna gelir başına.
» Gülü seven, dikenine katlanır.
» Gündüz yenilen hurmalar, gece mideni tırmalar.
» Güneş balçıkla sıvanmaz.
» Güneş giren eve hekim girmez.
» Güneş girmeyen eve doktor girer.
» Güttüğü iki keçi, ıslığı dağı taşı tuttu.
» Güzel gözünden, yiğit sözünden belli olur.
» Hacı Mekke’de, derviş tekkede.
» Hacı olmayacak hacıyı deve üstünde yılan sokar.
» Hak deyince akan sular durur.
» Hak doğrunun yardımcısıdır.
» Halaya giren kolunu sallar.
» Hamala semeri yük olmaz.
» Harman yel ile, düğün el ile olur.
» Hasta sağ kalırsa hekime karşı gelir.
» Hasta yatan değil, eceli gelen ölür.
» Havada ahreni ile uçmayan kuşun sesi havadan değil, tavadan gelir.
» Haydan gelen huya gider.
» Hazıra hanak, pişmişe konak.
» Helal kazanç ile pilav yenmez.
» Hem kız, hem baldırı düz hem de ucuz olur mu?
» Her akla geleni işleme her ağacı taslama.
» Her işin başı sağlık.
» Her işte bir hayır vardır.
» Her koyun kendi bacağından asılır.
» Her kuşun eti yenmez.
» Her şakanın altında bir gerçek yatar.
» Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.
» Her şeyin yenisi, dostun eskisi.
» Her taş baş yarmaz.
» Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.
» Her zamanı bir sayma.
» Herkes aklını pazara çıkarmış, yine kendi aklını beğenmiş.
» Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.
» Herkesin aklı bir olsaydı, koyunlara çoban bulunmazdı.
» Hırsız sekiz, köşe dokuz.
» Hızlı giden atın boku seyrek düşer.
» Hile ile iş gören mihnet ile can verir.
» Hocanın dediğini tut, yoluna gitme.
» Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
» Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.
» Huylu huyundan vazgeçmez.
» Ihlamurdan odun olmaz, beslemeden kadın olmaz.
» Irmak kenarına çeşme yapılmaz.
» Irmaktan geçerken at değiştirilmez.
» Isıran it, dişini göstermez.
» Isırgan ile taharet olmaz.
» Islanmışın yağmurdan pervası yoktur.
» Ismarlama hac, hac olmaz.
» Işığını akşamdan önce yakan sabaha çırasında yağ bulamaz.
» İbadet de gizli, kabahat da.
» İğneyi kendine, çuvaldızı ele batır.
» İki aslan bir posta sığmaz.
» İki baş bir kazanda kaynamaz.
» İki cambaz bir ipte oynamaz.
» İki çıplak bir hamama yakışır.
» İki gönül bir olunca (olursa) samanlık seyran olur.
» İnsan kocar, gönlü kocamaz.
» İnsan konuşa konuşa, hayvan koklaşa koklaşa (anlaşır).
» İnsan sözünden, hayvan yularından tutulur.
» İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur.
» İp inceldiği yerden kopar.
» İp kırıldığı yerden ulanır(eklenir).
» İstediğini söyleyen, istemediğini işitir.
» İstemek bir ayıp, vermemek iki ayıp.
» İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü.
» İşin yoksa şahit ol, paran çoksa kefil ol.
» İşini kış tut, yaz tutarsa bahtına.
» İşleyen demir ışıldar.
» İt ite buyurur, it de kuyruğuna.
» İt iti ısırmaz.
» İt kağnının gölgesine yatmış, ne koyu gölgem var demiş.
» İt utansa don giyer.
» İt ürür kervan yürür.
» İti an çomağı hazırla.
» İti, öldürene sürütürler.
» İtin ısırmayanı, atın osurmayanı olmaz.
» İven (acele eden) kız ere varmaz, varsa da baht bulmaz.
» İyi insan lafının üzerine gelirmiş.
» İyiliğe karşı iyilik her kişinin işi, kötülüğe karşı iyilik er kişinin işi.
» Kaçan balık büyük olur.
» Kaçan kızın bohçası küçük (hafif) olur.
» Kadı anlatana göre fetva verir.
» Kadının biri alâ, ikisi belâdır.
» Kâfirden hacı, elden bacı olmaz.
» Kakma el kapısını el ucuyla, yiterler kapını var (olanca) gücüyle.
» Kalem kılıçtan üstündür.
» Kanaat gibi devlet olmaz.
» Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu.
» Karga bülbülü taklit edeyim derken, ötmeyi unutmuş.
» Karınca kanatlanınca serçe oldum sanır.
» Karnının doymayacağı yere, açlığını bildirme.
» Kasap et derdinde koyun can derdinde.
» Kasap sevdiği postu yere vurur.
» Kaşıkla verip, sapıyla gözünü çıkartma.
» Katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsi batasıca mutlaka cinsine çeker.
» Kavakta nar olmaz, kötülerde ar olmaz.
» Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.
» Kazma kuyuyu, kazarlar kuyunu.
» Keçinin canı teke isteyince, çobanın değneğine (sopasına) sürtünür.
» Kedi gidince fare bey olur.
» Kedinin kanatları olsaydı, serçenin soyu tükenirdi.
» Kediye kanat takarsan gökte serçe bırakmaz.
» Kel yanında kabak anılmaz.
» Kenarına bak bezini al, anasına bak kızını al.
» Kendi düşen ağlamaz.
» Keskin sirke küpüne zarar verir.
» Kılıç kınını kesmez.
» Kırk hırsız bir çıplağı soyamaz.
» Kırk yıl ecel yağsa, eceli gelen ölür.
» Kız beşikte çeyiz sandıkta.
» Kızım sana diyorum, gelinim sen anla.
» Kızın kimi severse güveyin odur, oğlun kimi severse gelinin odur.
» Kızını dövmeyen dizini döver.
» Kimi bağ bozar, kimi bostan bozar.
» Kimi yer, kimi bakar; kıyamet ondan kopar.
» Kişi refikinden azar.
» Kişiyi nasıl bilirsin, kendin gibi.
» Kol kırılır, yen içinde kalır.
» Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
» Komşuda pişer, bizede düşer.
» Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
» Kork korkmazdan‚ utan utanmazdan.
» Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman çelebi derler.
» Köpekle dalaşmaktansa, çalıyı dolanmak hayırlıdır.
» Köpeklerin duası kabul olsa gökten kemik yağar.
» Köpeksiz köy bulmuş, değneksiz dolaşıyor.
» Köpeksiz köyde değnekle gezilmez.
» Köprüyü gecene kadar, ayıya dayı de.
» Kör alıcının kör satıcısı vardır.
» Körler sağırlar birbirini ağırlar.
» Kötü komşu insanı mal sahibi yapar.
» Kötü tarlanın verdiğini, yiğit kardeş vermez.
» Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur.
» Kurt kuzu kaptığı yeri dokuz defa yoklar.
» Kuru laf karın doyurmaz.
» Kurunun yanında yaş da yanar.
» Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
» Laf ile karın doymaz.
» Laf ile peynir gemisi yürümez.
» Laf lafı açar.
» Laf torbaya girmez.
» Lafın azı uzu, çobana verme kızı, ya koyun güttürür ya kuzu.
» Lakırdı lakırdıyı açar, lakırdı bilmeyen meclisten kaçar.
» Latife latif gerek.
» Lâzıma hazine yetmez, elverire para gitmez.
» Leyleğin ömrü laklak ile geçer.
» Lezzetsiz çorbaya tuz kâr etmez.
» Lisan gönlün tercümanıdır.
» Lokma bile çiğnemeden yutulmaz.
» Lokma karın doyurmaz, şefkat artırır.
» Mahkeme kadıya mülk değil.
» Mal canı kazanmaz, can malı kazanır.
» Mart ayı, dert ayı.
» Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır.
» Merhametten maraz doğar.
» Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
» Minnetle gül koklama, dikeni sancar seni.
» Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.
» Mum dibine ışık vermez.
» Müflis bezirgân, eski defterlerini karıştırır.
» Mühür kimde ise Süleyman odur.
» Namazda gözü olmayanın kulağı ezanda olmaz.
» Ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.
» Ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl.
» Nefesine güvenen borazancı başı olur.
» Nerede birlik, orada dirlik.
» Nerede hareket, orada bereket.
» Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.
» Oduncunun gözü omcada (bağ kütüğü) dilencinin gözü çömcede (tahta kepçe).
» Oğlan dayıya, kız halaya çeker.
» Oğlanınki oğul bağı, kızınki bahçe gülü.
» Okumayı sevmeyene dokuz hoca az.
» Olacakla öleceğe çare yoktur.
» Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.
» Onbeşindeki kız ya erdedir, ya yerde.
» Ortak atın beli kırık olur.
» Osmanlı’nın ekmeği dizindedir.
» Osurmadan bu memlekette sıçtı derler.
» Otu çek köküne bak.
» Oynayamayan gelin yerim dar dermiş.
» Oğlan yer oyuna gider, çoban yer koyuna gider.
» Ödünç güle güle gelir, ağlaya ağlaya gider.
» Öfke gelir gider, kelle gider gelmez.
» Öfkeyle kalkan zararla oturur.
» Öğüt, bir hazine kadar değerli olduğu halde genellikle bedava verilir.
» Ölecek tavşan çomağa karşı gelir.
» Ölmüş eşek kurttan korkmaz.
» Ölümü gören, hastalığa razı olur.
» Ölürse yer beğensin‚ kalırsa el beğensin.
» Ölüsü olan bir gün, delisi olan her gün ağlar.
» Öz ağlamayınca göz ağlamaz (yaşarmaz).
» Padişah yasağı üç gün sürer.
» Palamut çok biterse kış erken olur.
» Papaz her gün pilav yemez.
» Para ile imanın kimde olduğu bilinmez.
» Para insana dil, elbise insana yol öğretir.
» Parasız pazara, kefensiz mezara gidilmez.
» Paraya nereye gidiyorsun demişler, çoğun olduğu yere demiş.
» Pek yaş olma, sıkılırsın; pek de kuru olma, kırılırsın.
» Perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir.
» Pilav yiyen, kaşığı belinde gerek.
» Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.
» Pire itte (köpekte), bit yiğitte bulunur.
» Pisboğaz ile boş boğaz, beladan kurtulmaz.
» Rağbet güzel ile zenginedir.
» Rahat ararsan mezarda.
» Ramazanda yalan söyleyenin yüzü, bayramda kara olur.
» Rençper kırk yılda, tüccar kırk günde.
» Rüşvet kapıdan girince insaf bacadan çıkar.
» Rüzgâr eken fırtına biçer.
» Rüzgâr esmeyince yaprak oynamaz.
» Rüzgâra tüküren kendi yüzüne tükürür.
» Rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu.
» Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.
» Sabreden derviş muradına ermiş.
» Saç sefadan, tırnak cefadan uzar.
» Sakalda keramet olsa, keçi şeyhlik ederdi.
» Sakınan göze çöp batar.
» Sakla samanı gelir zamanı.
» Saman elinse samanlıkta mı elin?
» Sanat altın bileziktir.
» Sayılı koyunu kurt kapmaz.
» Sen işlersen mal işler, insan böyle genişler.
» Sen kendini övme el seni övsün.
» Sen seversen oğlunu, o da sever oğlunu.
» Sev beni, seveyim seni.
» Soğuk su, sıcak aş diş düşmanı, genç avrat koca herifin baş düşmanı.
» Sopayı yiyen eşek, atı geçer.
» Soydur çeker, huydur geçer.
» Sormaz ki bilsin, sorsa bilirdi; bilmez ki sorsun, bilse sorardı.
» Söyle arkadaşını söyleyeyim sana seni.
» Söyleme dostuna, o da söyler dostuna.
» Söylemeyen ağız, söyleyen ağzı yorar.
» Söz büyüğün sus küçüğün.
» Söz gümüş sükût altın.
» Söz var insanı yola getirir, söz var insanı yoldan çıkartır.
» Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.
» Su akar yatağını bulur.
» Su akarken küpünü doldurur.
» Su akmayınca durulmaz.
» Su bulanmayınca durulmaz.
» Su testisi su yolunda kırılır.
» Suç gelin olsa güvey bulunmaz.
» Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer.
» Şahin ile deve avlanmaz.
» Şahin küçük et yer, deve büyük ot yer.
» Şapkası dar gelen, başım büyük sanır.
» Şaraptan bozma sirke keskin olur.
» Şaşkın ördek kıçın kıçın dalarmış.
» Şaşkın ördek, tersten dalar.
» Şaşkın ördek başını bırakır, kıçından dalar.
» Şer işi uzat hayra dönsün, hayır işi uzatma şerre dönmesin.
» Şeriatın kestiği parmak acımaz.
» Şeytanla ortak buğday eken samanını alır.
» Şeytanla saman eken, sapını alır.
» Şimşek çakmadan gök gürlemez.
» Tabancanın dolusu bir kişiyi, boşu kırk kişiyi korkutur.
» Tandır başında bağ dikmek kolaydır.
» Tartılırsan denginle tartıl.
» Tasa doyurur, acı acıktırır.
» Taş yerinde ağırdır.
» Taşıma su ile değirmen dönmez.
» Tatlı söz (dil) yılanı deliğinden çıkarır.
» Tavşan (Fare) dağa küsmüş dağın haberi olmamış.
» Tekkeyi bekleyen, çorbayı içer.
» Tembele iş buyur sana akıl öğretsin.
» Tereciye tere satılmaz.
» Tırnağın varsa başını kaşı.
» Tırnağın varsa kaşın, yoksa düşün.
» Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır.
» Tok açın halinden anlamaz.
» Tok ağırlaması güçtür.
» Topalla gezen aksama öğrenir.
» Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.
» Ucuna bak bezini al, anasına bak kızını al.
» Ucuzdur vardır bir illeti, pahalıdır vardır bir hikmeti.
» Ulu sözü dinlemeyen uluya kalır.
» Ulular köprü olsa basıp geçme.
» Ummadığın taş baş yarar.
» Umut fakirin ekmeğidir.
» Ustanın çekici bin altın.
» Uşağı işe koş, sende ardına düş.
» Uyku ölümün kardeşidir.
» Uyuyan yılanın kuyruğuna basılmaz.
» Uzaktan davulun sesi hoş gelir.
» Üç elli, yaz belli.
» Üç göç, bir yangının yerini tutar.
» Ürkütme kurbağayı, yiğit edersin.
» Ürümesini bilmeyen it, sürüye getirir kurt.
» Üşenenin oğlu, kızı olmamış.
» Üveye etme özünde bulursun, geline etme kızında bulursun.
» Üzerine laf düşmedikçe uyu.
» Üzüm üzüme baka baka kararır.
» Üzümün çöpü var, armudun sapı.
» Üzümünü ye, bağını sorma.
» Vakit nakittir.
» Vakitsiz açılan (açan) gül çabuk solar.
» Vakitsiz öten horozun başını keserler.
» Var evi, kerem evi; yok evi, verem evi.
» Var ne bilsin yokun halinden.
» Varda topu gibi yatsıda patlar.
» Vardan, yoktan anlamaz.
» Varsa eşin rahattır başın, yoksa eşin zordur işin.
» Varsa hünerin, her yerde vardır yerin.
» Varsa pulun, herkes kulun; yoksa pulun dardır yolun.
» Venedik'ten tiryâk (panzehir) gelinceye kadar, Mısırda adamı yılan helâk eder.
» Veren el, alandan üstündür.
» Veresiye şarap içen iki kere sarhoş olur.
» Verirsen doyur‚ vurursan duyur.
» Vurursan acıt, yedirirsen doyur.
» Vücut kocar, gönül kocamaz.
» Yabancı koyun kenarda yatar.
» Yağ yiyen köpek tüyünden belli olur.
» Yağmurlu gün tavuk su içmez.
» Yalancı kim? İşittiğini söyleyen.
» Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
» Yalın varsa karnına, çulun varsa sırtına.
» Yanık yerin otu tez biter.
» Yanlış hesap Bağdat'tan döner.
» Yardımcının yardımcısı olur.
» Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder.
» Yaş kesen baş keser.
» Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.
» Yazın eli yaş olanın, kışın ağzı yaş olur.
» Yazın gölge hoş kışın çuval boş.
» Yemeye hazır dayanmaz.
» Yenice elek duvarda gerek.
» Yenilen pehlivan, güreşe doymaz.
» Yiğidi öldür; hakkını yeme.
» Yol sormakla bulunur.
» Yol üstüne bostan ekme el için, kocalıkta (ihtiyarlıkta) avrat alma el için.
» Yol yürümeyle, borç ödemeyle biter.
» Yola giden yorulmaz.
» Yolu yordamıyla, ormanı baltayla (geçersin-bitirirsin).
» Yolundan giden yorulmaz.
» Yöğrük at yemini artırır.
» Yuvarlanan taş, yosun tutmaz.
» Yük altında ancak eşek (HAMAL)kalır.
» Zahmetsiz rahmet olmaz.
» Zaman sana uymazsa sen zamana uy.
» Zan, hatıranın yalanıdır.
» Zannetmediğin yerden tilki çıkar.
» Zalim kadıdan insaflı subaşı yeğdir.
» Zarar faydanın kardeşidir.
» Zararın neresinden dönersen (dönülürse) kârdır.
» Zâtı memduh olanın sıfata ihtiyacı yoktur.
» Zelzeleyi gören yangına razı olur.
» Zemheride sür de çalı ile sür.
» Zemheride yoğurt isteyen, cebinde bir inek taşır.
» Zemheriden sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez.
» Zengin adam, elindeki kendine yeten adamdır.
» Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır.
» Zengin dağlar aşar, olmayan yolda şaşar.
» Zengin kesesini, züğürt dizini döver.
» Zengin helvasını baldan pişirir, züğürt derman için pekmez bulamaz.
» Zengine bir kıvılcım, güzele bir sivilce yetermiş.
» Zengine dokun geç, züğürtten sakın geç.
» Zenginin basması ipekli görünür.
» Zenginin gönlü olasıya, fakirin canı çıkar
z harfi ile baslayan atasozleri ve aciklamalari
Zahirenin ambarı sabanın ucundadır.
Hangi iş olursa olsun, olumlu sonuç açısından mutlaka yeterli bir emeği, özenli bir çalışmayı gerekli kılar. sözgelimi bir çiftçinin bol ürün alabilmesi için toprağını en iyi şekilde sürmesi, işlemesi ve çok çalışması gerekir.
Zahmetsiz rahmet olmaz.
Sıkıntı çekmeden, güçlüklere göğsü germeden, yorulup emek vermeden, uğraşıp didişmeden, kimi masraflara da girmeden olumlu, güzel, hoş bir sonuç elde etmek mümkün değildir. Unutmayalım ki, Yüce Allah, çalışanları sever; onlara rahmet eder.
Zararın neresinden dönülse kârdır.
Zarar, bir şeyin ya da bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya kötü sonuçtur. Eğer zarar-ziyan devam ediyor ve önü alınamıyorsa, yapılan işi hemen kesmekle daha fazla zarardan kurtulmuş, zarardan kurtulmakla da kâr etmiş olursunuz.
Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır.
Zengin, varlıklı kişi para ve mal gücüyle pek çok güçlüğü yenip aşar. Yoksul ise, parasızlık ve imkânsızlık yüzünden en kolay işleri bile başaramaz; en ufak engel karşısında bile şaşırıp kalır.
Zenginin malı, züğürdün çenesi yorar.
Yoksul, züğürt kimseler çoklukla birinin zenginliğinden, malından ve parasından, kazancından, hatta yiyip içmesinden, gezip tozmasından söz ederler. Oysa böylesi bir konuşma son derece gereksiz ve yersizdir; ayrıca ellerine bir şey geçmediği gibi dedikoduya da bulaşmış ve yanlış bir iş yapmış olurlar.
Zırva tevil götürmez.
Saçma sapan, boş, anlamsız olan bir düşünceyi açıklamaya, yorumlamaya, savunmaya ve haklı göstermeye kalkışmak son derece yanlıştır.
Zora dağlar dayanmaz.
Gücü, kuvveti elinde bulunduran ve zor kullanan kimseler pek çok kimseye boyun eğdirirler; öyle ki büyük güçleri bile yener, istediklerini yaptırırlar.
Zor kapıdan girerse, şeriat bacadan çıkar.
Zorbaların, zalimlerin bulundukları yerde baskı, zulüm ve haksızlık hüküm sürer. Dolayısıyla böyle bir yerde Yüce Allah`ın buyrukları çiğnenmiş, ortadan kaldırılmış demektir.
Zorla güzellik olmaz.
İnsanların yapıları bir değildir. Bu bakımdan beğenme, hoşlanma duyguları da farklı farklıdır. Dolayısıyla bir kişiye beğenmediği bir şeyi zorla beğendirmeye çalışmak yanlış bir yola girmek demektir.
Zor oyunu bozar.
1. Zor kullanılarak işlemekte olan bir düzen bozulup durdurulabilir ya da istenen yöne çevrilebilir. 2. Bir oyun veya hile, güç kullanılarak kestirme yoldan boşa çıkarılabilir, işlemez kılınabilir.
Zurnada peşrev olmaz (ne çıkarsa bahtına).
Rast gele yapılan plânsız, programsız işlerde yöntem, kural aranmaz; işin sonucu da kestirilemez.
Züğürtlük zâdeliği bozar.
Zengin, varlıklı ve soylu kimseler yoksullaşıp parasız pulsuz kalınca zamanla soyluluklarını da yitirirler.
Hangi iş olursa olsun, olumlu sonuç açısından mutlaka yeterli bir emeği, özenli bir çalışmayı gerekli kılar. sözgelimi bir çiftçinin bol ürün alabilmesi için toprağını en iyi şekilde sürmesi, işlemesi ve çok çalışması gerekir.
Zahmetsiz rahmet olmaz.
Sıkıntı çekmeden, güçlüklere göğsü germeden, yorulup emek vermeden, uğraşıp didişmeden, kimi masraflara da girmeden olumlu, güzel, hoş bir sonuç elde etmek mümkün değildir. Unutmayalım ki, Yüce Allah, çalışanları sever; onlara rahmet eder.
Zararın neresinden dönülse kârdır.
Zarar, bir şeyin ya da bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya kötü sonuçtur. Eğer zarar-ziyan devam ediyor ve önü alınamıyorsa, yapılan işi hemen kesmekle daha fazla zarardan kurtulmuş, zarardan kurtulmakla da kâr etmiş olursunuz.
Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır.
Zengin, varlıklı kişi para ve mal gücüyle pek çok güçlüğü yenip aşar. Yoksul ise, parasızlık ve imkânsızlık yüzünden en kolay işleri bile başaramaz; en ufak engel karşısında bile şaşırıp kalır.
Zenginin malı, züğürdün çenesi yorar.
Yoksul, züğürt kimseler çoklukla birinin zenginliğinden, malından ve parasından, kazancından, hatta yiyip içmesinden, gezip tozmasından söz ederler. Oysa böylesi bir konuşma son derece gereksiz ve yersizdir; ayrıca ellerine bir şey geçmediği gibi dedikoduya da bulaşmış ve yanlış bir iş yapmış olurlar.
Zırva tevil götürmez.
Saçma sapan, boş, anlamsız olan bir düşünceyi açıklamaya, yorumlamaya, savunmaya ve haklı göstermeye kalkışmak son derece yanlıştır.
Zora dağlar dayanmaz.
Gücü, kuvveti elinde bulunduran ve zor kullanan kimseler pek çok kimseye boyun eğdirirler; öyle ki büyük güçleri bile yener, istediklerini yaptırırlar.
Zor kapıdan girerse, şeriat bacadan çıkar.
Zorbaların, zalimlerin bulundukları yerde baskı, zulüm ve haksızlık hüküm sürer. Dolayısıyla böyle bir yerde Yüce Allah`ın buyrukları çiğnenmiş, ortadan kaldırılmış demektir.
Zorla güzellik olmaz.
İnsanların yapıları bir değildir. Bu bakımdan beğenme, hoşlanma duyguları da farklı farklıdır. Dolayısıyla bir kişiye beğenmediği bir şeyi zorla beğendirmeye çalışmak yanlış bir yola girmek demektir.
Zor oyunu bozar.
1. Zor kullanılarak işlemekte olan bir düzen bozulup durdurulabilir ya da istenen yöne çevrilebilir. 2. Bir oyun veya hile, güç kullanılarak kestirme yoldan boşa çıkarılabilir, işlemez kılınabilir.
Zurnada peşrev olmaz (ne çıkarsa bahtına).
Rast gele yapılan plânsız, programsız işlerde yöntem, kural aranmaz; işin sonucu da kestirilemez.
Züğürtlük zâdeliği bozar.
Zengin, varlıklı ve soylu kimseler yoksullaşıp parasız pulsuz kalınca zamanla soyluluklarını da yitirirler.
y harfi ile baslayan atasozleri ve aciklamalari
Yabancı koyun kenara yatar.
Bir yere, çevreye ya da bir topluma yeni gelen kimse, insanlarla hemen ilişki kurup kaynaşamaz; onların arasına giremez, uzakta durur. Çünkü yabancılık çeker. Oradaki insanlar da huyunu suyunu bilmedikleri bir adamı hemen aralarına almazlar zaten.
Yağına kıymayan, çöreğini yavan (yoz, kuru) yer.
Bir işten iyi sonuç alınmak isteniyorsa, o iş için lâzım olan şeyler eksiksiz kullanılmalı, gerekli fedakârlık gösterilmelidir. Yoksa kişi istediği verimi alamayacak, olumsuz ve kusurlu sonuca evet demek zorunda kalacaktır.
Yağmur yağsa kış değil mi? Kişi hâlini bilse hoş değil mi?
Her mevsim özelliğini açıkça ortaya kor. Yaz sıcağından, kış yağmur ve soğuğundan bellidir. Bunun gibi kişilerin de kendilerine has özellikleri ve nitelikleri vardır ki, toplumda bu yanları ile tanınırlar. O hâlde kişi bu özelliğini saklayıp başkalarını yanıltmamalıdır. Ne demişler: "Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol." Kişiye ancak bu yakışır.
Yakın (hayırlı) dost (komşu), hayırsız akrabadan (hısımdan) yeğdir (iyidir).
Sıkıntıya düşen kişi, öncelikle akrabalarından ilgi bekler, yardım ve iyilik umar. Ancak bu beklentileri boşa çıkmış, akrabaları yüzüne bakmamışlardır. Öte yandan dost ve komşuları onu yalnız bırakmamış, ilgi ve yardımlarını esirgememişlerdir. İşte bunun için hayırlı dost, hayırsız akrabadan daha iyidir.
Yalancı kim? İşittiğini söyleyen.
Yalan, aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen sözdür. Eğer kişi, öyle her duyduğunu doğru kabul edip aslını araştırmadan başkasına aktarırsa birilerini yanıltır; kendisi de yalancı konumuna düşer.
Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.
Yalan söylemeyi huy edinmiş kimselere kolay kolay kimse inanmaz. Kişilerin yalancı hakkındaki bu kanıları öyle pekişir ki, yalancının sözleri gerçeği yansıtsa bile onun bu sözlerine kimse inanmaz.
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Hayatını yalancılık üzerine oturtmuş olan insanlar, kendi yalanlarına destek olacak tedbirleri alırlar; bunun için de gerekli titizliği gösterip masrafa girerler.
Yalnız öküz, çifte (boyunduruğa) koşulmaz.
Her işin uygun bir yapılma biçimi vardır. Dolayısıyla iki kişinin ancak yapacağı bir işi, tek kişi ile yapmaya kalkışmak doğru bir hareket değildir.
Yalnız taş duvar olmaz.
İnsanlar bir arada yaşamak zorundadırlar. Bu zorunluluk bir dayanışmayı, yardımlaşmayı gerekli kılar. Nasıl ki tek taşla duvar yapılamazsa, insanlar da tek başlarına tüm işlerinin üstesinden gelemezler. Dolayısıyla diğer insanlarla ilişki kurmak, işbölümü yapmak, iş birliğine geçmek durumundadır.
Yanlış hesap Bağdat`tan döner.
Ortaya çıkan bir yanlışlık çok geç de olsa, ne olursa olsun düzeltilmelidir.
Yapı taşı, yapıdan kalmaz.
Değerli, elinden iş gelen kimse boşta kalmaz. Mutlaka kendisine bir iş bulunur.
Yarası olan gocunur.
Bir işte sorumlu aranırken kusurlu olan kimse, açığı ortaya çıkacak diye telâşa düşer.
Yarım elma, gönül (hatır) alma.
Sunulan armağan küçük de olsa, gönül almaya yeter. Çünkü önemli olan dostlarımızı unutmadığımızı, hatırladığımızı ortaya koymaktır.
Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.
Her işin bir ehli, ustası ya da uzmanı vardır. Bir iş, ehline değil de, yarım yamalak bir bilgiye sahip olan kişiye teslim edilirse, o işten iyi sonuç alınamaz. Hatta işin tamamen bozulduğu, kötü bir sonuç verdiği bile olur. Tecrübesi olmayan, acemi, kusurlu, eksik bir doktorun uyguladığı tedavi insanı ölüme götürebilir. Bunun gibi dinin ilkelerini iyi bilmeyen hoca da, insanları yanlış bilgilerle donatıp, onları, dine ters düşen yollara itebilir.
Yarınki kazdan, bugünkü tavuk yeğdir.
Bk. "Bugünkü tavuk..."
Yaş kesen, baş keser.
Ormanı meydana getiren ağaçlar bir memleketin can damarıdır. Yeşil tabiat, berrak su, temiz hava, yağmur, cıvıl cıvıl kuşlar, ağaçla birlikte vardır. Ağaçsız kalan yer kısa zamanda çöle döner, hayat orada son bulur. Öte yandan, ağaç memleket ekonomisine de sayısız katkılarda bulunur. Hem ekolojik denge, hem de iktisadi hayat açısından ağacı koruma görevi bir zorunluluktur. Bu bakımdan bir ağacı boş yere kesen, insan hayatına kıymış gibi suç işlemiş olur.
Yatan aslandan, gezen tilki yeğdir.
Çok güçlü olup da çalışmayan, soylu olup da bir şeyler üretmeyen, tembel tembel oturup onun bunun sırtından geçinen kimselerden; güçsüz olup da çalışan, boş oturmayan ve geçimini sağlamak için uğraşan kimseler daha iyidir.
Yatanın, yürüyene borcu var.
İhtiyaçlarını gidermek, yaşamak isteyen kişi paraya ihtiyaç duyar. Para da ancak çalışmakla elde edilir. Tembel tembel oturan, çalışmayan, zamanını boşa geçiren kimse para kazanamaz. Para olmayınca da ihtiyaçlarını sağa sola borçlanarak karşılama yoluna gider. Doğal olarak borçlandığı kimseler de çalışan, boş durmayan, zamanını değerlendiren kimselerdir.
Yatan kurttan, yeler tilki yeğdir.
Bk. "Yatan aslandan..."
Yavaş (yumuşak huylu) atın çiftesi pek (yavuz) olur.
Mizaç itibariyle ılımlı, uysal, kaba ve hırçın olmayan, kolay yola gelen insanlar genellikle çok sabırlı olurlar. Bunlar öyle olur olmaz şeye hemen öfkelenmezler, kızmazlar. Ancak kimi zaman öyle öfkelenip patlarlar ki yanlarında durulmaz. Kendilerinden hiç beklenilmeyen bu tepkinin tek sebebi, sabırlarının artık taşmış olmasıdır. Bu bakımdan bu gibi kimselerin yumuşak huylarına aldanıp da gereksiz yere üzerlerine gidilmemelidir.
Yavuz at, yemini (yavuz it ününü) kendi artırır.
Gayretli, girişken, çalışkan, görevini ihmal etmeyen, üzerine aldığı işi tam yapan kimseler bunun mükâfatını görürler.
Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır.
Edepsiz, arsız, ahlâksız, şarlatan, öyle kimseler vardır ki bunlar suç işlemekle kalmazlar, işledikleri suçu reddettikleri gibi, bir de bu suçu, zarar verdikleri kimseye yüklemeye ve onu susturmaya çalışırlar.
Yaza çıkardık danayı, beğenmez oldu anayı.
Anne-baba pek çok emek sarf edip zahmete katlanarak çocuklarını yetiştirip büyütürler. Ne var ki, büyüyen bu çocuklar kendilerini bu yaşa getiren anne-babalarını çoğu kez beğenmezler.
Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.
1. Yazın o sıcağında durmayan, güneşe aldırmadan çalışıp kazanan, yiyeceğini hazırlayan kişi kışın rahat eder; hiç sıkıntı çekmez. 2. Gençlikte çalışıp kazanan, har vurup harman savurmayan, varlık edinen kişi ihtiyarladığında rahat eder; sıkıntı çekmeden hayat sürer.
Yazın gölge hoş, kışın çuval boş.
1. Yazın çalışma, kazanma günleridir. Bu zamanlarda çalışmayıp keyiflerine bakanlar, gününü gün ederler, kışın zor şartlarında yiyecek bulamazlar; sıkıntıya düşer ve ona buna avuç açarlar. 2. Gençliğinde çalışmayıp tembel tembel oturan, eğlenceye dalan, mal-mülk edinmeyen, kazanç sağlamayan kimse ihtiyarlığında ya da hastalığında sıkıntıya düşer; perişan olur.
Yazın gölge kovan, kışın karın ovar.
Bk. "Yazın gölge hoş...".
Yeğniği yel alır, ağır yerinde kalır.
Kişiliksiz, ağırbaşlı olmayan, züppe-hoppa, gayri ciddî, bir sözü diğerini tutmayan, hafif meşrep, zayıf karakterli kimseler bir varlık gösteremezler; bir yerde tutunamadıkları gibi onun bunun oyuncağı da olurlar. Ama ağır başlı, tavırlarında ciddî, sözünde duran, kişilikli, ahlâklı kimselere kimse ilişemez; onlar bulundukları yerde kolayca barınırlar, işlerinde başarılı oldukları gibi sevilip sayılırlar da.
Yel, kayadan ne koparır (aparır).
Güçsüz, güçlüye etki edemez. Sağlam karakterli, kişilik sahibi, onurlu, ciddî kimselere öyle önemsiz etkiler hiçbir şey yapamaz. Sağlam bir temele oturmuş işleri de kimi olaylar kolay kolay etkileyip bozamaz.
Yemeyenin malını yerler (üstüne bir bardak bu içerler).
Kimi cimri kimseler para ve mallarını biriktirirler ama harcamaya, yemeye bir türlü kıyamazlar. Ne var ki, onların kıyıp da faydalanamadığı bu para veya malı sağlıklarında o ya da bu, öldükten sonra ise mirasçıları bir güzel yerler.
Yerdeki yüze basılmaz (kimse basmaz).
Ağırbaşlı, nazik, alçakgönüllü, ilişkilerinde ılımlı kimselere kimse hor gözle bakmaz; onları hırpalamaz, ezmeye çalışmaz. Bunun yanında felâkete uğramış, yenik düşmüş, muhtaç kimselere de merhametli davranılır.
Yerini bilmeyen, yılda bir kat urba eskitir.
Kişi neyle uğraşacağını, ne iş yapacağını, hangisinin kendisine uygun geleceğini bilmeli ve ona göre bir seçim yapıp çalışmaya başlamalıdır. Aksi takdirde bir işte tutunamayarak, sık sık yer değiştirecek, bundan ötürü de çok zarar görecektir.
Yerin kulağı var.
Ne kadar saklı tutulursa tutulsun, gizli konuşulan bir şey umulmadık bir yoldan başkalarınca mutlaka duyulur. Bu bakımdan elden geldiğince tedbirli olmalı, olur olmaz yerde konuşmamalıdır.
Yılana yumuşak diye el sunma.
Hiçbir şeyin dış görünüşüne bakarak bir eylemde bulunmamalı kişi. Kolay görünen iş çok zor, yumuşak huylu bir kimse çok sert, zararsız gibi görünen bir durum çok tehlikeli olabilir ve zarar görebilir insan.
Yılanın başı küçükken ezilmeli.
Daha küçükken tehlikeli olacağı, zarar vereceği anlaşılan bir şeyin, düşmanın veya bir durumun önüne hemen geçilmeli; büyümesine izin verilmeden ortadan kaldırılmalıdır.
Yıl uğursuzundur.
Kimi dönemlerde arsız, yüzsüz, ahlâksız, adaletsiz kimseler el üstünde tutulur. Böyle bir zamanda dürüst, namuslu, erdemli kimseler zalimlerin baskısı altında kalırlar.
Yırtıcı (alıcı) kuşun ömrü az olur.
Ona buna saldıran, zarar veren, onun bunun sırtından geçinen kimselerin düşmanı çok olur. Az zamanda, bunlar da düşmanlarının gazabına uğrarlar, hak ettikleri cezayı görürler.
Yiğidin malı meydandadır.
Yiğit, mert insanlar aynı zamanda cömert olurlar. Mallarını herkesin yararlanması için ortaya koyarlar.
Yiğidin sözü, demirin kertiği.
Yiğit, mert kimseler sözlerinin eridirler. Onlar verdikleri sözden geri dönmezler, sözlerini inkâr da etmezler. Bu tıpkı bir demir üzerine açılmış çentik gibi meydandadır, kolay kolay yok olmaz.
Yiğit arkasından vurulmaz.
1. Mert olan alçakça yollara baş vurmaz. Düşmanıyla yüz yüze dövüşür, onu arkasından vurmaya çalışmaz. 2. Yiğit bir kimsenin yokluğundan haydanılarak arkasından konuşulmaz, dedikodusu yapılmaz, kötülenmez ve iftira atılmaz.
Yiğit meydanda belli olur.
Atıp tutma, "ben şöyle yaparım, böyle ederim" demek, kişinin yiğit olduğunu göstermez. Asıl yiğit iş başında, kavgaya ve mücadeleye tutuştuğunda belli olur.
Yiğit yarasına yiğit katlanır.
Mert olanların derdinden ancak mert olanlar anlar. Öte yandan, bir yiğitten gelen saldırıya da herkes katlanamaz, buna ancak yiğit olanlar dayanabilir.
Yiğit yiğide at bağışlar.
Yiğit, mert olmasının yanında gözü tok ve cömerttir de. Kendisi gibi gözü pek olana her türlü fedakârlığı yapmaktan kaçınmaz. En kıymetli varlığını bile kolayca bağışlar.
Yoğurdum (ayranım) ekşidir diyen olmaz.
Bk. "Kimse ayranım..."
Yoksul âlâ ata binse, selâm almaz.
Edinip görmemiş, sonradan bir makama ya da varlığa kavuşmuş olan kimse, etrafa hava atmaya, herkese yukarıdan bakmaya başlar; kimseyi beğenmez olur. Hatta selâmı bile insanlardan esirger.
Yol bilen kervana katılmaz.
Bir işte bilgisi olan, onun nasıl yapılacağını bilen, işinin ehli kimse, çoğunlukla başkalarının yardımına ihtiyaç duymaz; işini kendisi görmeye çalışır.
Yolcu yolunda gerek.
1. Bir yerden bir yere doğru gitmeye hazırlanan kimse, kimi sebeplerden ötürü oyalanmamalı, zaman geçirmeden yoluna koyulmalıdır. 2. Bir amacı gerçekleştirmek için çalışan, gayret sarf eden kimse kimi sebeplere takılıp kalmamalı; vakit kaybetmemeli ve bir an önce hedefine varmalıdır.
Yoldan (yol ile) giden yorulmaz.
Bir işin yapılmasında tutulacak yol, yöntem ortaya çıkacak sonuç açısından oldukça önemlidir. Yapacağı iş için en uygun usulü seçen kimse, işini kolayca yapar, başarılı olur, başına gelecek türlü hâllerden de korunur.
Yoldan kal, yoldaştan kalma.
Yolculukta insanın başına türlü işler, sıkıntılar, belâlar gelebilir. Bunların halledilmesi içinde bir insana gerek duyulur. Bu gereklik, yolculukta candan bir arkadaşın önemini büyük kılar. Dolayısıyla insan, candan bir yol arkadaşı bulabilmek için hareketini erteleyebilir.
Yol sormakla bulunur.
Bir işe kalkışan ama nasıl yapılacağını bilmeyen kişi, takip etmesi gereken yolu bilenlere sorarak öğrenip bulur.
Yol yürümekle, borç ödemekle tükenir.
Yola çıkan orada burada oyalanırsa, gideceği yere bir türlü ulaşamaz; borçlu olan da ödemesini aksatır, geciktirir, günü gününe ödemezse hiçbir zaman borçtan yakasını kurtaramaz. Bunlar gibi yaptığı işin üzerine yeterince eğilmeyen, uyuşuk davranan, gerekli çalışma ve çabayı göstermeyen, işini zamanında yapmayan kişi, yaptığı işten olumlu bir sonuç alamaz.
Yularsız ata binilmez.
Nasıl ki yularsız bir at zapt edilip yönlendirilemezse; bir kurala, bir disipline bağlı olmayan iş, kuruluş ya da kişi de idare edilip yönetilemez. Dolayısıyla kargaşanın, başıbozukluğun hüküm sürdüğü bir yerde işin başına geçmek doğru değildir.
Yumurtasına hor bakan civcivini cılk eder.
1. Kişi elinde olan işe gereken önemi vermezse, o işten olumlu bir sonuç alamaz. 2. Elinin altındakilerine önem vermeyen, onları iyi eğitmeyen onlardan ne olumlu davranışlar, ne de iyi işler bekleyemez.
Yurdun otlusundan kutlusu yeğdir.
Kuşkusuz ki insan yaşadığı yerin verimli olmasını ister. Daha da önemlisi o yaşadığı yerde huzur ve mutluluk ister. Kişinin başını felâketlerden kurtaramadığı, rahat ve özgür yaşayamadığı yurt ne kadar verimli olursa olsun, kişi için bir anlam ifade etmez.
Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
Sürekli olarak iş değiştiren kimse bir başarı kazanamadığı gibi bir varlık da edinemez.
Yuvayı yapan dişi kuştur.
Evin dışındaki işler erkekten, içindeki işler de genellikle kadından sorulur. Bu bakımdan tertipli, geçinmesini bilen, çekip çeviren, en önemlisi tutumlu olan kadın ailesini huzurlu kılar; evin içine mutluluk getirir.
Yürük ata kamçı değmez.
Üzerine aldığı işi veya görevi aksatmadan, gerektiği gibi zamanında, en iyi şekilde yapan kişiye kimse bir şey diyemez.
Yürük at yemini kendi artırır.
Bir işte üstün çaba gösterenler, o ölçüde bir karşılık görürler.
Yüzü güzel olanın huyu da güzeldir.
Çoğunlukla kabul edilir ki, yüzü güzel olanın içi de güzeldir. Bu bakımdan insanın yüzü, içinin aynası olarak görülür. Eğer bir insanın yüzü hiç gülmez, asık suratlı olmaya devam ederse, o insanın katı yürekli, hoşgörüsüz, içinin de kötülükle dolu olduğuna hükmedilir. Eğer kişi güler yüzlüyse bu takdirde hoşgörülü, samimî, iyi yürekli, içten, duygulu, yumuşak huylu ve temiz olduğuna karar verilir. O hâlde denebilir ki, yüzü güzel görünen kişinin huyu da güzeldir.
Yüz verme arsız olur, az verme hırsız olur.
Bk. "Çok söyleme arsız olur..."
Yüz, yüzden utanır.
Bir aracı vasıtasıyla değil de, insanlar karşı karşıya gelince daha kolay uzlaşırlar. Çünkü böyle bir durumda herkes niyetini açıkça ortaya koyacak, isteyeceğini doğrudan isteyecek ve bir şeyini gizleyemeyecektir.
Bir yere, çevreye ya da bir topluma yeni gelen kimse, insanlarla hemen ilişki kurup kaynaşamaz; onların arasına giremez, uzakta durur. Çünkü yabancılık çeker. Oradaki insanlar da huyunu suyunu bilmedikleri bir adamı hemen aralarına almazlar zaten.
Yağına kıymayan, çöreğini yavan (yoz, kuru) yer.
Bir işten iyi sonuç alınmak isteniyorsa, o iş için lâzım olan şeyler eksiksiz kullanılmalı, gerekli fedakârlık gösterilmelidir. Yoksa kişi istediği verimi alamayacak, olumsuz ve kusurlu sonuca evet demek zorunda kalacaktır.
Yağmur yağsa kış değil mi? Kişi hâlini bilse hoş değil mi?
Her mevsim özelliğini açıkça ortaya kor. Yaz sıcağından, kış yağmur ve soğuğundan bellidir. Bunun gibi kişilerin de kendilerine has özellikleri ve nitelikleri vardır ki, toplumda bu yanları ile tanınırlar. O hâlde kişi bu özelliğini saklayıp başkalarını yanıltmamalıdır. Ne demişler: "Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol." Kişiye ancak bu yakışır.
Yakın (hayırlı) dost (komşu), hayırsız akrabadan (hısımdan) yeğdir (iyidir).
Sıkıntıya düşen kişi, öncelikle akrabalarından ilgi bekler, yardım ve iyilik umar. Ancak bu beklentileri boşa çıkmış, akrabaları yüzüne bakmamışlardır. Öte yandan dost ve komşuları onu yalnız bırakmamış, ilgi ve yardımlarını esirgememişlerdir. İşte bunun için hayırlı dost, hayırsız akrabadan daha iyidir.
Yalancı kim? İşittiğini söyleyen.
Yalan, aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen sözdür. Eğer kişi, öyle her duyduğunu doğru kabul edip aslını araştırmadan başkasına aktarırsa birilerini yanıltır; kendisi de yalancı konumuna düşer.
Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.
Yalan söylemeyi huy edinmiş kimselere kolay kolay kimse inanmaz. Kişilerin yalancı hakkındaki bu kanıları öyle pekişir ki, yalancının sözleri gerçeği yansıtsa bile onun bu sözlerine kimse inanmaz.
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Hayatını yalancılık üzerine oturtmuş olan insanlar, kendi yalanlarına destek olacak tedbirleri alırlar; bunun için de gerekli titizliği gösterip masrafa girerler.
Yalnız öküz, çifte (boyunduruğa) koşulmaz.
Her işin uygun bir yapılma biçimi vardır. Dolayısıyla iki kişinin ancak yapacağı bir işi, tek kişi ile yapmaya kalkışmak doğru bir hareket değildir.
Yalnız taş duvar olmaz.
İnsanlar bir arada yaşamak zorundadırlar. Bu zorunluluk bir dayanışmayı, yardımlaşmayı gerekli kılar. Nasıl ki tek taşla duvar yapılamazsa, insanlar da tek başlarına tüm işlerinin üstesinden gelemezler. Dolayısıyla diğer insanlarla ilişki kurmak, işbölümü yapmak, iş birliğine geçmek durumundadır.
Yanlış hesap Bağdat`tan döner.
Ortaya çıkan bir yanlışlık çok geç de olsa, ne olursa olsun düzeltilmelidir.
Yapı taşı, yapıdan kalmaz.
Değerli, elinden iş gelen kimse boşta kalmaz. Mutlaka kendisine bir iş bulunur.
Yarası olan gocunur.
Bir işte sorumlu aranırken kusurlu olan kimse, açığı ortaya çıkacak diye telâşa düşer.
Yarım elma, gönül (hatır) alma.
Sunulan armağan küçük de olsa, gönül almaya yeter. Çünkü önemli olan dostlarımızı unutmadığımızı, hatırladığımızı ortaya koymaktır.
Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.
Her işin bir ehli, ustası ya da uzmanı vardır. Bir iş, ehline değil de, yarım yamalak bir bilgiye sahip olan kişiye teslim edilirse, o işten iyi sonuç alınamaz. Hatta işin tamamen bozulduğu, kötü bir sonuç verdiği bile olur. Tecrübesi olmayan, acemi, kusurlu, eksik bir doktorun uyguladığı tedavi insanı ölüme götürebilir. Bunun gibi dinin ilkelerini iyi bilmeyen hoca da, insanları yanlış bilgilerle donatıp, onları, dine ters düşen yollara itebilir.
Yarınki kazdan, bugünkü tavuk yeğdir.
Bk. "Bugünkü tavuk..."
Yaş kesen, baş keser.
Ormanı meydana getiren ağaçlar bir memleketin can damarıdır. Yeşil tabiat, berrak su, temiz hava, yağmur, cıvıl cıvıl kuşlar, ağaçla birlikte vardır. Ağaçsız kalan yer kısa zamanda çöle döner, hayat orada son bulur. Öte yandan, ağaç memleket ekonomisine de sayısız katkılarda bulunur. Hem ekolojik denge, hem de iktisadi hayat açısından ağacı koruma görevi bir zorunluluktur. Bu bakımdan bir ağacı boş yere kesen, insan hayatına kıymış gibi suç işlemiş olur.
Yatan aslandan, gezen tilki yeğdir.
Çok güçlü olup da çalışmayan, soylu olup da bir şeyler üretmeyen, tembel tembel oturup onun bunun sırtından geçinen kimselerden; güçsüz olup da çalışan, boş oturmayan ve geçimini sağlamak için uğraşan kimseler daha iyidir.
Yatanın, yürüyene borcu var.
İhtiyaçlarını gidermek, yaşamak isteyen kişi paraya ihtiyaç duyar. Para da ancak çalışmakla elde edilir. Tembel tembel oturan, çalışmayan, zamanını boşa geçiren kimse para kazanamaz. Para olmayınca da ihtiyaçlarını sağa sola borçlanarak karşılama yoluna gider. Doğal olarak borçlandığı kimseler de çalışan, boş durmayan, zamanını değerlendiren kimselerdir.
Yatan kurttan, yeler tilki yeğdir.
Bk. "Yatan aslandan..."
Yavaş (yumuşak huylu) atın çiftesi pek (yavuz) olur.
Mizaç itibariyle ılımlı, uysal, kaba ve hırçın olmayan, kolay yola gelen insanlar genellikle çok sabırlı olurlar. Bunlar öyle olur olmaz şeye hemen öfkelenmezler, kızmazlar. Ancak kimi zaman öyle öfkelenip patlarlar ki yanlarında durulmaz. Kendilerinden hiç beklenilmeyen bu tepkinin tek sebebi, sabırlarının artık taşmış olmasıdır. Bu bakımdan bu gibi kimselerin yumuşak huylarına aldanıp da gereksiz yere üzerlerine gidilmemelidir.
Yavuz at, yemini (yavuz it ününü) kendi artırır.
Gayretli, girişken, çalışkan, görevini ihmal etmeyen, üzerine aldığı işi tam yapan kimseler bunun mükâfatını görürler.
Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır.
Edepsiz, arsız, ahlâksız, şarlatan, öyle kimseler vardır ki bunlar suç işlemekle kalmazlar, işledikleri suçu reddettikleri gibi, bir de bu suçu, zarar verdikleri kimseye yüklemeye ve onu susturmaya çalışırlar.
Yaza çıkardık danayı, beğenmez oldu anayı.
Anne-baba pek çok emek sarf edip zahmete katlanarak çocuklarını yetiştirip büyütürler. Ne var ki, büyüyen bu çocuklar kendilerini bu yaşa getiren anne-babalarını çoğu kez beğenmezler.
Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.
1. Yazın o sıcağında durmayan, güneşe aldırmadan çalışıp kazanan, yiyeceğini hazırlayan kişi kışın rahat eder; hiç sıkıntı çekmez. 2. Gençlikte çalışıp kazanan, har vurup harman savurmayan, varlık edinen kişi ihtiyarladığında rahat eder; sıkıntı çekmeden hayat sürer.
Yazın gölge hoş, kışın çuval boş.
1. Yazın çalışma, kazanma günleridir. Bu zamanlarda çalışmayıp keyiflerine bakanlar, gününü gün ederler, kışın zor şartlarında yiyecek bulamazlar; sıkıntıya düşer ve ona buna avuç açarlar. 2. Gençliğinde çalışmayıp tembel tembel oturan, eğlenceye dalan, mal-mülk edinmeyen, kazanç sağlamayan kimse ihtiyarlığında ya da hastalığında sıkıntıya düşer; perişan olur.
Yazın gölge kovan, kışın karın ovar.
Bk. "Yazın gölge hoş...".
Yeğniği yel alır, ağır yerinde kalır.
Kişiliksiz, ağırbaşlı olmayan, züppe-hoppa, gayri ciddî, bir sözü diğerini tutmayan, hafif meşrep, zayıf karakterli kimseler bir varlık gösteremezler; bir yerde tutunamadıkları gibi onun bunun oyuncağı da olurlar. Ama ağır başlı, tavırlarında ciddî, sözünde duran, kişilikli, ahlâklı kimselere kimse ilişemez; onlar bulundukları yerde kolayca barınırlar, işlerinde başarılı oldukları gibi sevilip sayılırlar da.
Yel, kayadan ne koparır (aparır).
Güçsüz, güçlüye etki edemez. Sağlam karakterli, kişilik sahibi, onurlu, ciddî kimselere öyle önemsiz etkiler hiçbir şey yapamaz. Sağlam bir temele oturmuş işleri de kimi olaylar kolay kolay etkileyip bozamaz.
Yemeyenin malını yerler (üstüne bir bardak bu içerler).
Kimi cimri kimseler para ve mallarını biriktirirler ama harcamaya, yemeye bir türlü kıyamazlar. Ne var ki, onların kıyıp da faydalanamadığı bu para veya malı sağlıklarında o ya da bu, öldükten sonra ise mirasçıları bir güzel yerler.
Yerdeki yüze basılmaz (kimse basmaz).
Ağırbaşlı, nazik, alçakgönüllü, ilişkilerinde ılımlı kimselere kimse hor gözle bakmaz; onları hırpalamaz, ezmeye çalışmaz. Bunun yanında felâkete uğramış, yenik düşmüş, muhtaç kimselere de merhametli davranılır.
Yerini bilmeyen, yılda bir kat urba eskitir.
Kişi neyle uğraşacağını, ne iş yapacağını, hangisinin kendisine uygun geleceğini bilmeli ve ona göre bir seçim yapıp çalışmaya başlamalıdır. Aksi takdirde bir işte tutunamayarak, sık sık yer değiştirecek, bundan ötürü de çok zarar görecektir.
Yerin kulağı var.
Ne kadar saklı tutulursa tutulsun, gizli konuşulan bir şey umulmadık bir yoldan başkalarınca mutlaka duyulur. Bu bakımdan elden geldiğince tedbirli olmalı, olur olmaz yerde konuşmamalıdır.
Yılana yumuşak diye el sunma.
Hiçbir şeyin dış görünüşüne bakarak bir eylemde bulunmamalı kişi. Kolay görünen iş çok zor, yumuşak huylu bir kimse çok sert, zararsız gibi görünen bir durum çok tehlikeli olabilir ve zarar görebilir insan.
Yılanın başı küçükken ezilmeli.
Daha küçükken tehlikeli olacağı, zarar vereceği anlaşılan bir şeyin, düşmanın veya bir durumun önüne hemen geçilmeli; büyümesine izin verilmeden ortadan kaldırılmalıdır.
Yıl uğursuzundur.
Kimi dönemlerde arsız, yüzsüz, ahlâksız, adaletsiz kimseler el üstünde tutulur. Böyle bir zamanda dürüst, namuslu, erdemli kimseler zalimlerin baskısı altında kalırlar.
Yırtıcı (alıcı) kuşun ömrü az olur.
Ona buna saldıran, zarar veren, onun bunun sırtından geçinen kimselerin düşmanı çok olur. Az zamanda, bunlar da düşmanlarının gazabına uğrarlar, hak ettikleri cezayı görürler.
Yiğidin malı meydandadır.
Yiğit, mert insanlar aynı zamanda cömert olurlar. Mallarını herkesin yararlanması için ortaya koyarlar.
Yiğidin sözü, demirin kertiği.
Yiğit, mert kimseler sözlerinin eridirler. Onlar verdikleri sözden geri dönmezler, sözlerini inkâr da etmezler. Bu tıpkı bir demir üzerine açılmış çentik gibi meydandadır, kolay kolay yok olmaz.
Yiğit arkasından vurulmaz.
1. Mert olan alçakça yollara baş vurmaz. Düşmanıyla yüz yüze dövüşür, onu arkasından vurmaya çalışmaz. 2. Yiğit bir kimsenin yokluğundan haydanılarak arkasından konuşulmaz, dedikodusu yapılmaz, kötülenmez ve iftira atılmaz.
Yiğit meydanda belli olur.
Atıp tutma, "ben şöyle yaparım, böyle ederim" demek, kişinin yiğit olduğunu göstermez. Asıl yiğit iş başında, kavgaya ve mücadeleye tutuştuğunda belli olur.
Yiğit yarasına yiğit katlanır.
Mert olanların derdinden ancak mert olanlar anlar. Öte yandan, bir yiğitten gelen saldırıya da herkes katlanamaz, buna ancak yiğit olanlar dayanabilir.
Yiğit yiğide at bağışlar.
Yiğit, mert olmasının yanında gözü tok ve cömerttir de. Kendisi gibi gözü pek olana her türlü fedakârlığı yapmaktan kaçınmaz. En kıymetli varlığını bile kolayca bağışlar.
Yoğurdum (ayranım) ekşidir diyen olmaz.
Bk. "Kimse ayranım..."
Yoksul âlâ ata binse, selâm almaz.
Edinip görmemiş, sonradan bir makama ya da varlığa kavuşmuş olan kimse, etrafa hava atmaya, herkese yukarıdan bakmaya başlar; kimseyi beğenmez olur. Hatta selâmı bile insanlardan esirger.
Yol bilen kervana katılmaz.
Bir işte bilgisi olan, onun nasıl yapılacağını bilen, işinin ehli kimse, çoğunlukla başkalarının yardımına ihtiyaç duymaz; işini kendisi görmeye çalışır.
Yolcu yolunda gerek.
1. Bir yerden bir yere doğru gitmeye hazırlanan kimse, kimi sebeplerden ötürü oyalanmamalı, zaman geçirmeden yoluna koyulmalıdır. 2. Bir amacı gerçekleştirmek için çalışan, gayret sarf eden kimse kimi sebeplere takılıp kalmamalı; vakit kaybetmemeli ve bir an önce hedefine varmalıdır.
Yoldan (yol ile) giden yorulmaz.
Bir işin yapılmasında tutulacak yol, yöntem ortaya çıkacak sonuç açısından oldukça önemlidir. Yapacağı iş için en uygun usulü seçen kimse, işini kolayca yapar, başarılı olur, başına gelecek türlü hâllerden de korunur.
Yoldan kal, yoldaştan kalma.
Yolculukta insanın başına türlü işler, sıkıntılar, belâlar gelebilir. Bunların halledilmesi içinde bir insana gerek duyulur. Bu gereklik, yolculukta candan bir arkadaşın önemini büyük kılar. Dolayısıyla insan, candan bir yol arkadaşı bulabilmek için hareketini erteleyebilir.
Yol sormakla bulunur.
Bir işe kalkışan ama nasıl yapılacağını bilmeyen kişi, takip etmesi gereken yolu bilenlere sorarak öğrenip bulur.
Yol yürümekle, borç ödemekle tükenir.
Yola çıkan orada burada oyalanırsa, gideceği yere bir türlü ulaşamaz; borçlu olan da ödemesini aksatır, geciktirir, günü gününe ödemezse hiçbir zaman borçtan yakasını kurtaramaz. Bunlar gibi yaptığı işin üzerine yeterince eğilmeyen, uyuşuk davranan, gerekli çalışma ve çabayı göstermeyen, işini zamanında yapmayan kişi, yaptığı işten olumlu bir sonuç alamaz.
Yularsız ata binilmez.
Nasıl ki yularsız bir at zapt edilip yönlendirilemezse; bir kurala, bir disipline bağlı olmayan iş, kuruluş ya da kişi de idare edilip yönetilemez. Dolayısıyla kargaşanın, başıbozukluğun hüküm sürdüğü bir yerde işin başına geçmek doğru değildir.
Yumurtasına hor bakan civcivini cılk eder.
1. Kişi elinde olan işe gereken önemi vermezse, o işten olumlu bir sonuç alamaz. 2. Elinin altındakilerine önem vermeyen, onları iyi eğitmeyen onlardan ne olumlu davranışlar, ne de iyi işler bekleyemez.
Yurdun otlusundan kutlusu yeğdir.
Kuşkusuz ki insan yaşadığı yerin verimli olmasını ister. Daha da önemlisi o yaşadığı yerde huzur ve mutluluk ister. Kişinin başını felâketlerden kurtaramadığı, rahat ve özgür yaşayamadığı yurt ne kadar verimli olursa olsun, kişi için bir anlam ifade etmez.
Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
Sürekli olarak iş değiştiren kimse bir başarı kazanamadığı gibi bir varlık da edinemez.
Yuvayı yapan dişi kuştur.
Evin dışındaki işler erkekten, içindeki işler de genellikle kadından sorulur. Bu bakımdan tertipli, geçinmesini bilen, çekip çeviren, en önemlisi tutumlu olan kadın ailesini huzurlu kılar; evin içine mutluluk getirir.
Yürük ata kamçı değmez.
Üzerine aldığı işi veya görevi aksatmadan, gerektiği gibi zamanında, en iyi şekilde yapan kişiye kimse bir şey diyemez.
Yürük at yemini kendi artırır.
Bir işte üstün çaba gösterenler, o ölçüde bir karşılık görürler.
Yüzü güzel olanın huyu da güzeldir.
Çoğunlukla kabul edilir ki, yüzü güzel olanın içi de güzeldir. Bu bakımdan insanın yüzü, içinin aynası olarak görülür. Eğer bir insanın yüzü hiç gülmez, asık suratlı olmaya devam ederse, o insanın katı yürekli, hoşgörüsüz, içinin de kötülükle dolu olduğuna hükmedilir. Eğer kişi güler yüzlüyse bu takdirde hoşgörülü, samimî, iyi yürekli, içten, duygulu, yumuşak huylu ve temiz olduğuna karar verilir. O hâlde denebilir ki, yüzü güzel görünen kişinin huyu da güzeldir.
Yüz verme arsız olur, az verme hırsız olur.
Bk. "Çok söyleme arsız olur..."
Yüz, yüzden utanır.
Bir aracı vasıtasıyla değil de, insanlar karşı karşıya gelince daha kolay uzlaşırlar. Çünkü böyle bir durumda herkes niyetini açıkça ortaya koyacak, isteyeceğini doğrudan isteyecek ve bir şeyini gizleyemeyecektir.
v harfi ile baslayan atasozleri ve aciklamalari
Vakit nakittir.
Bir işin yapılmasında sermaye ve emek ne kadar değerliyse, zaman da o kadar değerlidir. Çünkü her iş, bir zaman dilimi içinde gerçekleşir. Bir işte kullanılmadan geçirilen zaman bir kayıptır ve bu zamanı bir daha elde etmek mümkün değildir. Dolayısıyla zamanın kaybı iş kaybına, iş kaybı da para kaybına yol açar. Bu bakımdan zamanın en küçük parçasını bile boşa geçirmemeli, iyi değerlendirmelidir.
Vakitsiz öten horozun başını keserler.
Her işin olduğu gibi, her sözün de uygun bir yeri ve zamanı vardır. Uygun olan bir zamanda söylenmeyen, yerli yersiz ortaya atılan, densizce sarf edilen sözler birilerinin tepkisini çeker; rahatsızlığa neden olur, büyük zarara yol açar. Vakitsiz öten horozdan, ancak onu keserek kurtulan insanlar; yerinde ve zamanında konuşmayan insanı da cezalandırıp susturmakta hiç tereddüt etmezler.
Var evi, kerem evi; yok evi, verem evi.
Bir kişinin bağışta bulunabilmesi, iyilik yapabilmesi için varlıklı, zengin ve mal mülk sahibi olması gereklidir. Bu varlığa kavuşmuş ailenin evinde ikram ziyadesiyle yapılır, konuklar kusursuzca ağırlanır, ihtiyaç sahiplerine gereken yardım eli uzatılır. Buna karşılık yoksulun evinde dert, sıkıntı ve yokluktan başka bir şeye rastlanmaz.
Varını veren utanmamış.
Kendisinden bir şey isteyene elinde ne varsa onu verebilir kişi. Verdiği şey az diye bundan utanmamalıdır; tam aksine bu davranışı soyluca bir davranıştır. Çünkü iyiliğin çoğu kadar azı da değerlidir. O hâlde küçük ve önemsiz de olsa, kişi verebileceği kadarını vermelidir.
Var ne bilsin yok hâlinden.
Bk. "Tok, acın hâlinden..."
Varsa (var mı) pulun, herkes kulun; yoksa (yok mu) pulun, dardır yolun (Paran varsa, cümle âlem kulun; paran yoksa, tımarhane yolun).
Varlık, zenginlik, mal-mülk herkesi kendine çeker. Bunları kim elinde tutuyorsa, insanlar onun etrafında pervane olur, herkes ona yaklaşır, hizmet eder, saygı gösterir, emrine koşar. Yoksul kişide ise ne para pul, ne de mal-mülk vardır. Bu sebeple onların yüzüne kimse bakmaz; ömürlerini sıkıntı, darlık ve yokluk içinde geçirirler. Hatta kimi zaman çektikleri bu sıkıntılar yüzünden bunalıp deli bile olabilirler.
Var varlatır, yok söyletir.
Para parayı çeker; varlıklı kişiler, paralarını kullanarak daha çok kazanır, varlıklarına varlık katarlar. Bu varlıkları, onlara ayrıca yüksekten atma ve övünme gücü de verir. Yoksul kişinin elinden ise sadece sızlanmak, yakınmak ve dert yanmak gelir.
Veren eli herkes öper.
Cimri olmayan, ona buna yardım elini uzatan, eli açık olan, iyilik yapan kimseyi pek çok kişi sever; ona saygı duyar.
Verip pişman olmaktansa, vermeyip düşman olmak yeğdir.
Sizden ödünç veya borç istendiğinde (eşya, para) verdiğiniz şey size zamanında ödenmezse, ya da yıpratılarak geri iade edilirse canınız oldukça sıkılır. Verdiğinize pişman olursunuz. Vermemiş olsaydınız bu sefer karşı taraf size kırılmış olacaktı. Görüldüğü gibi her iki durumda da kırgınlık olacak ve dostluk bozulacaktır. O hâlde vermeyip dostluğu bozmak daha iyidir. Çünkü bu durumda hiç olmazsa malınız ya da paranız sizde kalacaktır.
Verirsen doyur, vurursan duyur.
Bir yardımda bulunacak, bir iyilik yapacaksanız bu mutlaka bir işe yaramalı; doyurucu ve karşı tarafın ihtiyacını giderici nitelikte olmalıdır. Çünkü gelişigüzel, baştan savma, yarı buçuk yapılan yardımlar pek işe yaramaz. Bir kavgaya tutuşmadan önce hasmını bu kavgadan haberdar etmek de mertlik gereğidir. Ansızın, habersiz saldırmak er kişiye yakışmaz.
Verirsen veresiye, batarsın karasuya.
Parasını daha sonra olmak şartıyla kimseye mal verme. Yoksa zararlı çıkarsın, hatta batabilirsin de. Çünkü veresiye alıp da borçlarını ödemeyenler çok görülmüş, müşterilerin de bu tutumu yüzünden kimi esnaflar ya batmış, ya da batma tehlikesi atlatmışlardır.
Vermeyince Mabud, neylesin Mahmud.
Her şey Yüce Allah`ın takdiri iledir. Kimine zenginlik, kimine darlık, kimine de ilim verir. Eğer Yüce Allah, bir kimseye geniş bir imkân, belirli bir yetenek ve zenginlik nasip etmemişse, kulun yapacağı hiçbir şey yoktur. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın boşunadır, eline nasibinden fazlası geçmez.
Bir işin yapılmasında sermaye ve emek ne kadar değerliyse, zaman da o kadar değerlidir. Çünkü her iş, bir zaman dilimi içinde gerçekleşir. Bir işte kullanılmadan geçirilen zaman bir kayıptır ve bu zamanı bir daha elde etmek mümkün değildir. Dolayısıyla zamanın kaybı iş kaybına, iş kaybı da para kaybına yol açar. Bu bakımdan zamanın en küçük parçasını bile boşa geçirmemeli, iyi değerlendirmelidir.
Vakitsiz öten horozun başını keserler.
Her işin olduğu gibi, her sözün de uygun bir yeri ve zamanı vardır. Uygun olan bir zamanda söylenmeyen, yerli yersiz ortaya atılan, densizce sarf edilen sözler birilerinin tepkisini çeker; rahatsızlığa neden olur, büyük zarara yol açar. Vakitsiz öten horozdan, ancak onu keserek kurtulan insanlar; yerinde ve zamanında konuşmayan insanı da cezalandırıp susturmakta hiç tereddüt etmezler.
Var evi, kerem evi; yok evi, verem evi.
Bir kişinin bağışta bulunabilmesi, iyilik yapabilmesi için varlıklı, zengin ve mal mülk sahibi olması gereklidir. Bu varlığa kavuşmuş ailenin evinde ikram ziyadesiyle yapılır, konuklar kusursuzca ağırlanır, ihtiyaç sahiplerine gereken yardım eli uzatılır. Buna karşılık yoksulun evinde dert, sıkıntı ve yokluktan başka bir şeye rastlanmaz.
Varını veren utanmamış.
Kendisinden bir şey isteyene elinde ne varsa onu verebilir kişi. Verdiği şey az diye bundan utanmamalıdır; tam aksine bu davranışı soyluca bir davranıştır. Çünkü iyiliğin çoğu kadar azı da değerlidir. O hâlde küçük ve önemsiz de olsa, kişi verebileceği kadarını vermelidir.
Var ne bilsin yok hâlinden.
Bk. "Tok, acın hâlinden..."
Varsa (var mı) pulun, herkes kulun; yoksa (yok mu) pulun, dardır yolun (Paran varsa, cümle âlem kulun; paran yoksa, tımarhane yolun).
Varlık, zenginlik, mal-mülk herkesi kendine çeker. Bunları kim elinde tutuyorsa, insanlar onun etrafında pervane olur, herkes ona yaklaşır, hizmet eder, saygı gösterir, emrine koşar. Yoksul kişide ise ne para pul, ne de mal-mülk vardır. Bu sebeple onların yüzüne kimse bakmaz; ömürlerini sıkıntı, darlık ve yokluk içinde geçirirler. Hatta kimi zaman çektikleri bu sıkıntılar yüzünden bunalıp deli bile olabilirler.
Var varlatır, yok söyletir.
Para parayı çeker; varlıklı kişiler, paralarını kullanarak daha çok kazanır, varlıklarına varlık katarlar. Bu varlıkları, onlara ayrıca yüksekten atma ve övünme gücü de verir. Yoksul kişinin elinden ise sadece sızlanmak, yakınmak ve dert yanmak gelir.
Veren eli herkes öper.
Cimri olmayan, ona buna yardım elini uzatan, eli açık olan, iyilik yapan kimseyi pek çok kişi sever; ona saygı duyar.
Verip pişman olmaktansa, vermeyip düşman olmak yeğdir.
Sizden ödünç veya borç istendiğinde (eşya, para) verdiğiniz şey size zamanında ödenmezse, ya da yıpratılarak geri iade edilirse canınız oldukça sıkılır. Verdiğinize pişman olursunuz. Vermemiş olsaydınız bu sefer karşı taraf size kırılmış olacaktı. Görüldüğü gibi her iki durumda da kırgınlık olacak ve dostluk bozulacaktır. O hâlde vermeyip dostluğu bozmak daha iyidir. Çünkü bu durumda hiç olmazsa malınız ya da paranız sizde kalacaktır.
Verirsen doyur, vurursan duyur.
Bir yardımda bulunacak, bir iyilik yapacaksanız bu mutlaka bir işe yaramalı; doyurucu ve karşı tarafın ihtiyacını giderici nitelikte olmalıdır. Çünkü gelişigüzel, baştan savma, yarı buçuk yapılan yardımlar pek işe yaramaz. Bir kavgaya tutuşmadan önce hasmını bu kavgadan haberdar etmek de mertlik gereğidir. Ansızın, habersiz saldırmak er kişiye yakışmaz.
Verirsen veresiye, batarsın karasuya.
Parasını daha sonra olmak şartıyla kimseye mal verme. Yoksa zararlı çıkarsın, hatta batabilirsin de. Çünkü veresiye alıp da borçlarını ödemeyenler çok görülmüş, müşterilerin de bu tutumu yüzünden kimi esnaflar ya batmış, ya da batma tehlikesi atlatmışlardır.
Vermeyince Mabud, neylesin Mahmud.
Her şey Yüce Allah`ın takdiri iledir. Kimine zenginlik, kimine darlık, kimine de ilim verir. Eğer Yüce Allah, bir kimseye geniş bir imkân, belirli bir yetenek ve zenginlik nasip etmemişse, kulun yapacağı hiçbir şey yoktur. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın boşunadır, eline nasibinden fazlası geçmez.
ü harfi ile baslayan atasozleri ve aciklamalari
Üçlenmemiş eken, olmamış biçer.
Her işin belirli bir yapılma biçimi ve ortamı vardır. Gerekli şartları yerine getirilmeden yapılan işlerden verimli sonuç alınamaz.
Ürümesini (ürmesini) bilmeyen köpek (it), sürüye kurt getirir.
1. Beceriksiz kimseler iyilik yapayım derken çoklukla hem kendilerini, hem de başkalarını zarara sokarlar. 2. Neyi, ne zaman, nasıl söyleyeceğini bilmeyen kimseler hem kendilerinin, hem de başkalarının başına dert açarlar.
Ürüyen köpek ısırmaz (kapmaz).
Bağırıp çağırarak başkalarını korkutmak isteyen kimseden saldırı beklenmez. Kötülük yapacak kişi, bu niyetini gizli tutar; belli etmez ve gürültüye patırtıya yer vermez.
Üşenenin (utananın, erinenin) oğlu kızı olmamış.
Çok üşenen, tembel tembel oturan, gevşek davranan, içinde bir çalışma isteği duymayan kimse bir şey elde edemez. Bir şey elde etmek isteyen, onu elde edecek yola baş vurmalıdır. sözgelimi oğul-kız isteyen önce evlenmek zorundadır.
Üzüm üzüme baka baka kararır.
Her zaman bir arada bulunan, arkadaşlık eden, bir çevrede yaşamaya çalışan kimseler birbirlerinden etkilenirler; birbirlerinin özelliklerini, huylarını ve alışkanlıklarını kaparlar. Bk. "Körle yatan..."
Her işin belirli bir yapılma biçimi ve ortamı vardır. Gerekli şartları yerine getirilmeden yapılan işlerden verimli sonuç alınamaz.
Ürümesini (ürmesini) bilmeyen köpek (it), sürüye kurt getirir.
1. Beceriksiz kimseler iyilik yapayım derken çoklukla hem kendilerini, hem de başkalarını zarara sokarlar. 2. Neyi, ne zaman, nasıl söyleyeceğini bilmeyen kimseler hem kendilerinin, hem de başkalarının başına dert açarlar.
Ürüyen köpek ısırmaz (kapmaz).
Bağırıp çağırarak başkalarını korkutmak isteyen kimseden saldırı beklenmez. Kötülük yapacak kişi, bu niyetini gizli tutar; belli etmez ve gürültüye patırtıya yer vermez.
Üşenenin (utananın, erinenin) oğlu kızı olmamış.
Çok üşenen, tembel tembel oturan, gevşek davranan, içinde bir çalışma isteği duymayan kimse bir şey elde edemez. Bir şey elde etmek isteyen, onu elde edecek yola baş vurmalıdır. sözgelimi oğul-kız isteyen önce evlenmek zorundadır.
Üzüm üzüme baka baka kararır.
Her zaman bir arada bulunan, arkadaşlık eden, bir çevrede yaşamaya çalışan kimseler birbirlerinden etkilenirler; birbirlerinin özelliklerini, huylarını ve alışkanlıklarını kaparlar. Bk. "Körle yatan..."
u harfi ile baslayan atasozleri ve aciklamalari
Ucuz alan pahalı alır (pahalı alan aldanmaz).
Ucuz alınan mal genellikle kötü, dayanıksız ve çürük maldır. Kolay yıpranır, eskir ve çabuk atılır. İster istemez yerine yenisinin alınması zorunlu olur, tekrar masrafa girilir. Dolayısıyla pahalıya alınmış gibi olur.
Ucuz etin yahnisi yenmez (tatsız olur).
Ucuza alınan, maledilen şeylerde nitelik bulunmaz; ya çürük, ya kötü, ya da hilelidir. Bu sebeple, bu tür mallardan istenildiği gibi fayda sağlanamaz.
Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti.
Bir malın fiyatı niteliğine göredir. Bu sebeple ucuz şeylerin ucuzluğuna tamah etmemeli, pahalı şeylerin de pahalılığından korkmamalıdır. Çünkü ucuz olan çürük, kötü ve dayanıksız olur çoklukla; pahalı olan da kaliteli, değerli ve sağlamdır.
Ulular köprü olsa basıp geçme.
Erdemli, büyük ve yaşlı kimselere karşı daima saygılı ol, hürmette kusur etme, onları incitecek davranışlardan kaçın. Çünkü onlar gerek yaşları, gerek tecrübeleri, gerekse erdemleri bakımından buna lâyıktırlar.
Ulu sözü dinlemeyen, uluyakalır.
Büyüklerin, erdemli kişilerin uzun tecrübelere dayanan sözlerine ve uyarılarına kulak asmayan kimse, türlü çıkmazlarla karşılaşır ve sonunda sızlanıp durur.
Ummadığın taş baş yarar.
Küçük ve önemsiz görülen kişi ya da nesneler, çoğu kez büyük etkiler yaparlar; umulmadık işler görürler.
Umut, fakirin ekmeğidir.
Sıkıntı içinde bulunan, yokluk çeken yoksul kişi, içinde bulunduğu durumdan bir gün kurtulacağını, bolluğa ve rahata kavuşacağını umar ve bu umuşdan doğan güven duygusuyla yaşamaya çalışır.
Ustanın çekici bin altın.
Usta kişi, bir zanaatı uzun denemeler sonucu gereği gibi öğrenmiş olan ve kendi başına yapabilen kimsedir. İşinin hemen tüm inceliklerini kavramıştır. Bu bakımdan pek çok kimsenin uğraşıp da yapamadığı işi kolayca yapıverir o. Dolayısıyla onun çok küçük gibi görülen emeği bile oldukça kıymetlidir.
Uşağı işe koş, sen de ardına düş.
Bk. "Çocuğa iş buyur,..." Utanma pazar, dostluğu bozar.
Yakın tanıdıklar arasında yapılan alış verişte, taraflar birbirlerinden utanıp sıkılırlar ve gerçek niyetlerini ayıp olur düşüncesiyle söyleyip ortaya koyamazlar. Ancak bu durum çok geçmeden anlaşmazlıklara, tartışmalara sebep olur; dostluğu zedeleyip bozar.
Uyuyan yılanın kuyruğuna basma (basılmaz).
Şimdilik zararı dokunmayan kötü bir kimsenin yeni bir kötülük yapmasına fırsat vermek doğru değildir.
Ucuz alınan mal genellikle kötü, dayanıksız ve çürük maldır. Kolay yıpranır, eskir ve çabuk atılır. İster istemez yerine yenisinin alınması zorunlu olur, tekrar masrafa girilir. Dolayısıyla pahalıya alınmış gibi olur.
Ucuz etin yahnisi yenmez (tatsız olur).
Ucuza alınan, maledilen şeylerde nitelik bulunmaz; ya çürük, ya kötü, ya da hilelidir. Bu sebeple, bu tür mallardan istenildiği gibi fayda sağlanamaz.
Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti.
Bir malın fiyatı niteliğine göredir. Bu sebeple ucuz şeylerin ucuzluğuna tamah etmemeli, pahalı şeylerin de pahalılığından korkmamalıdır. Çünkü ucuz olan çürük, kötü ve dayanıksız olur çoklukla; pahalı olan da kaliteli, değerli ve sağlamdır.
Ulular köprü olsa basıp geçme.
Erdemli, büyük ve yaşlı kimselere karşı daima saygılı ol, hürmette kusur etme, onları incitecek davranışlardan kaçın. Çünkü onlar gerek yaşları, gerek tecrübeleri, gerekse erdemleri bakımından buna lâyıktırlar.
Ulu sözü dinlemeyen, uluyakalır.
Büyüklerin, erdemli kişilerin uzun tecrübelere dayanan sözlerine ve uyarılarına kulak asmayan kimse, türlü çıkmazlarla karşılaşır ve sonunda sızlanıp durur.
Ummadığın taş baş yarar.
Küçük ve önemsiz görülen kişi ya da nesneler, çoğu kez büyük etkiler yaparlar; umulmadık işler görürler.
Umut, fakirin ekmeğidir.
Sıkıntı içinde bulunan, yokluk çeken yoksul kişi, içinde bulunduğu durumdan bir gün kurtulacağını, bolluğa ve rahata kavuşacağını umar ve bu umuşdan doğan güven duygusuyla yaşamaya çalışır.
Ustanın çekici bin altın.
Usta kişi, bir zanaatı uzun denemeler sonucu gereği gibi öğrenmiş olan ve kendi başına yapabilen kimsedir. İşinin hemen tüm inceliklerini kavramıştır. Bu bakımdan pek çok kimsenin uğraşıp da yapamadığı işi kolayca yapıverir o. Dolayısıyla onun çok küçük gibi görülen emeği bile oldukça kıymetlidir.
Uşağı işe koş, sen de ardına düş.
Bk. "Çocuğa iş buyur,..." Utanma pazar, dostluğu bozar.
Yakın tanıdıklar arasında yapılan alış verişte, taraflar birbirlerinden utanıp sıkılırlar ve gerçek niyetlerini ayıp olur düşüncesiyle söyleyip ortaya koyamazlar. Ancak bu durum çok geçmeden anlaşmazlıklara, tartışmalara sebep olur; dostluğu zedeleyip bozar.
Uyuyan yılanın kuyruğuna basma (basılmaz).
Şimdilik zararı dokunmayan kötü bir kimsenin yeni bir kötülük yapmasına fırsat vermek doğru değildir.
t harfi ile baslayan atasozleri ve aciklamalari
Tan yeri ağarınca hırsızın gözü kararır.
Doğru olmayan yollara başvurarak çıkar sağlayan, gizli kapaklı işler çeviren kişi, bu kirli ve karanlık işleri çevirmesine imkân sağlayan şartlar ortadan kalkınca şaşırır; ne yapacağını bilemez olur, iş yapamaz hâle gelir.
Tarlanın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın.
Ekilen tarla yeterince sulanırsa daha fazla ürün verir. Eğer tarla suya yakınsa hem kolay, hem de çok sulanma imkânı doğar. Bu durum da tarlayı değerli kılar. Bu tarla bir de eve yakınsa daha da kıymetli olur. Çünkü bir yandan tarlaya olan ulaşım, bir yandan tarlanın bakımı, bir yandan da tarlanın korunması kolaylaşmış olur.
Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz.
Emeksiz, çabasız verim düşünülemez. Tarlasını gerektiği gibi sürmeyen, işleyip çapalamayan, gübresini zamanında vermeyen, sulayıp yabancı otlardan temizlemeyen kişinin tarladan ürün beklemeye hakkı yoktur.
Tarlaya saban, sürüye çoban.
Bir tarla iyi sürülür ve işlenirse istenen ürünü verir. Sabanın girmediği tarla kısa bir süre sonra yozlaşıp çoraklaşır, ekilemez olur. Bunun gibi bir sürüden de verim bekleniyorsa, onu iyi bir çobana teslim etmelidir. Çünkü iyi bir çoban, sürünün nerede besleneceğini, bakımının nasıl yapılacağını bilir.
Taşa çıkan keçinin, ağaca çıkan oğlağı olur.
Bk. "Ağaca çıkan keçinin, dala bakan..."
Taş düştüğü yerde ağırdır (Taş yerinde ağırdır).
Herkes, her şey kendi çevresinde önem taşır. Çünkü kişi bulunduğu yerde tanınmış, kendisine bir çevre edinmiş, hatırı sayılır bir yere gelmiştir. Yabancısı olduğu bir yerde yeterince tanınmadığı gibi kıymeti de bilinmez.
Taşıma (dökme) su ile değirmen dönmez.
Bir işin yapılmasında güç, emek ve sermaye çok önemlidir. İşi yapacak olan bunlardan yoksunsa, başkalarının küçük katkılarıyla, derme çatma yardımlarıyla sürekli ve büyük bir işi yürütemez.
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
Sert ve kırıcı olmayan, yumuşak, hoşa giden, gönül alıcı, okşayıcı, etkileyici, inandırıcı ve yerinde söylenmiş söz insanın hoşuna gider; bu söz en azgın kişinin bile inadını kırar, onu yumuşatır ve yola getirir.
Tatlı ye, tatlı söyle (konuş).
Kırıcı, üzücü, incitici konuşmalardan sakın; güzel, hoşa giden bir dil kullan; yerinde ve inandırıcı konuş ki karşındaki memnun olsun; sen de sevil ve sayıl.
Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış.
İstediği etkiyi yapmaktan çok uzak kalan kişi küser, darılır; ne var ki; karşısındaki kişi, onun bu durumunu bilip anlamaz.
Tayfanın akıllısı, geminin dümeninden uzak durur.
Kendini bilen, sorumluluk sahibi, akıllı kişi altından kalkamayacağı, beceremeyeceği işlerin idaresinden uzak durmaya çalışır. O bilir ki, bunun aksine bir hareket hem kendini, hem de başkalarını zarara uğratır.
Tebdil-i mekânda ferahlık vardır.
Bulunduğu yeri veya çevreyi kimi zaman değiştirmek, daha değişik yerleri görüp gezmek insanın sıkıntısını giderir; ona rahatlık, ferahlık verir.
Tek kanatla kuş uçmaz.
Kimi işler vardır ki, yardımcısız, araç-gereçsiz yapılamaz. İşin iyi ve olumlu sonuç vermesi için bunlar mutlaka gereklidir.
Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
Bir işin başarılmasında türlü sıkıntılara katlanıp sabretme, azim ve gayret gösterme, uzun süre çalışıp emek verme son derece önemlidir. Bütün bunları yerine getiren kişi, eninde sonunda bu davranışının yararını görür; bir mükâfata mutlaka kavuşur.
Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin.
İş görmeyi, çalışmayı sevmeyen; çaba göstermekten, sıkıntıdan kaçan kimse, kendisinden bir konuda yardım istendiğinde, yardım edeceği yerde çözüm yolları gösterir ve işten kaçmaya çalışır.
Terazi var, tartı var; her şeyin bir vakti var.
Hemen her şeyin, her işin bir ölçüsü ve zamanı vardır. Eğer bunlara dikkat edilmezse işler yolunda gitmez, karışıklık baş gösterir, hayat alt-üst olur, düzen gerektiği gibi kurulamaz.
Tereciye tere satılmaz.
Birine çok iyi bildiği bir şey öğretilemez, bir konuda bilgi verilemez. Böyle bir şeye kalkışan ya da çalışan kendisini gülünç duruma sokar.
Terzi kendi söküğünü dikemez.
İnsanlar başkalarına yaptıkları hizmetleri kendilerine gelince çoğu kez savsaklarlar, ya da yapmaya zaman ve fırsat bulamazlar.
Testiyi kıran da bir, suyu getiren de.
İyilik ödülsüz, kötülük de cezasız kalır; yahut her ikisi eşit tutulur da aralarında bir fark gözetilmezse adaletsiz davranılmış olur. Bu durum da düzeni bozar, yönetimin iflâsına neden olur.
Teşbihte (temsilde) hata olmaz.
Kimi zaman yapılan benzetmeler çirkin ve kaba da olsalar söze güç katmak için yapılırlar. Dolayısıyla bunların söz arasında kullanılmasından kimse alınmamalıdır.
Tevekkelin (tevekküllünün) gemisi batmaz (eşeğini kurt yemez).
Tedbirini aldıktan sonra fazla titizlikten uzak duran, her şeyi artık Yüce Allah`a bırakıp boyun eğen kimsenin malına, işine zarar gelmez.
Tırnağın varsa başını kaşı.
Kendi bilgi, beceri ve imkânın varsa, bunlara da güveniyorsan bir işe giriş; yoksa vaz geç. Bil ki, kimseden kimseye hayır yoktur; başkalarından kolay kolay yardım da gelmez, gelse de pek bir işe yaramaz.
Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır.
Meslek veya alışkanlık gereği olan bir sonuçtan kaçınılmaz. Daha önce kopup ayrılmış olsa da, kişi bağlı olduğu çevreye, işe veya bir alışkanlığa eninde sonunda, şu ya da bu sebepten ötürü döner.
Tilki tilkiliğini bildirinceye kadar post elden gider.
1. İşlemediği hâlde suçlu görülen kimse, suçsuz olduğunu kanıtlayıncaya kadar yeterince ceza çeker. 2. Kurnaz ve düzenbaz kimse, sahasında ne kadar hünerli olduğunu gösterinceye kadar, kendisinden daha hilekâr birinin tuzağına düşer.
Tilkiye, "Tavuk kebabı yer misin?" diye sormuşlar; "Adamı güldürmeyin" diye cevap vermiş.
Bir kimseye düşkün olduğu, çok sevip özlediği, elde etmek için yanıp tutuştuğu bir şeyi, "İster misin? Arzu eder misin?" diye sormak son derece yersiz, hatta abes ve gülünçtür.
Tok, acın hâlinden bilmez (Var ne bilsin yok hâlinden).
Para, mal gibi şeyleri elde etmiş; açlığını gidermiş ve bunlara doymuş olanlar, yoksulların çektikleri sıkıntıyı, içine düştükleri geçim darlığını anlamazlar. Toprağı işleyen, ekmeği dişler.
Emeksiz yemek olmaz. Çalışmayan, bir uğraş vermeyen, alın teri dökmeyen kişi verim elde edemez.
Tuz, ekmek hakkını bilmeyen kör olur.
Birinin ekmek yedirip iyilik ettiği kimse, bütün bunlara karşılık üzerinde hakkı bulunan insana karşı nankörlük edip hıyanet içinde olursa başına türlü felâketler gelir.
Türk karır, kılıcı karımaz.
Türk insanı ihtiyarlar ama mücadele gücünden, direnme azminden bir şey kaybetmez.
Türkün aklı sonradan gelir.
Yaratılışı gereği saf, samimî, dürüst ve merttir Türk insanı. Art düşüncelerden uzak kaldığı gibi, içten pazarlıklı da değildir. Bunun için olsa gerek, giriştiği bir işte pek hesap-kitap yapmaz; çıkarını hemen öyle aklına getirmez. Öte yandan bir olay karşısında ne yapmak gerektiğini de hemen düşünemez. Dolayısıyla kendisi için hazırlanan kimi tuzaklara düşmekten kurtulamaz. Bir süre sonra aklı başına gelir, işin iç yüzünü anlar, doğru yolu bulur ama iş işten de geçmiş olur.
Doğru olmayan yollara başvurarak çıkar sağlayan, gizli kapaklı işler çeviren kişi, bu kirli ve karanlık işleri çevirmesine imkân sağlayan şartlar ortadan kalkınca şaşırır; ne yapacağını bilemez olur, iş yapamaz hâle gelir.
Tarlanın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın.
Ekilen tarla yeterince sulanırsa daha fazla ürün verir. Eğer tarla suya yakınsa hem kolay, hem de çok sulanma imkânı doğar. Bu durum da tarlayı değerli kılar. Bu tarla bir de eve yakınsa daha da kıymetli olur. Çünkü bir yandan tarlaya olan ulaşım, bir yandan tarlanın bakımı, bir yandan da tarlanın korunması kolaylaşmış olur.
Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz.
Emeksiz, çabasız verim düşünülemez. Tarlasını gerektiği gibi sürmeyen, işleyip çapalamayan, gübresini zamanında vermeyen, sulayıp yabancı otlardan temizlemeyen kişinin tarladan ürün beklemeye hakkı yoktur.
Tarlaya saban, sürüye çoban.
Bir tarla iyi sürülür ve işlenirse istenen ürünü verir. Sabanın girmediği tarla kısa bir süre sonra yozlaşıp çoraklaşır, ekilemez olur. Bunun gibi bir sürüden de verim bekleniyorsa, onu iyi bir çobana teslim etmelidir. Çünkü iyi bir çoban, sürünün nerede besleneceğini, bakımının nasıl yapılacağını bilir.
Taşa çıkan keçinin, ağaca çıkan oğlağı olur.
Bk. "Ağaca çıkan keçinin, dala bakan..."
Taş düştüğü yerde ağırdır (Taş yerinde ağırdır).
Herkes, her şey kendi çevresinde önem taşır. Çünkü kişi bulunduğu yerde tanınmış, kendisine bir çevre edinmiş, hatırı sayılır bir yere gelmiştir. Yabancısı olduğu bir yerde yeterince tanınmadığı gibi kıymeti de bilinmez.
Taşıma (dökme) su ile değirmen dönmez.
Bir işin yapılmasında güç, emek ve sermaye çok önemlidir. İşi yapacak olan bunlardan yoksunsa, başkalarının küçük katkılarıyla, derme çatma yardımlarıyla sürekli ve büyük bir işi yürütemez.
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
Sert ve kırıcı olmayan, yumuşak, hoşa giden, gönül alıcı, okşayıcı, etkileyici, inandırıcı ve yerinde söylenmiş söz insanın hoşuna gider; bu söz en azgın kişinin bile inadını kırar, onu yumuşatır ve yola getirir.
Tatlı ye, tatlı söyle (konuş).
Kırıcı, üzücü, incitici konuşmalardan sakın; güzel, hoşa giden bir dil kullan; yerinde ve inandırıcı konuş ki karşındaki memnun olsun; sen de sevil ve sayıl.
Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış.
İstediği etkiyi yapmaktan çok uzak kalan kişi küser, darılır; ne var ki; karşısındaki kişi, onun bu durumunu bilip anlamaz.
Tayfanın akıllısı, geminin dümeninden uzak durur.
Kendini bilen, sorumluluk sahibi, akıllı kişi altından kalkamayacağı, beceremeyeceği işlerin idaresinden uzak durmaya çalışır. O bilir ki, bunun aksine bir hareket hem kendini, hem de başkalarını zarara uğratır.
Tebdil-i mekânda ferahlık vardır.
Bulunduğu yeri veya çevreyi kimi zaman değiştirmek, daha değişik yerleri görüp gezmek insanın sıkıntısını giderir; ona rahatlık, ferahlık verir.
Tek kanatla kuş uçmaz.
Kimi işler vardır ki, yardımcısız, araç-gereçsiz yapılamaz. İşin iyi ve olumlu sonuç vermesi için bunlar mutlaka gereklidir.
Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
Bir işin başarılmasında türlü sıkıntılara katlanıp sabretme, azim ve gayret gösterme, uzun süre çalışıp emek verme son derece önemlidir. Bütün bunları yerine getiren kişi, eninde sonunda bu davranışının yararını görür; bir mükâfata mutlaka kavuşur.
Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin.
İş görmeyi, çalışmayı sevmeyen; çaba göstermekten, sıkıntıdan kaçan kimse, kendisinden bir konuda yardım istendiğinde, yardım edeceği yerde çözüm yolları gösterir ve işten kaçmaya çalışır.
Terazi var, tartı var; her şeyin bir vakti var.
Hemen her şeyin, her işin bir ölçüsü ve zamanı vardır. Eğer bunlara dikkat edilmezse işler yolunda gitmez, karışıklık baş gösterir, hayat alt-üst olur, düzen gerektiği gibi kurulamaz.
Tereciye tere satılmaz.
Birine çok iyi bildiği bir şey öğretilemez, bir konuda bilgi verilemez. Böyle bir şeye kalkışan ya da çalışan kendisini gülünç duruma sokar.
Terzi kendi söküğünü dikemez.
İnsanlar başkalarına yaptıkları hizmetleri kendilerine gelince çoğu kez savsaklarlar, ya da yapmaya zaman ve fırsat bulamazlar.
Testiyi kıran da bir, suyu getiren de.
İyilik ödülsüz, kötülük de cezasız kalır; yahut her ikisi eşit tutulur da aralarında bir fark gözetilmezse adaletsiz davranılmış olur. Bu durum da düzeni bozar, yönetimin iflâsına neden olur.
Teşbihte (temsilde) hata olmaz.
Kimi zaman yapılan benzetmeler çirkin ve kaba da olsalar söze güç katmak için yapılırlar. Dolayısıyla bunların söz arasında kullanılmasından kimse alınmamalıdır.
Tevekkelin (tevekküllünün) gemisi batmaz (eşeğini kurt yemez).
Tedbirini aldıktan sonra fazla titizlikten uzak duran, her şeyi artık Yüce Allah`a bırakıp boyun eğen kimsenin malına, işine zarar gelmez.
Tırnağın varsa başını kaşı.
Kendi bilgi, beceri ve imkânın varsa, bunlara da güveniyorsan bir işe giriş; yoksa vaz geç. Bil ki, kimseden kimseye hayır yoktur; başkalarından kolay kolay yardım da gelmez, gelse de pek bir işe yaramaz.
Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır.
Meslek veya alışkanlık gereği olan bir sonuçtan kaçınılmaz. Daha önce kopup ayrılmış olsa da, kişi bağlı olduğu çevreye, işe veya bir alışkanlığa eninde sonunda, şu ya da bu sebepten ötürü döner.
Tilki tilkiliğini bildirinceye kadar post elden gider.
1. İşlemediği hâlde suçlu görülen kimse, suçsuz olduğunu kanıtlayıncaya kadar yeterince ceza çeker. 2. Kurnaz ve düzenbaz kimse, sahasında ne kadar hünerli olduğunu gösterinceye kadar, kendisinden daha hilekâr birinin tuzağına düşer.
Tilkiye, "Tavuk kebabı yer misin?" diye sormuşlar; "Adamı güldürmeyin" diye cevap vermiş.
Bir kimseye düşkün olduğu, çok sevip özlediği, elde etmek için yanıp tutuştuğu bir şeyi, "İster misin? Arzu eder misin?" diye sormak son derece yersiz, hatta abes ve gülünçtür.
Tok, acın hâlinden bilmez (Var ne bilsin yok hâlinden).
Para, mal gibi şeyleri elde etmiş; açlığını gidermiş ve bunlara doymuş olanlar, yoksulların çektikleri sıkıntıyı, içine düştükleri geçim darlığını anlamazlar. Toprağı işleyen, ekmeği dişler.
Emeksiz yemek olmaz. Çalışmayan, bir uğraş vermeyen, alın teri dökmeyen kişi verim elde edemez.
Tuz, ekmek hakkını bilmeyen kör olur.
Birinin ekmek yedirip iyilik ettiği kimse, bütün bunlara karşılık üzerinde hakkı bulunan insana karşı nankörlük edip hıyanet içinde olursa başına türlü felâketler gelir.
Türk karır, kılıcı karımaz.
Türk insanı ihtiyarlar ama mücadele gücünden, direnme azminden bir şey kaybetmez.
Türkün aklı sonradan gelir.
Yaratılışı gereği saf, samimî, dürüst ve merttir Türk insanı. Art düşüncelerden uzak kaldığı gibi, içten pazarlıklı da değildir. Bunun için olsa gerek, giriştiği bir işte pek hesap-kitap yapmaz; çıkarını hemen öyle aklına getirmez. Öte yandan bir olay karşısında ne yapmak gerektiğini de hemen düşünemez. Dolayısıyla kendisi için hazırlanan kimi tuzaklara düşmekten kurtulamaz. Bir süre sonra aklı başına gelir, işin iç yüzünü anlar, doğru yolu bulur ama iş işten de geçmiş olur.
ş harfi ile baslayan atasozleri ve aciklamalari
Şahin, sinek avlamaz.
Yüce amaçlar peşinde koşan ve kendini ona lâyık gören kimseler küçük, önemsiz, değersiz şeylerin ardına düşüp de vakit geçirmezler.
Şakanın sonu kakadır.
El veya dil ile yapılan şakadan, eninde sonunda hoş olmayan bir durum veya kavga çıkar.
Şap ile şeker bir değil.
Dış görünüşleri bakımından kimi nesne ve varlıklar birbirlerinin aynı görünürler. Oysa özde ve nitelikte birbirlerinden çok farklıdırlar.
Şeriatın kestiği parmak acımaz.
Şeriat, Kur`an`daki ayetlerden, Hz. Peygamber`in sözlerinden çıkarılan dinî temellere dayanan Müslümanlık kanunları, yani İslâm hukukudur. Bu kanunların karşısında herkes eşittir, ayrımcılık yapılmaz. Buradan yola çıkılarak ata sözü şu anlamda gelişmiştir: Kanunların uygun gördüğü cezaya katlanılır; bu durumu, zarar gören kişi de saygıyla karşılar.
Şeytanın dostluğu darağacına kadardır.
Kimi insanlar vardır ki, tıpkı şeytan gibidirler. Kurnaz, düzenbaz, alçak ve kötü niyetlidirler. Bunlar kimilerini çıkarları için türlü yollara iterler, kandırıp yoldan çıkarırlar, tehlikeli işlere bulaştırırlar. Bütün bunları yaparken kendisi ile beraber olduklarını söylerler ama belâ ve felâketlerle karşılaştıklarında, ölümle burun buruna geldiklerinde onu hemen terk ederler.
Şeytanla kabak ekenin, kabak başına patlar.
Kötü, alçak, düzenbaz, kurnaz biri ile ortak bir işe girenin başına türlü felâketler gelir; oynadıkları oyundan en çok zarar eden o olur.
Şimşek çakmadan gök gürlemez.
Kimi önemli olaylar meydana gelmeden, bir gürültü kopmadan önce bazı belirtileri görülür.
Şöhret afettir.
Herkesçe bilinme, tanınma ve bir üne kavuşma insanın lehineymiş gibi görünüyorsa da aslında daha çok aleyhinedir. Şöyle ki: Kişi belki şöhreti sayesinde kimi maddî imkânlara kavuşabilir ama kaybettikleri daha fazladır. Çok ünlenmek insanı kibirli yapar, insana ne olduğunu unutturur, yavaş yavaş gerçek dostlarını kaybeder. Herkesin dikkati üzerinde olduğu için doğal ve özgür bir şekilde yaşayamaz, aşırı ilgiler onu sürekli rahatsız eder, dolaylı olarak kimi istekler ve baskılarla karşılaşır, bütün bunlar onu sıkıntıya ve bunalıma sürükler, huzuru kalmaz, sunî bir hayatın esiri olur.
Yüce amaçlar peşinde koşan ve kendini ona lâyık gören kimseler küçük, önemsiz, değersiz şeylerin ardına düşüp de vakit geçirmezler.
Şakanın sonu kakadır.
El veya dil ile yapılan şakadan, eninde sonunda hoş olmayan bir durum veya kavga çıkar.
Şap ile şeker bir değil.
Dış görünüşleri bakımından kimi nesne ve varlıklar birbirlerinin aynı görünürler. Oysa özde ve nitelikte birbirlerinden çok farklıdırlar.
Şeriatın kestiği parmak acımaz.
Şeriat, Kur`an`daki ayetlerden, Hz. Peygamber`in sözlerinden çıkarılan dinî temellere dayanan Müslümanlık kanunları, yani İslâm hukukudur. Bu kanunların karşısında herkes eşittir, ayrımcılık yapılmaz. Buradan yola çıkılarak ata sözü şu anlamda gelişmiştir: Kanunların uygun gördüğü cezaya katlanılır; bu durumu, zarar gören kişi de saygıyla karşılar.
Şeytanın dostluğu darağacına kadardır.
Kimi insanlar vardır ki, tıpkı şeytan gibidirler. Kurnaz, düzenbaz, alçak ve kötü niyetlidirler. Bunlar kimilerini çıkarları için türlü yollara iterler, kandırıp yoldan çıkarırlar, tehlikeli işlere bulaştırırlar. Bütün bunları yaparken kendisi ile beraber olduklarını söylerler ama belâ ve felâketlerle karşılaştıklarında, ölümle burun buruna geldiklerinde onu hemen terk ederler.
Şeytanla kabak ekenin, kabak başına patlar.
Kötü, alçak, düzenbaz, kurnaz biri ile ortak bir işe girenin başına türlü felâketler gelir; oynadıkları oyundan en çok zarar eden o olur.
Şimşek çakmadan gök gürlemez.
Kimi önemli olaylar meydana gelmeden, bir gürültü kopmadan önce bazı belirtileri görülür.
Şöhret afettir.
Herkesçe bilinme, tanınma ve bir üne kavuşma insanın lehineymiş gibi görünüyorsa da aslında daha çok aleyhinedir. Şöyle ki: Kişi belki şöhreti sayesinde kimi maddî imkânlara kavuşabilir ama kaybettikleri daha fazladır. Çok ünlenmek insanı kibirli yapar, insana ne olduğunu unutturur, yavaş yavaş gerçek dostlarını kaybeder. Herkesin dikkati üzerinde olduğu için doğal ve özgür bir şekilde yaşayamaz, aşırı ilgiler onu sürekli rahatsız eder, dolaylı olarak kimi istekler ve baskılarla karşılaşır, bütün bunlar onu sıkıntıya ve bunalıma sürükler, huzuru kalmaz, sunî bir hayatın esiri olur.
s harfi ile baslayan atasozleri ve aciklamalari
Sabah ola, hayır ola (gele).
Sabah olsun, o vakte kadar işi belki düzelir. Çünkü gündüz geceden daha hayırlıdır. Bk. "Akşamın hayrından sabahın şerri..."
Sabır acı ise de (acıdır) meyvesi tatlıdır.
Acı, yoksulluk, haksızlık gibi üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların geçmesini bekleme erdemi gösteren ve direnen kişi, sonunda kârlı çıkar. Çünkü Yüce Allah, sabredenlerle beraberdir; onları sabırları karşılığında mutlaka mükâfatlandıracaktır.
Sabreden derviş, muradına ermiş.
Hiç kimse amacına öyle birdenbire ve kolayca ulaşamaz. İnsanın karşısına pek çok engel çıkabilir, uzun zaman beklemesi gerekebilir, başına türlü hâller gelebilir; işte bütün bunlara sabreden, direnişini yılmadan sürdüren kişi istediğine kovuşup ulaşabilir.
Sabreyle işine, hayır gelsin başına.
Bir iş yapmaya giriştiğinde karşına çıkan zorluklar sebebiyle kızıp öfkeye kapılmaz, acele edip gevşemez, azmini yitirmezsen başarı da, hayırlı sonuç da senin olur.
Sabrın sonu selâmettir.
Olan veya olacak tüm zorluklara göğüs geren, telâş ve öfkeye kapılmadan başına gelen felâketlerin geçmesini bekleyen, ses çıkarmadan bunları aşma erdemi gösteren kimse, sonunda esenliğe erecektir.
Saçın ak mı kara mı, önüne düşünce görürsün.
Acele etme, herhangi bir yargıya varma; sonucun ne olduğunu biraz sonra, iş bitince, kendi gözlerinle görüp anlarsın.
Sadık dost akrabadan yeğdir.
Dostluğu, bağlılığı gerçek ve içten olan dost, akrabadan daha iyi ve hayırlıdır.
Sefa ile yenen cefa ile kazanılır.
Kaygısız, sakin, zevk ve gönül rahatlığı içinde yenen para, sıkıntı çekilerek ve alın teri dökülerek kazanılmıştır.
Sağ baş yastık istemez.
Sağlığı yerinde olan bir insanın durup dururken yattığı pek görülmez. Eğer yatmak istiyorsa, bilin ki o hastadır.
Sağ elinin verdiğini sol elin görmesin.
Birine yaptığın iyiliği gizli tut. Herkesin gözü önünde yaparsan, yardım yaptığın kişiyi incitebilirsin. Onun da bir onuru vardır, bil. Dinimiz olan İslâm da zekât ve sadakaların verilmesinde bu gizliliğe uymayı emretmiştir. Aslolan kişinin kendini gösterip övdürmesi değil, kendini göstermeden yardım yapıp yoksulu sevindirmesidir.
Sağır işitmez, uydurur (yakıştırır).
1. İşitme duyusundan yoksun, işitmeyen kimse, yakınında konuşulanları duymaz. Ama konuşulanlara bakarak değerlendirmeler yapar, anladığını sanarak bir şeyler yakıştırıp karşılık verir. 2. Bir olayın içyüzünü bilmeyen kimse, görünüşe göre bir sonuca varır; vardığı sonucu da doğru sanır.
Sağlık, varlıktan yeğdir.
Vücudun hasta olmaması, vücut esenliği her şeyden önemlidir. Çünkü bir şeyin tadını alabilmek, bir şeyden gerektiği gibi yararlanabilmek için sağlıklı olmak şarttır. Her şeyiniz var, ama ondan istifade edecek durumunuz yok. Neye yarar?
Sahipsiz eve it buyruk.
Bk. "Issız eve it buyruk."
Sakınılan göze çöp batar.
Üzerine çok düşülen şeyler daha çok kazaya ve zarara uğrar. Olabileceği düşünülen kötü durumlara karşı önlem almak gereklidir, ancak orta bir yol izlemeli, aşırılığa düşülmemelidir.
Sakla samanı, gelir zamanı.
Gereksiz görülen, işe yaramaz kabul edilen şey günün birinde, ileride lâzım olabilir. Bu sebeple önemsiz gördüğümüz şeyleri bir kenara atıp elden çıkarmamalı, onları saklamalıyız.
Sanat altın bileziktir.
Bir kenarda saklanan altın, günü gelince bozdurulup kullanılır. Sanat da altın bilezik gibidir. Günü gelir gerekli olur. Bir sanata sahip kimse, sanatını uygulama alanına sokarak ondan geçimi için kazanç sağlar, yararlanır. Dolayısıyla sanat, altın gibi değerini hiçbir zaman kaybetmez.
Sana taşla vurana, sen aşla vur (dokun).
Sana sert, kaba, acımasız davranana, sen yumuşak davran; o incitiyorsa, sen incitme; kötülük ediyorsa, sen iyilik et.
Sanatını ustadan öğrenmeyen (görmeyen) öğrenemez.
Her işin, her sanatın kendine göre birtakım incelikleri vardır. Çok çalışmak, kendi kendine çalışmakla bu incelikler öğrenilemez. Bu incelikler, pek çok deneme yapmış ve tecrübe kazanmış ustadan öğrenilir ancak. Çünkü usta denen kişi, kendinden öncekilerin tecrübelerinden yararlanan, sanatını gereği gibi öğrenip işinin sırlarını bilen kişidir.
Sana vereyim bir öğüt: Kendin ununu kendin öğüt.
Kişi, kendi işini kendisi yapmalıdır. İşini başkasına bırakmazsa içi rahat eder, sıkıntıya düşmez. Hem işi kolay yürür, hem de istediği gibi olur.
Sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış.
İnsanlar kötü yanlarını kolay kolay belli etmezler. Bunun için haklarında yargıda bulunmakta acele etmemek gerekir.
Sayılı gün tez geçer.
Sayısı belli olan, bir işin yapılması için önemli ve az görülen belirli zaman süresi çok çabuk geçer. Kişi işine öyle dalar ki, bugünlerin nasıl geçtiğinin farkına bile varmaz.
Sayılı koyunu kurt kapmaz.
Birine teslim edeceğiniz bir şeyi eğer sayarak, ölçerek ya da tartarak verirseniz, emanet alan kişi onu daha iyi korur; içinde bir kötülük varsa bile, sayılı olduğunu bildiğinden ötürü bundan vaz geçer; dikkatli olur.
Sebepsiz kuş bile uçmaz.
1. Dünyada her şeyin olmasına veya bir hâlde bulunmasına yol açan bir sebep vardır. Bu sebepleri de yaratan Yüce Allah`tır. Sebeplerin sırrını da gerçek anlamda yalnız O bilir. 2. Bir yardımcı, bir yol gösterici olmadan işler başarıya ulaşmaz.
Sel gider kum kalır (kişi ettiğini bulur).
Geçici olanlara değil, kalıcı olanlara önem vermek gereklidir. Hayatın akışı içinde yaşadığımız olayların, bulunduğumuz yerlerin, ilişki kurduğumuz insanların bir aslî olanları, bir de gelip geçici olanları vardır. İşte bizim için bu aslî olanlar, kalıcı olanlardan daha önemlidir.
Sen ağa, ben ağa; bu ineği kim sağa?
Kişi, üzerine düşen işten kaçmayıp onu yapmalıdır. Herkes işini bir kenara bırakıp keyfini düşünürse işler ortada kalır, bir sonuç alınamadığı gibi iş düzeni de bozulur, karışıklık çıkar, tatsızlık başlar.
Sen işlersen mal işler, insan öyle genişler.
Mal-mülk edinmenin, para kazanmanın yolu çalışmaktır. İnsan ne kadar çok çalışırsa, o kadar da çok kazanır; gittikçe de zenginleşir, rahat bir hayata kavuşur.
Sen işten korkma, iş senden korksun.
Bir işi başarmada azim ve cesaret çok önemlidir. Eğer girişeceğin işi gözünde büyütür, bunun altından kalkamam diye korkar, azmini yitirirsen başarılı olamazsın. Korkma, cesaretle işin üstüne üstüne git, bak nasıl iyi bir sonuç alacaksın.
Serçeden korkan darı ekmez.
Tehlikeleri gözünde büyüterek işe girişmekte çekingen davranan kimse, amacına ulaşamaz. Unutulmamalıdır ki, her işin kendine göre zor bir yanı vardır. Amacına kavuşmak isteyen de bunları göze almalıdır.
Sermayen bir yumurta ise taşa çal.
Sermaye, bir işin kurulup yürütülmesi için gerekli olan, önemi büyük bir güven kaynağıdır. Eğer bu kaynak işe yaramayacak, seni yarı yolda bırakacak kadar küçük ve önemsizse, o işten hemen vazgeçmelisin; ona bel bağlayıp yola çıkarsan sonunda zarar görür, pişman olursun.
Sevda geçer yalan olur, sonra sokar yılan olur.
Tutku hâlini almış aşırı sevgi, başlangıçta sevenleri birbirine bağlayan güçlü bir bağdır. Karşılıklı sevgi bittiği anda bu bağ kopar; tutkuya dönüşmüş olan sevgi de kısa zaman sonra yerini karşıtı olan nefrete bırakır, taraflara büyük zarar verici odak hâline gelir.
Seyrek git sen (sıkça varma) dostuna, kalksın ayak üstüne.
Dostumuz da olsa, sık sık yanına giderek kişiyi rahatsız etmek doğru değildir. Onu bezdirmemek, kendimizden soğutmamak, gittiğimizde de yakın ilgi görmek ve lâyıkıyla ağırlanmak istiyorsak, ziyaretlerimizi uzun zaman aralıklarıyla ve arada sırada yapalım.
Sıçan çıktığı deliği bilir.
Yasalara aykırı, yolsuz, gizli bir iş yapan kimse, kalkıştığı bu eylemin doğuracağı sonuçları önceden enine boyuna hesaplar; yakayı ele vermemek, yakalanmamak için gerekli önlemleri alır; nereye, ne zaman ve nasıl kaçacağını bilir.
Sıçan geçer yol olur.
Küçük ve basit de olsa, olumsuz ya da kötü bir işin yapılmasına izin verilmemelidir. Eğer bir kez izin verilirse, sürekli yapılmaya başlar ve alışkanlık hâline gelir. Bu giderek gelenekleşir ve pek çok kimse o zararlı yolu takip eder.
Sinek küçüktür ama mide bulandırır.
Önemsiz, küçük gibi görünse de, kötü ve olumsuz bir şey insan üzerinde iyi bir etki bırakmaz.
Sinek pekmezciyi tanır.
Çıkarını kollayan, kendini düşünen, işinin ehli olan kimse, kimden yararlanacağını iyi bilir.
Soğanın acısını yiyen bilmez doğrayan bilir.
Bir işteki güçlüğü, çekilen sıkıntıyı, o işin içinde olanlar, o işi başarmaya çalışanlar bilir; işin sadece sonucundan yararlananlar ise bundan habersizdirler.
Sona kalan dona kalır.
Bir işin yapılmasında geç kalan, zamanını kullanamayan kimse istediği şeyi elde edemez.
Son pişmanlık fayda vermez.
İş işten geçtikten sonra pişman olmanın bir yararı yoktur. Önemli olan bir zarara uğramadan önce, yapılacak işe iyi düşünerek, tedbir alarak girmek ve kötü bir sonla karşılaşmamaya çalışmaktır.
Sonradan gelen devlet, devlet değildir.
Kişi yaşlandıktan sonra gelen zenginlik işe yaramaz. Çünkü zengin, varlıklı olmanın tadı ancak gençlikte çıkarılır.
Soran yanılmamış.
İnsanoğlu her şeyi bilemez. Pek çok bilgiye sahip olan kimsenin bile bilmediği pek çok şey vardır. Bu sebeple bir işe girişmeden önce, yanılgıya düşmemek ve yanlışa sapmamak için o iş konusunda birilerine soru sormak, onlardan bilgi almak son derece gereklidir.
Sora sora Bağdat bulunur.
İnsan sora sora bilmediği işleri ve çok uzak yerleri bile öğrenip bulabilir.
Sorma kişinin aslını, sohbetinden bellidir.
Bir kişinin kim olduğunu, soyunu sopunu öğrenmenin bir gereği yoktur. Onu tanımak, karakteri hakkında bilgi edinmek istiyorsan konuşmasına, fikirlerine, inançlarına, hâl ve hareketlerine bak; bu sana yeterli ipuçlarını verir.
Söyleyenden dinleyen arif gerek.
1. Çok söz söylemek yerine çok dinlemek daha iyidir. Çünkü öğrenmenin en önemli yollarından biri de dinlemektir. Ayrıca çok konuşanın çok hata yaptığı da ortadadır. 2.Kimi konuşmacılar üstü kapalı, sanatlı ve derin anlamlı konuşurlar. Bu durumda söylenenlerin anlaşılması, dinleyenin bilgi ve anlayış yeteneğine bağlı kalır. Dinleyen, ne denmek istendiğini çaba göstererek anlamalıdır.
söz ağızdan çıkar.
Faziletli, dürüst, ahlâklı ve mert kişi ağzından çıkan sözü bilir; ona bağlı kalır, verdiği sözden dönmez ve onun gereğini yerine getirir.
söz gümüşse, sükût altındır.
Konuşmak her ne kadar iyiyse de, susmak bazen konuşmaktan daha iyi sonuç verir. Öyle ki, hiç ummadığı zamanda bile kişinin sarf ettiği sözler başına iş açabilir; onu zor duruma sokabilir.
sözünü bil, pişir; ağzında der, devşir.
Söyleyeceği sözün ne anlam taşıdığını, ne gibi sonuçlara yol açacağını düşünmeli; derleyip toparlamalı, ondan sonra söylemelidir insan. Eğer söz ağza geldiği gibi, bir tartıdan geçirilmeden söylenirse insanın başına umulmadık dertler açabilir.
söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.
sözün insan üzerindeki etkisi tartışılmaz. İyi, güzel, akıllıca ve yerinde söylenmiş sözler çoklukla insanlar üzerinde olumlu etkiler bırakır; inandırıcı, kabullendirici, yumuşatıcı bir rol oynayarak rayından çıkmak üzere olan işleri bir düzene sokar. Bunun yanında, kimi kırıcı, kaba, sert, düşünülmeden söylenmiş, ölçüsüz sözler de kimi tepkilere yol açar; anlaşmazlıklara, kavgalara sebep olur; işler çıkmaza girer, giderek büyür ve kimilerinin ölümüne bile sebep olur.
Su akarken testiyi doldurmalı.
İnsan eline geçen fırsatları değerlendirmeli, karşısına çıkan imkânlardan yararlanmasını bilmeli, mümkün olduğunca mal-mülk edinmeli, geleceğini güvence altına almalıdır. Çünkü her zaman uygun bir fırsat yakalaması mümkün olmayacaktır.
Su bulanmayınca durulmaz.
Kimi iş, konu, olay ya da durumlar pek çok tartışma, çekişme ve mücadeleden sonra aydınlığa kavuşur. Hemen herkes niyetini açığa vurur, fikrini söyler, söylenmedik bir şey kalmaz, sonunda mesele çözülür ve iş yoluna girer.
Su bulununca (görülünce) teyemmüm bozulur.
Bir zorunluk dolayısıyla yapılmakta olan bir işin, bu zorunluk ortadan kalkınca gereği gibi yapılmak için yeni baştan ele alınması gerekir. Bir başka deyişle, işimizde kullanacağımız asıl şey elimize geçince, daha önce onun yerine koyduğumuz benzerinin bir hükmü ya da değeri kalmaz.
Su küçüğün, söz (sofra) büyüğün.
Öncelikle büyükler sayılmalı, küçükler de korunmalıdır. Geleneklerimiz ve dinimiz, korunmada önceliği çocuğa vermiştir; çünkü çocuk daha güçsüz ve dayanıksızdır. Saygıda ise önceliği büyüklere vermiştir, çünkü çocuğun bütün ihtiyaçlarını karşılayan odur.
Su testisi su yolunda kırılır.
Bir kişi amaç edindiği işte veya ülküde, tuttuğu yolda çeşitli engellerle karşılaşır; kazaya uğrar, zarar görür, hatta ölür de.
Su uyur, düşman uyumaz.
Kimi akar sular vardır ki sanki akmıyormuş, durgunmuş gibi görünür. Buna asla kanmamak gerekir. Çünkü durgun akan sular daha ziyade tehlikeli olanlardır, asıl akış ve hareket diptedir. Düşman ise bundan daha tehlikelidir. Ona karşı her zaman çok dikkatli ve uyanık davranmak gerekir. Çünkü ne zaman harekete geçeceği, ne yapacağı belli olmaz. Unutulmamalıdır ki, düşman fırsat düşkünüdür, fırsatı kollar.
Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından kork.
Bk. "Adamın yere bakanından..."
Sükût ikrardan gelir.
Susmak kabul etmek demektir. Bir kişi, kendisine yapılan suçlamalara karşı itiraz etmiyor, kendisine yapılan tekliflere ses çıkarmıyorsa, bu "evet, kabul ettim" demek anlamına gelir.
Sürüden ayrılanı (ayrılan kuzuyu, koyunu) kurt kapar (yer).
Herkesin tuttuğu yolu bırakıp ayrı bir yol tutturanlar, herkesin yaptığını yapmayanlar, ya da arkadaşlarının yardımıyla yapılan bir işten ayrılanlar büyük zarara uğrarlar.
Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer.
Bir olaydan gerekli dersi alan, zarar gören kimse, ona benzer bir işle karşılaştığında uyanık davranır; tedbirli olur.
Sabah olsun, o vakte kadar işi belki düzelir. Çünkü gündüz geceden daha hayırlıdır. Bk. "Akşamın hayrından sabahın şerri..."
Sabır acı ise de (acıdır) meyvesi tatlıdır.
Acı, yoksulluk, haksızlık gibi üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların geçmesini bekleme erdemi gösteren ve direnen kişi, sonunda kârlı çıkar. Çünkü Yüce Allah, sabredenlerle beraberdir; onları sabırları karşılığında mutlaka mükâfatlandıracaktır.
Sabreden derviş, muradına ermiş.
Hiç kimse amacına öyle birdenbire ve kolayca ulaşamaz. İnsanın karşısına pek çok engel çıkabilir, uzun zaman beklemesi gerekebilir, başına türlü hâller gelebilir; işte bütün bunlara sabreden, direnişini yılmadan sürdüren kişi istediğine kovuşup ulaşabilir.
Sabreyle işine, hayır gelsin başına.
Bir iş yapmaya giriştiğinde karşına çıkan zorluklar sebebiyle kızıp öfkeye kapılmaz, acele edip gevşemez, azmini yitirmezsen başarı da, hayırlı sonuç da senin olur.
Sabrın sonu selâmettir.
Olan veya olacak tüm zorluklara göğüs geren, telâş ve öfkeye kapılmadan başına gelen felâketlerin geçmesini bekleyen, ses çıkarmadan bunları aşma erdemi gösteren kimse, sonunda esenliğe erecektir.
Saçın ak mı kara mı, önüne düşünce görürsün.
Acele etme, herhangi bir yargıya varma; sonucun ne olduğunu biraz sonra, iş bitince, kendi gözlerinle görüp anlarsın.
Sadık dost akrabadan yeğdir.
Dostluğu, bağlılığı gerçek ve içten olan dost, akrabadan daha iyi ve hayırlıdır.
Sefa ile yenen cefa ile kazanılır.
Kaygısız, sakin, zevk ve gönül rahatlığı içinde yenen para, sıkıntı çekilerek ve alın teri dökülerek kazanılmıştır.
Sağ baş yastık istemez.
Sağlığı yerinde olan bir insanın durup dururken yattığı pek görülmez. Eğer yatmak istiyorsa, bilin ki o hastadır.
Sağ elinin verdiğini sol elin görmesin.
Birine yaptığın iyiliği gizli tut. Herkesin gözü önünde yaparsan, yardım yaptığın kişiyi incitebilirsin. Onun da bir onuru vardır, bil. Dinimiz olan İslâm da zekât ve sadakaların verilmesinde bu gizliliğe uymayı emretmiştir. Aslolan kişinin kendini gösterip övdürmesi değil, kendini göstermeden yardım yapıp yoksulu sevindirmesidir.
Sağır işitmez, uydurur (yakıştırır).
1. İşitme duyusundan yoksun, işitmeyen kimse, yakınında konuşulanları duymaz. Ama konuşulanlara bakarak değerlendirmeler yapar, anladığını sanarak bir şeyler yakıştırıp karşılık verir. 2. Bir olayın içyüzünü bilmeyen kimse, görünüşe göre bir sonuca varır; vardığı sonucu da doğru sanır.
Sağlık, varlıktan yeğdir.
Vücudun hasta olmaması, vücut esenliği her şeyden önemlidir. Çünkü bir şeyin tadını alabilmek, bir şeyden gerektiği gibi yararlanabilmek için sağlıklı olmak şarttır. Her şeyiniz var, ama ondan istifade edecek durumunuz yok. Neye yarar?
Sahipsiz eve it buyruk.
Bk. "Issız eve it buyruk."
Sakınılan göze çöp batar.
Üzerine çok düşülen şeyler daha çok kazaya ve zarara uğrar. Olabileceği düşünülen kötü durumlara karşı önlem almak gereklidir, ancak orta bir yol izlemeli, aşırılığa düşülmemelidir.
Sakla samanı, gelir zamanı.
Gereksiz görülen, işe yaramaz kabul edilen şey günün birinde, ileride lâzım olabilir. Bu sebeple önemsiz gördüğümüz şeyleri bir kenara atıp elden çıkarmamalı, onları saklamalıyız.
Sanat altın bileziktir.
Bir kenarda saklanan altın, günü gelince bozdurulup kullanılır. Sanat da altın bilezik gibidir. Günü gelir gerekli olur. Bir sanata sahip kimse, sanatını uygulama alanına sokarak ondan geçimi için kazanç sağlar, yararlanır. Dolayısıyla sanat, altın gibi değerini hiçbir zaman kaybetmez.
Sana taşla vurana, sen aşla vur (dokun).
Sana sert, kaba, acımasız davranana, sen yumuşak davran; o incitiyorsa, sen incitme; kötülük ediyorsa, sen iyilik et.
Sanatını ustadan öğrenmeyen (görmeyen) öğrenemez.
Her işin, her sanatın kendine göre birtakım incelikleri vardır. Çok çalışmak, kendi kendine çalışmakla bu incelikler öğrenilemez. Bu incelikler, pek çok deneme yapmış ve tecrübe kazanmış ustadan öğrenilir ancak. Çünkü usta denen kişi, kendinden öncekilerin tecrübelerinden yararlanan, sanatını gereği gibi öğrenip işinin sırlarını bilen kişidir.
Sana vereyim bir öğüt: Kendin ununu kendin öğüt.
Kişi, kendi işini kendisi yapmalıdır. İşini başkasına bırakmazsa içi rahat eder, sıkıntıya düşmez. Hem işi kolay yürür, hem de istediği gibi olur.
Sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış.
İnsanlar kötü yanlarını kolay kolay belli etmezler. Bunun için haklarında yargıda bulunmakta acele etmemek gerekir.
Sayılı gün tez geçer.
Sayısı belli olan, bir işin yapılması için önemli ve az görülen belirli zaman süresi çok çabuk geçer. Kişi işine öyle dalar ki, bugünlerin nasıl geçtiğinin farkına bile varmaz.
Sayılı koyunu kurt kapmaz.
Birine teslim edeceğiniz bir şeyi eğer sayarak, ölçerek ya da tartarak verirseniz, emanet alan kişi onu daha iyi korur; içinde bir kötülük varsa bile, sayılı olduğunu bildiğinden ötürü bundan vaz geçer; dikkatli olur.
Sebepsiz kuş bile uçmaz.
1. Dünyada her şeyin olmasına veya bir hâlde bulunmasına yol açan bir sebep vardır. Bu sebepleri de yaratan Yüce Allah`tır. Sebeplerin sırrını da gerçek anlamda yalnız O bilir. 2. Bir yardımcı, bir yol gösterici olmadan işler başarıya ulaşmaz.
Sel gider kum kalır (kişi ettiğini bulur).
Geçici olanlara değil, kalıcı olanlara önem vermek gereklidir. Hayatın akışı içinde yaşadığımız olayların, bulunduğumuz yerlerin, ilişki kurduğumuz insanların bir aslî olanları, bir de gelip geçici olanları vardır. İşte bizim için bu aslî olanlar, kalıcı olanlardan daha önemlidir.
Sen ağa, ben ağa; bu ineği kim sağa?
Kişi, üzerine düşen işten kaçmayıp onu yapmalıdır. Herkes işini bir kenara bırakıp keyfini düşünürse işler ortada kalır, bir sonuç alınamadığı gibi iş düzeni de bozulur, karışıklık çıkar, tatsızlık başlar.
Sen işlersen mal işler, insan öyle genişler.
Mal-mülk edinmenin, para kazanmanın yolu çalışmaktır. İnsan ne kadar çok çalışırsa, o kadar da çok kazanır; gittikçe de zenginleşir, rahat bir hayata kavuşur.
Sen işten korkma, iş senden korksun.
Bir işi başarmada azim ve cesaret çok önemlidir. Eğer girişeceğin işi gözünde büyütür, bunun altından kalkamam diye korkar, azmini yitirirsen başarılı olamazsın. Korkma, cesaretle işin üstüne üstüne git, bak nasıl iyi bir sonuç alacaksın.
Serçeden korkan darı ekmez.
Tehlikeleri gözünde büyüterek işe girişmekte çekingen davranan kimse, amacına ulaşamaz. Unutulmamalıdır ki, her işin kendine göre zor bir yanı vardır. Amacına kavuşmak isteyen de bunları göze almalıdır.
Sermayen bir yumurta ise taşa çal.
Sermaye, bir işin kurulup yürütülmesi için gerekli olan, önemi büyük bir güven kaynağıdır. Eğer bu kaynak işe yaramayacak, seni yarı yolda bırakacak kadar küçük ve önemsizse, o işten hemen vazgeçmelisin; ona bel bağlayıp yola çıkarsan sonunda zarar görür, pişman olursun.
Sevda geçer yalan olur, sonra sokar yılan olur.
Tutku hâlini almış aşırı sevgi, başlangıçta sevenleri birbirine bağlayan güçlü bir bağdır. Karşılıklı sevgi bittiği anda bu bağ kopar; tutkuya dönüşmüş olan sevgi de kısa zaman sonra yerini karşıtı olan nefrete bırakır, taraflara büyük zarar verici odak hâline gelir.
Seyrek git sen (sıkça varma) dostuna, kalksın ayak üstüne.
Dostumuz da olsa, sık sık yanına giderek kişiyi rahatsız etmek doğru değildir. Onu bezdirmemek, kendimizden soğutmamak, gittiğimizde de yakın ilgi görmek ve lâyıkıyla ağırlanmak istiyorsak, ziyaretlerimizi uzun zaman aralıklarıyla ve arada sırada yapalım.
Sıçan çıktığı deliği bilir.
Yasalara aykırı, yolsuz, gizli bir iş yapan kimse, kalkıştığı bu eylemin doğuracağı sonuçları önceden enine boyuna hesaplar; yakayı ele vermemek, yakalanmamak için gerekli önlemleri alır; nereye, ne zaman ve nasıl kaçacağını bilir.
Sıçan geçer yol olur.
Küçük ve basit de olsa, olumsuz ya da kötü bir işin yapılmasına izin verilmemelidir. Eğer bir kez izin verilirse, sürekli yapılmaya başlar ve alışkanlık hâline gelir. Bu giderek gelenekleşir ve pek çok kimse o zararlı yolu takip eder.
Sinek küçüktür ama mide bulandırır.
Önemsiz, küçük gibi görünse de, kötü ve olumsuz bir şey insan üzerinde iyi bir etki bırakmaz.
Sinek pekmezciyi tanır.
Çıkarını kollayan, kendini düşünen, işinin ehli olan kimse, kimden yararlanacağını iyi bilir.
Soğanın acısını yiyen bilmez doğrayan bilir.
Bir işteki güçlüğü, çekilen sıkıntıyı, o işin içinde olanlar, o işi başarmaya çalışanlar bilir; işin sadece sonucundan yararlananlar ise bundan habersizdirler.
Sona kalan dona kalır.
Bir işin yapılmasında geç kalan, zamanını kullanamayan kimse istediği şeyi elde edemez.
Son pişmanlık fayda vermez.
İş işten geçtikten sonra pişman olmanın bir yararı yoktur. Önemli olan bir zarara uğramadan önce, yapılacak işe iyi düşünerek, tedbir alarak girmek ve kötü bir sonla karşılaşmamaya çalışmaktır.
Sonradan gelen devlet, devlet değildir.
Kişi yaşlandıktan sonra gelen zenginlik işe yaramaz. Çünkü zengin, varlıklı olmanın tadı ancak gençlikte çıkarılır.
Soran yanılmamış.
İnsanoğlu her şeyi bilemez. Pek çok bilgiye sahip olan kimsenin bile bilmediği pek çok şey vardır. Bu sebeple bir işe girişmeden önce, yanılgıya düşmemek ve yanlışa sapmamak için o iş konusunda birilerine soru sormak, onlardan bilgi almak son derece gereklidir.
Sora sora Bağdat bulunur.
İnsan sora sora bilmediği işleri ve çok uzak yerleri bile öğrenip bulabilir.
Sorma kişinin aslını, sohbetinden bellidir.
Bir kişinin kim olduğunu, soyunu sopunu öğrenmenin bir gereği yoktur. Onu tanımak, karakteri hakkında bilgi edinmek istiyorsan konuşmasına, fikirlerine, inançlarına, hâl ve hareketlerine bak; bu sana yeterli ipuçlarını verir.
Söyleyenden dinleyen arif gerek.
1. Çok söz söylemek yerine çok dinlemek daha iyidir. Çünkü öğrenmenin en önemli yollarından biri de dinlemektir. Ayrıca çok konuşanın çok hata yaptığı da ortadadır. 2.Kimi konuşmacılar üstü kapalı, sanatlı ve derin anlamlı konuşurlar. Bu durumda söylenenlerin anlaşılması, dinleyenin bilgi ve anlayış yeteneğine bağlı kalır. Dinleyen, ne denmek istendiğini çaba göstererek anlamalıdır.
söz ağızdan çıkar.
Faziletli, dürüst, ahlâklı ve mert kişi ağzından çıkan sözü bilir; ona bağlı kalır, verdiği sözden dönmez ve onun gereğini yerine getirir.
söz gümüşse, sükût altındır.
Konuşmak her ne kadar iyiyse de, susmak bazen konuşmaktan daha iyi sonuç verir. Öyle ki, hiç ummadığı zamanda bile kişinin sarf ettiği sözler başına iş açabilir; onu zor duruma sokabilir.
sözünü bil, pişir; ağzında der, devşir.
Söyleyeceği sözün ne anlam taşıdığını, ne gibi sonuçlara yol açacağını düşünmeli; derleyip toparlamalı, ondan sonra söylemelidir insan. Eğer söz ağza geldiği gibi, bir tartıdan geçirilmeden söylenirse insanın başına umulmadık dertler açabilir.
söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.
sözün insan üzerindeki etkisi tartışılmaz. İyi, güzel, akıllıca ve yerinde söylenmiş sözler çoklukla insanlar üzerinde olumlu etkiler bırakır; inandırıcı, kabullendirici, yumuşatıcı bir rol oynayarak rayından çıkmak üzere olan işleri bir düzene sokar. Bunun yanında, kimi kırıcı, kaba, sert, düşünülmeden söylenmiş, ölçüsüz sözler de kimi tepkilere yol açar; anlaşmazlıklara, kavgalara sebep olur; işler çıkmaza girer, giderek büyür ve kimilerinin ölümüne bile sebep olur.
Su akarken testiyi doldurmalı.
İnsan eline geçen fırsatları değerlendirmeli, karşısına çıkan imkânlardan yararlanmasını bilmeli, mümkün olduğunca mal-mülk edinmeli, geleceğini güvence altına almalıdır. Çünkü her zaman uygun bir fırsat yakalaması mümkün olmayacaktır.
Su bulanmayınca durulmaz.
Kimi iş, konu, olay ya da durumlar pek çok tartışma, çekişme ve mücadeleden sonra aydınlığa kavuşur. Hemen herkes niyetini açığa vurur, fikrini söyler, söylenmedik bir şey kalmaz, sonunda mesele çözülür ve iş yoluna girer.
Su bulununca (görülünce) teyemmüm bozulur.
Bir zorunluk dolayısıyla yapılmakta olan bir işin, bu zorunluk ortadan kalkınca gereği gibi yapılmak için yeni baştan ele alınması gerekir. Bir başka deyişle, işimizde kullanacağımız asıl şey elimize geçince, daha önce onun yerine koyduğumuz benzerinin bir hükmü ya da değeri kalmaz.
Su küçüğün, söz (sofra) büyüğün.
Öncelikle büyükler sayılmalı, küçükler de korunmalıdır. Geleneklerimiz ve dinimiz, korunmada önceliği çocuğa vermiştir; çünkü çocuk daha güçsüz ve dayanıksızdır. Saygıda ise önceliği büyüklere vermiştir, çünkü çocuğun bütün ihtiyaçlarını karşılayan odur.
Su testisi su yolunda kırılır.
Bir kişi amaç edindiği işte veya ülküde, tuttuğu yolda çeşitli engellerle karşılaşır; kazaya uğrar, zarar görür, hatta ölür de.
Su uyur, düşman uyumaz.
Kimi akar sular vardır ki sanki akmıyormuş, durgunmuş gibi görünür. Buna asla kanmamak gerekir. Çünkü durgun akan sular daha ziyade tehlikeli olanlardır, asıl akış ve hareket diptedir. Düşman ise bundan daha tehlikelidir. Ona karşı her zaman çok dikkatli ve uyanık davranmak gerekir. Çünkü ne zaman harekete geçeceği, ne yapacağı belli olmaz. Unutulmamalıdır ki, düşman fırsat düşkünüdür, fırsatı kollar.
Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından kork.
Bk. "Adamın yere bakanından..."
Sükût ikrardan gelir.
Susmak kabul etmek demektir. Bir kişi, kendisine yapılan suçlamalara karşı itiraz etmiyor, kendisine yapılan tekliflere ses çıkarmıyorsa, bu "evet, kabul ettim" demek anlamına gelir.
Sürüden ayrılanı (ayrılan kuzuyu, koyunu) kurt kapar (yer).
Herkesin tuttuğu yolu bırakıp ayrı bir yol tutturanlar, herkesin yaptığını yapmayanlar, ya da arkadaşlarının yardımıyla yapılan bir işten ayrılanlar büyük zarara uğrarlar.
Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer.
Bir olaydan gerekli dersi alan, zarar gören kimse, ona benzer bir işle karşılaştığında uyanık davranır; tedbirli olur.
r harfi ile baslayan atasozleri ve aciklamalari
Ramazanda yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayramda yüzü kara olur.
Gerçeği yalanla kapatmak mümkün değildir. Bu bakımdan kişi yalan söyleyerek işlerini uzun süre yürütemez. Söylediğinin yalan olduğu, asıl meselenin mahiyeti çok geçmeden anlaşılır. Gerçek ortaya çıkar; işte o zaman, yalan söyleyerek işlerini yürüten kimse de utanır; kimsenin yüzüne bakamaz olur.
Rüşvet kapıdan girince iman bacadan çıkar.
Rüşvet, yaptırılmak istenilen bir işte kolaylık sağlanması için bir kimseye mal ve para olarak sağlanan çıkardır. Dinimiz olan İslâm rüşvet alıp vermeyi haram kılmış, haksız bir kazanç olarak görmüştür. Eğer inananlardan biri, Yüce Allah`ın buyruğuna uymayıp bu yasağı çiğnerse, büyük haksızlık etmiş olur; dolayısıyla imanını da kaybeder.
Rüzgâra tüküren kendi yüzüne tükürür.
İnsan kimle, ne ile mücadele edeceğini bilmelidir. Karşı koyacağı şeyin gücü ne? Onunla ne kadar baş edebilir? Sonuç ne olabilir? Bütün bunları iyice tartmalıdır. Eğer kişi gücünün üstünde bir güce saldırmaya, onunla boy ölçüşmeye kalkışırsa, sonuç alamaz; sonuç alamadığı gibi zararlı da çıkar, yıpranır.
Rüzgâr eken, fırtına biçer.
Kişi bir kötülük yaparsa, yaptığı kötülüğün çok daha kötüsü ile karşılaşır; büyük felâketlere uğrar, zarar görür.
Rüzgâr esmeyince yaprak kıpırdamaz (dal oynamaz).
Meydana gelen her olayın, her durumun belli bir sebebi veya etkeni vardır.
Rüzgârın önüne düşmeyen yorulur.
Toplumun genel gidişatına, ilkelerine, değer yargılarına karşı çıkan, uymayıp ters yönde hareket eden kişi pek çok engellerle karşılaşır; yorulup yıpranır.
Gerçeği yalanla kapatmak mümkün değildir. Bu bakımdan kişi yalan söyleyerek işlerini uzun süre yürütemez. Söylediğinin yalan olduğu, asıl meselenin mahiyeti çok geçmeden anlaşılır. Gerçek ortaya çıkar; işte o zaman, yalan söyleyerek işlerini yürüten kimse de utanır; kimsenin yüzüne bakamaz olur.
Rüşvet kapıdan girince iman bacadan çıkar.
Rüşvet, yaptırılmak istenilen bir işte kolaylık sağlanması için bir kimseye mal ve para olarak sağlanan çıkardır. Dinimiz olan İslâm rüşvet alıp vermeyi haram kılmış, haksız bir kazanç olarak görmüştür. Eğer inananlardan biri, Yüce Allah`ın buyruğuna uymayıp bu yasağı çiğnerse, büyük haksızlık etmiş olur; dolayısıyla imanını da kaybeder.
Rüzgâra tüküren kendi yüzüne tükürür.
İnsan kimle, ne ile mücadele edeceğini bilmelidir. Karşı koyacağı şeyin gücü ne? Onunla ne kadar baş edebilir? Sonuç ne olabilir? Bütün bunları iyice tartmalıdır. Eğer kişi gücünün üstünde bir güce saldırmaya, onunla boy ölçüşmeye kalkışırsa, sonuç alamaz; sonuç alamadığı gibi zararlı da çıkar, yıpranır.
Rüzgâr eken, fırtına biçer.
Kişi bir kötülük yaparsa, yaptığı kötülüğün çok daha kötüsü ile karşılaşır; büyük felâketlere uğrar, zarar görür.
Rüzgâr esmeyince yaprak kıpırdamaz (dal oynamaz).
Meydana gelen her olayın, her durumun belli bir sebebi veya etkeni vardır.
Rüzgârın önüne düşmeyen yorulur.
Toplumun genel gidişatına, ilkelerine, değer yargılarına karşı çıkan, uymayıp ters yönde hareket eden kişi pek çok engellerle karşılaşır; yorulup yıpranır.
p harfi ile baslayan atasozleri ve aciklamalari
Padişahın bile arkasından kılıç sallarlar.
Kendisinden çekinilen kimselerin yüzüne karşı bir şey diyemeyenler onu arkasından çekiştirirler, hakkında atıp tutarlar. Çünkü hasmı karşısında değildir, arkasından konuşmak da kolaydır.
Papaz her gün pilâv yemez.
İnsanın önüne her zaman aynı nitelikte elverişli bir imkân çıkmaz. Çünkü şart, zaman ve imkânlar sürekli değil, değişkendirler.
Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz (bilinmez).
İman her şeyden önce içsel, yani kalbî bir olaydır. İnsanların imanlarını sözle dile getirmeleri mümkünse de, bunu çıkar için yapıyor olabilirler. Dolayısıyla gerçekten kimin iman ettiğini bilmemiz imkânsızdır. Para için de aynı şey söz konusudur. Kimse kolay kolay parasının olduğunu söylemez, gizleme yoluna gider. Kimi cimri olan ve yoksul bir hayat yaşayan insanların çok zengin, kimi cömert ve eli açık insanların da parasız olduğu çok görülmüştür. Bu bakımdan para ile imanın kimde olduğu pek bilinmez.
Paranın yüzü sıcaktır.
Para çekicidir ve öyle kolayca geri çevrilemez. Çünkü paranın gücü, pek çok maddî sorunu halleder. Bu sebeple insanlar parayı görünce gevşer, ona kavuşma isteği duyar, kendisinden istenen işi de kolayca yapma eğilimi gösterir.
Para parayı çeker.
Elde para bulunursa onunla yeni paralar kazanılır. Bilinen o ki, pek çok işte sermaye şarttır. Sermayen ne kadar çoksa, o kadar büyük iş yapar ve o kadar da çok kazanırsın.
Parayı veren düdüğü çalar.
Para harcayan kimse istediğini elde edebilir. İş yapabilir, yaptırabilir; satın alabilir, aldırabilir; hemen her istediği maddî şeye kavuşması mümkündür.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
Bir iş, durum ya da olayın nasıl sonuçlanıp sonuçlanmayacağı şimdiki gidişinden anlaşılıp belli olur.
Pilâv yiyen, kaşığını yanında (belinde) taşır.
Bir şeyden yararlanmak isteyen kişi, bunun için gereken aracı eli altında bulundurmalıdır.
Pilâvdan dönenin kaşığı kırılsın.
Yararlı bir şeyi elde etmek isteyen insan sonuna kadar uğraşıp didinmeli, direnmeli ve mücadele etmekten kaçınmamalıdır.
Püf demeye dudak ister.
Bir şeyi yapmak için kuşkusuz bilgi, beceri ve araç oldukça önemlidir. Ancak bunlardan da önemlisi o işi yapma isteği, gücü ve cesaretidir. Bunlar olmadan işin başarıya ulaşması zorlaşır.
Kendisinden çekinilen kimselerin yüzüne karşı bir şey diyemeyenler onu arkasından çekiştirirler, hakkında atıp tutarlar. Çünkü hasmı karşısında değildir, arkasından konuşmak da kolaydır.
Papaz her gün pilâv yemez.
İnsanın önüne her zaman aynı nitelikte elverişli bir imkân çıkmaz. Çünkü şart, zaman ve imkânlar sürekli değil, değişkendirler.
Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz (bilinmez).
İman her şeyden önce içsel, yani kalbî bir olaydır. İnsanların imanlarını sözle dile getirmeleri mümkünse de, bunu çıkar için yapıyor olabilirler. Dolayısıyla gerçekten kimin iman ettiğini bilmemiz imkânsızdır. Para için de aynı şey söz konusudur. Kimse kolay kolay parasının olduğunu söylemez, gizleme yoluna gider. Kimi cimri olan ve yoksul bir hayat yaşayan insanların çok zengin, kimi cömert ve eli açık insanların da parasız olduğu çok görülmüştür. Bu bakımdan para ile imanın kimde olduğu pek bilinmez.
Paranın yüzü sıcaktır.
Para çekicidir ve öyle kolayca geri çevrilemez. Çünkü paranın gücü, pek çok maddî sorunu halleder. Bu sebeple insanlar parayı görünce gevşer, ona kavuşma isteği duyar, kendisinden istenen işi de kolayca yapma eğilimi gösterir.
Para parayı çeker.
Elde para bulunursa onunla yeni paralar kazanılır. Bilinen o ki, pek çok işte sermaye şarttır. Sermayen ne kadar çoksa, o kadar büyük iş yapar ve o kadar da çok kazanırsın.
Parayı veren düdüğü çalar.
Para harcayan kimse istediğini elde edebilir. İş yapabilir, yaptırabilir; satın alabilir, aldırabilir; hemen her istediği maddî şeye kavuşması mümkündür.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
Bir iş, durum ya da olayın nasıl sonuçlanıp sonuçlanmayacağı şimdiki gidişinden anlaşılıp belli olur.
Pilâv yiyen, kaşığını yanında (belinde) taşır.
Bir şeyden yararlanmak isteyen kişi, bunun için gereken aracı eli altında bulundurmalıdır.
Pilâvdan dönenin kaşığı kırılsın.
Yararlı bir şeyi elde etmek isteyen insan sonuna kadar uğraşıp didinmeli, direnmeli ve mücadele etmekten kaçınmamalıdır.
Püf demeye dudak ister.
Bir şeyi yapmak için kuşkusuz bilgi, beceri ve araç oldukça önemlidir. Ancak bunlardan da önemlisi o işi yapma isteği, gücü ve cesaretidir. Bunlar olmadan işin başarıya ulaşması zorlaşır.
ö harfi ile baslayan atasozleri ve aciklamalari
Ödünç güle güle gider, ağlaya ağlaya gelir.
İleride geri alınmak şartıyla verilen para, eşya ya da herhangi bir mal her iki tarafı da mutlu eder. Veren yardımcı olduğu, alan da ihtiyacını gördüğü için sevinir. Ancak geri verme zamanı gelince bu sevinç kaybolur. Çünkü çoklukla geri ödeme ya çok geç yapılır, ya da ödünç olarak verilen şeyin yıprandığı görülür. Bu durum ödünç verenle, ödünç alanın arasını açar; dostlukları bozup zedeler.
Öfkeyle kalkan, zararla (ziyanla) oturur.
Öfkesine kapılarak iş gören sonunda güç duruma düşer. Çünkü öfkeli, kızgın, sinirli insan iyi düşünemez, olup biteni iyi göremez, sonucu iyi hesaplayamaz. Bu yüzden de yanlış iş yapar.
Öküze boynuzu yük değil.
İnsan, kendi yakınlarının işleri ile kendi işlerini yük saymaz. Her ne kadar külfetmiş gibi görünüyorlarsa da, aslında yaptığı işler kişinin kendi yararınadır. Bk. "Koça boynuzu yük değil."
Ölenle ölünmez.
Her canlının hayatı sona erer. Bu kaçınılmaz bir sondur ve doğal karşılanmalıdır. Çünkü ölüme çare bulunmaz. Bu bakımdan yakınını kaybeden bir kimse, kendini tüketircesine üzülmemeli, sakin olup dövünmeyi bırakmalıdır. Ne yaparsa yapsın, ne kadar üzülürse üzülsün öleni geri getiremeyecektir.
Ölmüş eşek, kurttan korkmaz.
Bazı sebeplerden ötürü çok sıkıntı ve acı çeken, felâket üstüne felâket görüp zarara uğrayan, kaybedecek bir şeyi kalmayan kimse, artık hiçbir şeyden korkmaz; ne tehlikeye aldırır, ne de tehdide.
Ölüm kalım (dirim) bizim için.
İnsan yaşadığı gibi her an ölebilir de. Bu bakımdan öbür dünyayı da hesaba katmalı, ona göre davranmalı, dinin buyruklarını yerine getirmeli, bu dünyadaki işlerini de yarın öleceğini düşünerek bir yola koymalı insan.
Ölüm ile öç alınmaz.
Düşmanlarının ölümünden sevinç duymak veya böyle bir duyguya kapılmak insana yakışmaz.
Önce can, sonra canan.
İnsanlar bencil yaratıklardır. Can da kıymetlidir. Kaybedilmesi göze alınamaz. Bu bakımdan büyük fedakârlık gerektirecek konularda önce kendilerini, sonra sevdiklerini ve yakınlarını düşünür insanlar.
Önce düşün, sonra söyle.
Ağızdan çıkan sözü değiştirmek ya da geri almak çok zordur. Sarf edilen bir söz insanı güç durumda bırakabilir, zarara sokup pişman edebilir. Bu sebeple bir sözü sarf etmeden önce dikkatlice düşünmeli, ne getirip götüreceği iyice tartılıp hesaplanmalıdır.
Öpülecek el ısırılmaz.
Saygı, sevgi, bağlılık gösterilecek ve teşekkür edilecek kimse incitilmemeli; sert ve kaba davranışa muhatap kılınmamalıdır.
İleride geri alınmak şartıyla verilen para, eşya ya da herhangi bir mal her iki tarafı da mutlu eder. Veren yardımcı olduğu, alan da ihtiyacını gördüğü için sevinir. Ancak geri verme zamanı gelince bu sevinç kaybolur. Çünkü çoklukla geri ödeme ya çok geç yapılır, ya da ödünç olarak verilen şeyin yıprandığı görülür. Bu durum ödünç verenle, ödünç alanın arasını açar; dostlukları bozup zedeler.
Öfkeyle kalkan, zararla (ziyanla) oturur.
Öfkesine kapılarak iş gören sonunda güç duruma düşer. Çünkü öfkeli, kızgın, sinirli insan iyi düşünemez, olup biteni iyi göremez, sonucu iyi hesaplayamaz. Bu yüzden de yanlış iş yapar.
Öküze boynuzu yük değil.
İnsan, kendi yakınlarının işleri ile kendi işlerini yük saymaz. Her ne kadar külfetmiş gibi görünüyorlarsa da, aslında yaptığı işler kişinin kendi yararınadır. Bk. "Koça boynuzu yük değil."
Ölenle ölünmez.
Her canlının hayatı sona erer. Bu kaçınılmaz bir sondur ve doğal karşılanmalıdır. Çünkü ölüme çare bulunmaz. Bu bakımdan yakınını kaybeden bir kimse, kendini tüketircesine üzülmemeli, sakin olup dövünmeyi bırakmalıdır. Ne yaparsa yapsın, ne kadar üzülürse üzülsün öleni geri getiremeyecektir.
Ölmüş eşek, kurttan korkmaz.
Bazı sebeplerden ötürü çok sıkıntı ve acı çeken, felâket üstüne felâket görüp zarara uğrayan, kaybedecek bir şeyi kalmayan kimse, artık hiçbir şeyden korkmaz; ne tehlikeye aldırır, ne de tehdide.
Ölüm kalım (dirim) bizim için.
İnsan yaşadığı gibi her an ölebilir de. Bu bakımdan öbür dünyayı da hesaba katmalı, ona göre davranmalı, dinin buyruklarını yerine getirmeli, bu dünyadaki işlerini de yarın öleceğini düşünerek bir yola koymalı insan.
Ölüm ile öç alınmaz.
Düşmanlarının ölümünden sevinç duymak veya böyle bir duyguya kapılmak insana yakışmaz.
Önce can, sonra canan.
İnsanlar bencil yaratıklardır. Can da kıymetlidir. Kaybedilmesi göze alınamaz. Bu bakımdan büyük fedakârlık gerektirecek konularda önce kendilerini, sonra sevdiklerini ve yakınlarını düşünür insanlar.
Önce düşün, sonra söyle.
Ağızdan çıkan sözü değiştirmek ya da geri almak çok zordur. Sarf edilen bir söz insanı güç durumda bırakabilir, zarara sokup pişman edebilir. Bu sebeple bir sözü sarf etmeden önce dikkatlice düşünmeli, ne getirip götüreceği iyice tartılıp hesaplanmalıdır.
Öpülecek el ısırılmaz.
Saygı, sevgi, bağlılık gösterilecek ve teşekkür edilecek kimse incitilmemeli; sert ve kaba davranışa muhatap kılınmamalıdır.
o harfi ile baslayan atasozleri ve aciklamalari
Oduncunun gözü omçada, dilencinin gözü çömçede.
Kişiler iş, meslek ve durumlarına göre kendilerine gerekli olan şeylerin peşine düşerler; onları elde etmeye çalışırlar.
Olacakla öleceğe çare bulunmaz.
İnsanın kaderinde ne varsa o olur, bunu değiştirmek mümkün değildir. Dünyada olup biten her şey Yüce Allah`ın kaza ve kaderine göre olur. Dolayısıyla ölüm de insanın iradesinin dışındadır. Eceli gelen, günü dolan ölür; bu mutlaka olacaktır, bunun önüne geçilemez.
Olan dört bağlar, olmayan dert bağlar.
Zengin, varlıklı kişi dilediği gibi yaşar; istediği gibi yer, içer; giyinir, kuşanır; rahatına rahat katar. Ama yoksul kişi değil rahatına bakmak, geçimini temin edemediği için içten içe üzülür; acı çeker.
Olsa ile bulsayı ekmişler, hiç bitmiş (yel ile yuf bitmiş).
İnsan başarılı sonuca boş söz ve hayalle değil, çalışarak ulaşır ancak. Bu sebeple "bu iş böyle, şu iş şöyle olsa, şu şartlar yerine gelse" gibi sözler sarf etmekle insanın eline bir şey geçmez. İnsan bir şey kazanmak istiyorsa hareket etmeli, çalışıp çabalamalıdır.
Ortak (kuma) gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş.
Bir erkeğin hanımları birbirleriyle iyi-kötü anlaşabilirler, ama kardeşlerin hanımları birbirleriyle geçinemezler.
Osmanlı`nın ayağı üzengide gerek.
Bir devleti ayakta tutmak, yüzyıllar boyu yaşatmak, sınırları genişletmek, dini yaymak o kadar kolay bir şey değildir. Ancak atalarımız bunu becermişlerdir. Becerirken de sürekli hareket hâlinde olmuşlar, didinip çalışmışlar, dur durak bilmemişler, bir yere bağlanıp kalmamışlardır. Onlar bilirlerdi ki, hareketsiz kalan, tembelleşen, bir yere bağlanıp kalan (yani ayağını üzengiden çeken) kişi, ne başarılı olabilir, ne de dirlik ve düzenliğini sağlayabilirdi.
Otu çek, köküne bak.
Bir kişinin kimliğini, nasıl birisi olup olmadığını öğrenmek için soyunu sopunu bilmek ve tanımak gerekir.
Otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır.
Ağızdan çıkan söz, çok çabuk duyulur; başkalarının diline düşer ve bir anda her tarafa yayılır.
Oturduğu ahır sekisi, çağırdığı İstanbul Türküsü.
Kimi kişiler bulundukları yer ve şarta uymayan, ters düşen davranışlarda bulunur; kendilerini alay konusu ederler.
Oynamasını bilmeyen gelin yerim dar demiş.
Kimi beceriksiz, başarısız, kendisinden bekleneni veremeyen kişiler bazı bahanelerin arkasına saklanarak açıklarını kapatmaya çalışırlar.
Kişiler iş, meslek ve durumlarına göre kendilerine gerekli olan şeylerin peşine düşerler; onları elde etmeye çalışırlar.
Olacakla öleceğe çare bulunmaz.
İnsanın kaderinde ne varsa o olur, bunu değiştirmek mümkün değildir. Dünyada olup biten her şey Yüce Allah`ın kaza ve kaderine göre olur. Dolayısıyla ölüm de insanın iradesinin dışındadır. Eceli gelen, günü dolan ölür; bu mutlaka olacaktır, bunun önüne geçilemez.
Olan dört bağlar, olmayan dert bağlar.
Zengin, varlıklı kişi dilediği gibi yaşar; istediği gibi yer, içer; giyinir, kuşanır; rahatına rahat katar. Ama yoksul kişi değil rahatına bakmak, geçimini temin edemediği için içten içe üzülür; acı çeker.
Olsa ile bulsayı ekmişler, hiç bitmiş (yel ile yuf bitmiş).
İnsan başarılı sonuca boş söz ve hayalle değil, çalışarak ulaşır ancak. Bu sebeple "bu iş böyle, şu iş şöyle olsa, şu şartlar yerine gelse" gibi sözler sarf etmekle insanın eline bir şey geçmez. İnsan bir şey kazanmak istiyorsa hareket etmeli, çalışıp çabalamalıdır.
Ortak (kuma) gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş.
Bir erkeğin hanımları birbirleriyle iyi-kötü anlaşabilirler, ama kardeşlerin hanımları birbirleriyle geçinemezler.
Osmanlı`nın ayağı üzengide gerek.
Bir devleti ayakta tutmak, yüzyıllar boyu yaşatmak, sınırları genişletmek, dini yaymak o kadar kolay bir şey değildir. Ancak atalarımız bunu becermişlerdir. Becerirken de sürekli hareket hâlinde olmuşlar, didinip çalışmışlar, dur durak bilmemişler, bir yere bağlanıp kalmamışlardır. Onlar bilirlerdi ki, hareketsiz kalan, tembelleşen, bir yere bağlanıp kalan (yani ayağını üzengiden çeken) kişi, ne başarılı olabilir, ne de dirlik ve düzenliğini sağlayabilirdi.
Otu çek, köküne bak.
Bir kişinin kimliğini, nasıl birisi olup olmadığını öğrenmek için soyunu sopunu bilmek ve tanımak gerekir.
Otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır.
Ağızdan çıkan söz, çok çabuk duyulur; başkalarının diline düşer ve bir anda her tarafa yayılır.
Oturduğu ahır sekisi, çağırdığı İstanbul Türküsü.
Kimi kişiler bulundukları yer ve şarta uymayan, ters düşen davranışlarda bulunur; kendilerini alay konusu ederler.
Oynamasını bilmeyen gelin yerim dar demiş.
Kimi beceriksiz, başarısız, kendisinden bekleneni veremeyen kişiler bazı bahanelerin arkasına saklanarak açıklarını kapatmaya çalışırlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)